To Kill a Mockingbird Hakkında Mutlaka Bilinmesi Gereken 15 Detay!
1960 yılında yayımlanan kitabı To Kill a Mockingbird (Bülbülü Öldürmek) ile Pulitzer Ödülü’ne layık görülen yazar Harper Lee, 19 Şubat’ta aramızdan ayrıldı. Bu üzüntü verici haber sonrası, Lee’nin unutulmaz eserinden sinemaya uyarlanan, pek çoklarına göre sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olan To Kill a Mockingbird’ü analım dedik ve film hakkında mutlaka bilinmesi gereken 15 detayı sizler için derledik.
To Kill a Mockingbird Hakkında Mutlaka Bilinmesi Gereken 15 Detay!
1- Gregory Peck’in Babasına Benzerliği Harper Lee’yi Epey Etkiliyor

Filmin açılış kısmında, Atticus Finch, yani onu oynayan Gregory Peck işten evine döner ve Atticus’ın çocukları onu sevinçle karşılar. To Kill a Mockingbird’ün yazarı Harper Lee bu sahnenin çekildiği gün seti ziyaret eder ve o sahne sırasında ağlamaya başlar. Sahnenin çekimleri bitince Peck Harper Lee’nin yanına gelir ve neden ağladığını sorar. Atticus karakterini kendi babasından esinlenerek yazan Lee ise Peck’in babasına epey benzediğini, hatta babasının belli bir yaştan sonra sahip olduğu ufak göbeğin aynısının Peck’te de olduğunu söyler ünlü oyuncuya. Peck ise şöyle cevap verir yazara: “O bahsettiğin göbek değil Harper, sağlam bir oyunculuk.”
2- Harper Lee Gregory Peck’e Babasının Saatini Verir

Harper Lee, otobiyografik ögeler içeren kitabında Atticus Finch karakterini daha önce belirttiğimiz gibi kendi babasını model alarak tasarlar. Yazarın babası Amasa ‘A.C.’ Lee de Finch gibi yalnızca bir avukat değil, ayrıca eyalet meclis üyesidir ve Finch gibi dul kalmış bir babadır. Amasa Lee de Finch gibi siyahi bir davalının avukatlığını yapmıştır.
Atticus Finch’i canlandıran Gregory Peck, rolüne hazırlanırken Amasa Lee ile tanışma şansına erişir, fakat filmin çekimleri sırasında baba Lee hayatını kaybeder. Harper Lee ise film tamamlandıktan sonra babasına benzerliğinden ötürü babasının saatini ve zincirini Peck’e verir. Atticus Finch ile Oscar Ödülü’ne uzanan Peck ise ödül törenine bu saati ve zinciri takarak giderek bir saygı duruşunda bulunmuş olur.
3- Peck’e Göre Kendisine Oscar’ı Getiren Sahne

Siyahi mağdur Tom Robinson’ı savunan, fakat tüm çabalarına rağmen Robinson’ın ceza almasına engel olamayan Atticus, eşyalarını toplayıp mahkeme salonundan çıkmak üzeredir. Salondaki beyazlar çoktan dağılmış, salonun üst katındaki siyahi vatandaşlar ise Atticus’ı beklemektedir. Atticus çıkışa doğru geldiğinde salondaki herkes ayağı kalkar, siyahi peder Atticus’ın kızına şu sözleri söyler: “Bayan Jean Louise, lütfen ayağa kalkın. Babanız geçiyor.” Gregory Peck’e göre kendisine Oscar’ı kazandıran, izleyicide büyük bir etki yaratmış olan bu sahnedir.
4- Harper, Dill Karakterini Truman Capote’den Esinlenerek Oluşturmuş

Atticus’ın çocukları Jem ve Scout, yazları halasının yanına kalmaya gelen Dill ile tanışır ve atıldıkları her maceraya onu da dahil ederler. Belirtilene göre Harper Lee, Dill karakterini çocukluk arkadaşı ünlü yazar Truman Capote’den esinlenerek yaratmıştır. Capote çocukken yazlarını geçirmesi için Lee’nin kasabasındaki akrabalarının yanına gönderilir. Uzun yıllar sonra Harper Lee de Dill karakterinin gerçek bir kişiye tamamen dayanan tek karakteri olduğunu belirtmiştir.
5- Capote, Boo Radley’i Hikâyelerine Dâhil Etmek İstemiş

Harper Lee ile birlikte büyüyen Truman Capote, To Kill a Mockingbird’te küçük ama önemli bir rolü olan Boo karakteri için ilham kaynağı olan kişiyi dolayısıyla tanıyormuş. Hatta bu karakteri hikâyelerinden birine eklemek istiyormuş. Fakat To Kill a Mockingbird romanın Boo’nun çok başarılı bir şekilde yazıldığını görünce bu fikrinden vazgeçmiş.
6- Mary Madham, 1962 yılında Oscar’a Aday Olan En Genç İsim Olmuştu

Atticus Finch’in kızı Scout’ı canlandıran Mary Badham, henüz 10 yaşındayken Oscar’a aday olarak o dönemde Oscar’a aday olan en genç isim olmuştu. İronik bir şekilde Mary Madham o yıl aday olduğu ödülü bir başka çocuk oyuncu Patty Duke’a kaybetti.
7- Filmin Çocuk Başrolleri Sinema Kariyerlerine Devam Etmedi

Filmdeki performansları ile büyük övgüler almalarına rağmen Scout ve Jem’i canlandıran Mary Badham ve Phillip Alford’ın sinema kariyeri uzun sürmedi. Badham, Oscar adayı olmasına rağmen sinema kariyerini bırakmayı tercih etti. Bülbülü Öldürmek’ten sonra birkaç yapımda daha oynayan Alford ise oyunculuğu bırakıp kendi işini kurdu.
8- Usta Oyuncu Robert Duvall’un İlk Rolü

Hikâye ve film için epey kritik olan Boo Radley karakteri şimdilerin veteran oyuncusu Robert Duvall’un sinemadaki ilk rolüydü. Rolü için saçlarını sarıya boyatan, altı hafta boyunca güneş görmeyen ve role hazırlanma sürecinin çoğunu toplumun dışında geçiren Duvall, rolüne kendini adamasının vesilesiyle filmde üst seviye bir performans verdi ve sinema kariyerine sağlam bir başlangıç yapmış oldu.
9- Pulitzer Ödülü’ne Rağmen Romanın Uyarlamasının Yapılması Zor Oldu

Romanın aldığı Pulitzer Ödülü’ne rağmen film stüdyoları romanın sinema uyarlamasını çekmeye pek sıcak bakmıyorlardı. Hikâyede aksiyon yoktu, aşkın ön planda olduğu bir olay örgüsü yoktu ve en nihayetinde hikâyenin kötüsü gerektiği cezayı tam anlamıyla almıyordu. Yapımcı Pakula ve yönetmen Mulligan’ın ısrarları romanın kör talihini kırdı ve film böylelikle yapılmış oldu. Gregory Peck’i Atticus’ı oynaması için ikna eden de bu ikili oldu.
10- Çocuk Oyuncuların Performansı

Yönetmen Robert Mulligan, sahne tekrarlarının sayısı arttıkça filmin ana damarlarından olan çocuk oyuncuların da doğallığının azaldığını fark edince çok fazla tekrar almamaya başladı. Ayrıca Mulligan, kamerayı çocuk oyuncuların dikkatini çekmeyen bir açıya koyarak oyunculardan daha iyi performans alabildiğini fark etti. Tüm bunlar sonucu özellikle Scout ve Jem’i canlandıran oyuncuların performansları ile parladığını söylemek gerek.
11- Amasa Lee’yi Ziyareti Peck’i Epey Etkiledi

Önceden de belirttiğimiz gibi, Atticus’ı canlandıran Gregory Peck, Atticus’ın ilham kaynağı olan, yazar Harper Lee’nin babası Amasa Lee ile tanışma fırsatına erişti. Atticus gibi avukat olan ve o dönem içerisinde nadir görülen bir olay olarak masum, siyahi birini savunan Amasa Lee ile Gregory Peck’in buluşması, Peck’in deyimiyle aktörün karakterine yaklaşımını inanılmaz derecede etkiledi.
12- Ünlü Mahkeme Sahnesi

Filmin önemli bir kısmını oluşturan, masum Tom Robinson’ın davasında, belki de izleyenleri en çok etkileyen sahne Robinson’ın savunma avukatlığını yapan Atticus’ın jüriye yaptığı kapanış konuşmasıdır. Gregory Peck’in müthiş performansı ile sinema tarihine geçen bir monologa dönüşen 9 dakikalık sahne tek çekimde kotarılmıştır.
13- Brock Peters Mahkeme Sahnesinde Göz Yaşlarına Boğuldu

Ünlü mahkeme sahnesinde, Tom Robinson’ı canlandıran Brock Peters konuşması sırasında ağlamaya başlar. Sahnenin provaları sırasında karakterin ağlaması ile ilgili bir şey konuşulmamıştır. Brock, sahnenin yoğunluğu ile konuşması esasında ağlamaya başlar ve sahne bu şekilde filmde yer alır.
14- Romanda Olayların Geçtiği Kasaba İnşa Edildi

Sanat yönetmenleri Alexander Golitzen ve Henry Bumstead, kitapta olayların geçtiği Maycomb kasabasını 225 bin dolar bütçe ile inşa eder. Otuzdan fazla binanın yer aldığı bu yeniden yapım kasabada, sadece güney eyaletlerinde görülen yapı özelliklerine bile dikkat edilmiş. Bu detaycı yaklaşım filme En İyi Sanat Yönetimi Oscar’ını getirmiştir.
15- Mahkeme Salonu da Film için İnşa Edilir

Filmdeki önemli sahnelerin yer aldığı mahkeme ise Monroeville, Alabama’daki mahkeme binasının bir replikası olarak baştan inşa edilir.
Emre Serbes
179 yazı · İlkokul yıllarında sinemada izlediği Matrix’i tam anlamasa da filmin ve sinemanın büyüsüne kolayca kapıldı. Liseye geçtiğinde edebiyatı keşfetse de sinema hep gönlünde yatan sanat oldu. Twelve Monkeys, The Usual Suspects, Memento, Fargo filmlerini izlediğinde sinemanın anlatı konusundaki potansiyelini hayretle tecrübe etmiş oldu. Küçük bir filmin bile yüzlerce insanın hayatını değiştirebileceği düşüncesi, onun sinema heyecanını ayakta tutmaya yetti. Şimdi ise, İTÜ Gemi İnşaat Mühendisliği bölümünü bitirmeye çalışıyor ve çok sevdiği sinemadan kopmamak için uğraşıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →