X-Men: Apocalypse
Captain America: Civil War ve X-Men: Apocalypse’in art arda gösterime girmesiyle baharın en güzeli mayısta süper kahramanlarla çevrildi etrafımız. Disney, Marvel’ı satın aldığından beri sinematik evrende harikalar yarattığı bir gerçek; Ultron’da yaşanan burukluktan sonra Civil War ilaç gibi geldi ve evrenin üçüncü fazı harika bir başlangıca imza attı. Civil War şimdilik evrenin en iyi filmi. Disney öncesinde Spiderman film hakları Sony’ye, Fantastic 4 ve X-Men 20th Century Fox’a satıldığı için şuan sinemada birbirinden bağımsız, 3 farklı Marvel dünyası var. Amazing Spiderman serisiyle çuvallayan Sony, Spiderman’i Marvel Sinematik Evreni’ne emanet ederek ekonomik olarak iki şirketin de yüzünü güldüreceği gibi yıllardır izole Spiderman’in kendi evrenine dönmesi hayranlarını memnun edecek gibi gözüküyor.
20th Century Fox cephesine döner ve lafı X-Men’in yeni filmi Apocalypse’e getirecek olursak koskoca bir hüsranla karşı karşıyayız. İlk üçlemenin ikisinden alnının akıyla çıkan Fox üçüncü filmde yarattığı hayal kırıklığıyla evreni resetlemek zorunda kaldı. İyi de oldu, First Class ve Days of Future Past nefes aldırdı, geçmişi unutturdu. Fakat Apocalypse öncüsü iki filme sahip çıkamıyor ve geçmişteki hatasını tekrarlayarak başarı potansiyeli –ve beklentisi– yüksek bir filmi noktalayamıyor. İki buçuk saatlik perde ömrüne rağmen iyi bir öykü yaratamayan ve aynı karakter ikilemlerini tekrar ve tekrar süsleyip önümüze sunan X-Men: Apocalypse kendi kıyametini yaratıp üçlemeyi yine son dakikada çöpe atıyor.
X-Men: Apocalypse: Kıyametin Dört Atlısı
Filmin süresiyle hikâyesi arasında ters orantı var. Ömrü uzadıkça hikâye ve diyalog kalitesi düşüyor, olay örgüsü yavanlaşıyor. Days of Future Past’in son sahnesinde görünerek heyecanlandıran ardından fragmanla beklentiyi arttıran Apocalypse ne mutantlara ne de seyirciye ulaşabiliyor. Apocalypse’in mutantları peşinden sürükleyebileceğ
Magneto’nun Apocalypse’in dört atlısına katılma motivasyonu First Class’ta Erik’i Magneto yapan sebeple aynı. O zaten homo sapiensin evrimin alt basamağı olduğuna inanıyor fakat onu insanlığa karşı savaşmaya iten yine aynı motif. X-Men sinematik evreni Magneto’ya herhangi başka bir motivasyon vermemekte ısrarcı. Bu yüzden Magneto, her ne kadar izleyiciyi çoktan cezbetmiş bir anti-kahraman olsa da tekrar ve tekrar aynı Magneto olarak karşımızda. Film ilerledikçe bu aynılık daha da göze batıyor. Spoiler (keyif kaçırıcı detay) vermeyeceğim fakat önceki X-Men filmlerini izlediyseniz zaten yeterince spoiler’a maruz kaldınız demektir.
Karakterler aynı tekelden beslenedursun görsel seyrin de yenilikçi bir yanı yok. Filmin görsel malzemesi kalitesiz değil; post-prodüksiyon elinden geleni ardına koymamış fakat benzer bütçeli bütün yapımlarda seyri hoş aksiyon sekanslarını zaten izliyoruz. Apocalypse seyirciye kıyameti vaat ediyor fakat kıyameti koparmak/engelle
Bu kadar aynılığa maruz kalırken genç nesil Jean, Scott Summers/Cyclops ve Kurt Wagner/Nightcraw
Seri biterken önceki iki filmin selamlanması ve üçlemenin kendi içinde tutarlı bir tamlığa ulaşması bir anlamda sevindirici. First Class flashbackleri bazen göze sokuluyor fakat önceki filmlerden merak edilenler, açık bırakılanlar sonuçlanıyor. Yine de başarılı bir çizgi yakalamış seriyi Apocalypse gibi bir filmle kapatmak First Class ve Days of Future Past’e haksızlık. Jean, Return of the Jedi filminden çıktıklarında, üçüncü filmlerin genellikle en kötüsü olduğunu söylüyor; Star Wars için cevabım kesinlikle hayırken başka üçlemeleri tartışabiliriz. Fakat bu yorumu yer aldığı evren için söyleyecekse ‘genellikle’yi ‘hep’ olarak değiştirebileceğ
X-Men süper kahraman türünün popülaritesiyle başarılı bir gişe maratonu geçirecektir fakat, hem türü hem de seyirciyi yıpratması da muhtemel. 20th Century Fox, X-Men evreninden Deadpool’u başrole taşıyarak türe yeni bir soluk getirmeyi başardı ve Deadpool’un başarısı benzer karakterleri sinemada başrole taşınmasına ön ayak olacaktır. X-Men: Apocalypse’in hayal kırıklığını X-Men 3 gibi hiç var olmamış sayalım ve önümüzdeki filmler yani Deadpool 2, Gambit, Wolverine 3 ve muhtemel Dark Phoenix Saga için aynı anlatılardan arınıp taze, farklı ve en önemlisi iki buçuk saati ayırmaya değer filmleri ortaya koyabilmelerini dileyelim.
Oğulcan Kutluğ Kocabaş
31 yazı · 92 yılının karlı bir kış gününde Ankara ayazına tepki olarak doğdu. Televizyondaki gri tavşanın ‘Naber cınım?’ diye sormasıyla başlayan tutkusunu devasa sinema perdesinde tanıdığı ormanlar kralıyla, karıncalarla pekiştirdi. Okumayı öğrenince bir gözünü kitaplara çevirdi ama diğer gözü her zaman sinemadaydı. Kitaplar ve filmlerle tanımadığı insanların yaşamına girdi, onlara güldü, onlarla üzüldü daha da önemlisi onları anlamaya çalıştı. Bir baktı ki karşılaştığı herkes ona hayatlarından birer sekans sunuyor; o ise izliyor, dinliyor, öncesini sonrasını kurguluyor. MEB eğitiminden paçayı kurtarmasıyla perdenin içine girebilmek adına Bilkent İletişim ve Tasarım bölümüne başladı, birincilikle bitirdi. Şuan hala okuyor, izliyor, kağıda döküyor; vazgeçecek gibi de gözükmüyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →