· 5 dk okuma

Zamanın Heykeltıraşı: Andrei Tarkovski

Zamanın Heykeltıraşı: Andrei Tarkovski

Andrei Tarkovski sinema tarihinde çok özel bir yere sahiptir. Kimse sinemanın her alanından, farklı yönetmenlerce bu kadar övgüye mazhar olmamış olabilir. Örneğin, kibirliliği ve kimseyi beğenmemesi ile tanınan Ingmar Bergman, “Benim için Andrei Tarkovski en büyüktür, sinemanın doğasına ait yeni bir dil yaratmıştır” demişti.

Buna karşın, Andrei Tarkovski, Sovyetler Birliği’nin sansür yasalarına takılmış, sinemasını politika ile – daha doğrusu bürokrasi ile – savaşarak geçirmişti. Senaryolarını kabul ettirmek için uğraştığı kadar, çekim sürecinde de birçok sorunla karşılaşan Tarkovski’nin filmleri kısıtlı dağıtım buluyor, alt kategorilerde değerlendirildiği için pek az sinemada pek az seansta kısa süreli gösteriliyordu.

Halbuki hiçbir şey böyle başlamamıştı. Tarkovski ilk uzun metraj filmi Ivanovo detstvo (Ivan’ın Çocukluğu) ile 1962 Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan’ı almıştı. Bergman, Sartre, Kieslowski gibi entelektüellerin ve sinemacıların dikkatini çekmiş; batı Avrupa’da ciddi bir ilgi kazanmıştı. Fakat, Andrei Rublev ile devam eden ve Sovyetler Birliği sinema departmanı Mosfilm’e spiritüalist gelen sinema kariyeri, aksayarak devam edecek ve yalnızca yedi uzun metraj kurmaca film ile 1986’daki ölümü ile sonlanacaktı.

Hatta, Tarkovski Stalker’dan sonra 1979 itibarı ile İtalya’ya gidip gelmeye başlar. 20. yüzyılın en büyük senaristlerinden, Antonioni’den Angelopoulos’a kadar birçok isimle çalışmış olan Tonino Guerra ile bir belgesel (Tempo di Viaggio) çeker. Sonrasında, Nostalghia’yı çekmek için İtalya’da kalır. Mosfilm projeden desteğini çeker ve Tarkovski, filmi İtalyan RAI kanalının desteği ile bitirir. Son filmi Offret (Kurban) ise ancak İsveç’te çekilebilecektir. Bir daha ülkesine dönemeyecek, ölümünden kısa süre öncesine kadar karısı ve oğlunu göremeyecektir.

Bu büyük sinemacının 29. ölüm yıl dönümünde onu filmleri ile hatırlayalım:

Ivanovo Detstvo (Ivan’ın Çocukluğu) – 1962

ivanovo-detstvo-filmloverss

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali esnasında Ivan isimli bir yetimin savaşı değiştiren kahramanlığını, epik bir film düzleminde değil, o dönem Sovyetler’de pek görülmeyen savaş karşıtı bir biçimde veren Ivan’ın Çocukluğu 1962 yılında Venedik’te Altın Aslan’ı kazanmıştı. Andrei Tarkovski’nin sinema kariyerine böyle ciddi bir başarı ile başlaması açısından önem taşıyan film, Tarkovski’nin sinema karakteristiklerine ve geleceğine dair önemli ipuçları taşısa da tam anlamıyla bir “Tarkovski filmi” değildir. Sovyetler’deki de-Stalinizasyon dönemi öncesinde çekilen cesur bir film olarak değerlendirilen Ivan’ın Çocukluğu, Tarkovski’yi batıya tanıtmış; daha sonra kendisine kredi sağlayacak bir sinemacılar ve entelektüeller ağına sokmuştur.

Andrei Rublev – 1966

andrei-rublev-filmloverss

Tarkovski’nin kendine özgü uzun çekimlerini, yavaş kamera hareketleri ile bezenmiş plan sekanslarını yani kısacası kendine özgü o büyülü sinema dilini ortaya koyduğu film Andrei Rublev’dir.  Andrei Rublev, 15. yüzyıl Rusyası’nda, Orta Çağ’ın en büyük ikona ressamı Andrei Rublev’in hayatını anlatırken, dönemin Rusyasını da gözler önüne serer. Çarlık Rusyası’nın kurulmasının hemen öncesinde Rusya’nın tarihi kimliğinin bir parçası olarak Hristiyanlığı gösterme çabasında olan Tarkovski, Sovyetler Birliği ile ilk kez ciddi bir biçimde bu film ile karşı karşıya gelir. Sanatsal özgürlük, sanat üretimi ve baskıcı rejimlerin arasındaki mücadeleyi anlatan film, yer yer Tarkovski’nin otobiyografisi olarak da okunabilir. 1969’da Cannes Film Festivali’nde gösterilen film FIPRESCI ödülünü alır. Sansürlü bir versiyonu Sovyetler Birliği’nde ancak 1971’de vizyona girebilecektir.

Solyaris (Solaris) – 1972

solyaris-tarkovski-filmloverss

Yer yer Tarkovski’nin Kubrick’in 2001’ine cevabı olarak nitelendirilen Solaris, Sovyetler Birliği’nde üretilmiş en iyi birkaç bilimkurgudan biridir. Polonyalı ünlü bilimkurgu yazarı Stanislaw Lem’in aynı adlı romanından uyarlanan film, bilim insanları duygusal krize girince görevli olarak uzay istasyonuna gönderilen psikolog Kris Kelvin’i anlatır. Ancak Solaris gezegeninin Kris’e de bir sürprizi vardır. Geleceğin dünyasını anlatan sahneleri Japonya’da çekmek isteyen Tarkovski bu izni alabilmek için ciddi bir şekilde mücadele etmiştir. Ancak sonuçta ortaya çıkan ürün sinema tarihine adını altın harflerle yazdıran bir filmdir. Film 1972 Cannes Film Festivali’nde gösterilir ve Büyük Jüri Ödülü’nün sahibi olur.

Zerkalo (Ayna) – 1975

zerkalo-filmloverss

Ayna, Tarkovski’nin en şiirsel, en kişisel ve en orijinal filmidir desek yeridir. Yaşamının sonuna gelmiş bir şairin hatıralarını dağınık ve lineer olmayan bir biçimde veren Ayna, Tarkovski’nin babası Arseniy Tarkovski’nin şiirlerini kullanır. Kah siyah-beyaz, kah sepya, kah renkli sahneler birbirini takip eder; bir  yandan Rus halkının 20. yüzyıl boyunca yaşadıklarına tanık oluruz. Çocukluk anıları, rüyalar, bilinç akışını sinemaya uyarlayan bu muazzam filmde bir araya gelir. Anlaşılması, takip edilmesi en zor filmlerden biri olarak gösterilse de en çok sevilen Tarkovski filmlerinden biridir.

Stalker (İz Sürücü) – 1979

stalker-iz-surucu-filmloverss

Tarkovski’nin ikinci bilimkurgu filmi İz Sürücü, Strugatsky Kardeşler’in romanından uyarlanmıştır. İz Sürücü (Stalker) olarak bilinen bir adam Zone (Bölge) olarak bilinen bir yere, bilimsel araştırma yapmak istediğini söyleyen bir profesörü ve ilham peşinde olan bir yazarı götürecektir. Bölge’nin kendisinin hislere, duyulara sahip olduğunu fark ettikleri ve çeşitli duygusal ve endüstriyel yıkıntıların arasında maddi ve manevi bir yolculuğa çıktıkları Stalker (İz Sürücü), sinemanın en büyük bilimkurguları arasında Solaris’in yanında yerini almıştır.

Nostalghia – 1983

nostalghia-filmloverss

İzninizle öznel bir yorumda bulunacak ve Tarkovski’nin şahsımca en iyi filminin Nostalghia olduğunu söyleyeceğim. Ülkesinden ve ailesinden uzak kalmış (hem de önce manevi sonra da fiziksel olarak) bir yönetmenin ülkesinden uzakta çektiği ilk film, tam olarak bir otobiyografi denemesi ancak bambaşka bir şekilde. İtalya’da yaşamış bir Rus bestecinin izinden giden bir Rus yazarın araştırma için İtalya’ya yaptığı ziyaret onu, geçmişinde büyük acılar olan Domenico (Erland Josephson) isimli garip bir adam ile karşı karşıya getirir. Yazar Andrei, nostalji hissi ve sıla hasreti ile her şeyden yabancılaşır. Filmin finalinde Andrei’nin elindeki mumu söndürmeden yürümeye çalıştığı plan sekans ile unutulmazlar arasında yer alan film, Tarkovski’nin insanlığa yaktığı bir ağıttır adeta.

Offret (Kurban) – 1986

offret-filmloverss

Ancak İsveç’te çekme fırsatı bulduğu Offret başrolünde yine İsveçli büyük oyuncu Erland Josephson’u konuk ediyor. Tarkovski’nin son filmi Offret, nükleer savaşın eşiğinde modern dünyanın maneviyatını iyice kaybettiğini düşünen bir entelektüelin Tanrı’ya bu felaketi engellemesi için bir kurban vermesi gerektiğini düşünmesini ve ailesi ile birlikte kendini manevi bir şekilde bu savaşı durdurmaya adamasını anlatıyor. 1986’da Cannes Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü alan film, Tarkovski’nin son filmi olmuştu. Kansere yenik düşen, ömrünün son kısmını adeta sürgünde geçiren ancak sinema ile kendini ve içinde yaşadığı dünyayı anlatmaktan vazgeçmeyen bir sinemacı olarak, sanatın zirvesinde kendine bir yeri çoktan edindi.


Ekin Can Göksoy

Ekin Can Göksoy

119 yazı · 1987 yılında Bursa'da doğdu. Mühendislikten tarihe savruluşunda bir öykü kitabı, bir de roman çıkarmayı başardı. Ancak, sinema yapma isteğini rafa kaldırmayı düşünmüyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →