Oscar’a Aday Olamamış 50 Mükemmel Film
Hazır bu senenin Oscar’ları yaklaşmışken gelin geçmişte bir yolculuğa çıkıp hak ettiği halde tek bir Oscar adaylığı bile alamayan filmlere bir göz atalım.
Yıllar içinde hak eden/hak etmeyen birçok film Oscar’a aday oldu. Hangi filmlerin adaylıkları ya da ödülleri hak edip etmediği halen tartışıladursun, gerçekten hak eden birçok film zaten ödüllere aday gösterildi veya bu ödüllere ulaştı. Ancak hepsi değil. Gelin bu dosyamızda hak ettiği halde tek bir Oscar adaylığı bile alamayan 50 mükemmel filme bir göz atalım:

The Big Lebowski (1998)
Filmin senarist ve yönetmeni olan Joel ve Ethan Coen kardeşlerin 1996’da Fargo filmiyle En İyi Senaryo Oscar’ını almasından mı yoksa filmin akademi üyelerine fazla ilginç gelmesinden mi bilinmez, film hiçbir dalda Oscar’a aday olamamış. Filmin aldığı tek ödülün Russian Guild of Film Critics tarafından En İyi Yabancı Film dalında olması ilginç bir ayrıntı.
Breathless (1960)
Sinema tarihinde devrim niteliği taşıyan ve Fransız Yeni Dalga akımının ilk örneklerinden olan kült film, zamanının ötesinde bir filmdi. Senaryosunu bir yıl önce The 400 Blows filmiyle senaryo dalında Oscar’a aday olmuş François Truffaut’un yazdığı filmin yönetmeni ise Jean-Luc Godard‘tı. Başrollerinde Jean-Paul Belmondo ve Amerikalı aktris Jean Seberg’in olduğu suç-dram tarzındaki film, En İyi Yabancı Film dalında dahi bir adaylık alamamış.
Bringing Up Baby (1938)
Gelmiş geçmiş en iyi Screwball komedilerinden olan Howard Hawks yönetmenliğindeki filmin başrollerinde Katharine Hepburn ve Cary Grant bulunmakta. Filmin herhangi bir dalda adaylık alamadığı yıl, Frank Capra’nın ‘eh işte’ filmi You Can’t Take It With You En İyi Film Oscar’ını aldı.
Chimes At Midnight (1966)
Orson Welles’in başyapıtlarından biri olan ve Shakespeare’in 5 farklı oyunundan uyarlanan film, ilk gösterimini gerçekleştirdiği Cannes Film Festivali’nde 2 ödül birden kazanmıştı. Ancak zamanın bazı eleştirmenlerinin kötü yorumları ve filmin Amerika’daki dağıtımcısı Harry Saltzman’ın filmi kasten engellemesi sonucu film, Oscar’da hiçbir etki gösteremedi.
The Day The Earth Stood Still (1951)
Robert Wise’ın yönettiği, içinde uzaylı misafirler, devasa robotlar ve ‘gerici’ insanların olduğu bilim-kurgu dalındaki film, ödül zamanında akademi üyeleri tarafından tamamen görmezden gelinmiş. Filmin ‘Uluslararası Anlayışı Yükselten En İyi Film’ (!) dalında Golden Globe aldığını da belirtelim. Ayrıca film 2008 yılında aynı isimle tekrar çekildi.

Don’t Look Now (1973)
Kısa süre önce çocuklarını kaybetmiş olan İngiliz çiftin bir kilisenin restorasyonu için Venedik’e gitmesini ardından başlarından geçen esrarengiz olayları anlatan film, 7 dalda BAFTA adaylığı elde ederken Oscar’da herhangi bir adaylık alamamıştı. Filmin yönetmeni Nicolas Roeg, o günden bu güne kadar hiçbir zaman Oscar’a aday olamadı.
Duck Soup (1933)
Başrollerinde komedi efsaneleri Marx Kardeşler’in olduğu politik bir taşlama olan film, hakkında çıkan olumsuz yorumlardan ve gişede istediği başarıya ulaşamamasının da etkisiyle Akademi tarafından herhangi bir ödüle aday gösterilmemişti.
Frankenstein (1931)
Korku klasiklerinden Frankenstein’ın James Whale tarafından çekilen bu ilk versiyonu, 5.Oscar Ödülleri’nde herhangi bir adaylık alamamıştı. Ancak bu durumu o yıllardaki Akademi üyelerinin bu türe olan önyargısıyla açıklayamayız çünkü aynı yıl, Fredrich March’ın benzer tarzdaki Dr. Jekyll & Mr. Hyde filmiyle En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldığı yıldı.
A Face In The Crowd (1957)
İstanbul doğumlu Rum asıllı yönetmen Elia Kazan’ın en iyilerinden olan filmin başrolünde Andy Griffith bulunmaktaydı. 1956 yılında East of Eden filmiyle En İyi Yönetmen Oscar’ını alan Kazan’ın bu filmi akademi tarafından görmezden gelindi.
Freaks (1932)
Frankenstein’ı daha biraz önce listede gördük. Akademi, Silence Of The Lambs ya da Black Swan gibi daha soft versiyonları olmadığı sürece korku filmlerine pek yaklaşmıyor. Yapılmış en korkunç filmlerden olan ve Tod Browning’in yönettiği filmi Akademi’nin es geçmesi pek şaşırtıcı değil.

Groundhog Day (1993)
Harold Ramis’in yazıp yönettiği ve başrolünde Bill Murray’in olduğu film, güzel eleştiriler almış ve gişede başarı göstermişti. Filmin şubattaki vizyon tarihinden veya Akademi’nin komedi filmleriyle yıldızının bir türlü barışmamasından mı bilinmez film, hiçbir dalda Oscar’a aday olamamıştı.
Harold And Maude (1971)
1967 yılında In The Heat Of The Night filmiyle En İyi Kurgu Oscar’ını almış olan Hal Ashby’nin yönettiği kara mizah türündeki film, yönetmenin en iyi filmlerinden olup 2 dalda Golden Globe adaylığına rağmen Oscar’da herhangi bir adaylık alamamıştır.
Heat (1995)
Al Pacino ve Robert De Niro’nun başrollerde olduğu ve ilk kez yüz yüze oynadığı suç/aksiyon dalındaki filmin yönetmeni Michael Mann. Gişede iyi hasılat yapan ve olumlu yorumlar alan filmin o seneki ödülleri toplaması için her şey hazır gibi görünürken araya Akademi girmiş: ” Beyler, Mel Gibson’a ödül sözümüz vardı.”
His Girl Friday (1940)
Bringing Up Baby, gelmiş geçmiş en iyi Screwball komedilerindendi dediğimi hatırlıyorsunuz değil mi ? En iyisi tam olarak burada. The Front Page adlı oyundan uyarlanan filmin başrollerinde Cary Grant ve Rosalind Russell bulunurken filmin yönetmeni Howard Hawks. Ancak tıpkı Bringing Up Baby’de olduğu gibi, Akademi bu filmi de es geçmiş.
The Innocents (1961)
Yine, yeni, yeniden, Akademi üyelerinin ilgisini çekmeyen bir korku filmi. Truman Capote’nin senaryosunu yazıp Jack Clayton’ın yönettiği ve başrolünde tam 6 kez Oscar’a aday olmuş Deborah Kerr’in bulunduğu sinema tarihinin en iyi hayalet temalı filmlerinden olan The Innocents’ın 2 dalda BAFTA adaylığı bulunuyor.

In The Mood For Love (2000)
Wong Kar-Wai‘nin yazıp yönettiği dram tarzındaki filmin adı 2000’li yılların en iyi filmleri arasında geçiyor. Ancak film Akademi’ye çok iddialı gelmiş olacak ki o seneki En İyi Yabancı Film dalındaki ödülü Crouching Tiger Hidden Dragon filmi aldı.
Johnny Guitar (1954)
Gelelim Akademi’nin pek de önemsemediği diğer bir türe: Western. Oscar tarihinde yalnızca 3 Western filmi En İyi Film Oscar’ını almış. Başrolünde Joan Crawford’un olduğu ve Nicholas Ray’in yönettiği film, belki de alışılmışın dışında olması ve feminist mesajlar verilmesi nedeniyle görmezden gelinmiştir. Türkiye’de Johnny Guitar ve Dişi Kartal ismiyle 2 kez gösterime giren film, o yıllarda ülkemizde çok sevildi.
Kind Hearts And Coronets (1948)
İngiliz yapımı bir kara komedi olan film, bir adamın aristokrasinin en tepesine çıkmak için aynı aileden birçok kişiyi öldürmesini anlatıyor. Filme adaylık verilmemesi anlaşılabilir fakat öldürülen tüm aile üyelerini canlandıran Alec Guinnes’in Oscar’a aday gösterilmemesi gerçekten adaletsiz olmuş.
King Kong (1933)
Devasa maymun King Kong’un sinema tarihine ilk girişi Merian C. Cooper ve Ernest B. Schoedsack’ın yönettiği bu filmle olmuştu. Filmin 1976’da John Guillerman ve daha sonra 2005’te Peter Jackson tarafından yeniden çekilen versiyonları Oscar’a aday olmuştu.
Kiss Me Deadly (1955)
Suç üzerine yapılmış filmler, Akademi’nin gözüne bir türlü giremeyen türlerden bir diğeri. Robert Aldrich’in yönettiği bu gizemli film, aldığı güzel eleştirilere rağmen Akademi’nin radarına giremeyen bir diğer film.

The Lady From Shanghai (1948)
Orson Welles’in yönettiği ve başrolünde Rita Hayworth’ün olduğu suç/dram tarzındaki film, yönetmenin en iyilerinden olmasına rağmen zamanında aldığı yorumların da etkisiyle Oscar’a aday olamamıştı. 9 dalda aday olduğu Citizen Kane filmiyle bile yalnızca 1 Oscar kazanabilen Orson Welles’in Akademiyle yıldızları bir türlü barışmadı.
Letter From An Unknown Woman (1948)
Bu yılki Oscar’ın en güçlü adaylarından Grand Budapest Hotel’in de senaryosunun esinlendiği ünlü romancı Stefan Zweig’in aynı adlı romanından uyarlanan melodram tarzındaki filmin başrollerinde Joan Fontaine ve Louis Jourdan var. Yönetmen koltuğunda Max Ophüls’ün oturduğu film, kendi zamanını aşan filmlerden olduğu için Oscar’da yer almaması şaşırtıcı değil.
Local Hero (1983)
Bill Forsythe’in yazıp yönettiği komedi/dram tarzındaki İngiliz yapımı filmde, bir petrol firmasının multimilyoner sahibi Happer’ın (Burt Lancaster), Mac (Peter Riegert) adlı genci İskoçya’ya rafineri kurması amacıyla göndermesinin ardından gencin yaşadığı olaylar anlatılmakta. Film, 7 dalda BAFTA adaylığına rağmen Akademi tarafından ‘teğet’ geçildi.
The Long Goodbye (1973)
En İyi Yönetmen dalında 5 Oscar adaylığı bulunan efsanevi yönetmen Robert Altman’ın kariyerindeki en iyi filmlerinden olan neo-noir tarzındaki The Long Goodbye’ın Akademi üyeleri tarafından dikkate alınmaması gerçekten çılgınlık.
M (1931)
Eğer Oscar için (adaylık bile olur) mükemmel bir filmografiye sahip olan ve hiçbir zaman Oscar adaylığı alamamış Fritz Lang’in bir filmini seçecek olsaydık bu kesinlikle anti-faşist başyapıt M olurdu. Oscar’ı ilk kez düzenleyen Akademi’yi affedebileceğimiz tek bir nokta var: İlk elin günahı olmaz.

A Matter Of Life And Death (1946)
Michael Powell ve Emeric Pressburger’in yazıp yönettiği ve 2.Dünya Savaşı sırasında İngiliz bir pilot ve Amerikalı bir subay arasındaki fantastik bir aşkın anlatıldığı film, Oscar’dan hiçbir adaylık kazanamadı.
Mean Streets (1973)
Martin Scorsese ile Robert De Niro arasındaki ortaklığı başlatan suç/dram tarzındaki film, 9 yıl sonra Raging Bull filmiyle gelen ilk Oscar adaylığını önceden hak etmişti. Martin Scorsese’in ödül aldığı ilk filmin 2007 yapımı The Departed olması gerçekten şaka olmalı.
Miller’s Crossing (1990)
Fargo ve No Country For Old Men filmlerinden önce de Oscar’lık filmler yapan Coen kardeşler, A Serious Man filmiyle bile Oscar’a aday olurken bu filmle aday olamaması ilginç. Belki de Akademi’nin gözüne girmeleri için 1991 yılında Cannes’da adaylık almaları gerekiyordu.
Modern Times (1936)
5 dalda adaylık kazanan The Great Dictator dışında çoğu filmi görmezden gelinen Charlie Chaplin’in görmezden gelinen bir diğer filmi. Ekonomik Buhran dönemini anlatan endüstriyel bir komedi filmi olan Modern Times, Komünizm propagandası yaptığı ileri sürüldüğü için ABD’de gişede pek bir başarı sağlayamamış ve bunun da etkisiyle herhangi bir adaylık alamamış.
Night of the Hunter (1955)
En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ı da bulunan Charles Laughton’ın ilk ve tek yönetmenlik denemesi olan kara film, Stanley Cortez’in sinematografisi, Robert Mitchum’un efsanevi performansı ve James Agee’nin senaryosuyla birleşince ortaya harika bir şey çıkmış. Filmin adaylık bile alamaması halen tartışılırken bu film kesinlikle Akademi’nin en büyük potlarından.

Once Upon a Time in the West (1968)
Sergio Leon’un yazıp yönettiği film, Ennio Morricone’nin ikonik soundtrackleri ve Henry Ford’un müthiş performansıyla birleşince ortaya tüm zamanların en iyi Western filmlerinden biri çıkmış ancak bu Akademi için yeterli olmamış.
Once Upon A Time in America (1984)
Yine bir Sergio Leone-Ennio Morricone birlikteliği ve yine Oscar’a aday gösterilmemiş bir film. Başrolünde Robert De Niro’nun da olduğu film, 2 dalda Golden Globe adaylığı almıştır. Sergio Leone’un yönettiği son iş olma özelliği gösteren film, tam 229 dakikadır. Ayrıca Ennio Morricone’un bu film için yaptığı soundtrack albümü, tüm zamanların en iyi soundtrack albümlerinden biri olarak görülmektedir.
The Palm Beach Story (1942)
Akademi tarafından es geçilen bir diğer Screwball komedisi. Preston Sturges’in yazıp yönettiği filmin başrollerinde Joel McCrea ve Claudette Colbert bulunmakta. Filmde evlilikleri kötü giden çiftin çabucak boşanmak için Palm Beach’e gitmesinin ardından çiftin başından geçen olaylar konu ediliyor.
The Parallax View (1974)
Alan J. Pakula’nın yönettiği ve başroldeki Warren Beatty’nin müthiş performansını içeren ve 70’li yılların en iyi dramatik korku filmlerinden olan The Parrallax View, herhangi bir dalda Oscar’a aday gösterilmeyen bir diğer korku filmi.
Paths of Glory (1958)
Stanley Kubrick’in başyapıtlarından olan savaş karşıtı filmin başrolünde Kirk Douglas var. Verdiği mesajlarla, içerdiği oyuncu performanslarıyla ve tabi ki Kubrick’in tekniğiyle donatılmış film, tek bir adaylık bile kazanamamış. Zaten Kubrick’in tek bir Oscar kazandığı bir dünyada yaşıyoruz.

Pickpocket (1959)
Robert Bresson’ın yazıp yönettiği suç/dram tarzındaki Fransız yapımı film, yönetmenin en iyi filmlerinden olmasına rağmen Akademi’nin dikkatini çekememiş.
Rio Bravo (1959)
Akademi, Screwball komedisiyle kendisine şans bulamayan Howard Hawks’a Western’de de şans tanımamış. Film, politik işaretler barındırdığından mı bilinmez, Oscar’da herhangi bir adaylık alamamış.
Rushmore (1998)
Bu yıl The Grand Budapest Hotel ile En İyi Senaryo dalında ilk kez aday olan Wes Anderson’ın bu adaylığı ilk alması gereken filmine hoşgeldiniz. Bir Amerikan lisesinde geçen komedi filmi, Wes Anderson’ın ‘Ben geliyorum’ mesajı gibi. Senaryoyu geçtim, en azından Bill Murray’e En İyi Yardımcı Aktör adaylığı vermeyen Akademi’yi kınıyorum.
The Searchers (1956)
Kimilerine göre tüm zamanların en iyi Amerikan filmlerinden olan ve yönetmenliğini 7 Oscar’lı John Ford’un yaptığı film, Ford’un başyapıtlarından biridir. Çevrildiği yıl Akademi tarafından görmezden gelinen ve eleştirmenlerce fazla önemsenmeyen bu film yıllar geçtikçe prestij kazanarak klasikleşmiştir.
The Shining (1980)
Belki de Oscar tarihinin en absürd, en komik olmayan şakası The Shining’in herhangi bir dalda Oscar’a aday olamamasıdır. Ama bekleyin, daha da kötüsü var: Filmin Altın Ahududu’da En Kötü Aktris ve de En Kötü Yönetmen kategorilerinde değerlendirilmesi ! Stephen King’in aynı adlı romanından uyarlanan ve korku başyapıtlarından olan filmde Jack Nicholson’ın performansı da takdir edilesi.

The Shop Around The Corner (1940)
Şimdilerde bir romantik komedinin Oscar’da En İyi Film dalında ödül alması imkansız gibi bir şeyken 1930’lu ve 1940’lı yıllarda bu durum gayet normaldi. Ancak türün en iyi örneklerinden olan Ernst Lubitsch’in The Shop Around The Corner filminin o dönemde adaylık bile alamaması ilginç.
Stardust Memories (1980)
4 Oscar’ı ve 20 de Oscar adaylığı bulunan senarist/yönetmen/oyuncu Woody Allen’ın en iyi filmlerinden olan Stardust Memories, bir yönetmenin hayatına odaklanmaktadır. Woody Allen’ın kendi hayatından da kesitler bulunan film, Oscar’dan herhangi bir adaylık alamamış.
Sweet Smell Of Success (1957)
Alexander Mackendrik’in yönettiği ve kimilerine göre başyapıt olan film, New York’lu megaloman bir köşe yazarının kız kardeşinin bir müzisyenle evlenmesini engellemek için yaptıklarını anlatıyor. Film, belki de bu zamana kadar yapılmış en iyi medya ve şov dünyası hicvi.
Three Kings (1999)
Bugünlerde elinde adeta bir Oscar mıknatısı tutan David O. Russell’ın son 3 filmi 25 dalda Oscar’a aday oldu. Ancak kendisi henüz gençken bu kadar şanslı değildi. Başrollerinde George Clooney, Mark Wahlberg gibi ünlü isimlerin olduğu aksiyon/komedi türündeki bu film, 1999 yılındaki Oscar’lardan tek bir dalda dahi adaylık alamadı.
Tokyo Story (1953)
Yaşlı bir çiftin çocuklarını görmek amacıyla Tokyo’ya seyahatleri anlatılan dram tarzındaki film, yönetmen Yasujiro Ozu’nun başyapıtı sayılıyor. Filmin ilk gösteriminden 20 yıl sonra Amerika’da vizyona girmesi, Akademi’nin filmle olan ilişkisini açıklar nitelikte.

Touch of Evil (1958)
Orson Welles’in filmleri genellikle çok konuşulan, beğenilen filmler olmuştur fakat ödül alamamıştır. Kendisinin yazıp, yönettiği ve başrolünde olduğu suç/film noir tarzındaki bu filmin kaderi de aynı.
Trouble In Paradise (1932)
3 kez En İyi Yönetmen dalında Oscar’a aday gösterilen Ernst Lubitsch’in filmleri genelde ödülsüz kalmıştır. Yönetmenin en iyi filmlerinden olan romantik komedi Trouble in Paradise da bu filmlerden biri.
Walkabout (1971)
Avustralya’nın ıssız çölllerinden birinde mahsur kalan genç bir kız ve onun küçük erkek kardeşinin hayatta kalma mücadelelerini anlatan film, yönetmen Nicolas Roeg’in adaylık alamadığı başka bir filmi.
What’s Up Doc? (1972)
Listenin üst kısımlarında gördüğümüz Bringing Up Baby filminden esinlenerek yapılan romantik komedi tarzındaki filmin yönetmeni Peter Bogdanovich. Filmin tek şanssızlığı The Godfather’ın ortalığı yakıp yıktığı yıla denk gelmesi.
Zodiac (2007)
1960’lı yılların sonundan itibaren ABD’nin batı sahillerinde seri cinayetler işleyen ve kendine Zodiac takma adını koyan katilin yakalanma hikayesini anlatan filmin başrollerinde Jake Gyllenhaal, Robert Downey Jr., Mark Ruffalo gibi ünlü aktörler var. Yönetmenliğini David Fincher’ın yaptığı filmin Oscar’a aday olamamasının 2 nedeni olabilir: Filmin martta vizyona girmesi ya da David Fincher’in Akademi üyeleriyle iyi geçinememesi.
Elbette yukarıda listelediğimiz filmler, hak ettiği halde Oscar’a aday olamayan filmlerin hepsi değil. Buradaki 50 filmin yanına onlarca ya da yüzlerce film eklenebilir. Sizin de aklınıza hak ettiği halde Akademi tarafından tek bir Oscar’a bile aday gösterilmeyen filmler geliyor mu?
Kaynak: The Playlist
Hazırlayan: İbrahim Cem Özsefil
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →