Bir Chan wook Park Paradoksu: İntikam Üçlemesi
“İntikam muazzam bir enerji ve tutku gerektiren bir duygu. İntikam peşinde koşan kişi, günlük hayatındaki her zevki bir kenara atmak zorunda. İntikam duygusu başka bir tür zevk getiriyor, ama sonunda bu zevk hiçbir işe yaramıyor. İntikam peşinde koşan kişi amacına ulaşıp intikamını alsa bile, bu uğurda kaybettiklerini geri getiremiyor. İşte intikam duygusunda böyle büyük bir paradoks var. İnsanın bütün enerjisini ve tutkusunu sonunda hiçbir yere ulaşmayan bir olaya odaklaması beni çok çekiyor.”
Chan wook Park
Güney Koreli yönetmen Chan wook Park’a ait yukarıdaki sözler özellikle kendi sineması için oldukça değerli. Çünkü Park’ın sineması bizleri intikam olgusunun derinliklerine yöneltiyor. Ve, intikam denilen şeyin ne denli paradoksal bir öze sahip olduğuyla yüzleştiriyor. Özellikle ‘İntikam Üçlemesi’nde (Vengeance Trilogy); yaşadığı topraklardaki düzenin ve kültürün ikiyüzlü tavrını da gün yüzüne çıkaran Park, bir nevi Güney ve Kuzey olarak ikiye ayrılmış Kore’nin eleştirisini de yapıyor. Başta belirtmem gerekir ki; bugün Güney Kore ve Kuzey Kore olarak, birbirinden ayrı iki yönetim şekline sahip olan bu iki devletin sinemasını tek bir çatı altında toplamak ve direkt Kore Sineması demek saçma ve uygunsuz olacağı için, Chan wook Park’ı Güney Kore Sineması içerisinde değerlendirmek çok daha yerinde olacaktır. Bu sebeple, Chan wook Park Sineması’nda sık rastlayabileceğimiz; çocuk kaçırma, organ mafyaları, oldukça ağır koşullarda çalışan işçiler ve siyasi temelli örgütler Güney Kore’nin siyasi, ekonomik ve kültürel problemleri olarak okunmalıdır.
Üniversitede felsefe eğitimi görmüş olan Chan wook Park, Alfred Hitchcock’un Vertigo filmini izledikten sonra sinema yapmaya karar vermiş bir yönetmen. Üniversitedeyken ‘Film Gang’ adı verilen bir sinema kulübü de kuran Park’ın sinema üzerine yazdığı makaleler; onun sadece pratikte değil düşünsel anlamda da sinemaya verdiği değeri göstermektedir. Filmlerinin içerisine de yansıyan bu düşünsel yaklaşımlar, Park’ın filmlerinin felsefik boyutunu da gözler önüne serer. Bu yüzden Park’ın filmlerindeki ‘intikam olgusu’ düşünsel yaklaşımının görsel pratiğini sergiler.
Peki nedir bu ‘İntikam Üçlemesi’? İntikam Üçlemesi ile uluslararası arenada ismini duyuran Park; seriye ilk olarak, 2002 yılında, Sympathy for Mr. Vengeance ile başlar. Serinin ikinci halkası olan ve hemen herkesin kalbinde taht kuran Oldboy ise 2003 yılında vizyona girer. 2005 yılında üçlemenin son halkası olan Sympathy for Lady Vengeance ile intikam üçlemesini kapatan Chan wook Park; artık rüştünü ispat etmiş bir yönetmendir. Park, Sympathy for Mr. Vengeance’a başladığında aklında bir intikam üçlemesi yapma fikri olmadığını dile getirir. Nitekim birbirinin devamı niteliğinde olmayan üç filmi birbirine bağlayan tek şey intikam fikridir. Aslında Park’ın intikam fikrine, bu güçlü duyguya bunca önem arz etmesi de oldukça belirgindir. Her şey; tüm bu sistem, düzen öylesine adaletsizdir ki –ve hatta ilahi adaletsiz- intikam duygusu sizi hayatta tutacak ve hayata bağlayacak tek çare olur. Kendi adaletinizi sağladığınız, intikamınızı aldığınız zaman ise sizi hayatta tutan tek şeyi de kaybetmiş olursunuz. İşte bu paradokstur. Ve siz, bile isteye bu paradoksa koşmaya hazırsınızdır. Chan wook Park’ın hayranı olduğunu birçok yerde dile getirmiş olan ünlü yönetmen Quentin Tarantino’nun da özellikle Park’ın İntikam Üçlemesi’nden sonra intikam meselesini bu denli kafaya takmış olması boş yere değildir.
Üç filmi birbirine bağlayan ortak özelliklerden bazıları: İç içe geçmiş hikayeler, hikayelerin temelini sağlamlaştıran ve geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran geriye dönüşler, şiddet sahnelerinin yoğunluğu, güçlü sinematografik imajlar ve toplumsal adaletsizliği görünür kılan sahnelerdir. Aynı şekilde; özenle kurulduğu aşikar olan sahnelerdeki sanat yönetimi, renk ve ışık kullanımına eşlik eden sinematografik kompozisyonlar; İntikam Üçlemesi’ni film okullarında üzerine analizler yapılabilecek ve yönetmenlik adına büyük dersler alınabilecek bir üçleme haline getirir.
Kimin haklı kimin haksız, kimin suçlu kimin suçsuz olduğu üç film boyunca da kafanızı karıştıracak, size gelgitler yaşatacak ve bir yerden sonra tüm algılarınızı altüst etmeyi başarabilecek bir seri var karşınızda. İntikam Üçlemesi’nin yaratıcısı Chan wook Park’ın amacı size empati kurdurmak ya da karakterlerle özdeşleştirme yaşatmak değil zaten; Park’ın tek derdi, soğuk servis edilen bu intikam şölenine sizi de tanık etmek. O halde; üçlemeyi oluşturan filmlere biraz daha yakından bakalım.
Sympathy for Mr. Vengeance – Haklı İntikam (2002)
“Dünyada iyi çocuk hırsızları ve kötü çocuk hırsızları vardır. İyi hırsızlar ailelerle işbirliği yapar.”
2002 yılında gösterime giren ve Chan wook Park’ın İntikam Üçlemesi’ni başlatan film olan Sympathy for Mr. Vengeance – Haklı İntikam; hikayesel anlamda diğer iki filme göre oldukça fazla konuya değinme özelliğini taşıyor. Güney Kore’nin kenar mahallelerinde açılan filmin olay örgüsü öylesine genişliyor ki, hemen hemen her tür sınıftan insan intikam duygusundan nasibini alıyor. Her ne kadar filmdeki sınıf çatışması üstü kapalı bir biçimde verilmiş olsa da, Park’ın Sympathy for Mr. Vengeance için hem sınıfsal hem de kültürel bir Güney Kore alegorisi yaptığı açık. Özellikle filmin beklenmedik –ki ben böyle bir son bekliyordum- sonuyla seyirciyi ters köşeye yatıran Park, intikam olgusunun döngüselliğini de gözler önüne koyuyor. Bu sebeple Sympathy for Mr. Vengeance diğer iki filme nazaran daha çok katmanlı bir yapıda ilerliyor. Dairesel bir biçimde elden ele dolaşan intikam duygusu bizleri de intikamın haklılığı ya da haksızlığa üzerine düşünmeye sevk ediyor.
Filmin konusuna gelince; Sağır ve dilsiz olan Ryu, böbrek yetmezliği tedavisi gören ablasına elinden geldiğince yardım etmek ve ablasının bir an önce sağlığına kavuşmasını istemektedir. Fakat hem ameliyatın maliyeti çok yüksektir hem de doğru donörü bulmak sanıldığı kadar kolay değildir. Son çare olarak organ mafyasına başvuran Ryu, hem elindeki parayı hem de kendi böbreğini bu mafyanın eline kaptırır. Bu esnada çalıştığı işten de çıkarılan Ryu dünyanın adaletini sorgulamaya başlar. Bu esnada, siyasi örgüt mensubu olan kız arkadaşı Ryu’ya zengin bir ailenin çocuğunu kaçırıp fidye isteyebileceklerini söyler. Onlar iyi çocuk hırsızlarıdır, çünkü aile ile işbirliği yapacak ve hatta ailenin birbirine daha sıkı kenetlenmesini de sağlayacaklardır. Ama olaylar ne yazık ki beklenildiği gibi gitmez.
Bundan sonrası filmin sürprizlerine denk düşeceği için daha fazla detay veremiyorum. Fakat şuna değinmek gerek; en başta da bahsettiğim şekilde filmde bir intikam döngüsü var. Bu intikam döngüsü etrafında gelişen olaylar intikamcı ve intikama maruz kalan kişi rollerini de ters yüz ediyor; roller sürekli değişiyor. Sympathy for Mr. Vengeance’ın başarısı ise bu döngüselliği inanılmaz derecede başarılı bir senaryo etrafında kurabilmiş olmasında. İyi-kötü, suçlu-suçsuz gibi kavramları da kökünden sorgulamamızı sağlayan film asla taraf olmuyor. Bizlerin de taraf olmasını istemiyor. Bu yüzden de seyirci ile karakterler arasına bir mesafe koyuyor. Tüm bu döngüsellik Güney Kore’nin baş edemediği belli başlı problemleri de gün yüzüne çıkardığı için -organ mafyaları, çocuk kaçırma, işsizlik vb.- Sympathy for Mr. Vengeance diğer iki filmin hem önsözü hem de sözlüğü oluyor.
Oldboy – İhtiyar Delikanlı (2003)
“Gülün; dünya da sizinle birlikte gülsün. Ağlayın ama yalnız ağlayın.”
“İster bir kum tanesi olsun ister kaya ikisi de aynı şekilde batar suya.”
İntikam Üçlemesi’nin ikinci ayağı olan Oldboy – İhtiyar Delikanlı Chan wook Park’ın üzerine en çok şey yazılan, en çok analiz yapılan filmi; hatta başyapıtı. 2004 yılında Chan wook Park’a Cannes Film Festivali’nde Grand Prix ödülünü de kazandıran film; kuşkusuz sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden biri. Hem görsel hem de senaryosal bir haz şöleni. Amerikalı film yapımcılarının ya da birçok Hollywood yönetmeninin Oldboy’u izleyip izleyip kendilerini geliştirmeye çalıştıklarını söylemeleri de bilinen bir gerçek. Öyle ki Oldboy yalnızca bir film değil; aynı zamanda hem teorik hem de pratik bir sinema kitabı. Yalnızca hikayesiyle değil; hikayesini destekleyen sinematografik anlatımdan plan sekansların da yer aldığı dahiyane kurgusuna, muazzam oyunculuklardan filmin intikam konulu hikayesine duygusal derinlik katmak için tekrarlanan plan kompozisyonlarına ve simgesel tasvirlere değin; ince ince işlenmiş bir sanat eseri var karşımızda. Alain Resnais’nin Hiroshima Mon Amour filminden beri, belki de ilk defa bu kadar harikulade kullanılan geriye dönüş sahneleri; Oldboy’un sinematik zaman dediğimiz kavramla olan ilişkisini de had safhaya çıkarıyor.
Oldboy, bir gece bir telefon kulübesinin önünden kaçırılarak on beş yıl boyunca bir odada hapsedilen Dae-su Oh’un intikam hikayesini anlatır. Hiçbir açıklama yapılmadan bir gün serbest bırakılan Dae-su’nun serbest bırakıldıktan sonra gittiği bir lokantada bayılması üzerine orada çalışan Mi-do, Dae-su’ya yardım etmeye başlar. Mi-do’nun yardımıyla kendisi kaçırıldığında henüz bir çocuk olan kızının, İsveç’te yaşayan bir aile tarafından evlat edinildiğini öğrenir. Bir süre sonra kendisini kaçıran adam Dae-su’yu arayarak kaçırılmasının sebebini bulmak için beş gün süresi olduğunu, eğer kaçırılma sebebini bulamazsa Mi-do’yu öldüreceğini söyler. Fakat bulursa telefon eden adam kendini öldürecektir. Bu durum, kendi yaşamından on beş yılı çalan bu adamdan intikam almak isteyen Dae-su’yu zamana karşı bir yarışın içine sokacaktır. Filmin olay örgüsü ilerlemeye başladıkça İntikam Üçlemesi’nin ilk filmi olan Sympathy for Mr. Vengeance’daki gibi bir intikam döngüselliği ayyuka çıkacaktır.
Filmin en güçlü sahnelerden biri olan Dae-su ile Dae-su’yu on beş yıl boyunca bir odaya kapatan adamın buluştukları son sahne filmin geneli ve intikam döngüsünün nihayete ermesi açısından oldukça hayati önem taşır. Dae-su’nun her şeyin sebebini öğrendikten sonra onu kaçıran adamla yüzleşmeye geldiği; ama henüz kendisiyle ilgili en önemli gerçeği öğrenmemiş olduğu bu sahnenin içinde yer alan bir diyalog esnasında Dae-su’yu kaçıran adam ona şöyle der: “En büyük hatan, cevabı bulmada başarısız olman değildi. Yanlış soru sorarsan doğru cevabı bulamazsın. Doğru soru, ‘Woojin beni neden esir aldı?’ değil; ‘Beni neden serbest bıraktı?’ olmalıydı. Bir kez daha sormak gerekirse neden Woojin Dae-su’yu on beş yıl sonra serbest bıraktı?” Özellikle bu sahnede Chan wook Park’ın kurmuş olduğu mizansene hayran kalmamak elde değil.
Oldboy’un anlatımıyla iç içe geçmiş olan imge sistemi de filme hem derinlik katar hem de hikayenin geçmişini bugüne bağlar. Film boyunca kullanılan kompozisyonların ve sembolik motiflerin tekrarları; Oldboy’un olay örgüsünü ilerletmek adına kilit noktalarda kullanıldığı için hikayenin aktif bir taşıyıcısı olur. Her yönüyle kendine hayran bırakacak ve büyük dersler çıkarılacak bir film olan Oldboy’u ısrarla izleyiniz.
Sympathy for Lady Vengeance – İntikam Meleği (2005)
“Gerçekten, benim içimde bir meleğin olduğunu mu düşünüyorsun? Eğer öyleyse, bu melek ben böylesine korkunç bir suç işlerken neredeydi?”
Chan wook Park’ın İntikam Üçlemesi’nin son ayağı olan Sympathy for Lady Vengeance; üçlemenin ilk iki filmine göre daha az şiddet içeren ama bir intikam planı düşüncesini enine boyuna işleyerek intikam kavramı yanında masumiyet kavramını da sorguya açan bir film olarak dikkatleri çekiyor. Quentin Tarantino’nun Kill Bill serisi ile de akrabalık bağları içeren film, intikam alma eylemini bu kez bir kadın karaktere yüklüyor. Filmin kış mevsiminde geçiyor oluşu ve karın doğasından gelen masumiyet ve saflık vurgusu Sympathy for Lady Vengeance’a sembolik derinlik katıyor. Film, üçlemenin ilk iki filmine göre daha az şiddet içermesine rağmen bu filmde ilk iki filme nazaran daha fazla kan görüyoruz. Hatta o kadar çok görüyoruz ki; Chan wook Park filmin ‘intikam sahnesi’ diyebileceğimiz sahnesini siyah-beyaz vermeyi tercih ediyor. Sinematografik olarak da çok özel kompozisyonlara sahip olan film; intikam olgusunu adalet sisteminin yitirilişi üzerinden okumaya çalışıyor, ki filmde geçen şu sözlerle aslında bize yöneltilen soru bu okumanın bir kanıtı: “Size karşı suç işleyen birini yakalarsanız cezasını kendiniz mi verirsiniz yoksa adalete mi teslim edersiniz?” Adalet inancımızı sorgulatan Sympathy for Lady Vengeance’ın en büyük başarılarından biri de bu sorgulamayı hiçbir ajitasyona mahal vermeden yaptırabiliyor oluşunda.
Filmin konusuna gelince; Lee Geum Ja işlemediği bir suçu üstlenmek zorunda kalınca Kyoungju Kadın Hapishanesi’nde 13,5 yıl yatmak zorunda kalır. Fakat 13,5 yıl boyunca kendisini bu suçu üstlenmek zorunda bırakan ve küçük kızından da ayrı kalmasına sebep olan adamdan alacağı intikam planını yapar. Hapisten çıktıktan sonra planladığı intikamı yürürlüğe sokan Lee Geum Ja’nın içsel çatışmaları kendi masumiyetini de sorgulamasına yol açacaktır.
Diğer iki filme göre Sympathy for Lady Vengeance seyirciyle daha fazla empati kurduran bir film olma özelliği taşıyor. Özellikle kimi kilit sahnelerde öznel kamera açıları kullanarak bu düşünceyi destekleyen Chan wook Park intikamın haklı sebeplerini aramaya çalışıyor. Üçlemenin ilk filmindeki iyi çocuk hırsızları fikri bu filmde ters yüz ediliyor; çünkü bu sefer karşımızda kötü bir çocuk hırsızı var. Bu sebeple seyirciyi intikamcı ile özdeşleştiren Park hem görsel hem de hikayesel açıdan bizleri de birer intikamcı olmaya davet ediyor. Sympathy for Lady Vengeance; belki de bu yüzden üçlemenin en kana dokunan ve en yaralayıcı filmi oluyor. Filmin ana karakterinin ve intikamcısının bu sefer bir kadın olması ise ikiyüzlü burjuva ahlakının sınırlarını zorlayarak toplumun ahlak anlayışı ile yüzleşmeyi doğuruyor. Sympathy for Mr. Vengeance’da intikam döngüselliği içerisine giren ve birbiriyle çatışan sınıflar; bu sefer ortak ve sadece bir kişiye yöneltilmiş bir intikam duygusu etrafında birleşebilmeyi başarıyor. Enfes bir final sahnesiyle biten filmde, intikam kavramı da ilk defa dile gelerek bizlere sorular sorup cevaplar vermekten geri durmuyor.
Gizem Çalışır
333 yazı · İlk sinema deneyimini 6 yaşındayken babasıyla birlikte gittiği Aslan Kral filmiyle yaşayınca büyülü fenerin etkisinden hiç çıkamadı; pek çıkacak gibi de durmuyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →


