Kariyerinin Zirvesinde Hayatını Kaybeden 15 Başarılı Oyuncu!
Sinema tarihine canlandırdığı roller ile adlarını yazdıran ve ne yazık ki hayata beklenmedik bir anda veda eden 15 başarılı sinema oyuncusunu derledik.
Kariyerinin Zirvesinde Hayatını Kaybeden 15 Başarılı Oyuncu!
Philip Seymour Hoffman

Henüz iki yıl önce hayata gözlerini yummasına rağmen canlandırdığı muazzam performanslar sebebiyle erkenden unutulmaz bir oyuncu olarak anılan Philip Seymour Hoffman, hem gişe filmlerinde hem de bağımsız filmlerde oynayarak kariyerini sürdürdü. Al Pacino’nun Scent of a Woman filmi ile tanınan daha sonra Boogie Nights, The Big Lebowski, Patch Adams ve Flawless gibi yapımlarla iyi bir çıkış yakalayan başarılı aktör; 2005 yılında ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dalında Truman Capote rolü ile Oscar kazandığı Capote filminde adeta kültleşir. Filmin bile önüne geçen bir performansla akılda kalan Hoffman, daha sonra Mission: Impossible III, Hunger Games: Catching Fire gibi gişe filmlerinde varlık gösterdi. Yaşamının son yıllarında The Master filmindeki hayranlık uyandıran bir oyunculuk sergileyen başarılı aktör, oynadığı karaktere bürünüp zor rollerin altından başarıyla kalktı ve sinema tarihine adını altın harflerle yazdıran bir oyuncu oldu.
Jean Harlow

Hell’s Angels filmiyle yıldızı parlayan, platin sarısı saçları ile yaşadığı dönemin en dikkat çeken isimlerinden biridir aktris Jean Harlow. Hem dram hem de komedi filmlerindeki oyunculuğu ile zor rollerin altından kalktı. MGM şirketi bünyesinde yaptığı birçok film ile meşhur olan yıldız, özellikle Clark Gable ile karşılıklı oynadığı filmlerde adeta efsaneleşti. Gişede de olumlu sonuçlar doğuran işlere imza attı. O dönemin ikon haline gelen bir oyuncu olan Jean Harlow, gerek yaşam stili, gerek kendisi ile özdeşleşen platin sarısı saçları ve iyi performanslar ortaya koyan oyunculuğu sayesinde birçok insana ilham verdi. 26 yaşında böbrek yetmezliği yüzünden hayata aniden veda eden Jean Harlow, Hollywood’un efsane oyuncuları arasındaki yerini aldı. Ölümünden uzun zaman sonra 1965 yılında kendi hayatının anlatıldığı Harlow filmindeCaroll Baker’ın performası sayesinde sinemanın büyülü dünyasında yaşatılarak ölümsüzleştirildi.
Brandon Lee

Babası Bruce Lee’nin ölümü gibi ani ve beklenmedik bir şekilde hayata veda eden Brandon Lee, en çok The Crow filmindeki Eric Draven karakteri ile akıllarda kaldı. Bu karakter ile birlikte aynı anda ve kariyerinin en başarılı rölünden sonra hayattan ayrılan talihsiz bir isimdi. Karanlık ama bir o kadar da duygusal bir havası olan filmde böyle muhteşem bir performans sergileyerek iyi bir oyuncu olduğunu kanıtlayan Brandon Lee’nin filmi kült film statüsüne ulaştırmakta büyük bir payı vardı hiç kuşkusuz. Filmin çekimleri sırasında yanlışlıkla doldurulmuş bir silah ile vurularak hayatını kaybetti Brandon Lee. Henüz yaşlanmaya fırsat bile bulamamıştı. The Crow öncesi Kung fu the movie , Lazer Mission, Showdown in Little Tokyo gibi üçüncü sınıf aksiyon filmlerinde de rol alarak kendine has bir izleyici kitlesi yarattı. Tıpkı babası gibi aynı kaderi yaşayan Brandon Lee, yaşasaydı oyunculuğunun kademelerini ve potansiyelinin derinliklerini daha iyi göreceğimizden adımız gibi emindik.
Judy Garland

Çocuk yaşta oynadığı The Wizard of Oz filmindeki Dorothy karakteri ile hepimizin akıllarında yer etti, filmi çok sevmemizi ve filmden büyük bir keyif almamızı sağladı Judy Garland. Sinema tarihinde döneminin kaliteli oyuncularını kadrosunda barındıran Judgment at Nuremberg filminde Irene Hoffman karakteri ile adeta büyüledi. Akılllara durgunluk veren bir rolde oynadı ve Oscar’a aday oldu. Filmin objektif bakış açısının etkisi ile Judy Garland, kanımca kariyerinin en iyi performansını bu filmde gösterdi. Ancak çocuk yaşta ünlü olmanın sorumluluğunu bir türlü atlatamayan, problemli aile hayatında oldukça kötü etkilenen Judy Garland, yaşadığı sıkıntılardan kurtulmak için uyuşturucuya başvurdu ve psikolojik bir çöküntü içerisine girdi. Hayatın yükü altında ezilerek yaşamına son verdi.
Robin Williams

“Good Morning Vietnam” deyişi hala dün gibi duyulan olmadık zamanda hayata veda eden, aramızdan ayrılan müthiş bir aktör Robin Williams. Komediden drama birçok film türünde ekranda gördük, kimi zaman güldürdü kimi zaman da ağlattı. Hem iyi karakteri hem de kötü karakteri başarılı ile canlandırdı. İdealimizdeki öğretmen profilinin kanlı canlı halini Dead Poets Society filmde canlandırdığı John Keating karakterinde bulduk. Jumanji’de içindeki çocuğu ortaya çıkarttı, Good Will Hunting’de tavsiyeleri yol gösterdi, Patch Adams’da hastalarına moral verdi… Oynadığı karakteri yaşatarak adını her duyduğumuzda ise filmlerinde canlandırdığı bütün karakterlerin hepsi film şeridi gibi gözümüzün önünden geçti. Hayatına son vererek bize ilham veren rollerinden ve sımsıcak gülümsemesinden mahrum bıraktı. Oynadığı son filmlerden biri olan Night at The Museum Secret of The Tomb’un son sahnesinde, bir daha canlanmamak üzere tekrardan mumya haline dönüştü ve göz kırparak bize son vedasını yaptı.
Heath Ledger

10 Things I Hate About You filmindeki Patrick Verona karakteri ile birçok genç kızı kendine aşık eden Heath Ledger, aramızdan zamansız bir şekilde ayrılmıştı. Üstelik kariyerinin en iyi döneminde. 2005 yılında Brokeback Mountain filmindeki performansı ile Oscar’a aday oldu ama asıl çıkışını Christopher Nolan’ın yönettiği Batman serisinin ikinci filmi The Dark Knight ile yaptı. Filmde canlandırdığı Joker karakterindeki performansı, birçok eleştirmen tarafından başarılı bulundu. Rolü alma sürecinde Ledger’ın karaktere getirdiği anarşist yorumu çok beğenen Christopher Nolan tarafından bizzat rolü alması istendi. Role hazırlanma sürecinde kendi bir ay boyunca bir otel odasına kapattı, karakterin vücut dilini oluşturdu ve filmin çekimlerini tamamladıktan sonra hayata veda etti. Joker yorumu ile sinemaseverlerin akıllarından hiçbir zaman çıkmayacak bir performansa imza atan Heath Ledger, bu filmdeki rolüyle Oscar kazandı. Ölmeseydi bile Oscar’ı alacağından emin olduğumuz başarılı aktör, bir daha onu ekranda göremeyecek olmamızın yaşattığı acı gerçekle yalnız bıraktı bizi.
Catherine Coulson

Hepimiz onu Twin Peaks’in Log Lady’si olarak tanıdık. David Lynch ve Coulson tarafından yaratılan Log Lady karakterleri ile farkında olmadan hayatımızın bir köşesinde hep var olan ve insanı kendine alıştıran bir insan portresi çizdi. David Lynch ile ortaklığını hem kamera önünde hem de kamera arkasında sürdürdü. İlk olarak Lynch’in The Amputee isimli kısa filminde bacaklari olmayan bir kadına verdi.Daha sonra yönetmenin Eraserhead filminde kamera arkasında yer alıp desteklerini esirgemedi. Tabii ki Twin Peaks’te de yer alarak ününe ün kattı. 2017 yılında yayınlaması beklenen dizinin yeni sezonunda yer alacaktı ama yakalandığı kanser buna engel oldu.
Marilyn Monroe

Marilyn Monroe. İsmini duyduğumuzda hepimiz aklında bir şeyler çağrıştıran o müthiş kadın. Yaşamı son derece parıltılı ama ölümü bir o kadar da karanlık olan efsane isim. Şöhreti ve özel yaşamı ile tanınmasına karşılık sinema filmlerinde yer aldığı performanslarla adından söz ettiren bir isim. Birçok sanatçının idolü, ilham kaynağı Marilyn Monro ;özellike Some Like It Hot ve The Seven Year Itch ile ikon haline geldi, efsane statüsüne ulaştı. Aynı zamanda oyunculuğu ile göz doldurdu. Ölümü ile ilgili ilginç teoriler ortaya atıldı ama ne olursa olsun sinema tarihinde her zaman akıllarda yer edinen, herkesin unutamayacağı işlere imza attı.
James Dean

Genç yaşında hayatını kaybeden sinemanın asi ruhlu çocuğu, yakışıklı ve karizmatik bir aktör olan James Dean, çok az sinema filminde rol almasına rağmen birçok sanatçıya ilham kaynağı olarak efsane statüsüne ulaştı. Oynadığı ilk film East of Eden ile Oscar’a aday gösterilen oyuncu; asıl büyük çıkışını Nicholas Ray yönetmenliğindeki Rebel Without A Cause filmi ile yaptı. James Dean, bu filmde büyümenin getirdiği sorunlarla boğuşan Jim Stark isimli isyankar bir genci canlandırdı ve performansı sayesinde dönemin gençlerinin idolü oldu. Bu filminin gösterildiği yıl beklenmeyen ölümü ile herkesi şoka uğrattı. Ölümünden sonra gösterime giren Giant filmindeki performası sayesinde Oscar’a gösterildi. Öldükten sonra Oscar’a aday gösterilen ilk oyuncu ünvanına sahip olan James Dean; metot oyunculuğu, asi tavırları ve doğallığı ile her zaman kalbimizde yer etti. Eğer yaşasaydı eminiz ki daha nice performansı bizlerle buluşturup eşsiz bir sinema zevkini bizlere yaşatacaktı.
Alan Rickman

Robin Hood, Sense and Sensibility filmlerinde üstün bir performans sergilemesine karşın birçoğumuz onu Harry Potter serisindeki Severus Snape rolü ile tanıdık. Genç kuşak tarafından tanınmasını sağlayan Severus Snape rolü ile Harry Potter filmlerini sevdik, performansından aldığımız keyifle her yıl onu ekranda görmenin mutluluğunu yaşadık. Özellikle Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 2 filminde Snape hakkında biilnmeyen gerçeklerin açıklandığı ölüm sahnesinde fedakarlığın simgesi olarak kalplerimiz fethetti, oyunculukta ki bütün hünerlerini kusursuzca sergiledi. Sanki hayatımızda sürekli var olan bir insanmış gibi çok üzüldük Severus Snape’in ölümüne. 2016 yılının başında hayata gözlerini yumduğunu öğrendiğimizde bile yaşadığımız şoku atlatamadık. Birinin bize korkunç bir şaka yaptığını düşündük ama şaka değildi, gerçekti. Sinemada artık onu göremeyecek olmamamızın vermiş olduğu bir üzüntü vardı kalplerimizde. Yaşadığı zamanda bir filmin oyuncu kadrosunda olması bile o filmin izlememiz için yeterli bir sebepti. Ama artık böyle bir şey olmayacaktı. Bundan sonra bir kuşağa hitap eden harikulade oyunculuğu ile akıllarımızda kalacaktı
Brittany Murphy

8 Mile, Don’t Say A Word, Clueless ve Girl Interrupted filmleriyle adını duyuran Amerikalı oyuncu Brittany Murphy; masum gülüşü ve tatlı bakışları ile hafızalarımıza kazınmıştır. Daha çok komedi filmlerinde rol alan oyuncu, kanımca Sin City’de Jackie Boy’a yalvardığı sahne ile büyük sükse yapmış ve kariyerinin en iyi işlerinden birini ortaya çıkartmıştı. 8 Mile ile rap dünyasının kapılarını aralayan, Happy Feet ile güzel sesini keşfettiğimiz Brittany Murphy, oynadığı her rolün hakkını fazlasıyla vermiş bir oyuncu olarak sinemanın tarihinde sonsuza kadar var olacaktır.
Jean Seberg

Fransız Yeni Dalga akımının ilk örneklerinden, eleştirmenlere göre modern sinemasının doğuşunu simgeleyen À bout de Souffle filminde adeta büyüleyen, naifliği, zarafeti ve güzel bakışlarının derinliği ile bizi etkisi altına alan bir Jean Seberg var karşımızda. Oynadığı rol sayesinde birçok insana Yeni Dalga sinemasını sevdirdi Jean Seberg. Aynı zamanda erkek çocuğunu andıran saçları ve giydiği kısa pantolonlarla bir dönemin moda ikonu haline geldi. Oynadığı Fransız yapımı filmlerden dolayı Fransız sanılan ama aslında Amerikalı olan Jean Seberg, yaşadığ dönemde hep adından söz ettirdi. İyi oyunculuğunda dolayı akıllarda yer etti ve eğer onun döneminde yaşasaydık filmlerini sinemada ön sıradan izleyeceğimiz bir kişi olarak var olacaktı. Ölümüyle FBI’ın bağlantısının olup olmaması hep tartışmalı olmasına rağmen Jean Seberg, kalbimizde her zaman oyunculuk açısından doldurulamayacak bir insan olacak kalacaktır.
Natalie Wood

James Dean’in Rebel Without A Cause filminden rol arkadaşı olan Natalie Wood, birçok filmde değişik rollerde seçkin ve önemli oyuncularla çalışarak sinema kariyerini oluşturdu. Bir kez izleyenin bir kez daha izlemek isteyeceği bir oyunculuk sergiledi yaşamı boyunca. Oscar’a aday olduğu Elia Kazan’ın Splendor in the Grass filminde özellike oynadığı karakterinin delirmeye başladığı sahnelerde müthiş bir oyunculuk performansı ortaya çıkarttı Natalie Wood. Güzel olduğu kadar yetenekli de olan başarılı oyuncu, birçok film türünde rol alarak oyunculukta geniş bir skalası olduğunu herkese gösterdi.
River Phoenix

Döneminin önde gelen oyuncularından olan, birçok insana ilham veren hatta hayranlık uyandıran ama genç yaşında gelen vefatı ile aramızdan ayrıldı River Phoenix. A Night In The Life Of Jimmy Reardon’da serseri bir çocuğu, Little Nikita’da dürüst bir çocuğu oynarak farklı türdeki karakterlere bürünebildiğini gösterdi. Oscar’a aday da gösterilerek iyi bir oyuncu olduğunu herkese kanıtlayan başarılı aktör ne yazık ki ailesi ile sıkıntılarında uzaklaşmak için uyuşturucuya yönelmesi ile hayata gözlerini yumdu.
Paul Walker
Fast and Furious serindeki rolü ile dünya çapında hatırı sayılır bir üne kavuşan Paul Walker, serinin 7. filmin çekimleri sırasında geçirdiği trafik kazası sonucu beklenmedik bir şekilde aramızdan ayrıldı, sevenlerini yasa boğdu. Kariyerini hep aksiyon filmleri etrafında şekillendiren Paul Walker bu filmlerdeki rolleri ile iyi bir aksiyon sinemasının yıldızı örneğini oluşturdu. Furious Seven filminin çekimleri sırasında öldüğü için hayranları bu filmin nasıl olacağını büyük bir merakla bekliyordu. Filmde yüzünü her gördüğümüzde büyük bir üzüntü duyduğumuz Paul Walker, hayata veda etti ama filmin son sahnesinde Vin Desel’in See You Again şarkısı eşiliğindeki monoloğu sayesinde kalplerimizde sonsuza kadar yaşacağını herkese göstermiş oldu.
Sıla Şahinöz
3338 yazı
Yazarın diğer yazılarını gör →