2017 Sundance Film Festivali Filmleri ve Fragmanları
2017 Sundance Film Festivali’nde sinemaseverlerle buluşacak olan filmlerden yayınlanmış olan fragmanları bir araya getirdik.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da Sundance Film Festivali, programında birbirinden başarılı yapımları barındırıyor. Bağımsız film sektörünün en gözde festivallerinden biri olan Sundance, ilk kez 1978’de Robert Redford’un direktörlüğünde sinemaseverlerin karşısına geçtiği günden itibaren her yıl bizi şaşırtan yapımlarla adından söz ettirmeyi başardı.
2017 Sundance Film Festivali Filmleri ve Fragmanları
Beş farklı kategoride 66 filmin gösterileceği festival, bu yıl 19-29 Ocak 2017 tarihleri arasında Park City, Utah’ta kapılarını aralayacak. Festivalin ulusal-uluslararası belgesel ve drama kısımlarında yarışacak yapımlara buradan ulaşabilirsiniz.
The Discovery
Dünyaca ünlü fizikçi, Dr. Thomas Harber, ölümden sonraki hayatın varlığını bilimsel olarak ispatlamanın yollarını aramaktadır. Ancak bu keşfediş, bazı sorunlara neden olacaktır. Harber’in oğlu Will ise büyüdüğü şehre dönerek, içinde bulunduğu durumla yüzleşmenin peşinde. Ancak kendi esrarengiz olayları nedeniyle adaya geri dönen Isla ile yolları kesişen Will’i; geçmişten başlayan bolca pişmanlıkların olduğu uzunca bir yol, masalsı bir hayat beklemektedir. Filmin oyuncu kadrosunda muhteşem üç isim var; Robert Redford, Jason Segel ve Rooney Mara!
Manifesto
Yarattığı karakterlerle her daim bizi büyülemeyi başaran Cate Blanchett’i 13 farklı rolde izleyeceğimiz Manifesto; bizleri tarihin en etkili manifestolarından bazılarının beyazperdeye yansımasıyla buluşturuyor. Oyuncunun bir öğretmenden, evsiz bir adama kadar birçok değişik rolde göründüğü yapım, Jim Jarmusch ve Lars von Trier gibi sinema dünyasından önemli isimlerin de manifestolarına yer veriyor.
XX
Doğa üstü güçlere sahip dört kadının hikayesi ekseninde gelişen ve ilk kez tamamı kadınlardan oluşan bir ekip tarafından yürütülen korku antolojisi XX bizleri türün en önemli isimlerinden biri olan Annie Clark, Karyn Kusama ve Roxanne Benjamin ve Jovanka Vuckovic ile buluşturuyor. Film, korku türünün farklı bir açısını keşfetmemizi sağlayacak.
Before I Fall
Sam, şanslı bir gençtir. Sevdiği arkadaşları ve sevgilisiyle oldukça rahat ve zengin bir hayat süren Sam, aslında arkadaşlarıyla birlikte, acımasız bir şekilde ilkokuldan beri sınıf arkadaşlarıyla uğraşmaktadırlar. Ancak 12 Şubat Cuma günü Sam partiden eve dönerken bir trafik kazası geçirir. Ölmesi gereken Sam, hiçbir şey olmamış gibi sabaha uyanır. Aslında Sam, ‘Gorundhog Day’ benzeri bir zaman aralığında sıkışmıştır ve hayatının son gününü tekrar tekrar yaşayarak gizemi çözmekten başka çaresi yoktur. Bu arayışında her küçük şeyin bile bir başka duruma sebep olacağını ve başkalarının geleceğini etkileyebileceğini fark eder.
Wilson
Woody Harrelson’un hayat verdiği; yalnız, nevrotik, sevimli ve orta yaşlarda bir insan olan Wilson’ın Isabelle isminde genç bir kızı olduğunu öğrenmesinin ardından eşiyle yeniden bir araya gelerek kızıyla ilk kez tanışmasını konu edinecek olan Wilson, çizgi romanın yazarı Daniel Clowes’un satirik ve alaycı tarzını beyazperdeye taşıyacakmış gibi görünüyor.
The Killing Ground
Genç çift Sam ve Ian, bir haftasonu için kentsel hayattan kaçarak kamp yapmaya karar verirler. Bir gün sonra ise genç çift, bilmedikleri diğer kampçıların da bulunduğu bu yerden kaygı duymaya başlamışlardır. Kampta yalnız başına yürüyen bir çocuk görüldüğünde ise işlerin iyice kötüye gitmeye başlayacağı ilk adım atılmıştır. Artık onları medeniyetten uzakta, kimsenin onları duyamayacağı bir yerde hayatta kalma mücadelesi beklemektedir.
The Last Word
The Last Word, etrafındaki her şeyi kontrol etmeye çalışan Harriett’ın ölmeden önce kendi ölüm ilanını yazmak istemesini ve bunun için yerel bir gazetede çalışan Anne’den yardım almasını konu ediniyor. Film ilk başta iş için bir araya gelen ikilinin zamanla aralarında gelişen dostluğunu da ele alıyor. Filmin kadrosunda ise Shirley MacLaine, Amanda Seyfried, Anne Heche, Thomas Sadoski, Philip Baker Hall, AnnJewel Lee Dixon ve Tom Everett Scott yer alıyor.
Raw
Toronto ve Cannes’da izleyiciyle buluşan ve oldukça beğenilen Raw, ailesinden ve alışagelmiş hayat standartlarından gittikçe uzaklaşan, aslında bir yandan da benliğinde yatan gerçek kimliği ortaya çıkaran, göz alıcı ve aynı zamanda utangaç olan 16 yaşındaki Justine’in hikayesini konu alıyor. Et yemeyen ailesine rağmen, bir gün yediği çiğ etle umulmadık bir hayatın kendisini beklediğini fark eden Justine’in hikayesi, aslında bir yamyama evrilme öyküsü.
Woodpeckers
Fragmanda uzun boylu, yakışıklı Julian’ı uzun saçları kesilirken, otobüste elleri önünde otururken ve sonrasında hapishanede görüyoruz. Aşk, kaçış, tutsaklık ve direniş gibi birbirinden hem farklı hem de bağlantılı birçok konuyu ele alan hikayesiyle dikkat çeken Woodpeckers, erkek ve kadın mahkumları ayıran 150 metreye ve tellere rağmen, işaretle anlaşmalarını ve Julian’ın hiç beklemediği bir yerde aşkı bulmasını konu alıyor.
My Life as a Courgette
Hem karanlık hem naif tarzıyla her yaştan izleyicinin gönlünü fethedecek olan My Life as a Courgette’in senaryosu 2011 Filmekimi’nde gösterilen Tomboy’un yönetmeni ve senaristi Céline Sciamma’ya ait. My Life as a Courgette, 9 yaşındaki bir çocuğun, alkolik annesinin ölümünden sonra gittiği yetimhanede edindiği arkadaşlarıyla hayatı öğrenmeye çabasını konu alıyor. Cannes Film Festivali’nin en sevilen filmlerinden biri olarak adını duyuran bu stop-motion canlandırma, İsviçreli yönetmen Claude Barras’ın ilk uzun metrajlı filmi ve İsviçre’nin Oscar adayı.
Plastic China
Yönetmen Jiu-lian Wang, filmde çarpıcı manzarayla melankolik bir güzellik yakalar. Tamamen plastiklerle kaplı olan bir Çin kırsalında geçen hikaye, bu atıklar içinde yaşayan, hayatta kalmaya çalışan insanları konu alıyor. Çocukların dışarıyla olan tüm bilgiyi, sadece reklamlardan ve küçük resimlerden öğrendiğini düşünün; Plastic China, böylesine yalıtılmış bir atmosferde bile umut ve insanlık adına meydan okurcasına bir iyimserlikle dünyaya bakan 11 yaşındaki Yi-Jie’nin ekseninde geçiyor.
Rumble: The Indians Who Rocked the World
Link Wray’ın titreyen klasik gitarı, ‘Rumble’, Martin Scorsese’yi şaşkına çevirmiş ve usta yönetmen şu kelimeleri söze dökmüş; “Gitarın sesi… bu saldırganlık” Wray, güçlü akorları dağıtarak yeni bir gitar sesi çıkartmak için bozulma üreten ilk kişidir. Ama bir yerli Amerikalı olan Wray’in müziği bir tehdit altındadır ve bu şekilde muamele görmektedir. Blues öncülerinden Charlie Patton, sevilen caz sanatçısı Mildrey Bailey ve bir müzik efsanesi Jimi Hendrix; Yerli Amerikan olduğu için bu zorluklarla karşılaşan müzisyenlerdendir; onların müziği bir var olmak anlamına gelmiyordu. Konser görüntüleri, ses arşivleri ve efsanelerle yapılan röportajların yanı sıra az bilinen öykülere de yer veren Rumble: The Indians Who Rocked the World, direnme arzusunu hissetmemizi sağlarken aynı zamanda da müzik dünyasının değerli kişilerinin nasıl bir ilham kaynağı olduğunu gösteriyor.
Abstract: The Art of Design
Bugünün önde gelen tasarımcılarının yaratım sürecini izleyeceğimiz, Abstract: The Art of Design, içinde yaşadığımız binalardan dekorasyon ürünlerine; ayakkabılardan arabalara birçok tasarım harikasının yaratım sürecine doğru bizi yolculuğa çıkaracak olan belgesel, adeta bir sanat eseri ortaya koyan tasarımcıların günlük hayatlarının nasıl olduğunu ve bu işleri nasıl ortaya çıkardıklarını bizlere sunuyor.
Machines
Bir atölye dünyasına nadiren erişebilen Rahul Jain, ağır sanayinin olduğu bir bölge olan Sachin, Hindistan’a bir tekstil fabrikasına getiriliyor. Makinelerin ritmik hareketlerini ve kumaşın akışını izleyen Rahul, fabrikanın etrafında dolaşarak; boyalar ve birçok makineden geçerek sonunda ‘couture’ mağazasına apayrı bir dünyaya gelir. Machines, yoğun bir sinematik deneyim gibi aslında. İşçinin ve makinenin; emek, sanayi ve insanlık gibi kavramların nasıl iç içe geçtiğini araştıran Machines, çok fazla diyalog içermeden sayısız göçmen işçiye seslenmeyi başarıyor.
Their Finest
Catrin, İkinci Dünya Savaşı döneminde Londra’da sanatçı eşiyle birlikte yaşamaktadır. Bakanlıktaki bir sekreterlik görevine başvuran Catrin, kendisini savaş sonrası bir propaganda filmi hazırlayarak halkın moralini düzeltmeye çalışan bir ekibin içinde bulur. Lone Scherfig’in yönetmen koltuğunda oturduğu Their Finest’in başrolünde ise Gemma Arterton, Sam Claflin, Bill Nighy ve Jack Huston yer alıyor.
Bad Day for the Cut
Chris Baugh’un ilk uzun metrajı Bad Day for the Cut, annesi Florence (Stella McCusker) ile birlikte İrlanda’da küçük bir köyde, çiftçi olan oldukça sessiz Donal’ın (Nigel O’Neill) hayatını izliyor. Florence eve saldıran kişiler tarafından öldürülünce, annesinin intikamını almak isteyen Donal, Belfast’a doğru yola koyulur ve bir sırrı keşfedecektir. Filmin oyuncu kadrosunda McCusker ve O’Neill’in yanı sıra Susan Lynch, Jozef Pawlowski, Stuart Graham ve David Pearse yer alıyor.
Frantz
Fransız yönetmen François Ozon’un I. Dünya Savaşı sonrasında geçen romantik draması Frantz; nişanlısı Frantz’ı savaşta kaybeden Anna adlı genç bir kadın ve nişanlısının mezarına çiçek koymaya gelen Fransız Adrien arasında yaşanan olaylara odaklanıyor. Filmde, Adrien’ı Yves Saint Laurent‘te de izlediğimiz ve performansıyla övgü toplayan Pierre Niney, Anna’yı ise genç oyuncu Paula Beer canlandırıyor.
In Loco Parentis
İrlanda’nın Kells kasabasında yaşanılan karanlık zamanlara panzehir olabilecek bir yer var; özel sihirli bir yatılı okul. Okulun kalbinde ise yaşlı bir çift olan John ve Amanda Leyden ile 40 yıldan uzun süredir orada olan öğretmenler var. Farklı bir pedagojik yol izleyen çift ve öğretmenler aslında aynı zamanda da çok farklı çocuklar yetiştirmeyi başarıyorlar. Gelecek nesiller için en önemli şeyin eğitim olduğunu gözler önüne seren In Loco Parentis, sistemleri eleştirerek, bizleri şu soruyla baş başa bırakıyor; “samimi ve farklı bir eğitim veren bu kurum yaşayacak mı yoksa birçok benzeri gibi yok olmaya mecbur mu kalacak?”
Oklahoma City
1995 yılında gerçekleşen Oklahoma şehrinin bombalanması, ülkede tarihin en ölümcül yerli terör eylemi olarak tarihe geçti. Bir asker ve hatta savaş gazisi olan Timothy McVeigh, 2001’de hüküm giyerek, infaz edildi. McVeigh’in vatanseverliğinin nasıl böyle bir değişime uğradığı sorusu herhalde en hayati sorulardan biri. Yönetmen Barak Goodman, bize hikayeyi en doğru ve etkileyici bir dille yansıtmak için arşiv görüntülerini ortaya çıkararak; hükümetle vatandaşlar arasındaki çatışmaları, ordudaki travmatik tecrübeleri gibi birçok şey ile birlikte McVeigh’in bir portresini çiziyor.
Red Dog: True Blue
1970’lerde Batı Avustralya’da dolaştığı bilenen bir köpek olan Red Dog’un sevilen Avustralya efsanesine dayalı bir aile filmi olan Red Dog: True Blue; bizleri klasikleşmiş bir hikayenin köklerini keşfetmeye çağırıyor.
Pop Aye
Kadrosunda Thaneth Warakulnukroh, Penpak Sirikul ve filmde fil ‘Popeye’ olarak göreceğimiz Bong’un yer aldığı Pop Aye, Bangkok’ta yaşayan ve inancını kaybetmiş bir mimarın uzun zamandır kayıp olan filini Bangkok sokaklarında bulmasının ardından fili ikisinin de doğup büyüdüğü yere götürmek için Tayland’ı bir uçtan bir uca geçtiği eğlenceli hikayesiyle dikkat çekiyor.
Lady Macbeth
Yayınlanan fragmanlarla gerilim ve merak dolu bir filmin bizi beklediğini söyleyebileceğimiz; yönetmenliğini William Oldroyd‘un üstlendiği Lady Macbeth’in başrollerinde Florence Pugh, Cosmo Jarvis, Paul Hilton, Naomi Ackie ve Christopher Fairban yer alıyor. Yazar Nikolay Leskov‘un 1864 yılında yazdığı aynı adlı öyküsü Lady Macbeth’ten uyarlanan film, 19. yüzyılda mutsuz ve yalnız genç bir kadın olan Lady Katherine’in zorla evlendirildiği kocasının uşaklarından birine aşık olmasıyla gelişen dramatik olayları konu ediniyor. Not olarak eklemekte fayda var. Lady Macbeth öykünün yazılışından yıllar sonra opera olarak sahnede gösterilmiş ancak fazla erotik bulunarak kendi ülkesi Rusya’da yasaklanmıştı.
Elif Barış
586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →