Realist Bir Bakışla Anlatılan 12 Aşk Hikayesi!
“Öylece yok olup gideceklerini bildiğin halde, duygularına nasıl güvenebilirsin?”
İlişkiler her zaman masallardaki gibi mutlu sonla bitmez; mesela ilk tanıştığın anda etkisi altına girdiğin o çekim gücü yavaş yavaş kayboluverir, karşındakinde görmezlikten geldiğin seni rahatsız eden bir sürü özellik belirir aniden, ilişki aşktan alışkanlığa doğru bir kavis yapar ve sen de tam olarak o kavşakta sıkışır kalırsın. Uzun ilişkileri veya evlilikleri böyle tanımlara hapsetmek ne kadar doğru bilmiyorum ama gerçek hayatla yüzleşmek bunu gerektiriyor sanırım. “ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar” bu kalıbı çocukluğumuzda her masalın sonunda duymuşuzdur herhalde; gökten düşen elmalar, prensin öpücüğüyle uyanan prensesler… Masalların büyüsünün kaybolması büyümemizle başlıyor işte; büyüdükçe öğrendik ki gerçek hayat masalların bittiği noktada başlıyor aslında. En büyük aşkların hep kavuşamayanlar olduğunu söyleyenler belki de kavuştuklarında zamanla birbirlerinden de uzaklaşacaklarını yada o dillere destan olan aşkın bir alışkanlık olma yolunda emin adımlarla ilerleyeceğini bildiklerinden bu kelamı ediyorlarmış demek ki; büyüdükçe kaybolan birçok duygumuz gibi ‘gerçek aşk’ kavramı da kendini yavaş yavaş imha ediyor sanki. Zaten aşk kavramı herhangi bir tanımlamayla sınırlandırılacak kadar basit bir anlam ifade etmez; dinamiktir ve idealleştirilen tanımlardan oldukça farklıdır. Beyazperde fantastik dünyasının yanı sıra gerçek hayatta var olan her hikayenin her bireyin muazzam birer yansımasını bizlerle buluşturur. İflah olmaz romantiklerin bile yüzüne çarpmaktan çekinmediği gerçeklerle var olan, her birimizin kendi hayatından izler taşıyan bu filmleri pembe gözlükleri çıkarmak isteyen sinemaseverler için seçtik.
Realist Bir Bakışla Anlatılan 12 Aşk Hikayesi!
Two for the Road – 1967

Geriye dönüşlerle yarattığı kurgusuyla o dönem sinemanın ilkleri arasına giren leTwo for the Road, gezici bir koroda şarkı söylemekte olan Joanna ile mimar Mark’ın evliliğe doğru uzanan hikayesini konu alır. Bir yolculuk sırasında tanışan ve ardından evlenen; evliliklerinin 12 yılına giren Mark ve Joanna’nın ilişkisi zaman içinde değişmiş ve olgunlaşmıştır. Fransa’nın köylerinden birine doğru yaptıkları araba yolculuğu sırasında; artık bitme noktasına gelen evlilikleri üzerine tartışırken; yol boyunca tanıştıkları andan evliliklerinin bitişine doğru nasıl geldiklerini izleriz. O yıllarda çekilen filmlere göre oldukça gerçekçi bir hikayeye sahip olan Two for the Road’un oyuncu kadrosunda Audrey Hepburn ile Albert Finney yer alıyor.
Scenes from a Marriage – 1973

Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatıran Scenes from a Marriage, çiftin ayrılıklarını, evlilik dışı ilişkilerini, barışıp yeniden ayrılmalarını ve en nihayetinde de boşanmalarını konu ediyor. Boşandıktan sonra bile birbirinden kopamayan Marianne ve Johan çiftinin her görüşmeleri ayrı bir kavgayla sonuçlansa da birbirlerine olan sevgileri şartlar ne olursa olsun galip geliyor. Film evlilik hayatıyla ilgili çok önemli sözler ederken aynı zamanda izleyiciyi psikolojik olarak Marianne ve Johan’ın ilişkisine hapsediyor. Başta Woody Allen olmak üzere birçok yönetmeni etkileyen Bergman’ın bu filmi aynı zamanda en iyi yabancı film dalında altın küre sahibi!
Hannah and Her Sister – 1986

Filmde, merkezde Hannah’nın olduğu üç kız kardeşin hikayesi anlatılır. Hannah, Holly ve Lee’nin hem birbirleriyle hem de erkeklerle olan ilişkilerini Woody Allen tarzıyla, komedi ve dramın başarılı bir senteziyle izleriz. En iyi Senaryo dalında Akademi tarafından ödüle layık görülen Hannah and Her Sister, aile ve ilişkiler ekseninde yarattığı felsefik diyaloglarla hayatın anlamını sorgulamamıza sebep olur. Mia Farrow, Dianne Wiest, Michael Caine, Barbara Hershey’in başarılı performanslarıyla birlikte Mickey karakteriyle hayatı sorgulayan Woody Allen’ı gördüğümüz Hannah and Her Sister, klasik bir Allen filmidir. Ailenin en kıskanılanı Hannah, görünürde mükemmel bir profil çizer. Harika bir eş, mükemmel bir annedir. Kardeşleri ise Hannah’nın aksine, Lee kendisinden yaşça büyük bir adamla birlikteyken, Holly de hiçbir ilişkisinde veya işinde dikiş tutturamayan bir karakterdir. Ama aslında Hannah’nın mükemmel görünen hayatı sadece görüntüden ibarettir, çünkü kocası uzun zamandır kardeşi Lee’ye aşıktır. Bunalımın eşiğinde olan Holly ise Hannah’nın eski eşi, hayatın anlamını sorgulayan Mickey ile yakınlaşır. Ve bir şükran günü yemeğinde, Hannah’nın mükemmel görünen hayatının nasıl yavaş yavaş parçalandığını görürüz.
Eyes Wide Shut – 1999

Bill Harford ve karısı Alice Harford’ın dış dünyaya mutlu gibi bir yansıyan bir evlilikleri vardır; ilişkilerinde her şey yolunda gibi görünmektedir. Bir gün katıldıkları bir davette Alice, başka erkeklerle sohbetlere dalar. Bunu fark eden Bill, hem sinirlenir hem de yaşanan bu duruma tuhaf bir tepki gösterir. Bill, yaşanan o geceden sonra kimliğini cinselliğe emanet edecek ve oldukça tuhaf düşüncelerle örülü bir cinsellik dünyasına doğru savrulacaktır. Sinemanın gelmiş geçmiş en büyük ustalarından biri olan Stanley Kubrick’in sinemaya veda ettiği filmi, gizemli atmosferiyle bizi derinden etkilemeyi başaran Eyes Wide Shut’ın başrollerinde ise filmin çekildiği dönemde gerçek hayatta evli olan Tom Cruise ve Nicole Kidman yer alıyorlar.
Revolutionary Road – 2008

1950’lerde geçen Revolutionary Road; yaşanan savaş sonrası tek düzeli bir yaşam tarzının içinde yeni taşındıkları banliyöde huzurlu bir yaşam için mücadele eden iki çocuklu Frank ve April Wheeler çiftinin zamanla anlaşmazlık ve aldatmalarla devam eden evliliklerinin hikayesini konu alır. Richard Yates’in aynı adlı romanından uyarlanan film; ‘American Dream’ kavramını atlamadan, ilişkiler ve evlilik üzerine etkileyici bir hikayeye sahip. Titanic’den sonra ilk kez bir araya gelen Kate Winslet ile Leonardo DiCaprio’nun muazzam performansları ve Sam Mendes’in yönetmenliğiyle dikkat çeken yapım; izleyiciye kendi hayatını sorgulatmayı başarıyor. Tercihlerimizi, hayatımızı, ilişkilerimizi yeniden düşündüren film, bir erkek ile bir kadının dünyasının nasıl farklı olduğunu yansıtıyor.
Blue Valentine – 2010

Dean ve Cindy’nin evlilikleri büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Hayatlarının bu trajik sürecinde çift, gençlik yıllarına ve birbirlerine aşık oldukları zamanları hatırlamaya çalışırlar, ancak zaman geçmiştir ve bazı duygular geri gelmez. Derek Cianfrance imzalı Blue Valentine; bizleri zıt kavramlarla karşı karşıya getiriyor; sevgi nefrete, geçmiş günümüze, hayal gerçeğe, gençlik yaşlılığa, erkek kadına karşı geliyor. Evlilikleri çatırdamaya başlayan Dean ve Cindy; tüm bunlara rağmen yuvalarını ayakta tutmaya çalışmaktadır. Flashbacklerle bu çiftin tanışma anlarına ve ilişkilerinin yıllar boyunca nasıl değiştiğini anladığımız film, bir ilişkinin gerçek boyutuna ayna tutuyor. Filmin başrollerinde Ryan Gosling ile Michelle Williams yer alıyor.
Take This Waltz – 2011

Melankolik bir karakter olan ve yalnızlıktan hoşlanan, ‘korkmak’tan korkan Margot ile kalabalık bir aileye sahip olan ve Margot’un aksine daha güler yüzlü, hayata karşı daha umut dolu bakan Lou ile beş yıllık bir evlilikleri vardır. Dışarıdan bakıldığında oldukça mutlu görünen bir evlilik tablosu çizen Margot ile Lou arasındaki ilişki aslında pek de öyle değildir. Margot’un karşı konulamaz bir şekilde ilk gördüğü andan itibaren bir çekim hissettiği Daniel’in karşı komşusu olduğunu öğrenmesiyle, hayatının dengesi artık eskisi gibi olmayacaktır. Margot’nun tercihi, bu konudaki kararsızlıkları, yer yer pişmanlıkları ile günümüz evliliklerine bir bakış sunan; uzun ilişkilerin neden olduğu sorunları ve ilişki çıkmazlarını ele alan başarılı filmlerden biri olan Take This Waltz; ilk uzun metraj filmi Away from Her ile dikkatleri çeken Sarah Porey’in gözünden izleyiciye aktarılıyor.
Laurence Anyways – 2012

Xavier Dolan’ın aşkın cinsiyetsizliğini ve bir kimliğinin olmasının gerekmediğini odak noktası olarak aldığı filmi Laurence Anyways; kadın olma arzusu içinde olan ve erkek bedenine hapsolmuş Laurence ile sevgilisi Fred’in hikayesini ele alır. Yıllardır birlikte olduğu ve sevdiği kadın Fred ile cinsiyet değiştiren Laurence’ın 10 yıl süren inişli çıkışlı ilişkilerini, ama her şeye rağmen değişmeyen birbirlerine karşı hissettikleri aşkı anlatan film; Cannes Film Festivali’nden Queer Palm Ödülü’yle ayrılmıştı.
Amour – 2012

Yaşlılığın getirdiği ve insanın yaşamaktan kaçamadığı değişimleri ele alan Amour; hırs, intikam gibi insan doğasında yatan egoist düşüncelerin sonucu meydana gelen bir durumdan bahsetmemekte; ilişkiyi ve bağımlılığı en yalın şekilde anlatmaktadır. Usta yönetmen Michael Haneke imzalı Amour; yıllarını birlikte geçirmiş yaşlı bir çiftin dokunaklı hikayesini anlatıyor. Georges ve Anne, 80’lerinde emekli ve eğitimli iki müzik öğretmenidir. Bir gün Anne bir kriz geçirir ve felç olur. Anne’in felç geçirmesinin ardından çift bu durumla başa çıkmaya çalışır. Onca yıldır devam eden evlilikleri yeniden bağlılık testinden geçmektedir…
Blue is the Warmest Color – 2013

Erkeklerle buluşan fakat cinsel olarak bir hazza ulaşamayan Adele’in (Adèle Exarchopoulos), başka bir ‘şeyin’ hayalini kurmaktadır. Ve hayatı mavi saçlı kız ile tanışınca tamamıyla değişir. Lise öğrencisi olan Adele henüz cinselliğini keşfetmemiş, arzuyu arzulamaya başlamamıştır. Fakat bir gün ona o en sıcak anları yaşatacak olan mavi saçlı kız Emma (Léa Seydoux) ile tanışınca kendisine her şeyi keşfetmek için izin verir. Arzuyu, yetişkin olmayı, büyümeyi ve kaybetmeyi öğrenir. Tutkusunu keşfetmeye başlar ve Adele ile Emma’nın yıllara yayılan hikayesi başlar. Emma ilk başlarda Adele’i hayatında bir yere koymasa da daha sonra ikisinin arasında ikisinin de tarif edemedi bir şey büyür. Biz de Abdellatif Kechiche imzalı filmde bu iki kadın cinselliği, gençliği ve ilişkinin ne demek olduğunu öğreniriz.
Before Midnight – 2013

Trende başlayan ve Viyana sokaklarında devam eden masalsı bir aşk hikayesinin gerçek hayata evrilmesine şahit olduğumuz Richard Linklater imzalı Before serisinin son filmi Before Midnight; Paris’te hikayenin sonlanmasını isteyen romantiklerin yüzüne adeta gerçek hayatı savuruyor. Yunanistan’da geçen hikaye, oğlunu annesinin yanına Amerika’ya yollamaktan dolayı kendini çaresiz hisseden Jesse ve onun havaalanından çıkmasını araba bekleyen Celine ve ikizlerin olduğu sahneyle başlıyor. Saatlerce felsefe ve aşk konusunda konuşan çiftimiz artık ekonominin, ebeveyn olmanın, hayallerin, hırsların ve tabii ki evliliğin geldiği noktayı ve götürdüğü şeyleri konuşuyorlar; üstelik bu sohbet ne Viyana’daki gibi içimizi kıpır kıpır ettiren bir heyecana sahip ne de Paris’teki gibi romantik; aksine daha gerçek ve daha acıtıcı.
Love – 2015

Gaspar Noé’nin yönetmenliğini üstlendiği Love, Paris’te yaşayan sinema okulu öğrencisi Murphy’nın pek de dengeli biri olmayan sevgilisi Electra ile inişli çıkışlı, yoğun cinsel arzulara dayanan ilişkisini konu alıyor. Uyuşturucu ve seks dolu ilişkilerine yeni bir tat katmak isteyen çift, doğuracağı sonuçlardan tamamen habersiz olarak, yeni komşularını yataklarına davet ederler ve bu aşk üçgeni ise her şeyi değiştirebilecek olaylara gebe olur. Geçmiş ve günümüzdeki olaylarını karmaşık bir akışla ele alan Noé, sevmediği karısıyla ve çocuğuyla bir hayat geçiren Murphy’nin hayatını ve içinde bulunduğu durumu onun Electra’ya duyduğu özlem ve hatıraları üzerinden izleyiciye aktarmayı tercih etmiş. Love’da aslında iki ilişki ele alınıyor; Murphy’nin mutsuz evliliği ile geçmişte Electra’yla yaşadığı dengesiz, ama bir o kadar da tutkulu ilişkisi.
Elif Barış
586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →