Yol Hikayeleri Üzerine 15 Başarılı Film!
İki aşığın, bir ailenin bazen ise dostların bir arada çıktıkları yolculukları anlatıldığı; bazen kaçmalı bazen ise kovalamacalı yol hikayeleri sinemanın vazgeçilemez konularının başında geliyor, şüphesiz. Little Miss Sunshine’da olduğu gibi bazen sarı minibüsle, bazen ise Thelma ile Louise’in yola çıktıkları mavi üstü açık bir arabayla çıkılan bu yolculuklar, yollarla bütünleşen muazzam sinematografiyle birleşince de ister istemez izleyiciye etkileyici bir görsellik sunar. Two for the Road’da konuk olduğumuz 1960’lı yılların sonundan başlayan ve birbirinden başarılı filmlerin yer aldığı listeyle,yola çıkamayan ama yolculuk yapmak en büyük hayali olan sinemaseverlere en keyifli yol hikayelerini sıraladık.
Yol Hikayeleri Üzerine 15 Başarılı Film
Two for the Road – 1967

Geriye dönüşlerle yarattığı kurgusuyla o dönem sinemanın ilkleri arasına giren Two for the Road, gezici bir koroda şarkı söylemekte olan Joanna ile mimar Mark’ın evliliğe doğru uzanan hikayesini konu alır. Bir yolculuk sırasında tanışan ve ardından evlenen; evliliklerinin 12 yılına giren Mark ve Joanna’nın ilişkisi zaman içinde değişmiş ve olgunlaşmıştır. Fransa’nın köylerinden birine doğru yaptıkları araba yolculuğu sırasında; artık bitme noktasına gelen evlilikleri üzerine tartışırken; yol boyunca tanıştıkları andan evliliklerinin bitişine doğru nasıl geldiklerini izleriz. O yıllarda çekilen filmlere göre oldukça gerçekçi bir hikayeye sahip olan Two for the Road’un oyuncu kadrosunda Audrey Hepburn ile Albert Finney yer alıyor.
Easy Rider – 1969

Uyuşturucu satışından kazandıkları parayı harcamak için motosikletleriyle birlikte Amerika’da gezinen Wyatt ile Billy’nin öyküsünün anlatıldığı Easy Rider, bağımsız sinemanın en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilir. Yapımcıların çok büyük bütçeler olmadan da başarılı yapımlar ortaya çıkarabileceğini keşfettiği ilk örneklerden biri olan Easy Rider”da karakterler özgürdür; hiç bir yere veya hiç bir otoriteye bağlı değillerdir. Amerika için sıklıkla kullanıldığına şahit olduğumuz ‘Özgürlükler Ülkesi’ tanımını eleştirel bir bakış açısıyla ele alan filmde; aslında Amerika’nın kendi içerisinde farklılıklara ve bireysel özgürlüklere karşı ne kadar hoşgörüsüz bir tutum takındığından bahsedilmektedir. Peter Fonda, Dennis Hopper ve Terry Southern’in kadrosunda yer aldığı film; 68 kuşağının yollara ve özgürlüğe olan bağlılığını gösteren en güçlü yapımlardan biri.
Scarecrow – 1973

Max Millan ile karısı tarafından terk edilen ve tek isteği yeni doğan bebeğini görmek olan Francis Lionel Delbuchi’nin arasındaki sıra dışı ilişkinin konu edindiği Scarecrow’un başrollerinde Gene Hackman ile Al Pacino yer almaktadır. Adeta bir korkuluk gibi, oldukça sakin ve eğlenceli bir hayat süren Lionel ettiği bir kavga nedeniyle hüküm giymiş, hapisten çıktığı ilk gün ise Kaliforniya’da kabadayı Max ile tanışır ve yolda bulduğu Max ile ilginç bir dostluk kurarlar. Pittsburgh’da açmak istediği oto yıkamacası için Lionel’i ortak yapmak isteyen Max’in yanı sıra; Lionel’in tek arzusu ise henüz hiç görmediği çocuğunu bir kez olsun görebilmektir. Film, 1970’li yılların Amerika’sına; Max ve Lionel’in dostlukları ekseninde bir bakış atıyor.
The Sure Thing – 1985

Rob Reiner’ın yönetmen koltuğunda oturduğu, senaryosunu ise Steven L.Bloom ile Jonathan Roberts’ın kaleme aldığı The Sure Thing; okul tatili sırasında Kaliforniya’ya gitmek için beraber yola çıkan iki gencin hikayesini ele alır. Tanımadığı bir kızı görmek için yola çıkan John ile erkek arkadaşını görmek için yolculuk yapan ve John’dan çok farklı bir karaktere sahip olan Allison’un çıktıkları bu yolculuk tahmin ettiklerinden daha farklı olacaktır. Filmin başrollerinde ise John Cusack ile Daphne Zuniga’yı izliyoruz.
Wild at Heart – 1990

Sinemanın gizemli yönetmeni David Lynch’in Barry Gifford romanından uyarlanan filmi Wild at Heart; birbirlerine karşı konulamaz bir şekilde aşık bir çift olan Lula ve Sailor’ın kaçış hikayesini konu alır. Lula’nın annesi Sailor’dan nefret etmektedir ve kızından uzaklaşması için Sailor’ın üzerine oldukça problemleri olan birini salar. Kendini tutamayan Sailor ise bu adamı öldürür ve tutuklanır. Hapishaneden ayrıldığı gün ise o kadar zaman kendisini dışarıda beklemiş olan sevgili Lula’yı da yanına alarak Kaliforniya’ya doğru yola çıkarlar. Ancak Lula’nın annesi bu kez de peşlerine kiralık katil takar.
Thelma and Louise – 1991

Film, mutsuz bir ev kadını olan Thelma ile monoton hayatından sıkılmış, garsonluk yaparak para kazanan Louise’in haftasonu tatili için üstü açık mavi bir arabayla şehir dışına çıkmalarıyla başlar; aslında bu seyahat iki kadının özgürlüğe doğru yaptıkları bir yolculuğu simgeler. Mola verdikleri bir yerde, bar otoparkında Thelma saldırıya uğrar ve Louise saldırganı vurarak öldürür. Artık bu iki kadın için bu yolculuk küçük bir kaçamaktan fazlası; bir kaçış olmuştur. Polisin arananlar listesine giren Thelma ve Louise’in planı ise Meksika’ya gitmektir. Başrollerinde Susan Sarandon ile Geena Davis’in yer aldığı film; izleyenlere unutulmaz bir final sahnesi yaşatır.
My Own Private Idaho – 1991

Ailesi tarafından terk edilmiş, hayatı hep sokaklarda geçmiş olan ve oldukça sessiz bir karaktere sahip olan Mike; aynı zamanda narkolepsi hastasıdır. Scott ise para karşılığında hem erkeklerle hem de kadınlarla cinsel birliktelik yaşayan; ve buna rağmen heteroseksüel olduğu konusunda ısrarcı olan zengin bir ailenin oğludur. Scott için seks işçisi olmak Mike’ın aksine sadece eğlenmek amaçlıdır. Aslında Scott’tan hoşlanan Mike, annesini bulmayı kafasına koymuştur. Onu bulmak uğruna Idoho’ya, oradan da İtalya’ya giden ikilinin bu yolculuk sırasında hayatları tamamen değişecektir. Gus Van Sant’ın William Shakespeare’in IV Henry ve V Henry oyunlarından uyarladığı filmin başrollerinde ise; James Russo ile Keanu Reeves yer alıyor.
Kalifornia – 1993

Gazeteci Brian Kessler sevgilisini de yanına alıp ülkede cinayetler işleyen seri katiller hakkında bilgi toplayıp yazacakları kitap için araştırma yapmaya başlarlar. Henüz yeni üniversiteden mezun olan bu adam seri katillerin yaşamış olduğu yerleri ve cinayetleri işlediği mekanları gezmek istemektedir. Yolda bir mahkum ile sevgilisine rastlarlar. Aslında arabalarına aldıkları bu kişiler aslında araştırmasını yaptıkları seri katilerden biridir. Dominic Sena’nın yönetmenliğini yaptığı film Kalifornia’nın oyuncu kadrosunda ise Brad Pitt, Juliette Lewis, David Duchovny ile Michelle Forbes yer almaktadır.
The Adventure of Priscilla, Queen of the Desert – 1994

Avustralya sinemasının en parlak dönemlerinden biri olarak düşünülen 1994 yılının önemli filmlerinden biri olan The Adventure of Priscilla, Queen of the Desert; Avustralya çöllerinde bir tatil beldesi olan Alice Springs’de bir otelden iş teklifi alan iki travesti ve bir transseksüel dansçının yol macerasını konu alıyor. The Lord of the Rings’te Elrond olarak karşımıza çıkan Hugo Weawing ile Guy Pearce canlandırdıkları karakterlerle oldukça dikkat çekiyor. Film bizleri Priscilla ismini verdikleri tur otobüsüyle yola çıkan 3 renkli karakterin hikayesiyle buluşturur.
Im Juli – 2000

Asosyal bir hayat yaşayan, fizik öğretmeni Daniel bir gün Juli adında bir işportacıdan bir yüzük satın alır. Julî’nin yüzüğün ona şans getireceğini söylemesinin ardından; Daniel Melek adında bir kadına aşık olur. İlk görüşte aşık olduğu bu kadın uğruna İstanbul’a gitmeye karar veren Daniel; uçakta yer bulamayınca Türkiye’ye doğru arabayla yola koyulur. Ancak yalnız çıkmayı bu yolculuk pek de onun düşündüğü gibi olmayacaktır; şehirden ayrılmadan önce kaçmaya çalışan bir otostopçuyu arabasına alır. Otostopçu ise ona şanslı yüzüğü veren Juli’den başkası değildir. Aşkının peşinden farklı bir ülkeye giden Daniel’ın kendisine aşık olacağını hayal eden Juli iiçin bu yolculuk mükemmel bir fırsattır. Aşkın, hayalin, arayışın hikayesiyle bizi buluşturan ikili; Hamburg’da başlayan yolculuğunu İstanbul’da sonlandıracaktır.
Y Tu Mama Tambien – 2001

Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’un yönettiği Y Tu Mama Tambien, iki gencin 20’li yaşlarının sonunda olan bir kadınla çıktıkları yolculuğu anlatır. Aslında bir yolculuktan daha fazlası, bir büyüme hikayesi sunan film; o yıllarda Meksika’da gelişen olayları ve siyasi durumu da fonda izleyiciye yansıtmadan geçmez. Yetişkinliğe adım atmak üzere olan iki gencin isteklerine, hayallerine odaklanan film; orta halli solcu bir aileden gelen Julio ile üst düzey bir politikacının oğlu olan Tenoch ve arabalarına aldıkları çekici bir kadın olan Luisa’nın yolculuk öyküsüdür.
The Motorcycle Diaries – 2004

Che Guevera’nın günlüklerinden yola çıkarak, Alberto Granado’nın kaleme aldığı kitaptan uyarlanan The Motorcycle Diaries; izleyenleri Che’nin 23 yaşına götürüyor. Che ile 29 yaşındaki arkadaşı biyokimyacı Alberto Granado’yla birlikte yaptıkları motosiklet yolculuğuna tanık olduğumuz film; Latin Amerika’nın gerçekleriyle yüzleşmemizi sağlar. Bildiklerinden çok farklı bir Latin Amerika ile karşılaşan ikilinin çıktıkları bu yolculuk aslında geleceklerini ve tarihi şekillendirecektir.
Little Miss Sunshine – 2006

Evin en küçüğü Olivie Hoover’ın en büyük hayali ülkenin diğer yanında düzenlenecek olan güzellik yarışmasına katılacaktır. Hoover ailesi ise dışarıdan bakıldığında modern bir Amerikan ailesi görünümünü verse de aslında pek de aile kavramıyla yıldızı barışmayan karakterlerin oluşumudur. Güzel gülüşlü Olivie ailesinin bir araya gelmesine vesile olacak hayali için herkesi ikna edince; izleyiciyi hem gülümseten hem de hüzünlendiren bir hikaye başlar. Bu güzellik yarışması için çıkılan yolculukta; arada sırada bozulan sarı minibüs ile birbirine taban tabana zıt olan tüm Hoover ailesini bir araya getiren Little Miss Sunshine, Amerikan Bağımsızlarının en başarılı örneklerinden biri.
Seeking a Friend for the End of the World – 2012

Dünyanın sonu gelmektedir ve herkes hayatının son gününe hazırlanmaktadır… Dünyanın sonu temalı diğer filmlerden ayrılan farklı hikayesiyle dikkatleri çeken Seeking a Friend for the End of the World’un başrollerinde Steve Carell ile Keira Knightley yer alıyor. Matilda isimli bir göktaşı Dünya’ya doğru hızla yaklaşmaktadır ve 3 hafta içerisinde Dünya’nın sonu beklenmektedir. Bu üç haftalık süreyi lise arkadaşını bulmaya çalışmaya adayan Dodge’un karşısına tam zıttı olan Penny çıkıyor. Birbirlerinden farklı olan bu ikili dünyanın sonuna birlikte göğüs gerebileceklerine karar veriyorlar.
Limonata – 2015

Makedonya’da yaşayan eski bir tır şoförü olan ve ölümcül bir hastalık nedeniyle yatağa düşen Suat, oğlu Sakip’i yanına çağırır ve ölmeden önce tek isteğini açıklar. Seneler önce İstanbul’da imam nikahlı bir kadınla evlenmiş ve bu evlilikten bir çocuğu olmuştur, ancak Suat bebekken terk ettiği çocuğunu hiç görmemiştir. Ölmeden önce babasının tek dileğini yerine getirmek isteyen Sakip, Selim adındaki kardeşini bulmayı amaçlamaktadır. Sakip bababasının eski arabasını alır ve İstanbul yollarına düşer. Selim’i zorla ikna eden Sakip, bize oldukça keyifli bir yolculuk sunar.
Elif Barış
586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →