Ant-Man’den Gözümüze Çarpan 13 Detay
Ant-Man’den gözümüze çarpan ayrıntıların bir kısmını sizlerle paylaşalım dedik. Filmi izlerken dikkatimizi çeken 13 ayrıntıyı mercek altına aldık.
Ant-Man, Marvel’ın Guardians of The Galaxy‘den sonraki ikinci riskli yapımıydı. Keza Thor, Captain America veya Iron Man gibi bir tanınırlığı yoktu. Ve pekala başarılı bir filmin ardından Marvel Sinematik Evreni sarkastik, neşeli üsluplu yepyeni bir kahramanın hayat hikayesine ve ilginç de bir süper güce daha kavuşmuş oldu. Marvel‘ın geleceği de bize göz kırpmış oldu. Yani bu saatten sonra kimse Ant-Man‘i kolay kolay unutamaz.
Marvel Evreni’nin en önemli kurallarından birine değinecek olursak: Marvel işleri kolay kolay tesadüfe bırakmaz. Yani eğer ki bir detay dikkatinizi çekiyorsa, hatta sadece öylesine arka planda duruyorsa, kesin başka bir anlamı vardır. Marvel tesadüfleri sevmez. Biz de Ant-Man‘den gözümüze çarpan belli başlı detayları sizin için mercek altına aldık.
Uyarı: Bu içerik filmi izlemeyenler için keyif kaçırıcı nitelikte spoiler’lar içermektedir. Lütfen okumaya devam etmeden bunu göz önünde bulundurun.
Ant-Man’e Özel Logo

Daha iyisi olabilir miydi? Olur neden olmasın. Ama bu minik dokunuş ve ayrıca Marvel’ın klasik açılış logosunun arka planına eklenmiş
Scott Lang’in İsmi Meselesi
Marvel’dan her şeyi beklerdik ama Fight Club göndermesine ne dersiniz? Scott Lang‘in çalışırken kullandığı isim Jack. Tabii şaka yapıyoruz, bu bir Fight Club göndermesi değil, muhtemelen Ant-Man‘in yaratıcılarından Jack Kirby‘ye bir saygı duruşu. Jack ismi hakkındaki bir başka teori ise Scott Lang’i Avengers Disassembled’da öldüren Jack of Hearts karakterine bir gönderme olabileceği yönünde, ama bu teoriden ziyade gerçketen Fight Club göndermesi olup olamayacağını oturup tartışmak daha akla yatkın geliyor.
Scott Lang‘in ismine takmışken, fragmanda gördüğümüz “One thing. Is it too late to change the name?” (Bir şey diyeceğim. İsmi değiştirmek için artık çok mu geç?) ve “I’m Ant-Man. I know, it wasn’t my idea” (Ben Ant-Man. Farkındayım, fikir bana ait değil”) diyalogları filmde yer almıyordu. Muhtemelen Marvel isimle dalga geçilmesi ihtimali karşısında böyle bir önlem alıp sonradan karar değiştirdi. Ama çok çılgın bir fikrimiz var: Marvel sinema dünyasına fragmanlara, daha sonra filmlerde yer almayacak sahnelerin bir kısmını koymanın ilhamını vermeli! Böylece en az on fragman yayınlayan filmleri izlerken artık filmin tamamını öğrenmeme fırsatını yakalayabiliriz.

Ant-Man, Ant-Man’i Unutur Mu?
Ant-Man filminin çok ilginç taraflarından birine değinmek lazım. Aslında gün gibi ortada, ama olsun. Çizgi-roman tarihinde bir süper kahraman isminin birden fazla insana nasip olması pek yaygındır (bkz: Miss Marvel, Green Lantern, Captain America, Thor, Spider-Man ve niceleri). Fakat iş filmini çekmeye gelince, bir kahramanı yeterince ısıtıp pişirip yemeden, ikincisine geçmek pek tercih edilmez. Kahramanın geçmişini öğrenebiliriz, göndermeler olur falan ama Ant-Man bu konuda çok önemli bir adım attı. Eski Ant-Man Hank Pym, yeni Ant-Man Scott Lang bir filmde buluştu. Üstelik hikayenin akışında eski Wasp ve gelecekteki Wasp‘le de tanıştık. Bu hakikaten küçümsenemeyecek kadar başarılı bir taktim.
Elbette iki Ant-Man‘i aynı filme yerleştirirseniz, güncel karakter ön plana çıkıyor. Fakat bu demek değil ki göndermeler azalsın. Mesela Darren Cross, kendi teknolojisini geliştirmeye çalışırken, yaptığı bir konuşmada geliştirdikleri teknolojinin Soğuk Savaş sırasında dedikodusu dönen bir teknolojinin gerçek versiyonu olacağını söylüyor. Bu sırada minik bir süper-asker hikayelerini “aptal bir propoganda” ve “hayrete düşüren hikayeler” (tales of astonish) olduğunu söylemeyi ihmal etmiyor. Tales of Astonish, Hank Pym’in Ant-Man’ini 27. sayısında ilk kez gördüğümüz 1962 tarihli çizgi-roman serisinin ismi.
Müzikler
Ant-Man’in soundtrack albümü bir harika. Neden derseniz, şarkı isimlerinde bile Ant-Man‘in espri anlayışını buluyorsunuz. Şarkılardan birinin ismi “Paraponera Clavata”, yani mermi karıncası olarak bilinen böceğin latince ismi. “Honey, I Shrunk Myself” (Tatlım kendimi küçülttüm) bir diğer şarkı ismi.
Ama en eğlencelilerinden biri, daha önce size bahsettiğimiz, Ant-Man’in ilk kez ismini duyurduğu çizgi-roman dizisinin ismi olan “Tales to Astonish!” ten ismini devralan şarkı.
Disintegration
Gerçekten de Ant-Man yapımcıları müziklerin kullanımına bir hayli kafayı takmış, elbette olumlu manada. Misal The Cure – Disintegration albümüne yapılan gönderme bir harika!
Ant-Man ve Yellowjacket bir çantanın içerisinde kavgaya tutuşmuşlarken, Yellow Jacket “parçalanma” (disintegrate) kelimesini cümle içinde kullanınca, çantadaki telefon sesi duyup mevzuyu yanlış anlıyor ve parçalanma sözcüğünü bir komut olarak alıyor. Bunun üzerine The Cure‘un 1989 tarihli şahane albümünün ilk şarkısı çalmaya başlıyor. Eğer ki The Cure seven biriyseniz, albümü de biliyorsanız, bu ince espri sizi epeyce güldürüyor.
La Cucaracha
Ant-Man’de Luis‘in minübüsünün kornasının başa bela olduğunu fark etmişsinizdir. La Cucaracha melodisiyle çalan korna, kahramanımızın başına akılda kalıcılığıyla dert açıyordu. Basit bir ayrıntı gibi gözükebilir bu, ama önemsiz olsa da inanılmaz akıllıca iki göndermeyi içinde barındırıyor: öncelikle “cucaracha” ispanyolca hamam böceği demek. Eminiz ki yapımcılar kornaya bu melodiyi koyarken çok eğlenmişlerdir sırf bu sebeple bile. Fakat aynı zamanda, Ant-Man‘in komedi anlayışına bambaşka bir tad katan Luis karakterini canlandıran Michael Pena‘nın kariyerindeki ilk filmlerden biri, 1998 yapımı La Cucaracha.

Tom Cruise Referansı
O kadar popüler kültür referansı dururken, La Cucaracha referansı da ne diyorsanız, Marvel’ı küçümsemeyin deriz. Çünkü Marvel Tom Cruise‘u ve Mission Impossible serisini de unutmamış. Tom Cruise’un tavandan bir ip yardımıyla sarktığı sahnenin adeta bir “cover”ı Ant-Man’de Yellowjacket’in kostümünü Ant-Man‘in ele geçirme girişimleri sırasında yer alıyor
Spider-Man Göndermesi
Evet, henüz duymamış olabilirsiniz, ama Ant-Man bunu gerçekten yaptı. O kadar gizliden gizliye yaptı ki neredeyse biz bile gözden kaçırıyorduk. Bildiğiniz gibi Ant-Man’in ortasında karşımıza Falcon da çıkıyor ve kendisini muazzam bir dövüş sahnesinde Ant-Man’in karşısında izliyoruz. Onun dışında da filmin sonunda Falcon Ant-Man’in kulağına gitsin diye bir haber salıyordu hatırlarsanız. O noktada diyalog hızlıca olduğundan gözünüzden kaçmış olabileceği üzere, Falcon “küçülen adam”ı (guy who gets small”) ararken, bir muhabirle konuşuyor. Muhabir ona “Elimizde atlayan bir adamlar var. Sallanan adamlar var. Duvarlara tırmanabilen adamlar var” (“We got guys who jump. We got guys who swing. We got guys who climb up walls.”) diye cevap veriyor. Bu cümle, Marvel Sinematik Evreni’ndeki ilk resmi Spider-Man göndermesi! Bu konuşmanın geçtiği, Luis‘in herkesi seslendirdiği, monologda, Stan Lee‘yi görmemiz de cabası.

Titanik Referansı
Filmde Titanik, oldukça akıllıca bir biçimde kullanılmış vaziyette. Çünkü yalnızca bir gönderme değil, aynı zamanda Scott Lang‘in oldukça karmaşık bir kilit sistemine sahip olan Pym’in kasasını açmakta kullandığı yöntemin ilham kaynağı olarak kullanılıyor. Lang, kasanın yapıldığı çeliğin, Titanik‘in yapımında kullanılan çelik olduğunu biliyor, ve kasayı açmak için bu çeliğin soğuğa karşı dayanıklı olmayışı bilgisini kullanıyor.
Romantizmin Suyunu Çıkartmamak
Bu gibi filmlerde, karşımıza çıkacak en önemli klişelerden biri karşı cinsten iki karakter arasındaki film boyunca devam edip, bir buseyle sonlanan cinsel gerilimdir. Bundan kaçmak, özellikle de seyirci kitlesinin aralığını geniş tutmayı seven Marvel‘ı bilhassa zedeler. Yine de aşırı klişe olması da artık sinemanın en can sıkıcı taraflarından biri. Ant-Man filmi ara yolu bulmuş gibi gözüküyor. Her ne kadar Hope ve Scott arasındaki o gerilimi zaman zaman hissetmiş olsak da, beklemediğimiz bir anda beklemediğimiz bir biçimde karşımıza çıkan öpücük, sadece seyirciyi değil, Hank Pym‘i de pekala şaşırtıyor. Scott’ın ısrarla suçu Hope’a atması da cabası. Eğer filmin sonuna kadar kalmadıysanız, Hope’un gelecekteki Wasp olmasının ortaya çıkmış olduğunu da bizden öğrenin.

Disney Referansları
Marvel’ın Disney tarafından satın alınmış olduğunu biliyorsunuzdur. En azından “Thor kadın olacak. Marvel Disney’in. O zaman Thor bir Disney prensesi” şakasını illa duymuşsunuzdur. Ant-Man de bu ortaklığı sezebileceğimiz bir şeyler vardı: Scott’ın kısı Cassie’nin odasındaki Küçük Denizkızı’ndan tanıdığımız balığın peluş oyuncağı, Luis’in her şey yolunda gibi görünmeye çalışırken It’s A Small World müziğini ıslık olarak çalması gibi… Fakat film aynı kıyağı Cartoon Network’te yayınlanan Thomas The Tank Engine’a da yapmış vaziyette. Hani şu suratlı oyuncak tren vardı ya, o…
Mikro Evren
Marvel X-Men, Fantastic Four ve Deadpool‘un haklarını bildiğiniz gibi Fox’a kaptırmış vaziyette. Fantastic Four‘la beraber Marvel’ın Mikro Evreni’nin de hakları gitmiş durumda. “Quantum Realm” yani Kuantum Dünyası olarak filmde bize taktim edilen yer, aslında Mikro Evren. Burası Marvel Sinematik Evreni’nin yalnızca Ant-Man için yarattığı bir kısım olmaktan Doctor Strange filminin gelmesiyle beraber çıkacak. Yani Kuantum Evreni hikayeye ait minik bir detaydan çok daha fazlası.

Hikayenin Geçtiği Zaman
Hikayenin günümüzde geçtiği aşikar, ama teknik olarak Marvel Sinematik Evreni’nde filmin kronolojik konumunu ancak Age Of Ultron filminin hemen ardından gelişiyle oturtabilirmişiz gibi duruyor. Fakat ufak bir detay, filmin Age of Ultron‘dan sonra değil, eş zamanlı olarak gelişen bir hikayeye sahip olduğunu gösteriyor. Scott Lang, Hank Pym‘e neden bu kadar uğraşana kadar Yenilmezleri aramadıklarını sorunca, Pym sinirli bir biçimde “muhtemelen göğe çıkardıkları şehirleri yerle bir etmekle meşguldürler” (“probably too busy dropping cities out of the sky”) diyerek, Sokovia Savaşı‘na gönderme yapıyor. Yani Ant-Man‘in hikayesi, Marvel Evreni’nde Age of Ultron’un sonuna düşen bir zaman aralığında geçiyor. Bu arada Hank Pym çok açık bir biçimde Tony Stark‘tan nefret ediyor ve icadının kesinlikle onun eline geçmesini istemiyor. Bu nefretin Captain America: Civil War‘un senaryosuna muazzam katkılarda bulunacağından bir hayli eminiz.
Hazan Özturan
231 yazı · Galatasaray Üniversitesi'nde 7 yıl boyunca felsefe okudu. Şu sıralar toplumsal cinsiyet alanındaki yüksek lisansı gereği sinemanın doğduğu şehirde, Paris'te yaşıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →