· 6 dk okuma

Jeux d’enfants Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!

Jeux d’enfants Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!

Klasik bir aşk hikayesinin bize sunduğu vazgeçilmez klişe şüphesiz ki mutlu sonla bitmesidir; ancak biliriz ki iki insan birbirlerini sevebilir, öyle çok severler ki aşkın kimliksizliğiyle bizleri buluştururlar ama bu aşk her zaman mutlu sonla bitmez. Bazen zaman ayırır, bazen ölüm, bazen ise kişilerin kendileri sebep olur bu ayrılığa… ya da bunların hiçbiri olmaz; araya giren zamana rağmen hisler hiç bir zaman etkisini kaybetmez. Tıpkı masalsı hikayesiyle beyazperdenin büyülü dünyasının en güzel yansımalarından biri olan Jeux d’enfants’da zamanla oynanan bir oyunun parçası olan Sophie ile Julien gibi…

Yönetmenliğini ve senaristliğini Yann Samuell’in yaptığı; başrollerinde ise Guillaume Canet ile Marion Cotillard’ın olduğu Jeux d’enfants, bir teneke kutusunun etrafında iki kişinin yıllar boyunca dahil olduğu bir cesaret oyununu anlatır. Henüz daha çocukken tanışan ve kendi aralarında tuhaf bir oyun oynayan Julien ile Sophie; ne birbirlerinden ne de oynadıkları bu cesaret oyunundan asla vazgeçemezler. Korkusuzluğun başrolde olduğu bu oyun Sophie ve Julien büyüdükçe daha tehlikeli bir hal almaya başlar… Zaman geçer, farklı hayatlar kuran ikili yine hayatın bazı anlarında bu oyunun etrafında kesişirler. Sıra dışı bir aşk hikayesi, sıra dışı bir kurgu… ne romantik ne de komedi türüne ait diyebileceğimiz kalıba sığmayan filmimiz Jeux d’enfants’ı, bir filmle birçok duyguyu yaşamayı sevenlerin izlemesi gereken 10 filmi sizler için derledik.

“Cap ou pas cap?”

The Way We Were – 1973

the-way-we-were-filmloverss

Yolların ve zamanın iki kişi arasına girmesiyle gelişen hikayesiyle izleyenleri derinden etkileyen filmlerin başında gelen The Way We Were; aşkın doğasında yer alan karmaşanın en güzel simgesidir. Hikayenin geçtiği dönemi, toplumsal ve ekonomik durumunu arka planına alarak izleyiciyle bir aşkı anlatan film; sadece aşkı değil onunla birlikte gelen vazgeçemeyişi ve sevgiyi anlatır. Devam etmediği halde devam ettirilmeye çalışılan bir ilişkiyi; hem Hubble’ın hem de Katie’nin gözünden izlediğimiz 70’lerin vazgeçemediğimiz filmi!

The Notebook – 2004

the-notebook-filmloverss

Nicholas Sparks’ın aynı adlı romanından uyarlanan The Notebook; bir bakımevinde yaşayan yaşlı bir adamın defterinde yazılı olan bir aşk hikayesini okumasıyla başlar ve 1940’lı yıllara doğru yolculuk yaparız. Ailesiyle Seabrook Adası’na tatile gelen Allie Hamilton ile orada yaşayan Noah’ın hikayesi; sınıfsal ve ekonomik farklara rağmen aşk engel tanımaz, ancak II. Dünya Savaşı’nın gelmesiyle ve araya zamanın kendisinin girmesiyle hikaye yön değiştirir… aşk hikayelerinin sahip olduğu çoğu klişeyi barındırmasına rağmen; kurgusal açıdan öyküyü ele alış biçimi, Ryan Gosling ve Rachel McAdams’ın performanslarıyla The Notebook son yılların en iyi aşk filmleri arasına adını yazdırmıştır.

Etarnal Sunshine of the Spotless Mind – 2004

etarnal-sunshine-of-the-spotless-mind-filmloverss

Aradan geçen yıllar, bir aşkın bir insana neler yaptırabileceği; kırılan sınırlar ve duvarlar… dediğimiz anda aklımıza gelen bir diğer film de kuşkusuz Etarnal Sunshine of the Spotless Mind’dır kuşkusuz. Birbirinden çok farklı iki karakter olan; İçine kapanık biri olan Joel ile hisleriyle hareket etmeyi seven ve oldukça dışa dönük bir kişiliğe sahip olan Clementine bir kumsalda tanışırlar, birbirlerini çok severler… ancak sorunlar başlamıştır. Her aşk hikayesinin mutlu bitmeyeceğinin, her birbirini seven çiftin aynı zamanda birbirleriyle iyi anlaşması gerekmediğinin kanıtı olan film; kurgusuyla ve senaryosuyla klasik romantik filmlerden kendisini ayırmayı başarır.

A Lot Like Love – 2005

a-lot-like-love-filmloverss

Yoğun bir iş temposu içinde olan ve sürekli iş seyahatleri ne çıkan Oliver; gezilerinin birinde Emily’yle karşılaşır ve ikili kendilerini tam yedi yıl sürecek olan bir döngünün içinde bulurlar. Kader veya tesadüf; aradan geçen yıllar boyunca sürekli bir yerlerde birbirlerini bulurlar. Hayatlarının farklı dönem ve durumlarında bir araya gelen ikili arasında adını koyamadıkları bir ilişki gelişir. Kendi  hayatları ile birlikte olduklarında içinde oldukları hayat arasında gidip gelen ve geçen zamana inat birbirinden ayrılmayı başaramayan Olive ve Emily’nin akan zaman içindeki hikayesini ele alan filmin başrollerinde ise Ashton Kutcher ile Amanda Peet yer alıyor.

Atonement – 2007

atonement-filmloverss

Dönem filmlerinin başarılı yönetmeni Joe Wright’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Atonement; bir daha hiç düzelemeyecek kadar trajik bir şekilde kaderleri birbirlerine bağlanan üç insanın, hak etmedikleri bir şekilde bir kefaretin kurbanları olmasını konu alır. 1935 yılının bir yaz gününde; on üç yaşında olan Briony Tallis’in yanlış zamanda yanlış yerde olmasıyla, görmemesi gereken bir şeyi görmesi bir de üstelik bunu yanlış yorumlamasıyla kendisi de dahil ablası Cecilia ile hizmetçilerinin oğlu olan Robbie’nin arasındaki aşkı ve geleceklerini etkiler. Kurgusundaki geri dönüşlerle ve her karakterin gözünden izlediğimiz olaylarla hikayesine daha da çarpıcı bir etki bırakan film; atmosferinin çoğuna hakim olan melankolik havayla da savaş döneminin karanlığını ve karakterlerin içine düştükleri çaresizliği etkileyici bir şekilde resmeder.

Never Let Me Go – 2010

never-let-me-go-filmloverss

Yaşadığınız hayatın aslında size ait olmadığını bilerek yaşamak nasıl bir duygudur? 

Mark Romanek imzalı Never  Let Me Go, tam da bu sorunun cevabını bulmaya çalışır işte. Aşkları ve dostlukları arasında kalan Kathy, Tommy ve Ruth’a hayat, diğer insanların yaşadığı sıkıntılardan ve kısıtlamalardan daha zorunu sunmuştur. Özgürlük arzusuyla, doğmadan önce çizilen kaderlerini değiştirmeye çalışan bu üç arkadaş için aslında yaşama sebeplerinin başkasının hayatını kurtarmak olduğunu öğrendikleri an her şey altüst olmuştur zaten. O güne kadar, ne olduğunu kavrayamadıkları farklı bir hayat süren gençler farkında olmadan tüm hayatlarını bir donör olarak yetiştirilmeye adamışlardır.  Hailsham adında yatılı bir okulda başlayan hikaye, distopik bir dünyayla buluşturur bizi.

One Day – 2011

one-day-filmloverss

Geçen yıllara rağmen asla unutulmayan ve her karşılaştıklarında kaldığı yerden devam edebilen aşk ve dostluk hikayesi sunan One Day, David Nicholls’un aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Emma ile Dexter birbirlerinden hem karakter olarak hem de sosyal sınıf olarak oldukça farklı olan iki gençtir. İkilinin yolları üniversiteden mezun oldukları gün, 15 Temmuz 1988’de kesişecek ve yıllar boyu sürecek olan bir arkadaşlığın başlangıcı olacaktır. Her ne kadar birbirlerinden uzak hayatlar yaşasalar da farklı yılları 15 Temmuz’unda farklı durumlarda ve farklı ruh hallerinde karşımıza çıkarlar. İkili sonunda mutluluklarını, umutlarını, kızgınlıklarını ve hatta kırgınlıklarını paylaştıkları 20 yılın ardından, o mezuniyet gününün gerçek anlamını da anlayacaklardır.

Laurence Anyways – 2012

laurence-anyways-filmloverss

Xavier Dolan’ın aşkın cinsiyetsizliğini ve bir kimliğinin olmasının gerekmediğini odak noktası olarak aldığı filmi Laurence Anyways; kadın olma arzusu içinde olan ve erkek bedenine hapsolmuş Laurence ile sevgilisi Fred’in hikayesini ele alır. Yıllardır birlikte olduğu ve sevdiği kadın Fred ile cinsiyet değiştiren Laurence’ın 10 yıl süren inişli çıkışlı ilişkilerini, ama her şeye rağmen değişmeyen birbirlerine karşı hissettikleri aşkı anlatan film; Cannes Film Festivali’nden Queer Palm Ödülü’yle ayrılmıştı.

Celeste & Jessie Forever – 2012

celeste-jesse-forever-filmloverss

Hem aşk hem de bir ayrılık hikayesi… Lisede tanışan Celeste ile Jesse; sadece birbirine aşık bir çift değil aynı zamanda da çok iyi anlaşan dostturlar. Genç yaşta evlenen çift için artık yıllar geçmiş; şimdi otuzuna gelmiş olan Celeste kendi medya danışmanlık şirketinin sahibiyken; Jesse ise işsizdir fakat bu duruma bir çözüm bulmaya da niyeti yoktur. Celeste Jesse ile şimdi boşanırlarsa ömür boyu arkadaş kalabileceklerine inanır ve boşanmanın en makul yol olduğunu düşünür. Celeste’a hala aşık olan Jesse de ister istemez bu durumu kabul eder ve bu evlilikten arkadaşlığa geçişi kabul eder; fakat zaman içinde Celeste de verdiği bu karardan pişman olur, ama zamanlamaları bir türlü tutturamaz. Aslında boşansalar da ayrılamayan Celeste ile Jesse’in ilişkisini anlatan Celeste & Jesse Forever’ın yönetmenliğini Lee Toland Krieger üstleniyor.

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku – 2014

fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutku-filmloverss

İlhami Algör’ün aynı adlı kitabından uyarlanan, yönetmenliğini Çiğdem Vitrinel’in yaptığı Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku; henüz hiç bir kitabı yayınlanmamış olan Arif ile Müzeyyen’in ilişkisini anlatır. Kadınlar ve ilişkiler üzerine kafa yorduğu bir dönem Müzeyyen’le karşılaşan Arif, daha önce tanıdığı hiç bir kadına benzemeyen Müzeyyen’i tanıdıkça kafasında yıllardır kurduğu düşüncelere ve sorulara yanıt bulmaya başlayacaktır. Hayal ve gerçek sınırında var olan Müzeyyen ile sürekli düşünen, sorular soran cevaplar bulmaya çalışan ve kendini en güzel kelimelerle ifade edebilen Arif ve tanışmalarıyla karmaşa haline bürünen zaman!

“Bir şeyin kalbini kırması için illa yanlış olması gerekmez ki…”

 


Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →