· 12 dk okuma

Yeni Fransız Aşırılığı

Yeni Fransız Aşırılığı

Yunan Sineması’ndaki ‘yeni dalga’ hareketine benzer biçimde Fransız Sineması’nda da kendini açıkça gösteren bir hareketlenmenin olduğu malumunuzdur. Özellikle Fransa’da son 15 yılda üretilmiş filmlere bakacak olursak bu filmlerin ciddi bir kesiminin ‘ekstrem sinema’ örnekleri olduğunu görebilmek pek zor olmayacaktır. Fransız Sineması’ndaki bu yeni hareketlenmeyi fark eden Artforum dergisi eleştirmeni James Quandt, 21. yy’ın hemen başlarında üretilmeye başlanan bu oldukça agresif ve saldırgan Fransız filmlerini ‘Yeni Fransız Aşırılığı (New French Extremity)’ başlığı altında tanımlamıştır. Tüm tabuları yıkmaya hazır; şiddet, kan, vahşet, cinsellik gibi ögelerin oldukça fazla ve baskın şekilde kullanıldığı bu filmleri Fransız Sineması’ndaki bir aşırılık dalgası içinde değerlendiren Quandt; François Ozon, Gaspar Noé, Catherine Breillat, Bruno Dumont, Claire Denis, Leos Carax, Alexandre Aja gibi yönetmenlerin birçok filminin ‘Yeni Fransız Aşırılığı’ örnekleri olduğunu dile getirmiştir.

Yeni Fransız Aşırılığı çatısı altında buluşan filmler görsel ve estetik anlamda farklılık ve çeşitlilik gösterse de bu filmleri ve yönetmenleri birbirlerine bağlayan ortak karakteristik özellikler olduğunu söylememiz gerek. Bu ortaklıkların en başında bir aşırılık unsuru olduğu elbette ki aşikar. Fakat bu filmlerle ilgili ortak bir tanımlama yapmamız gerekirse; korku ve arthouse türlerinde karşımıza çıkan bu filmlerin cinsel çöküş, aşırı şiddet ve tedirgin edici psikoz durumlarını ekranlara taşıdığını söyleyebiliriz. Yeni Fransız Aşırılığı’nı korku-dehşet ve arthouse kategorilerine ayıracak olursak her iki kategorinin de cinsellik ve şiddet unsurlarını aşırı biçimde kullandığını ve bu kullanımın seyirciyi çoğu zaman rahatsız edebildiğini söylemek gerek. Fakat Fransız Sineması’ndaki bu yeni hareketin esas amacının seyirciyi rahatsız ederek düşündürmek olduğunu da unutmamak gerek.

Özellikle korku-dehşet filmleri örneklerindeki aşırı kanlı vahşet sahnelerinin (gore) ya da arthouse kategorisindeki yalnızlık, iletişimsizlik, sevgisizlik gibi durumların yarattığı şiddet patlamalarının altındaki sosyal ve politik sebepleri de göz ardı etmememiz gerekiyor. Zira çok daha dikkatli bakacak olursak; Yeni Fransız Aşırılığı filmlerinin ciddi politik ve sosyal göndermelerle dolu olduğunu, vahşi kapitalizmin ve burjuva ahlakının yarattığı çürümüşlüğü ve yapaylığı alegorik biçimde ele alarak yüzümüze tokat gibi çaptığını da görebiliriz. Bu anlamda Fransa’nın politik ve sosyal yapısından oldukça etkilenen filmlerin alt metinleri; Fransa’daki yabancı düşmanlığını (zenofobi) ve göçmen ve mülteciler gibi azınlıkların Fransız insanında yarattığı gerilimleri oldukça eleştirel biçimde ele alıyor. Yeni Fransız Aşırılığı’nın en bariz karakteristik özelliklerinden biri olan ve sıklıkla karşımıza çıkan ‘haneye tecavüz’ teması;  yabancı düşmanlığı, azınlıklar ve fakirlerin yarattığı gerilimi oldukça ustaca aktarıyor. İnsanların özel mülklerine ve kişisel haklarına yapılan bu vahşi saldırıları izlerken belki de ilk defa, saldırıya uğrayanlar yerine, saldırıyı yapanlarla özdeşleşme fırsatı yakalıyoruz ve saklı gerçeklerle yüzleştiriliyoruz. Bu durumun elbette Hollywood’un amaçsız slasher filmlerine yönelik sert bir eleştiri içerdiğini de söylemek gerekiyor.

Edebiyat alanında Bataille, Sade, William S. Burroughs, Michel Houellebecq, Antonin Artaud; sinema alanında Bunuel, Polanski, Franju, Pasolini, Godard, Zulawski, Haneke gibi kültürel donanımı oldukça yüksek ve aykırı kişiliklere sahip isimlerden ilham alan Yeni Fransız Aşırılığı yönetmenlerinin seyirciyi sarsarak kendine getirmeye ve gerçeklerle yüzleştirmeye çalışan filmlerine şöyle bir bakalım.

Yeni Fransız Aşırılığı  

Seul Contre Tous – Gaspar Noé (1998)

Seul-contre-tous - filmloverss

Gaspar Noé’nin yüzümüze tokat gibi çarpan ahlak dersi niteliğindeki başyapıtı Seul Contre Tous; yönetmenin Enter the Void ve Irréversible gibi sarsıcı filmleriyle aynı kategoride değerlendirilebilecek ve adı geçen iki filmi öncüleyen yapısıyla dikkatleri çeken hazmı zor bir hikayeyi anlatıyor. Burjuva ahlakına saldıran sert yapısıyla yer yer Haneke filmi izlenimi de yaratan film oldukça karanlık bir atmosfere sahip. Varoluşsal aforizmaların havalarda uçtuğu, şiddet sahnelerinin tavan yaptığı ve izlerken sağlam bir mide gerektiren filmin Yeni Fransız Aşırılığı’nın hem ilk hem de en aşırı örneklerinden biri olduğu oldukça aşikar. Yoksulluk ve sevgisizliğin burjuva ahlakına ve değerlerine yönelik bir öfke patlamasına dönüştüğü bu sıra dışı anlatıma sahip filmin, Noé’nin diğer filmlerindeki gibi, iç sesler üzerine kurgulandığını da belirtmek gerek.

Zihinsel özürlü kızını baştan çıkarmaya çalışan bir adamı dövdüğü için mahkum edilen kasap hapisten henüz çıkmıştır. Artık yeni bir hayata başlamak isteyen kasap, kızını bir akıl hastanesine yerleştirerek hamile sevgilisi ve onun annesi ile birlikte Lille kentine yerleşir. Aslında sevgilisini sevmemektedir fakat sevgilisi ona yeni bir kasap dükkanı açma sözü vermiştir. Çok zaman geçmeden sevgilisinin ona yalan söylediğini fark eder ve onu terk ederek tekrar Paris’e dönmeye ve kızını bulmaya karar verir. Bu yeni hayat yolculuğunda yanına aldığı tek şey ise tabancasıdır.

Les Amants Criminels – François Ozon (1999)

Les-amants-criminels filmloverss

Swimming Pool, 8 Femmes gibi filmleriyle kalplerimizi kazanmış François Ozon’un ilk dönem filmlerinden biri olan Les Amants Criminels; aşk, şiddet ve homoerotizm üçgeninde geçen hikayesiyle Yeni Fransız Aşırılığı’nın aşırılık halini oldukça iyi özetleyen filmlerden biri. Aşk ve cinselliğin özündeki sado-mazoşist dürtüleri Fassbinder’in filmlerine öykünecek biçimde deşifre eden Les Amants Criminels’in Hansel ve Gretel ve Alice Harikalar Diyarında gibi masallara da yüksek dozda göndermeler içerdiğini söylemek mümkün. Düşler ve rüyalar gibi sürreal ögelerden de sıklıkla beslenen filmde Yeni Fransız Aşırılığı’nın karakteristik özelliklerinden biri olan ‘haneye tecavüz’ temasını görebileceğimiz gibi; kurtuluş ümidiyle girilen bu mekanın hem bir hapishaneye hem de bir keşif mekanına nasıl dönüşebileceğine de şahit olacağız.

Baştan çıkarma ve şiddet oyunlarından oldukça hoşlanan Alice, bir gün sevgilisi Luc’tan ona olan aşkını kanıtlaması için sınıf arkadaşları Said’i öldürmesini ister. Başta Alice’in bu isteğinden memnun olmayan Luc, Alice’in söylediği tecavüz yalanına inanınca birlikte bir plan yapar ve Said’i soğukkanlılıkla öldürürler. Said’in cesedini gömmek için gittikleri ormanda karşılarına çıkan ev ise iki aşığın kendileriyle ilgili saklı gerçeklerini gün yüzüne çıkaracaktır.

Baise-Moi – Virginie Despentes, Coralie (2000)

Baise-moi - filmloverss

Virginie Despentes’in aynı isimli romanından Coralie Trinh Thi ile birlikte beyazperdeye uyarladığı Baise-Moi özellikle aşırı şiddet ve oldukça açık seks sahneleriyle vizyona girdiği dönem büyük bir yankı uyandırmıştı. İki kadının seks, şiddet ve intikam odaklı hikayesine odaklanan film şiddet ve cinsel ögelerin aşırı bulunması sebebiyle birçok ülkede ya sansür yemiş ya da tamamen yasaklanmıştır. Yeni Fransız Aşırılığı’nın olmazsa olmaz filmlerinden biri olan Baise-Moi, şiddet sahnelerinden ziyade gerçek seks sahnelerinin olduğu bölümlerle intikam ve porno arasındaki sınırların bulanıklaşmasını sağlarken bu aşırılık haliyle izleyicisini de rahatsız etmeyi ve tecavüz, intikam, cinsellik gibi birçok olguyu yeniden sorgulatmayı sağlıyor.

Manu ve Nadine içinde yaşadıkları toplum tarafından kendilerini dışlanmış hissetmekte ve bu sebeple toplumun dışında yaşamaya çalışmaktadırlar. Fakat bir gün Manu’nun tecavüze uğraması ve Nadine’in de en yakın arkadaşının vurulduğuna şahit olmasıyla iki kadın bu düzenden intikam almaya karar verir. Seks ve cinayetlerle örülü bir intikam hikayesinin içine düşen ikilinin eylemleri hem erkeklere hem de burjuva ahlakına yönelik bir başkaldırı mahiyetinde olacaktır.

Trouble Every Day – Claire Denis (2001)

trouble every day - filmloverss

Yeni Fransız Aşırılığı’nın en uç örneklerinden biri olarak sayılabilecek Trouble Every Day, libido, seks ve cannibalism (yamyamlık) arasındaki bağlantılar üzerine kurulu hikayesiyle büyük tartışmaların da önünü açmış bir film olarak kayıtlara geçmişti. Gore sahnelerin oldukça fazla olduğu film, şehveti şiddet ve yamyamlık ile harmanlamış ve içerdiği varoluşçu temalar ve metaforik anlatım biçimiyle kendine has bir izleyici kitlesi yaratarak kült bir konuma erişmeyi de başarmıştır. Yönetmen koltuğunda Fransa’nın önemli kadın yönetmenlerinden ve aynı zamanda La Fémis sinema okulunun profesörlerinden biri olan Claire Denis’nin oturduğu Trouble Every Day; İngiliz rock grubu Tindersticks’in yapmış olduğu film müzikleriyle de dikkatleri çekiyor. Yeni Fransız Aşırılığı’nın karakteristik özelliklerinden biri olan ‘haneye tecavüz’ü Trouble Every Day’de de görmenin mümkün olduğunu hatırlatalım.

Amerikalı Doktor Shane (Vincent Gallo) ve yeni evlendiği eşi June balayı için Paris’e gelirler. Fakat Shane’in kaldıkları oteldeki davranışları oldukça tuhaflaşmaya başlar ve June kocasının bu tavırlarına pek akıl sır erdiremez. Shane’in karısından sakladığı gizli dürtüleri ve Paris’e esas geliş amacı, yamyam bir kadının ve insan bedeni ile libidosu üzerine araştırmalar yapan bir doktorun ortaya çıkmasıyla birlikte ayyuka çıkacaktır. Sıra dışı bir deneyim vadeden ve izlenmesi esnasında büyük sabır gerektiren Trouble Every Day’i bu konuda kendine güvenen herkese öneriyorum.

Irréversible – Gaspar Noé (2002)

irreversible-gaspar-noe - filmloverss

Başrollerinde Monica Belluci ve Vincent Cassel ikilisini buluşturan oldukça sert ve duygusal anlamda sarsıcı bir Gaspar Noé filmi olan Irréversible aynı zamanda Yeni Fransız Aşırılığı’nın mihenk taşlarından biri olarak da dikkatleri çekiyor. Gösterime girdiği yıl büyük sansasyon yaratan ve yaklaşık 10 dakikalık tecavüz sahnesiyle sinema tarihinin unutulmaz sahnelerinden birini barındıran filmin, tıpkı Memento gibi, kronolojik olarak sondan başlayıp hikayenin başına doğru ilerlediğini belirtmek gerek. Tecavüz eylemini hiçbir şekilde özendirici bir tavır benimsemeyerek ve cinsel istismara yer vermeyerek kuran Gaspar Noé seyircisini toplumsal ve kişisel travmalarıyla yüzleştirmeye davet ediyor. Bu amaçla; seyircisini rahatsız ederek iyileştirmeyi, rahatlatmayı tercih eden Noé’nin özellikle teknik ve estetik anlamda zihinlerimizde tahribata yol açan görüntülerinin ekstra önem taşıdığını belirtmek gerek.

Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak; Alex ve Marcus Fransa’da birlikte yaşayan mutlu bir çifttir. Arkadaşları Pierre ile eğlenmeye çıktıkları bir akşam Alex ve Marcus küçük bir tartışma yaşar ve akabinde Alex mekanı terk eder. Gecenin sonunda bir yer altı geçidinde canice bir saldırıya ve tecavüze uğrayan Alex’in intikamını almak için Marcus ve arkadaşı Pierre harekete geçecektir.

Haute Tension – Alexandre Aja (2003)

haute tension - filmloverss

Yeni Fransız Aşırılığı’nın gore ve slasher ayağı da diyebileceğimiz daha çok Amerikan slasher’larından ve İtalyan giallo’larından beslenen dehşet ve korku filmlerinin Fransız Sineması’nda 2007 yılında patladığına şahit olduk. Türe yeni bir soluk getiren ve alt metinlerinde çağın ve özelde Fransa’nın sosyal ve politik meselelerine dikkat çeken bu filmlerin oldukça önemli bir statüye sahip olduklarını belirtmiştik. İşte bu filmlerin doğmasına sebebiyet veren ve türün öncülü olarak addedebileceğimiz filmin Alexandre Aja imzalı Haute Tension olduğunu belirtmek gerek. Yeni Fransız Aşırılığı’nın ‘haneye tecavüz’ temasının ilk temsillerinden biri olan film psikopat bir seri katil ile iki genç kız arasında geçen oldukça kanlı bir kedi-fare oyununu ekranlara taşıyor.

İki okul arkadaşı olan Alex ve Marie sınavlarına rahat bir şekilde çalışabilmek amacıyla Alex’in ailesinin yaşadığı ıssız bir bölgede bulunan evlerine giderler. Gecenin bir saati kapı çalınır ve psikopat bir seri katil birden eve dalarak evde yaşayan herkesi vahşice öldürmeye başlar. Tüm olanlara şahit olan Marie, katil tam onu bulacakken saklanır ama Alex çoktan yakalanmıştır. Alex’e onu kurtaracağı sözünü veren Marie katilden saklanarak ikisinin de hayatlarını kurtarmaya çalışacaktır. Peki her şey göründüğü gibi midir, işte bu sorunun cevabını almak için Haute Tension’ı ıskalamayınız.

Ma Mère – Christophe Honoré (2004)

Ma mere (2004) France

Aykırı ve erotizm dozu yüksek filmleriyle tanıdığımız Christophe Honoré’nin Georges Bataille’in aynı isimli romanından beyazperdeye uyarladığı Ma Mère; genç bir anne ve oğlu arasındaki oldukça mazoşist ve ensest sınırlarında gezinen ilişkiyi konu alıyor. Cinsel arzu konusunda aşırılık sınırlarımızı oldukça zorlayan ve bu anlamda Yeni Fransız Aşırılığı’nın hakkını veren film hedonizmin doruklarında yaşayan bir anne ile Oidipus kompleksini aşamamış oğlunu cinsel fantezi sınırlarına getiriyor. Başrollerinde Isabelle Huppert ve Louis Garrel’ı buluşturan filmi görmemezlik etmeyin derim.

Büyükannesiyle yaşayan Pierre, tatil ayları geldiğinde anne ve babasıyla buluşmak için Kanarya Adaları’ndaki yazlıklarına gitmektedir. Onlarla ne zaman vakit geçirse birbirlerinden nefret ettiklerine ve her seferinde birbirlerine zarar verdiklerine şahit olur. Babasıyla ilişki kurmaktan pek hoşlanmayan Pierre, annesine büyük saygı duymakta ve onu bu iğrenç adamla yaşamak zorunda kalan saf ve masum bir kadın olarak görmektedir. Fakat tüm bunlara rağmen annesinin alkol ve seks dolu bir yaşamı olduğunun da farkındadır. Babasının bir trafik kazasında ölmesiyle birlikte hem Pierre’in annesine olan duygusal bağlılığı artacak hem de annesinin Pierre’e duyduğu sevgi ve arzu çoğalacaktır.

Ils – David Moreau, Xavier Palud (2006)

ils - filmloverss

Yaşanmış olaylara dayanan hikayesiyle izleyicilerini oldukça gerilimli bir atmosferin içine sokan Ils’in yönetmen koltuğunda David Moreau ve Xavier Palud ikilisi oturuyor. Oldukça düşük bütçe ve dijital kamerayla çekilen film özellikle korku ve gerilim türünde film yapmak isteyenler için değerli bir konuma sahip. Zira Yeni Fransız Aşırılığı’nın dehşet alt türündeki filmlerinde kendini gösteren aşırı gore sahneler Ils’de neredeyse hiç yok. Gerilimsel ögeleri ses ve kamera hareketleri sayesinde kuran ve alt metninde oldukça politik ve sosyal bir meseleyi konu edinen film suratımıza tokat gibi çarpıyor. Tüm film boyunca dışarıdan gelen tehditin kaynağını –yine bir haneye tecavüz vakası- seyirciye göstermeyerek kurbanlarla özdeşleşmemizi sağlayan yönetmenlerimiz, sağlam ve güçlü bir gerilim filmi yapmak için ne bol kanlı sahnelerin ne de özel efektlerin gerekli olmadığını da kanıtlamış oluyor.

Fransız bir çift olan Lucas ve Clementine işleri gereği Bükreş’e taşınmış ve burada, şehir banliyösünde, ormanın içinde yer alan bir evde yaşamaktadırlar. Bir gece dışarıdan duydukları garip sesler üzerine uyanan çift, kendilerini dış dünyadan oldukça izole ve evlerine hapsolmuş biçimde bulurlar. Ve ‘onlar’ artık evin içerisindedir.

Frontière(s) – Xavier Gens (2007)

frontiere(s) - filmloverss

Tobe Hooper’ın kült eseri Texas Chainsaw Massacre (1973)’in izinden giden ve bu anlamda korku sinemasına oldukça değerli bir yapıt bırakan Xavier Gens imzalı Frontiére(s); Yeni Fransız Aşırılığı’nın dehşet ve korku ayağının olmazsa olmazlarından biri. Orijinal Texas Chainsaw Massacre’in atmosferini kültür çatışması, azınlıklar, mülteci sorunu gibi siyasi meselelerle harmanlayarak ortaya oldukça politik ve sosyal göndermelere sahip bir film koyan Gens; seyirciyi korkunun temelleri üzerine düşünmeye sevk ediyor. Son yıllarda izleyebileceğiniz en iyi korku filmlerinden biri olan ve hikayesini sağlam temeller üzerine kuran Frontiére(s)’i mutlaka görün derim.

2007 yılındaki Fransa başkanlık seçimlerinde muhafazakar ve aşırı sağcı kesimler karşı karşıya gelir ve özellikle şehrin gettolarında büyük ayaklanmalar ortaya çıkmaya başlar. Kent merkezine sıçrayan kargaşa ortamından yararlanmak isteyen küçük bir hırsız çetesi büyük bir soygun hazırlığındadır. Başarılı oldukları takdirde ülke sınırları dışına kaçacak olan bu çete, çetenin kadın üyesinin çocuğunu aldırabilmesi için de gereken parayı elde etmiş olacaklardır. Fakat işler umdukları gibi yürümez ve soygun esnasında çete bölünür. Polisten kaçmayı başaran çete üyeleri Fransa-Lüksemburg sınırı yakınlarında ıssız bir bölgede bulunan pansiyona saklanmayı başarırlar. Fakat soyguncularımız bu kaba görünümlü pansiyon sahiplerinin eski bir Nazi üyesi olduğundan habersizdir. Pansiyon sahipleri ise kendi ari ırklarından oluşan bir dünya düzeni kurmak ve faşist fantezilerini bu soyguncular üzerinde gerçekleştirmek için her şeyi yapmaya hazırdır.

Martyrs – Pascal Laugier (2008)

martyrs - filmloverss

Anlatması oldukça güç bir film olan Martyrs; Yeni Fransız Aşırılığı’nın en saldırgan, en sert ve soluğunuzu kesecek akıllara zarar bir ‘haneye tecavüz’ sahnesini sinema tarihine armağan etmiş ilgi çekici yapımlarından biri. Oldukça derinlikli bir felsefi sorgulamaya sahip olan film şiddet, ölüm, işkence ama en çok da bedensel acı kavramı üzerine düşünmemizi salık verirken korku ve gerilim türüne yepyeni bir soluk getiriyor. Yunanca’da ‘şahit olmak’ anlamına gelen ‘martus’ kelimesinden türeyen, kutsal bir dava uğruna acılar çekerek ‘şehit olmak’ anlamını taşıyan  ‘martyr’ kelimesinin önemini başlarda fark edemesek de film ilerledikçe yönetmenin filme neden bu ismi verdiği de kafamızda oturuyor.

Kısa bir süre önce ortadan kaybolan 10 yaşındaki Lucie bulunduğunda vücudunda birçok işkence izi vardır, fakat herhangi bir cinsel saldırıya uğramamıştır. 1970’li yılların Fransası’nda oldukça şüphe ve merak uyandıran bu durum büyük bir korkuyla karşılanmış, kimse bu küçük kızın neden kaçırıldığı ve işkence gördüğüne dair bir açıklama yapamamıştır. Konuşmayan ve bilinci yarı kapalı olan Lucie’nin iletişim kurduğu tek kişi hastane arkadaşı Anna’dır. Anna ile birlikte işkencecisini aramaktan vazgeçmeyen Lucie, aradan geçen 15 yılın sonunda bir ailenin kapısını çalacak ve karşısında işkencecisini bulduğuna ikna olup elindeki tüfeğin tetiğini çekecektir.


Gizem Çalışır

Gizem Çalışır

333 yazı · İlk sinema deneyimini 6 yaşındayken babasıyla birlikte gittiği Aslan Kral filmiyle yaşayınca büyülü fenerin etkisinden hiç çıkamadı; pek çıkacak gibi de durmuyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →