Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Shia LaBeouf Performansı
Birçok başarılı ismi kadrosunda barındıran, sadece bir sezon yayınlanmasına rağmen adını tarihe yazdıran Freaks and Geeks’te küçük bir rolde gördüğümüz Shia LaBeouf, son olarak uluslararası festivallerden övgüyle ayrılan Andrea Arnold imzalı American Honey’deki muazzam performansıyla dikkatleri çekiyor. İlk başrolü The Greatest Game Ever Played ile adından söz ettirmeye başlayan LaBeouf, farklı karakterlere bürünerek, yine farklı tarzda yönetmenlerin yapımlarında karşımıza çıkıyor yıllardır. Steven Spielberg’in yapımcılığını üstlendiği Transformers serisinden; sinemanın aykırı yönetmeni Lars Von Trier’in Nymphomaniac’ına kadar geniş bir yelpaze gibi duran filmografisiyle beğeni toplarken, farklı projelerde ve bağımsız yapımlarda sıklıkla adını duyduğumuz LaBeouf; bizi ileriki projelerinde de şaşırtmaya devam edecek gibi. En son adını İsveç, Danimarka ve Finlandiya ortak yapımı, şuan ise yapım aşamasında olan Borg’da gördüğümüz oyuncu, filmde tenis tarihinin en ünlü oyuncularından biri olan John McEnroe olarak izleyiciyle buluşacak.
American Honey’nin Jake’ini izlemeye doyamadıysanız veya Shia LaBeouf’u yeni keşfedip filmografisiyle tanışmak istiyorsanız; sizler için oyuncunun mutlaka izlemeniz gereken 10 filmini seçtik.
Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Shia LaBeouf Performansı
Constantine – 2005

Los Angeles’lı özel dedektif John Constantine’in doğaüstü olaylardaki başarısı yadsınamaz. Eliyle tutup gözüyle görmediği hiç bir şeye inanmayan polis memuru Angela Dodson, ikiz kız kardeşi esrarengiz bir biçimde intihar edince, Constantine’le işbirliği yapmak mecburiyetinde kalır. İkili cenennem yaratıkları ve iblisleri alt edip, Los Angeles’ın karanlık sokaklarında yollarını bulabilmek için beraber savaş verirler. DC çizgi romanından uyarlanan ve başrollerinde Keanu Reeves ile Rachel Weisz’in yer aldığı Constantine’de ‘şoför’ rolüyle karşımıza çıkan Shia LaBeouf, küçük rolüyle başarılı bir performans ortaya koymuştur.
The Greatest Game Ever Played – 2005

20. yüzyılın başında genç bir golfçü olan Harry Vardon şampiyon bir golfçüye dönüşür ancak o olağanüstü yeteneklerine rağmen İngiliz centilmenliğine aykırı izler taşımaktadır. 12 yıl sonra, genç bir Amerikalı olan Francis Coumet, aynı önyargıya karşı savaşmak zorunda bırakılmıştır, ve bu şans kendisine Amerikan açıkta en büyük idolüne karşı yarışma şansı yaratmıştır. Oyuncu kimliğiyle tanıdığımız Bill Paxton’ın yönetmen koltuğuna oturduğu The Greatest Game Ever Played, ünlü golfçü Francis Ouimet’in henüz amatör olduğu günlerden dünya çapında yıldız bir sporcu haline geldiği döneme kadar yaşananları anlatıyor. Mark Frost tarafından kaleme alınan film; The Greatest Game Ever Played: Harry Vardon, Francis Ouimet and the Birth of Modern Golf adlı kitaptan uyarlandı. Shia LaBeouf’un ilk başrolü ve adından söz ettirmeye başladığı film, golf sevmeyen veya ilgi duymayan sinemaseverleri bile keyifle izleyeceği bir yapım.
A Guide to Recognising Your Saints – 2006

Dito Montiel’in ilk kez yönetmen koltuğunda oturduğu ve Sundance Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve Juri Özel Ödülüne sahip olduğu film A Guide to Recognising Your Saints, New York’un fakir ve tehlikeli mahallelerinde yaşayan, serseri bir yaşamla farklı arayışların arasında kalmış genç bir adam olan Dito’nun hikayesini konu alır. Robert Downey Jr ile Shia LaBeouf’un (gençliğini) Dito’ya hayat verdiği filmde, sürekli birlikte takıldığı üç arkadaşı arasında en büyükleri olan Antonio’ya sevgi ile birlikte ayrıca saygı da beslemekte olan Dito, birlikte sokaklarda takılırken yaşadığı hayattan çok daha farklı bir naifliği de içinde barındırır. Özellikle son derece zeki olan kız arkadaşının yanında bu yönünü daha fazla ortaya çıkarabilen Dito’nun hayatı, İskoçya’dan New York’a taşınan arkadaşı Mike sayesinde önemli bir değişime neden olacaktır. Amerika’nın arka sokaklarının jargonunu içeren ve diyaloglarıyla adeta akıp giden film aslında otobiyografik bir yapıda karşımıza çıkıyor.
Disturbia – 2007

Kale Brecht, babasının kazayla trajik ölümünden sonra girdiği bunalımı atlatmaya çalışan sorunlu bir gençtir. Asık yüzlü, içine kapanık ve çekingen olan Kale, işlediği küçük bir suçtan dolayı yargıç tarafından ev hapsi cezasına çarptırılır. Annesi Julie ise evin geçimini sağlayabilmek için gece gündüz çalışmaktadır. Tek isteği kayıtsız davranışlarda bulunan oğlunun ihtiyaçlarını karşılayabilmek ona babasının eksikliğini hissettirmeden iyi bir gelecek sağlayabilmektir. Ev içine hapsolan Kale için duvarlar adeta üzerine üzerine gelmekte; günlerini nasıl geçireceğini bilememektedir ki zaman geçirebilmek için tüm ilgisini pencerenin dışındaki komşu evlerine yöneltmeye başlar. Ancak bu gözlemleme olayına alışan Kale, artık iflah olmaz bir röntgenci olup çıkmıştır. Shia LaBeouf’un Kale Brecht’e hayat verdiği filmin yönetmen koltuğunda ise D.J. Caruso oturuyor.
Eagle Eye – 2008

Yine Steven Spielberg’in yapımcısı olduğu, yönetmen koltuğunda ise D.J. Carusa’nın oturduğu Eagle Eye, aksiyon severler için dikkat çeken yapımlardan biri. Jerry ve Rachel, daha önce hiç tanımadıkları bir kadın tarafından rehin alınırlar; fakat kadın bu iki kişiyle ilgili her şeyi bilmektedir. Politik bir suikast için kullanılmakta olduklarını anlayan bu iki rehine ise işbirliği yapmaya karar verir.Teröristler tarafından kapana kıstırılıp suikast düzenlemeye hazırlanan bir terör hücresine katılmaya zorlanan bekar bir anneye hayat veren Michelle Monaghan’a Jerry karakterini canlandıran Shia LaBeouf eşlik ediyor.
Wall Street: Money Never Sleeps – 2010

Dünya küresel bir ekonomik krizle çalkalanmaktayken; genç bir Wall Street yatırımcısı, kötü bir durumda kalmış eski bir Wall Street uzmanıyla iki aşamalı bir görev için anlaşır. Görev; gelmekte gözüken finansal çöküş öncesi finansal çevreleri bundan haberdar etmek ve bu genç yatırımcının akıl hocasının ölümünden kimin sorumlu olduğunu bulmaktır. Oliver Stone’un 1987 yılında finans piyasasındaki çetin mücadeleyi anlattığı “Wall Street” adlı filminde yer alan Gordon Gekko, kimi zamanlarda aldığı sert, yer yer kural tanımaz kararlarıyla hafızalarda yer etmişti hatırlarsanız. Aradan geçen 20 yıl sonra yeniden karşımızda! Gekko olarak yine Michael Douglas’ı izlerken, Shia LaBeouf’u ise Jake Moore’u görüyoruz.
Lawless – 2012

John Hillcoat’un yönetmenliğini üstlendiği Lawless, Amerikan rüyasına ulaşmak isteyen üç isyankar kaçakçıyı konu alıyor. Üç kardeş kanunların her iki tarafında ihanetle savaşırken ve güçleri gittikçe artarken, ortaya Maggie isimli gizemli bir kadın çıkar ve düşünceli Forrest’ı, kullandığı yasadışı yöntemlerin gerçek değerini sorgulamaya iter. Güçlü şehir gangsterleri kardeşlerin çabalarının ödüllerini toplarken, onlar hayallerini gerçekleştirmek için mücadele eder. Film, Bondurant kardeşlerin gerçek hikayesini anlatıyor. Matt Bondurant’ın ailesinin hayatından etkilenmiş olan bu kahraman gangster öyküsünde, üç kardeşin birbirine olan sadakati, ünlü suç dalgasının içinde bir sınavdan geçiyor.
Nymphomaniac I – II– 2013

Sinemanın aykırı yönetmenlerinden Lars Von Trier’in iki bölüm şeklinde izlediğimiz son filmi, depresyon üçlemesinin son filmi Nymphomaniac I-II; nemfoman bir kadın olan Joe’yu merkezine alan film, başkarakterinin doğumundan 50 yaşına kadar olan hayatına, özellikle de cinsel serüvenlerine odaklanıyor. Soğuk bir kış gecesi Seligman, yolda dövülmüş halde Joe’yu bulur. Onu evine getirip, yaralarını sarar. Joe bu adamın evinde dinlenirken kendi hikayesini de anlatmaya başlar ve bizi kendi dünyasına doğru sürükler. Stacy Martin ile Charlotte Gainsbourg’un (hayatının farklı dönemlerinde) canlandırdğı Joe’nun yaşamında önemli anlarından birini paylaştığı ve hayatının birçok döneminde karşılaştığı Jerôme’e hayat veren Shia LaBeouf’un yanı sıra birçok sürpriz isimle; Stellan Skarsgård, Jamie Bell, Christian Slater, Uma Thurman ve Willem Dafoe ile karşılaşıyoruz.
Fury – 2014

1945 yılının Nisan ayı; İkinci Dünya Savaşı’nın son ayları… Avrupa Cephesi’nde müttefikler son kozlarını oynarken, savaş ile yoğrulmuş ordu çavuşu Wardaddy, bir Sherman tankını yönetmektedir ve düşman hattı ardında ölümcül bir vazife üstlenen beş kişilik bir ekibi vardır. Çok az sayıda ve yeterince silahı olmayan Wardaddy ve adamları, Nazi Almanya’sının kalbini vurmak için kahramanlıkları içinde tehlikeye atılmaktadır. Nazi Almanyası’nın son günlerinde savaşın belki de seyrini değiştirecek olan bu ekip, bir bakıma da tarihe tanıklık etmemizi sağlayacaklardır. Bir savaş draması olan Fury’nin yönetmenliğini ve senaristliğini David Ayer üstleniyor. Filmin başrollerinde ise Brad Pitt, Shia LaBeouf ve Logan Lerman yer alıyor.
American Honey – 2016

Fransız Première dergisinin “Z Kuşağı için Easy Rider” olarak tanımladığı, Cannes Film Festivali’nde çoğu eleştirmeni kendisine hayran bırakan yeni Andrea Arnold harikası American Honey, günümüz Amerikan gençliğini en iyi anlatan filmlerden birisi. Aile içi şiddet ve yoksulluktan ibaret hayatını ani bir kararla geride bırakan 18 yaşındaki Star’ın, dergi aboneliği satan bir gruba eklenerek çıktığı uzun yolculuğu konu alan film; şahane bir soundtrack, müthiş bir görüntü yönetimi ve perdeden taşan inanılmaz bir enerjiyle soluksuz bir seyir sunuyor. Çoğunluğun amatörlerden oluştuğu kadrosu ve doğaçlama ile çekilen sahneleriyle dikkat çeken filmin başrolünde, ilk oyunculuk deneyimiyle Sasha Lane büyüleyici bir performans sergilerken; aşık olduğu Jake rolünde ise başarılı oyuncu Shia LaBeouf kariyerinin en iyi performansı ile bizlerin karşısına çıkıyor.
Elif Barış
586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →