İskandinav Sinemasından Mutlaka İzlenmesi Gereken 10 Korku Filmi!
İskandinav sinemasından en başarılı 10 korku filmi listemiz için sizleri şöyle alalım.
Korku sinemasının ne kadar zor bir tür olduğunu hepimiz biliyoruz. Ucuz ve kendini tekrar eden bu türde özgün içerikler bulmak yıllar geçtikçe daha da zorlaşıyor. Hollywood’un basitleşmiş korku sinemasından bıkanlar için doğru tercihi söylüyoruz: İskandinav Sineması. İçerisinde birçok usta yönetmeni ve akıllarda yer edinmiş birçok filmi barındıran İskandinavya Sineması, uzun yıllardır korku sineması adına çok iyi filmlere imza atıyor. Popüler sinemanın gözünden kaçırdığı bu önemli korku filmlerini sizler için sıraladık ve 10 filmlik bir liste hazırladık. Not olarak belirtmek gerekirse bu filmler sadece İskandinavya ülkeleri olan Danimarka, Norveç ve İsveç’i kapsıyor.
İskandinav Sinemasından En İyi 10 Korku Filmi
Nightwatch – 1994 (Danimarka)

Listemizin en eskisi olan Danimarka yapımı Nightwatch günümüzde hala saygıyı hakeden bir korku filmi olma özelliğini taşıyor. Genç hukuk öğrencisi Martin para kazanabilmek için yerel bir morgda güvenlik olarak işe başlar ve bu sırada seks işçisi kadınların kafa derilerini yüzen bir seri katil de serbest bırakılmıştır. Gerilim dozajı asla düşmeyen, sessizliğiyle sinir bozan ve Nikolaj Coster-Waldau’nun oyunculuğuyla göz kamaştırdığı Nightwatch korkma ve bir şeyin olmasını beklediğimiz o endişe anları arasında gidip geliyor. Filmin gösterdiği atmosfer ile kendinizi o morgda, ölülerin arasında hissediyorsunuz. Güzel bir deneyim!
Evil Ed – 1995 (İsveç)

1997 yapımı İsveç filmi Evil Ed için Amerikan korku sinemasının en önemli filmlerinin bir parodisi diyebiliriz. Yanlış anlaşılmasın, film parodi yaparken aslında bir taraftan bu başarılı filmlere saygısını da gösteriyor. Taklit edilen filmlerin başında Evil Dead serisi, Halloween, The Silence of the Lambs ve The Shining var. Film, Edward Tor Swenson isimli film montajcısının Loose Limbs isimli korku filmini montajlarken yavaş yavaş delirmesini, sinefil arkadaşı Nick’i dövmesini ve onun kız arkadaşını rehin almasını konu ediniyor. Filmin asıl vermek istediği mesaj bir filmde vahşet ve şiddet izlemek izleyiciyi bir psikopata çevirebilir. Dead Snow filmini seven bunu da sevdi!
Dark Woods – 2003 (Norveç)

Konusu itibariyle kült korku filmi Blair Witch’i anımsatan Dark Woods orijinal ismiyle Villmark, bir reality show televizyon yapımcısı ve yeni bir televizyon programı formatı denemek üzere işe aldığı bir grup televizyoncu medeniyetten uzakta, ailesine ait bir dağ evine giderler. Bir süre sonra yaşananlar şov olmaktan çıkar ve gerçek olur. Yer yer sinir bozucu olan bu film, karanlık bir atmosferde ve acaba hangisine güvenmeli sorusuyla türünün başarılı örneklerinden bir tanesi. Dark Woods’da etkileyici kartpostal manzaraları eşliğinde bir grup araştırmacının kurtuluş çabasını izlemek isteyenler bu filmi listeye almalı.
Next Door – 2005 (Norveç)

İskandinav korku sinemasının önemli yönetmenlerinden biri olan Pål Sletaune’nin 2005 yapımı korku gerilim filmi Next Door sevgilisi tarafından terkedilmiş John’un etrafında ilerliyor. Yaşadığı üzüntüyü yan komşusu olan iki kız kardeş Anne ve Kim ile atlatmaya çalışan John, bir süre sonra bu iki gizemli kardeşin kendisi ve sevgilisi hakkında her şeyi bildiklerini farkediyor. Bu durum gittikçe korkunç bir hal alıyor. Ürkütücü odalarda, karanlık ve basık bir atmosferde geçen film, izleyiciyi tam da klostrofobik bir psikolojiye sokmayı hedefliyor ve başarıyor. Çekimler ve oyunculuk istenilen gerilimi çok iyi yansıtıyor, hikaye ise gittikçe karmaşıklaşan ve tahmin edilmesi zor bir hal alıyor. Next Door kendi türü adına yeni bir şey vermese de kesinlikle izlemeye değer.
Cold Prey – 2006 (Norveç)

Bir grup genç kayak yapmak için Norveç Alpleri’ne gider. İçlerinden bir tanesi ayağını kırınca ve ardından fırtına başlayınca en yakındaki terkedilmiş otele sığınmaları gerekir. Daha sonra otelde onlara bir katilin eşlik ettiğini farkederler. Slasher movie olarak tabir ettiğimiz türe ait olan Cold Prey orijinal adıyla Fritt Viit diğer slasher filmlerden çok daha farklı. Sinematografi anlamında öteki örneklerinden ayrılan film, barındırdığı başarılı oyunculuk ve ilginç sonla övgüyü hakediyor. Arayıp da bulamadığınız gerilimi yaşamak istiyorsanız Cold Prey doğru seçim.
Let the Right One In – 2008 (İsveç)

Listedeki diğer korku filmlerinden hemen sıyrılan ve baktığımızda daha popüler olan Let The Right One In 2008 yapımı bir vampir filmi. Ancak diğer vampir filmlerinden çok daha farklı olduğunu izleyen herkesten duymuşsunuzdur. Aşk ve vampir temalarını bir arada bu kadar iyi anlatan başka bir film var mıdır emin değilim. Yaşıtları tarafından ezilen ve aralarına alınmayan Oskar’ın hayatı, yan komşularının kızı Eli’ya aşık olmasıyla değişir. Oskar zaman geçtikçe Eli’ın vampir olduğunu öğrenir. Filmin bir tarafında şiddet boy gösterirken, bir diğer tarafında iç açıcı bir hikaye vardır. Filmin atmosferinin mükemmelliği bir yana çocuk oyuncular adeta filmde devleşir. Let The Right One In sadece İskandinavya sineması için değil, dünya sineması için de önemli bir film.
Dead Snow – 2009 (Norveç)

Yönetmenliğini ve senaristliğini Tommy Wirkola’nın üstlendiği Norveç yapımı korku komedi türündeki bu film, bir grup tıp öğrencisinin paskalya tatillerini geçirmek için Sara adındaki arkadaşlarının dağ evine doğru yola çıkmalarını ve burada zombiler ile karşılaşmalarını konu ediniyor. Ama bu zombiler sıradan zombiler değil. Nazi zombiler! Korkunun ve kara komedinin harmanlanmış hali olan Dead Snow Hollywood’un eski filmleri yeniden elden geçirme döneminin sıkıcılığında yeterince başarılı. Zombi ve kara komedi denince akla gelen Shaun Of The Dead kadar da izlemesi zevkli. Filmin en ilginç yanı Nazi olan zombiler, ırklarının başka kanlarla birleşmesini istemediklerinden ısırdıkları kişiler zombiye dönüşmüyor.
Antichrist – 2009 (Danimarka)

Çağımızın en önemli yönetmenlerinden biri olan Lars Von Trier’in başyapıtı olarak adlandırabileceğimiz Antichrist, Andrey Tarkovsky’ye adanan bir korku gerilim filmi. İzleyici kitlesini ikiye bölen ama aynı zamanda başarılı bir film olduğu konusunda şüphe götürmeyen Antichrist, aynı zamanda doyurucu bir sanat eseri. Bir çiftin seviştikleri sırada yürümeye yeni başlayan küçük çocuklarının pencereyi açarak aşağı düşmesiyle başlayan film, Ölüm karşısında modern insan ne yapar? sorusunu soruyor ve en önemlisi Avrupa Sineması’nın o mesafeli ve soğuk tavrını sonuna kadar taşıyor. Yönetmen Trier’in ustalığıyla hem bir psikolojik gerilim, hem de bir vahşet filmi olan Antichrist yönetmenin dehasıyla adeta mükemmele yakın bir eser haline geliyor. Görsellik, şiirsellik ve mükemmellik sınırlarını zorlayan atmosferi sayesinde film izleyicide gerçek bir şok etkisi yaratıyor.
Hidden – 2009 (Norveç)

Norveç korku filmlerinin ustası Pål Øie‘nin yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği Hidden, filmin ana karakteri Kai Koss üzerinden ilerliyor. Son dönem korku filmlerini baz aldığımızda çıtanın çok üstünde olan bu korku filmi, 19 yıl sonra ölen annesinin evine giden ve çocukluğuyla ilgili kötü anılarını tekrardan yaşayan Kai’nin hikayesini anlatıyor. Gerçekle hayali bir süre sonra ayırt edememeye başlayan Kai ile birlikte ormanın ortasında korkuyu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Geçmiş travmalarla yüzleşen başarılı bir film.
The Monitor aka Babycall – 2012 (Norveç)

Ejderha Dövmeli Kız filmi ile adını duyurmayı başarmış Noomi Rapace’nin başrolünde yer aldığı The Monitor eski kocasından şiddet gören bu yüzden saklanan paranoyak bir annenin yaşadıklarını konu ediniyor. 8 yaşındaki oğluna karşı fazla korumacı olan Anna, oğlu uyurken onu dinleyebilmek için odasına bebek monitörü yerleştirmeye karar verir. Ancak Anna monitörden bir süre sonra farklı sesler duymaya başlar ve bu sesler yaşadıkları binadan gelmektedir. Gerilim dozajı yüksek filmde izleyici, tek kişilik başarılı bir performans sergileyen Anna’nın yerine kendini koyuyor ve paranoyaklaşıyor.
Kaynak: Taste of Cinema
Ekin Limoncu
206 yazı · 1990 yılının nisan ayında Malatya'da dünyaya geldi. Babasıyla ritüel haline getirdikleri haftasonu film izleme kaçamakları sayesinde ´sinema´ ile tanıştı. Sinemanın büyülü atmosferine kendini küçük yaşta kaptıran Ekin sinemadan bir daha asla kopamadı. Eğitimini Marmara Üniversitesi Sinema Televizyon bölümünde tamamladı. Ilk izledigi filmi hala hatırlıyor, 26 yıllık hayatında hiçbir şey onu sinema kadar heyecanlandıramıyor. Fotoğraf gerçektir, sinema ise saniyede 24 kere gerçektir diye bir tanımda bulunmuştur Jean-Luc Godard, haklıdır.
Yazarın diğer yazılarını gör →