Son 20 Yılın En Çarpıcı Femme Fatale Karakterleri!
Femme Fatale, yani ‘felakete neden olan kadın’! Bu tasvir için tarihin tozlu sayfalarında uzunca bir yolculuk yapabiliriz; ki bu yolculukta birçok kültürün ve efsanenin içerisinde karşılaşırız. Özellikle 19. yüzyılla birlikte Batı kültüründe daha çok karşımıza çıkan ‘Femme Fatale’ tasviri, edebiyat ve resimle daha çok bahsedilir hale gelmişse de ardından sinemanın ortaya çıkışıyla esas vurguyu gerçekleştirmiştir. Açıkçası kısaca durumdan bahsetmek gerekirse; eski İngiliz halk masallarından Hitchcock filmlerine femme fatale hep bir vazgeçilmez olmuştur… Femme fatale’ler genelde karşımıza film noir, onun güncelleştirilmiş hali olan neo noir ve film noir’in alt türlerinde karşımıza çıkarlar. Tarihsel durumundan ve köklü geçmişinden uzaklaşalım şimdilik ve 2000’ler sinemasına gelelim… Sizler için Memento’dan Gone Girl’e; Mulholland Drive’dan Black Swan’a sinemada ‘Femme Fatale’ tasvirini gerçekleştiren filmleri ve karakterleri sıraladık.
Son 20 Yılın En Çarpıcı Femme Fatale Karakterleri!
Memento – Natalie (2000)

Leonard Shelby, ucuz otel odalarında konaklayan ve sadece nakit para kullanan biridir. Şık giysiler giyip, Jaguar marka araba kullanan Leonard, dışarıdan işadamı gibi görünmektedir ancak gerçek öyle değildir. Aslında Leonard, hayatını karısına tecavüz edip öldüren kişiyi bulmak için adamıştır. Ne yazık ki Leonard’ın bu yolda ciddi bir engeli vardır, yaşadığı, çok ender rastlanan ve tedavi edilemeyen bir tür hafıza kaybı. Her ne kadar hayatının ‘kaza’’dan önceki dönemlerini hatırlayabiliyor olsa da, bazen 15 dakika öncesinde nereye gittiğini ve nerede olduğunu bile unutabilmektedir. Christopher Nolan imzalı Memento; bir adamın hafıza ile girdiği akıl almaz zorlu bir oyun içerisinde hayattan almak istediği tek şeyin peşine düşmesini anlatan gerilim ve bilmece yüklü bir filmdir.
Mulholland Drive – Camilla Rhodes and Diane Selwyn (2001)

Sürrealizm kıyılarında dolaşan ve sinemanın en anlaşılması güç yönetmenlerden biri olan David Lynch’in hikayelerinden biri olan Mulholland Drive; insanı sürükleyen kabuslar, rüyalar ve hayaller üzerinden olay örgüsünü kurar. Oldukça karmaşık olan bu örgü, kimi zaman gerçekten saparak düşe kıvrılır; kimi zaman ise görünen ile görünmeyen arasında farklı yollar sunar. İnsanın bilinç altına yolculuk yapan ve bizi kaybolacağımız bir yolculuğa hapsederek, muazzam bir bilmecenin ortasına bırakan film; Lynch’in gözünden gerçek üstü bir yapım!
Original Sin – Julia (2001)

Luis Antonio Vargas adlı genç bir adam, aklını başından alacak güzellikteki Julia adlı kadının tesirine kapılarak bir takım sahtecilik olaylarına bulaşır ve geri dönüşü olmayan bir yola girer. Kendisine aşık olduğunu sandığı Julia’nın kalbini asla fethedememiş olduğunu anladığında ise, ihtirasının yerini nefret ve intikam arzusu almaya başlar… Antonio Banderas ve Angelina Jolie ile dikkat çeken ve gerilim ve mizah gibi nadiren bir arada bulunan iki unsuru birleştiren, enteresan bir ilişkinin öyküsü!
Femme Fatale – Laura Ash (2002)

Laura Ash, büyük beceri ve cesaret gerektiren bir mücevher soygununu gerçekleştirdikten yedi yıl sonra yeni bir kimlikle Fransa’ya geri döner. Bu arada hayatını paparazzilik yaparak kazanan Nicolas ise herkes tarafından aranan Laura’nın fotoğrafını çekerek onun hayatını büyük bir riske atmıştır. Laura’ya duyduğu büyük merak Nicolas’ın ölümcül bir maceranın içine dalmasına yol açacaktır…
Kill Bill – Beatrix Kiddo (2003)

Özgün tarzıyla ve bol kanlı şiddet sahneleriyle tanıdığımız Quentin Tarantino’nun süresi sebebiyle ikiye bölünen ve iki parçada izlediğimiz Kill Bill; müziklerinden Uma Thurman’ın performansına varıncaya kadar hafızalarımıza kazınan muazzam bir yapım olmuştur. Film; düğünlerin olduğu gün saldırıya uğrayan ve müstakbel kocasını ve hatta tanıdığı herkesi kaybeden Bride’ın 4 yıllık komanın ardından bu saldırıyı gerçekleştiren kişilerin peşine düşmesini anlatıyor.
Brick – Laura Dannon (2005)

Öğlenleri tek başına yemek yiyerek okuldaki bütün gruplardan uzak durmaya çalışan Brendan, bir süredir haber alamadığı eski kız arkadaşından gizemli bir telefon alır. Emily kısa süren telefon görüşmesinde, Brendan’dan yardım istemektedir… Emily hakkında bilgi toplamaya çalışan Brendan, bir süre sonra ise eski kız arkadaşının cesedini bulacaktır. Ardından bir arkadaşının yardımı ile okulun karanlık yer altı gruplarına girerek kız arkadaşının gizemli ölümünü araştırmaya başlar. Brick, klasik bir öyküyü hiç klasik olmayan bir yöntemle bir okul atmosferinde anlatıyor ve son derece ilginç bir kara film örneği ortaya koyar.
Inception – Mal Cobb (2010)

Rüyalar gün boyu içinde bulunduğumuz dünyadan bizi uzaklaştıran ve ‘normal’ hayatımızın aksine uçsuz bucaksız bir hayal dünyasının kapısını açan paralel bir evrendir. Inception da tam olarak insanın zihnine, en savunmasız anına rüyalarına giden bir yolculuk sunar bize. Dom Cobb, zihnin rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkararak onları çalan çok yetenekli bir hırsızdır. Ona bu olağandışı hayatından kurtulması için bir fırsat sunulduğunda ise Cobb, düşünmeden kabul eder. Ancak ona hayatını geri verecek son işi; yaptıklarının aksine bu kez fikri çalmak değil onu yerleştirmektir. Film, bilinçaltının karanlık ve karmaşık yollarında izleyiciye bir labirentte çıkışı bulma hissi aşılayacaktır.
Black Swan – Nina Sayers and Lily (2010)

Natalie Portman’ın yarattığı karakterle Oscar’ı kucakladığı ve bizleri adeta hem performansıyla hem de öncesinde yaptığı hazırlıklara mest ettiği Black Swan, 2000’lerin en önemli yapımlarından biri olarak anılıyor. Zarif, saf, masumiyetin resmi olan beyaz kuğu ile onun tam zıttı bir kimliği temsil eden; kötülüğün, şehvetin ve bilinmezliği tanımlayan siyah kuğu ekseninde insanı ve içinde taşıdığı diğer karakteri, dönüşümü ve çatışmayı onu alan Black Swan; hem hikayesiyle hem de Portman’ın etkileyici performansıyla izleyicilerin akıllarında yer etmiştir. New York’ta yaşayan Nina başarılı bir balerindir ve hayatının tamamını kapsayan bir dans tutkusu vardır. Yeni sezonda beyaz kuğu olarak seyirci karşısına çıkacak olan Nina, ne yaparsa yapsın sahnede içindeki siyah kuğuyu ortaya çıkaramıyordur. Ancak rekabet, hırs ve tutku gibi güçlü duyguların bir araya gelmesiyle, Nina kendi karanlık tarafıyla yüzleşecek ve içindeki diğer tarafı gün yüzüne çıkaracaktır…
The Girl with the Dragon Tattoo – Lisbeth Salander (2011)

Mikael Blomkvist, yalan haberle suçlandıktan sonra şerefini kurtarmaya karar veren bir finans muhabiridir. İsveç’in en zengin sanayicilerinden olan Henrik Vanger tarafından, geniş ailesinin bir üyesi tarafından öldürüldüğüne inandığı sevgili yeğeni Harriet’ın uzun zaman önceki kayboluşunu araştırmakla görevlendirilen gazeteci, başına geleceklerden habersiz bir şekilde, donmuş İsveç kıyılarının açığındaki bir adaya doğru yola çıkar. Aynı anda, Milton Güvenlik hesabına çalışan alışılmadık ama becerikli bir araştırmacı olan Lisbeth Salander, Blomkvist’in geçmişini araştırmakla görevlendirilir. Bu görev, genç kadının Harriet Vanger’ı kimin öldürdüğünü araştıran Mikael’e katılmasına yol açar. Lisbeth, sürekli ihanete uğradığı bir dünyadan saklanmayı seçmişse de, hacker’lık becerileri ve sabit fikirliliği paha biçilmez birer özellik haline gelmiştir. Fincher imzalı bu filmde cinayet, yozlaşma, aile sırları ve 40 yıllık bir gizemin peşinden koşan iki beklenmedik ortağın iç mücadeleleri yer alır.
Side Effect – Emily Taylor (2013)

Emily ve Martin New York’ta başarılı ve yüksek standartlarda yaşayan bir çifttir. Bir gün borsa yolsuzluğu yüzünden Martin hapse girer. Tabi bu arada yaşam standartları da haliyle düşer ve Emily Manhattan’da ufak bir apartman dairesine taşınır. Dört yıl boyunca kocasının hapisten çıkmasını bekler. Bu sırada ağır depresyona girer. Emily’nin intihar girişiminden sonra yanına danışman olarak psikiyatrist Jonathan Banks getirilir. Emily terapi görmeyi ve anti-depresan ilaçlar almayı kabul eder. Emily verdiği bu karar ile hem kendi hayatını hem de çevresindeki tüm insanların hayatını etkileyebileceğinden haberi bile yoktur…
Gone Girl – Amy Dune (2014)

David Fincher’ın kurduğu bir bulmacanın parçalarını aradığımız Gone Girl, Gillian Flynn’ın çok satan romanından uyarlanarak beyazperdeye aktarılmıştı. Başarılı kitap uyarlamalarıyla dikkatleri çeken David Fincher’ın yönetmenliğini yaptığı Goen Girl, ipuçları ve bilmeceler ekseninde izleyiciye bir gerilim hissettirirken, evlilik ve kadın erkek ilişkileri üzerine kurduğu senaryosuyla göz dolduruyor. Ben Affleck, Rosamund Pike ve Neil Patrick Harris’in rol aldığı Gone Girl’de, kocası tarafından aldatılan, kötü giden bir evliliği olan bir kadının yapabileceklerinin sınırlarını izliyoruz. Evlilik yıldönümlerinin sabahı Amy, aniden ortadan kaybolur. Bu yok oluşunun nedeni olarak da gözler kocası Nick’e çevrilir. Amy’nin hayatta olup olmadığı konusu bir muammayken, Nick masum olduğunu ispatlamaya çalışmaktadır. Film, ikinci yarısında ise izleyiciye bir sürpriz yapar ve klasik bir polisiye/ gerilim filminden kendini sıyırarak, izleyenleri Amy tarafından kurulan bir oyunun ortasına bırakıverir.
Ex Machina – Ava (2014)

Dünyanın da en önemli teknoloji şirketinde yazılım uzmanı olarak çalışmakta olan Caleb; şirketin gizemli CEO’su, hem şirketten hem insanlardan uzakta, özel bir dağ evinde yaşamakta olan Nathan’ın evinde bir hafta yaşamasını sağlayacak olan bir ödül kazanır. Ama aslında bu ödül Caleb’i içine çeken bir deneydir; ve bu ondan habersizdir. O dağ evinde; Ava adında güzel bir robotun bedeninde dünyanın ilk gerçek yapay zekası Caleb’i beklemektedir. Yönetmenliğini ve senaristliğini Alex Garland’ın üstlendiği bilimkurgu filminin başrollerinde Oscar Isaac, Domhnall Gleeson ve Alicia Vikander yer alıyor. Alışık olduğumuz bir konuyu gerilimi bir doz vererek, sakin bir şekilde anlatmayı tercih eden Ex Machina; Ava ile Caleb arasındaki; insan ve yapay zeka arasındaki ilişkiyi başarılı bir şekilde izleyiciye yansıtıyor.
Elif Barış
586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →