Octavia Spencer’lı The Shack Filmine Bakış!
Stuart Hazeldine’in yönettiği, William P. Young’ın aynı adlı kitabından uyarlanan The Shack filmi, kızını kaybeden bir babanın yaşadığı acıya bakış açısının değişmesi sürecini anlatıyor. Tanrı karakterine Octavia Spencer’ın hayat verdiği film, Hristiyan dünyasının bazı isimlerinden tepki toplamasıyla da dikkat çekiyor.
The Shack; William P. Young’ın kaleme aldığı ve 2007 yılında yine kendisinin yayınladığı, çok satanlar listesine de adını yazdıran bir edebiyat eseriyken, beyazperde yansıması ile sinema izleyicisinin de karşısına çıkacak. İlk yönetmenlik deneyimini 2009 yapımı psikolojik gerilim türündeki Exam ile yapan Stuart Hazeldine‘in ikinci projesi olan The Shack, hem konusuyla, hem de konunun karakterleriyle dikkatleri çekti. Sam Worthington, Octavia Spencer ve Graham Greene isimlerini içeren bir kadroya sahip olan film, Tanrı’yı görselleştirmesiyle Hristiyanlık inancının bazı isimlerinin bakışlarını üzerine topladı.
Octavia Spencer, The Shack Filminde Tanrı Karakterini Canlandırıyor!

2011 yapımı The Help filmindeki rolü ile hem Altın Küre hem de En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar ödülünü göğüsleyen Octavia Spencer; filmde Tanrı olarak izleyiciyi vizyonda karşılayacak. Bununla ilgili olarak, Rahip Joe Shimmel bir açıklamasında; Young’ın bu rahat, yargılamayan, Papa adlı bir Afro-Amerikan kadın şeklindeki Tanrı tarifinin Hristiyanlık dini kitaplarında bahsedilenden çok uzak olduğunu, ve tehlikeli ve yanlış bir Tanrı imajına ve tapınma şekline yol açtığını söyledi. Bu tarafıyla çokça konuşulan The Shack, konusu ile de gayet merak uyandırıyor. Genç kızı bir cinayete kurban gittikten sonra depresyona giren bir baba, kızının ölü bulunduğu kulübeye gitmesini söyleyen gizemli bir mektup alır. Şüphelerine rağmen oraya gitmeye karar veren baba, kulübede üç yabancı ile karşılaşacaktır: İsa, Kutsal Ruh ve Tanrı!
Amerika’da 3 Mart 2017 tarihinde gösterime girecek olan The Shack’in yayınlanmış fragmanını da sizlerle paylaşıyoruz.
Zeynep Şentürk
179 yazı · 1987 yılında, en sevdiği mevsim olan sonbaharda doğdu. Üç kardeşin en büyüğü. Sokakta oynadı, deli gibi çizgifilm izledi, ilk olarak annesinin hediye ettiği masal kitaplarıyla okuma tutkusu başladı. Hayal kurar, resim yapar, psikolojiden anlar, modayı takip eder, Paulo Coelho ne yazsa okur, Jane Austen’ı takdir eder, sevdiği şiirleri ezberler. Yüksekte başı döner, derinlikten ürker, izlediği her korku filmi rüyasına girer. Boğaziçi Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık mezunu, bol kahve tüketen bir beyaz yakalı olarak hayatına devam eder. Kitaplardan biraz başını kaldırınca devreye girer filmler. Önce uyarlamaların peşinden gider, sonra tavsiyelerden beslenir, en sonunda kıyıda köşede kalmışları ararken bulur kendini. Baktı yetmedi, bir de üretmek ister. “Belki bir gün kendi kısa filmimi çekerim.” diye geçirir içinden.
Yazarın diğer yazılarını gör →