IndieWire’a Göre Son 20 Yılın En İyi 20 İlk Filmi
Being John Malkovich’ten The Virgin Suicides’a Shame’den Mustang’e sinema sitesi IndieWire’ın belirlediği son 20 yılın en iyi 20 ilk filmi için sizleri şöyle alalım.
Bir sinema filmi yönetmek kolay iş değil, hele ki çektiğiniz film sizin bu konudaki ilk deneyiminizse. Önünüze çıkacak birçok engel sizin aklınızdaki filmin ortaya çıkamamasına neden olabilir. Ancak bu sinemaya adım atan her genç yönetmen için geçerli olan bir durum değil. Aralarında Spike Jonze, Paul Thomas Anderson, Sofia Coppola, Steve McQueen, Deniz Gamze Ergüven gibi isimlerin bulunduğu bazı genç yönetmenler ilk uzun metrajlı filmlerinde bile ortaya oldukça olgun bir film çıkartabiliyorlar.
Gelin Being John Malkovich’ten The Virgin Suicides’a Shame’den Mustang’e sinema sitesi IndieWire’ın belirlediği son 20 yılın en iyi 20 ilk filmine hep birlikte göz atalım.
IndieWire’a Göre Son 20 Yılın En İyi 20 İlk Filmi
Bottle Rocket (1996)
Son filmi The Grand Budapest Hotel’le 4 Oscar birden kazanan usta yönetmen Wes Anderson’ın uzun metrajlı ilk filmi olan 1996 yapımı Bottle Rocket, esas olarak 1994 yapımı kısa filmin uzun metraj uyarlaması. Anderson filmlerinden alışkın olduğumuz Owen Wilson’la birlikte Luke Wilson ve Robert Musgrave’in başrolünde yer aldığı film, üç yakın arkadaşın planladığı bir soygunu anlatıyor. Anderson’ın sonraki filmleri Rushmore ve The Royal Tenenbaums gibi gişede başarı elde edemese de Bottle Rocket, auteur yönetmenin eşsiz tarzını gördüğümüz ilk film olma özelliği taşıyor.
Bound (1996)
Matrix serisiyle tanıdığımız Lana ve Lilly Wachowski kardeşlerin ilk uzun metrajlı filmi Bound, Violet ve Corky isimli lesbiyen çiftin mafyadan 2 milyon dolar çalması sonucunda yaşadıklarına odaklanıyor. Filmdeki kadın seksüelliğinden rahatsız olan yapımcı şirketin Gina Gershon’ın Corky karakterini erkek yapma isteğinden dolayı yapımcı bulamayıp yalnızca 6 milyon dolara çekilen Bound, Wachowski kardeşlerin daha sonra Matrix serisinde birlikte çalıştığı sinematograf Bill Pope’un usta çekimleriyle daha da güzel hale geliyor.
Sydney (1996)
Sydney ya da daha az bilinen ismiyle Hard Eight, kariyerine çektiği kısa filmlerle başlayan Paul Thomas Anderson’ın kendisinin 1993 yapımı kısa filmi Cigarettes & Coffee’den uyarladığı ilk uzun metrajı. Profesyonel kumarbaz Sydney’in yöntemlerini John’a öğretmesinin ardından John’un garsonluk yapan Clementine’le tanışana dek bu yöntemleri başarılı şekilde uygulamasına odaklanıyor.
Being John Malkovich (1999)
Sinema tarihinin en orijinal filmlerinden birisi olan Being John Malkovich, son olarak 2013 yapımı Her ile karşımıza çıkan Spike Jonze’un ilk uzun metrajlı filmi olmakla birlikte Charlie Kaufman’ın yazdığı ilk uzun metraj film senaryosu. Craig Schwartz isimli bir kukla sanatçısının ünlü film yıldızı John Malkovich’in beynine girmesini sağlayan bir portal bulup beyine girmesinin ardından yaşananlara odaklanıyor. Malkovich’in kendisini canlandırdığı film, sonraki yıllarda orijinal tarzlarına tanık olduğumuz Jonze ve Kaufman’ın beyazperdedeki ilk deneyimi.
Boys Don’t Cry (1999)
Kariyerinde üç adet uzun metrajlı filmi bulunan Kimberly Peirce’in yönetmenliğini üstlendiği ilk film olan Boys Don’t Cry, kadın olarak doğduktan sonra erkek kişiliğini açığa çıkarmaya karar vermesinin ardından Nebraska’da tecavüze uğrayıp cinayete kurban giden Brandon Teena’nın gerçek hayatını beyazperdeye taşıyor. Filmde Brandon Teena’ya hayat veren Hilary Swank, bu rolle Altın Küre ve Oscar da dahil olmak üzere birçok ödül kazanmıştı.
Ratcatcher (1999)
Kendisini Tilda Swinton’lı We Need to Talk About Kevin filmiyle tanıdığımız Lynne Ramsay’ın ilk filmi Ratcatcher, bizleri Glasgow’un kenar bir mahallesinde yaşayan 12 yaşındaki küçük bir çocuğun dünyasına davet ediyor. Yönetmenin lirik öykü anlatımı ve empresyonist tarzının rahatlıkla hissedildiği Ratcatcher, Ramsay’e BAFTA Film Ödülleri’nde En Çok Umut Vaat Eden Genç Yönetmen ödülünü kazandırmıştı.
The Virgin Suicides (1999)
Usta yönetmen Francis Ford Coppola’nın kızı Sofia Coppola’nın ilk yönetmenlik deneyimi olan The Virgin Suicides, muhtemelen halen yönetmenin en iyi filmi. Jeffrey Eugenides’in aynı adlı romanından beyazpedeye uyarlanan filmde Lisbon kızlarının yaşadıklarını başarılı oyuncu seçimi ve karakter analizleriyle birlikte detaycı bakış açısıyla yansıtan Coppola, Lost in Translation ve The Bling Ring filmleriyle bu tarzını beyazperdeye bir kez daha başarıyla taşısa da The Virgin Suicides’taki başarısını elde edemedi.
Sexy Beast (2000)
Son olarak ilginç tarzıyla dikkat çeken Scarlett Johansson’lı Under the Skin’in yönetmenliğini üstlenmiş Jonathan Glazer’ın ilk uzun metrajı Sexy Beast, Don Logan isimli bir gangsterın emekli olmadan önce yaptığı son işin ters gitmesi sonucu yaşananları anlatıyor. Kadrosunda Ray Winstone, Ian McShane ve Ben Kingsley’in yer aldığı film, Kingsley’in En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar ve Golden Globe adaylığı elde etmesini sağlamıştı.
You Can Count on Me (2000)
Son filmi Manchester by the Sea ile ilk gösterimini gerçekleştirdiği Sundance Film Festivali’nden oldukça olumlu yorumlarla dönen Kenneth Lonergan’ın beyazperdedeki ilk filmi olan 2000 yapımı You Can Count on Me, bir annenin pek sık göremediği oğlunun şehre geri dönmesinin ardından yaşadıklarını anlatıyor. Oyuncu kadrosunda Laura Linney, Matthew Broderick, Mark Ruffalo’nun yer aldığı film, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Uyarlama Senaryo dallarında Oscar’a aday olmuştu.
La Ciénega (2001)
Kariyerinde genel olarak ödüllü kısa filmler çekmiş olan Arjantinli yönetmen Lucrecia Martel’in uzun metrajlı ilk filmi La Ciénega, Arjantin’in Salta adlı bir şehrinde yaşayan iki kadın ve onların hikayesi anlatılıyor. Berlin ve Cannes Film Festivalleri’nden ödüllerle dönen yönetmenin bu filmin ardından yalnızca tek bir uzun metrajlı film çekmiş olması ilginç bir ayrıntı.
The 40-Year-Old Virgin (2005)
Amerikan komedisinin tanıdık yüzlerinden Judd Apatow’un yönetmenliğini üstlendiği The 40-Year-Old Virgin’in oldukça başarılı bir ilk film olduğunu söylemek mümkün. Eğlenceli tarzının yanında Seth Rogen, Jane Lynch, Elizabeth Banks, Jonah Hill ve Paul Rudd gibi sonraki yıllarda Amerikan komedisini derinden etkileyecek isimleri gördüğümüz film, sırtını maskülenlik ve cinselliğe dayamadan da başarılı bir komedi filmi yapılacağını bir göstergesi.
Michael Clayton (2007)
Başrolde Matt Damon’ın yer aldığı Bourne serisi ve Armegeddon filmlerinin senaristliğini üstlenmiş olup genellikle senarist kimliğiyle ön plana çıkan Tony Gilroy’un ilk uzun metrajlı filmi olan Michael Clayton, gösterime girdiği dönemde kadrosunda yer alan usta isimler Tilda Swinton, Tom Wilkinson and George Clooney’in başarılı performanslarının yanında göz dolduran sinematografisiyle dikkat çekmiş ve tam yedi dalda Oscar’a aday olurken Swinton’a En İyi Yardımcı Kadın Oscar’ı kazandırmıştı.
Synecdoche, New York (2008)
Listenin önceki kısımlarında bahsi geçen Being John Malkovich’in yanı sıra Eternal Sunshine of the Spotlight, Adaptation filmlerinin senaristliğini üstlenmiş olan Charlie Kaufman’ın ilk uzun metrajlı filmi Synecdoche, New York; kariyeri ve aile hayatı sıkıntıya girmiş olan tiyatro yönetmeni Caden Cotard’ı görüyoruz. Başrolünde geçtiğimiz yıllarda hayatını kaybeden Philip Seymour Hoffman canlandırırken film, Cannes’da hem Altın Palmiye hem de Altın Kamera için yarışmıştı.
Hunger (2008)
Yönetmenliğini üstlendiği son filmi 12 Years a Slave ile En İyi Yönetmen Oscarı’nı kucaklayan Steve McQueen’in kadrosunda daha sonra pek çok kez birlikte çalıştığı Michael Fassbender’ın yer aldığı ilk filmi Hunger, 1981’de gerçekleşen açlık grevinde hayatını kaybetmiş olan İrlandalı Bobby Sands’in hikayesini beyazperdeye taşımaktaydı. Cannes’da hem Altın Kamera hem de FIPRESCI ödüllerini kazanmış olan Hunger, Toronto ve Venedik Film Festivalleri’nden de ödüllerle dönmüştü.
The Act of Killing (2012)
Belgesel türündeki son filmi Look of Silence ile geçtiğimiz Şubat ayında Oscar için ikinci kez yarışıp genelde belgesel filmlerle karşımıza çıkan Joshua Oppenheimer’ın Endonezyalı ölüm birliğinde yer alan askerlerin çarpıcı biçimde konu edildiği, yine belgesel türündeki ilk uzun metrajı, yönetmene ilk Oscar adaylığını getirmişti.
Fruitvale Station (2013)
Şu sıralarda Marvel’ın 2018 yılında vizyona girmesi planlanan Black Panther’i yöneteceği konuşulan, geçtiğimiz yıl vizyona giren yeni filmi Creed’le adını geniş kitlelere duyuran Ryan Coogler’ın beyazperdeye adım attığı 2013 yapımı ilk filmi Fruitvale Station, hem Coogler’ın hem de filmin başrolünde yer alan Michael B. Jordan’ın yükselişlerini müjdeler nitelikteydi. Cannes, Sundance ve Toronto gibi önemli film festivallerinden ödüllerle dönen film, gerçek bir hayat hikayesini oldukça başarılı şekilde beyazperdeye aktarmıştı.
Babadook (2014)
Kariyerine oyuncu olarak başlayan Jennifer Kent’in ilk yönetmenlik denemesi olan Babadook, 2014 yılında birçok farklı film festivalinde gösterilmesinin ardından geniş kitleler tarafından oldukça beğenilmiş ve yılın en iyi filmleri arasında gösterilmişti. Gerek gerilimin başarılı şekilde kullanıldığı hikaye anlatımı gerekse teknik ögeler bakımından oldukça başarılı sayılabilecek Babadook, korku filmlerine yeni bir soluk getirmişti.
A Girl Walks Home Alone at Night (2014)
Kariyerine çektiği birçok kısa filmle başlayan Ana Lily Amirpour’un İran’ın ilk vampir filmi olarak lanse edilen ilk uzun metrajlı filmi A Girl Walks Home Alone at Night, her ne kadar senaryo ve hikaye anlatımı bakımından pek iddialı görünmese de yarattığı atmosfer ve ilginç tarzıyla dikkat çekmişti. Listedeki diğer isimlerin aksine henüz ikinci ya da üçüncü bir filmi bulunmayan Amirpour’un kadrosunda Jason Momoa, Keanu Reeves ve Jim Carrey gibi isimlerin yer aldığı yeni filmi The Bad Batch bizlere onun tarzı hakkında daha fazla fikir verecektir.
Mustang (2015)
Geçtiğimiz yılın hem ülkemizde hem de dünyada en çok konuşulan filmlerinden olan Mustang, gösterime girmesinin ardından listenin ilk sıralarında yer alan The Virgin Suicides’la benzerliğiyle dikkat çekmişti. Film festivallerinde oldukça beğenilip kimileri tarafından yılın en iyi filmi olarak nitelendirilen Mustang, Fransa adına Oscar için yarışmış ancak ödüle kavuşamamıştı.
Krisha (2015)
2014 yılında çektiği kısa filmi aynı isimler beyazpedeye taşıyan Trey Edward Shults’un ilk uzun metrajlı filmi Krisha, aralarında Cannes Film Festivali’nin de olduğu birçok festivalde gösterilmiş ve genel olarak olumlu yorumlar almıştı. Yıllar sonra Şükran Günü için evine dönen yaşlı bir kadına odaklanan film, etkileyici açılış sahnesinin yanı sıra baştan aşağıya oldukça eğlenceli bir yapım.
Kaynak: IndieWire
İbrahim Cem Özsefil
2333 yazı
Yazarın diğer yazılarını gör →