Western – Bölüm #4: En Başarılı 35 Western
Uzun bir yazı dizisinin sonunda, sıra ilk üç yazıda vaat ettiğim westernin kilometre taşı olan otuz beş filmi sıralamaya geldi. Öncelikle her listede olduğu ve olacağı gibi birkaç şey söyleyerek başlayayım. Western hakkında bu kadar uzun uzadıya düşünmemin sebebi, aksiyon/macera sineması ve alt yahut yan türlerinde heyecanın kaybolmaya başlaması ve büyük bütçeli bol efektli boş filmlerin savaş, western, aksiyon, komedi/macera vs. gibi türlerin yerini giderek aldığı görmemizdi. Öte yandan westerni klasik aksiyon/macera sinemasından ayıran, aslında dramatik unsuruydu. Günümüz toplumuna ayna tutabilmesi, uç koşullarda insan doğasını inceleyebilecek bir ortam sunmaktaki gücü yani. Öte yandan, western sinemasına olan kişisel tutkum, bu uzun düşünme sürecini yazıya dökmekte bana ihtiyacım olan gücü verdi diyebilirim. Her listenin kusuru vardır ama her liste, listeyi hazırlayan kişiye aittir. Yani bu bir “gelmiş geçmiş en iyi western filmleri” listesi değil, liste tamamıyla kişisel bir liste. Peki bu listede neler var, neler yok? Listede öncelikle, tarihsel bir yükümlülük yok. Yani ilk western, ilk sesli western, ilk renkli western, western türünün gelişiminde çok önemli olan o western gibi filmler bu listede yer almıyor. Yani, The Great Train Robbery (1903) bu listede yok. İkinci olarak, listede bu dizide adını zikrettiğimiz ama dönem ve/veya coğrafya olarak klasik western kalıplarına uymasa da western matematiği-mantığına uygun olan filmler yer almıyor. Yani, There Will Be Blood (2007) ya da Hell or High Water (2016) yok. Peki bu listede neler var? Yapım yeri fark etmeksizin, 19. yüzyıl ya da erken 20. yüzyılda, Vahşi Batı’da geçen, türün inceliklerini en iyi şekilde aktardığını şahsen düşündüğüm, ister klasik ister revizyonist olsun, western filmleri mevcut. Yani türün ana damarını ve çeşitliliğini aktaracak, benim de şahsi olarak en çok sevdiğim 35 film bunlar. Her yönetmenden bir film olsun ya da bu yönetmenden çok film oldu gibi bir ayrım kesinlikle gözetmedim. Filmler arasında belirli bir sıralama yok, sadece kronolojik olarak sıralamayı seçtim.
Filmlere geçmeden önce seçtiğim filmlerde hangi yılların ve yönetmenlerin ağırlıklı olduğundan bahsetmek istiyorum. 1950 ve 60’lı yıllar listeye dokuzar film vererek zirveye yerleşiyor. 50’li yıllar klasik western, 60’lı yıllar da spaghetti western dönemi olduğu için bu yirmi yıllık döneme türün parlak dönemi diyebiliriz. Yeni westernin yükselişe geçtiği 70’li yıllardan 4 film listeye dâhil olurken, türün yeniden hatırlanmaya başlandığı 1990 ve 2000’li yıllardan ve yükselişe geçtiği 40’lı yıllardan üçer film var. Zayıf geçen 70’lerin sonu sonrasında türün unutulmaya yüz tuttuğu 80’li yıllardan iki film listeye dâhil olurken 30’lar ve 2010’lardan da birer film bulunuyor. Sergio Leone 5 filmi ile listemde yer alırken, onu 4 filmi ile John Ford takip ediyor. Howard Hawks, John Sturges ve yeni bir western ile yönetmenliğe döneceğini açıklayan Kevin Costner’ın ise ikişer filmleri var. Şimdi gelin, kronolojik sıralaması ile bu filmleri -neden sevdiğimi ve türü açıkladıklarını düşündüğümü de aktarmaya çalışarak- inceleme kısmına geçelim.
En Başarılı 35 Western
Cehennemden Dönüş – Stagecoach (1939) Yön: John Ford

Nedir?
Bir alkolik, kasabasından kovulmuş bir “hafif” kadın, süvari kocasına gitmek isteyen hamile bir kadın, bir iş insanı, intikam peşinde bir hapishane kaçkını aynı at arabasında Geronimo ve Apaçilerin arasından geçmek zorundalar. John Wayne’i star yapan film, John Ford’un türü tam anlamıyla yaratan filmi olarak da görülebilir.
Neden iyi?
Orson Welles Yurttaş Kane – Citizen Kane izlemeden önce defalarca, kare kare Stagecoach’u izlemiş söylediğine göre. Sanki yalnızca westernin değil, modern sinemanın da nüveleri bu filmde atılıyor. İleride klişe olacak pek çok şey, pek çok klasik çatışma, iyinin ve kötünün arasındaki bulanıklaşan çizgi ama her şeyden öte de yol ve macerayı kesiştirerek verdiği his. Genç John Wayne de cabası.
Ox-Bow Olayı – The Ox-Bow Incident (1942) Yön: William A. Wellman
Nedir?
Bir sürü sahibinin ölüm haberini alan kasabalılar şerifin yokluğunda şerif yardımcısını lider belleyerek katilleri aramaya koyulur, sürü sahibinden sığırları para ile aldığını iddia eden üç yabancı ile karşılaşan grup yargısız infazı kolay çözüm olarak görecektir.
Neden iyi?
Erken dönem bir western olarak idam cezasını tartışmaya açan, bu açıdan da bu kadar erken bir vakitte yeni westerne göz kırpan bir kült film. Kısa süresi, başrolünde oynayan Henry Fonda’nın başrolünde oynadığı bir başka film olan 12 Kızgın Adam (12 Angry Men, 1957) filmine benzerliği, Anthony Quinn’in ilk rollerinden birini görebilecek olmak gibi pek çok artısı ile izlenmeyi hak ediyor.
Kanun Harici – My Darling Clementine (1946) Yön: John Ford
Nedir?
Western sinemasının en ikonik karakterlerinden Wyatt Earp’ün hikâyesini anlatan bu filmde, Earp’ü Henry Fonda canlandırıyor. Film, gerçek Earp hikâyesinden farklı olarak Earp kardeşleri ve dostları Doc Holliday’i basit çiftçiler olarak gösteriyor ve meşhur düello bu konuda bir anlaşmazlık sonunda gerçekleşiyor. Öte yandan film, dostluğu ve Holliday’in aşk hikâyesini merkezine alıyor.
Neden iyi?
John Ford’un ustalaşmaya başladığını, karakter gelişimlerini ufak sahneler ile aktarabildiğini gösterdiği ve Wyatt Earp hikâyesini farklı bir biçimde anlattığı için özel bir yere sahip. Öte yandan, ciddi bir drama olarak western “aksiyonunun” önüne geçecek bir film olduğunu söylemek de mümkün. Üstüne üstlük filmin adı da, hâlen daha duyulduğunda pek çok kişinin hatırlayacağı “Oh My Darling, Clementine” şarkısından geliyor. Westernin ve John Ford’un gelişimini görmek ve iyi bir karakter draması izlemek için kaçırılmamalı.
Kanlı Nehir – Red River (1948) Yön: Howard Hawks

Nedir?
Günümüz startuplarından çok farklı olan bir girişimi anlatan Red River’da John Wayne’in canlandırdığı Thomas Dunson artık savaşı kaybeden güneyde et satamadığı için sürüsünü kuzeye, tren yolunun geldiği Abilene’i taşımak ister. Ama yolculukta üvey oğlu Matt (Montgormery Clift) ile fikir ayrılıklarına düşecekler ve bu baba-oğul arasında sıkı bir mücadeleyi beraberinde getirecektir.
Neden iyi?
Öncelikle John Wayne, Montgomery Clift ve Walter Brennan’ın oluşturduğu sinerji için izlenmeli. Howard Hawks’un “maço” stilinin westerne ne kadar uyduğunu gösteren ilk film bu. Ayrıca, Stagecoach’takine benzer bir motivasyonumuz var: bu da bir yol ve macera filmi, bir yandan da bir yarışı anlatan bir film, hem de bir baba ve oğul arasında. Finalinde dünyanın en iyi ve en saçma yumruk dövüşlerinden birini izlemek de mümkün!
Winchester ‘73 (1950) – Anthony Mann
Nedir?
Hem bir intikam hem de bir takip filmi olan Winchester ‘73, babasının öcünü almak için onu öldüren adamın peşindeyken bir kasabada atış yarışmasına katılan ve katile karşı Winchester ‘73 isimli özel tüfeği kazanan ama bir de o tüfeği de katile kaptırarak katilin peşinden yoluna devam eden Lin’i (James Stewart) anlatıyor. Biraz karışık gözükse de aslında, Lin tam bir maceranın içine sürükleniyor ve bu yolda, kandırılan Amerikan yerlileriyle, bu yerliler tarafından çevreleri sarılan süvari birlikleriyle, hapishane kaçkınları, pavyon düşkünleri, kadınların hayatını mahveden erkekler ve pek çokları ile karşılaşıyor.
Neden iyi?
Bir tüfeğin arzu nesnesine dönüşüşünü, pek az western filminde olan bir ikilemi sunan ve finalinde ortaya çıkan sırrı, uzun soluklu, bol karakterli ama derli toplu bir koşuşturmacayı izlemeyi kim istemez ki? James Stewart ile pek çok kez çalışmış Anthony Mann’ın da en iyi westerni kanımca bu. Hem Wyatt Earp’ü yan rolde yeniden görmek de pek güzel.
Kahraman Şerif – High Noon (1952) Yön: Fred Zinnemann

Nedir?
Kendisine büyük ödüller getirecek olan From Here to Eternity (1953) filminden bir yıl önce, Fred Zinnemann bu gerçek zamanlı westerni çeker. Bir buçuk iki saatlik bir zaman dilimini anlatan ve o kadar da süren bu filmde, Gary Cooper yeni evli şerif Will Kane’i canlandırmaktadır. Kane, mesleği bırakıp karısı ile başka bir şehirde bir dükkan işletme planları yaparken, içeri tıktığı bir suçlunun öğle treni ile gelip ondan intikam alacağını haber alır. Kaçmayı kendisine yediremeyen Kane, kasaba eşrafından yardım ister, ancak kimse ona yardım etmeye istekli olmayınca karısının isteğini de karşısına alarak kasabada kaderini beklemeye koyulur.
Neden iyi?
Tüm kişisel ilişkileri, çıkarcılığı, dostluğu ve ilkeli olmanın ne anlama geldiğini gözler önüne seren, eş zamanlı anlattığı hikâyesi ile Hitchcockvari bir gerilim sunan orijinal bir western. Gary Cooper, Grace Kelly, Lon Chaney Jr., Lloyd Bridges ve Lee Van Cleef’i kariyerlerinin farklı anlarından görmek imkânı sunan ilginç bir kasta sahip. Öte yandan bir westernden çok psikolojik drama ya da gerilim olarak da izlenebilecek bir film. Psikolojik yanlarının böyle ağır basmasından olsa gerek Howard Hawks Rio Bravo’yu buna cevaben çekmişti.
Vadiler Aslanı – Shane (1953) Yön: George Stevens
Nedir?
Sessiz sakin, gizemli ama pek de “cool” olmayan silahşor Shane (Alan Ladd) anlatan film, Starrett ailesi ile birlikte pek çok aileyi korkutmak için büyük sürü sahiplerinin yaptıklarını (klasik temalardan bir diğeri) ve Shane’in Starrett’lerin yanında çalışarak onlara karşı koymasını anlatıyor. Fakat, Shane, Starrett’lerin küçük oğlu Joey ile yakın bir ilişki de kurmuştur ve ailenin bir parçası olmaya da başlar. Fakat karşılarında şeytani kovboy Jack Wilson vardır.
Neden iyi?
İtiraf etmek gerekirse bu filmi ilk kez 2001’de izlemiş ve beğenmiştim. Aklımda çok da bir şey kaldığını söyleyemem – Jack Palance’ın muhteşem Jack Wilson’ı hariç. Geçen sene tekrar izlediğimde insanların Shane’i neden bu kadar sevdiğini anlayabiliyorum. Uzak Doğu minimalizmini andırır bir biçimde insan ilişkilerini anlatan bir film bu. Shane ve Joey’nin dostluğunun yanı sıra, Shane’in Marian Starrett (muhteşem Jean Arthur) ile kurduğu enteresan ilişki ve öte yandan Joe Starrett ile yaşadığı üstü kapalı gerilim. Clint Eastwood’un gizemli kovboyunun antitezi olan Shane hakkında bir karakter çalışması.
Dişi Kartal – Johnny Guitar (1954) Yön: Nicholas Ray
Nedir?
Sert mizaçlı salon sahibi Vienna (Joan Crawford) kendi kontrol altında tuttuğu sürece herkesi salonuna almakta ve kasabayı tamamıyla değiştirecek tren yolunu desteklemektedir. Aralarında geçmişe dayanan bir husumet olan Emma Shall ve kasabalılar Vienna’yı kasabadan atmaya karar verirler. Tam o sırada Vienna’nın eski sevgilisi ve silahşorluğu bırakmış olan Johnny Logan, nam-ı diğer Johnny Guitar’ın kasabada belirmesi her şeyi karıştıracaktır.
Neden iyi?
Nicholas Ray’in çektiği bir western olması onu başlı başına ilginç kılsa da, filmin asıl önemi kadın karakterleri merkezine alan nadir filmlerden biri olması. Güçlü kadın karakterleri olan westernler elbette ki var, ama bu film iki kadının mücadelesini anlatıyor aslında. İkisi de birbirinden farklı – biri daha özgür, daha başına buyruk, toplumun düşündüklerini aldırmayan öteki ise daha muhafazakâr, “aile annesi” – gözükse de ikisi de kendi iktidarını inşa edebilmiş, kendileri olmayı farklı dünyalardan başarmış iki kadın. Öte yandan birbirlerinden ölesiye nefret ediyorlar. Bir diğer sebep de Sterling Hayden’ın Johnny Guitar’ı. Filme adını veren karakter olsa da filmin başrolü olmayan Hayden, Shane gibi bir kovboy portresi çiziyor ama Shane kadar garip bir karakter çalışması sunmasa bile, Guitar müzisyenliği ve silahşorluğu ile sonradan Türk filmlerinde de görebileceğimiz “bu ellerle mi!” karakterini yaratıyor.
İstiklal Kahramanları – Vera Cruz (1954) Yön: Robert Aldrich
Nedir?
Bir grup silahşor ve kovboy Fransa ve Meksika arasındaki savaştan paylarına bir şeyler çıkarmak amacı ile Meksika’ya yol alır. Bunların arasında eski Güneyli asker Ben Trane (Gary Cooper) de vardır. Gözünü para ve kan bürümüş bir grup kovboyun (Burt Lancaster, Ernest Borgnine, Charles Bronson) içine düşen Trane, ekonomik, etik ve politik ikilemlerin arasında, savaş şartlarında bir kontese eskortluk etmek zorunda kalacaktır.
Neden iyi?
Burt Lancaster’ın Joe Erin karakteri, pek az klasik western filminde görebileceğimiz kadar etikten ve ahlaktan yoksun bir karakterdir. Bunun karşısında kendimizi daha yakın hissettiğimiz Trane de iyilik timsali değildir ancak koşullar karşısında “politize” oluşunu izleriz. Öte yandan, Fransız Devrimi’nin geç etkilerini ve Avrupa siyaset sahnesinin dâhil olduğu, Meksika’da geçen böylesine derinlikli bir arka plana sahip pek az western mevcut.
Çöl Aslanı – The Searchers (1956) Yön: John Ford

Nedir?
Pek çok savaş ve mücadeleye girmiş, bir kısmını kaybetmiş bir kısmını ise kazanmış olan Ethan yıllar sonra evine döner. Kardeşinin yanında geçirdiği sürede erkekler evde yokken gelen bir Komançi saldırısında yengesi ve erkek yeğeni öldürülürken, iki kız çocuğu kaçırılır. Genç bir kadın olan Lucy’yi ölü bulan Ethan, küçük bir kız çocuğu olan Debbie’yi aramaya koyulur. Tam bir ırkçı ve yerli düşmanı olan Ethan’ın yanında aslen bir yerli olan ama kardeşinin evlat edindiği Martin de vardır. Yıllar sonra Debbie’yi bulurlar ama Debbie artık bir Komançi olmuştur.
Neden iyi?
Nereden başlasam bilemiyorum. John Ford’un – kanımca – en iyi filmi olan The Searchers pek çok insan tarafından da en iyi western olarak addediliyor. Vahşi Batının neden vahşi olduğunu tüm çıplaklığı ile ortaya koyan bu arayış hikâyesi, anti kahraman Ethan’ın hayatında da somutlaşıyor. Nefret edilemeyecek kadar iyi, sevilemeyecek kadar kötü bir karakter Ethan. Hayatın ona getirdikleri kadar onun hayata verdiği de sorgulanabilir. Bu yüzden de, bu gerçek karakterin bu vahşi ortamda yaşadıklarını anlamaya, başından geçen bu maceraya verdiği tepki ile başlıyoruz. Tam bir klasik ve tam bir başyapıt.
Vahşi Mücadele – Gunfight at the O.K. Corral (1957) Yön: John Sturges
Nedir?
Minör pek çok fark olsa da ana hikâyeyi gerçeğe uygun bir şekilde – My Darling Clementine’ın aksine – veren bu Wyatt Earp – Doc Holliday filminde, sırasıyla bu rollere Burt Lancaster ve Kirk Douglas can veriyor.
Neden iyi?
Bu muhteşem ikiliyi başka bir muhteşem ikilinin canlandırdığını görmek ve bir tür High Noon benzeri gerilim tatmak için ideal. John Sturges’ın listedeki iki filminden biri olan Gunfight, en hareketli ve aksiyon dolu klasik westernlerden biri.
Büyük Ülke – The Big Country (1958) Yön: William Wyler
Nedir?
Gregory Peck’in hayat verdiği Doğulu, eğitimli McKay, tam anlamıyla hiçbir kuralın olmadığı Vahşi Batıya aşık olduğu kadın ile evlenmek için gelir. Kanunun ve ilkelerin adamı olan McKay müstakbel kayınbabası Major ile çeliştiği gibi aynı kadına aşık olan Charlton Heston’ın oynadığı Leech ile de takışır. Daha sistematik bir düzenin savunucusu Major ve sonradan zengin olan basit çifçiler olan Hannassey’lerin arasında kanunun yer almadığı bir kan davası vardır ve McKay sivilize değerleri ile olaya müdahale etmeye çalışır ama “törenin” içerisinde kaybolur.
Neden iyi?
Uygar, hukuk düzeninin kuralsız Vahşi Batı karşısında şansının az olduğunu ama bu kuralsızlığın da yenilmeye, kendini yok etmeye mahkum olduğunu gösteren katı modernist bir film bu. Bir western olarak mı yoksa sosyolojik bir çalışma olarak mı görmek gerekiyor emin değilim ama iki türlü de “iyi” olduğu su götürmez. William Wyler’ın epik filmlerinden biri olan bu uzun western özellikle de westernde kolay kolay göremeyeceğimiz anti-Barry Lyndon tadındaki McKay karakteri için izlenebilir.
Kahramanlar Şehri – Rio Bravo (1959) Yön: Howard Hawks
Nedir?
John Wayne’in oynadığı Şerif Chance, Dean Martin’in alkolik silahşoru ve ünlü şarkıcı Ricky Nelson’ın gözüpek kovboyu bir araya geliyor ve masum bir adamı öldüren, güçlü bir ailenin genç oğlunu hapiste tutmaya koyuluyorlar. Bu birbirilerinden alakasız üç adam, karşılarında yükselen Amerika’nın gelecek değerleri olacak zenginleri ve Vahşi Batının kuralsızlığını bulacaktır.
Neden iyi?
Yukarıda da dediğim gibi, Howard Hawks, High Noon’u izlemiş ve yeterince “erkekçe” bulmadığı için bu filmi çekmiş. Bu film “yeterince erkekçe” mi kararı size bırakıyorum ancak bir “bromance” içerdiği kesin. John Wayne tek başına iki şarkıcıyı kovboya dönüştürüyor (Dean Martin’de biraz zorlanıyor tabii) ancak finalindeki çatışma sahneleri ve o ana kadar gerilimin ve heyecanın yavaş yavaş kurulması, yan hikâyelerin ana hikâyeye ustaca örülmesi ile ortaya başyapıt düzeyinde bir film çıkıyor.
Muhteşem Yedili – The Magnificent Seven (1960) Yön: John Sturges
Nedir?
Yedi Samuray. Akira Kurosawa’nın Yedi Samuray – Shichinin no samurai filminin western uyarlaması olan bu film, baştan söylemek gerekirse Yedi Samuray kalibresinde bir film değil. Ancak bu çok iyi bir western olmadığı anlamına gelmiyor. Başrollerini Yul Brynner, Eli Wallach, Steve McQueen, Charles Bronson, Robert Vaughn, Brad Dexter, James Coburn ve Horst Buchholz’un paylaştığı film Meksika’daki küçük bir kasabayı eli silahlı haydutlardan korumak için tutulan yedi kovboyun hikâyesini anlatıyor.
Neden iyi?
Geçtiğimiz sene kötü bir remake’i de yapılan film, Yedi Samuray’ın karakter hikâyelerini minimize ederek aksiyona odaklanıyor ve aslında on numara bir Hollywood uyarlaması yapıyor. Öte yandan, muhteşem oyuncu kadrosu ile de bir saniye için bile göz kırpmanızı engelliyor.
Kahramanın Sonu – The Man Who Shot Liberty Valance (1962) Yön: John Ford
Nedir?
İdealist ve genç avukat Stoddard, Liberty Valance isimli haydut tarafından soyulunca kasabaya adalet getirmeye karar verir. Bambaşka dünyaların insanı olan usta kovboy Tom Doniphon ile çoğu zaman çatışırlar ancak Doniphon Stoddard’ın idealistliğinden etkilenir. Küçük toprak sahiplerini sürmek isteyen büyük sürü sahiplerine karşı Stoddard hukukun ve politikanın üstünlüğünü göstermek için mücadeleye girişi ancak Liberty Valance ve silahı Vahşi Batı’da her şeyden üstün olduğunu düşünmektedir.
Neden iyi?
Bir John Ford başyapıtı daha. Flashback ile aktarılan hikâyesinde, yine uygar dünyanın Vahşi Batıda verdiği mücadele ve sonunda “uygarlığın” kazanması ama bu yolda pek çok başka şeyin feda edilişini anlatan, etkileyici, duygusal ve akıllara kazanan bir vahşi batı masalı. Ağızda bırakacağı kekremsi tat ve James Stewart, John Wayne, Vera Miles ve Lee Marvin dörtlüsünün muhteşem oyunculuğu ile eşsiz.
Bir Avuç Dolar – A Fistful of Dollars (1964); Birkaç Dolar İçin – For a Few Dollars More (1965); İyi, Kötü ve Çirkin – The Good, The Bad and The Ugly (1966) Yön: Sergio Leone

Nedir?
Sergio Leone’nin dolar üçlemesi olarak bilinen bu üç filmini teker teker saydım ama burada ayırmak istemedim. Clint Eastwood’un isimsiz bir kovboyu canlandırdığı filmlerde, kovboy para için çalışan, kendi çıkarından başka şeyleri pek de düşünmeyen ama karanlık ruhlu bir “şeytan” değil de hakiki bir insandır.
Neden iyi?
Spaghetti western diye küçümsenen ama sonradan türün en iyi filmleri arasında yer alan bu üç film de birbirinden iyi. Yakın plan çekimleri, sert sahneleri, etik ve ahlakın sınırlarını zorlayan karakterleri, çöl sıcağı, kirli sakallar, sinekler, mezarlıklar, kanlı düellolar, sigara dumanı ve muhteşem manzaralar. Özellikle müzikleri ile de unutulmayan bu üçlemenin neden iyi olduğunu saymaya başlasak bitiremeyiz.
Cango’nun İntikamı – Django (1966) Yön: Sergio Corbucci
Nedir?
Franco Nero’nun başroldeki Django karakterine hayat verdiği film, tıpkı Leone’nin A Fistful of Dollars filmi gibi bir Akira Kurosawa uyarlaması. İki grup arasındaki kan davasından önce çıkar sağlamaya çalışan sonra da bundan mağdur olan kovboyun iki taraf arasındaki savaşı karıştırmasını anlatıyor.
Neden iyi?
Spaghetti westernin en orijinal karakterlerinden bir diğeri olan Django’yu hayatımıza kattığı, Franco Nero’yu sinemaya kazandırdığı ve Corbucci’nin bu yepyeni western yaklaşımını tek bir yönetmenin işi olmaktan nasıl çıkarttığını görmek için izlemeye değer.
Batı’da Kan Var – Once Upon a Time in the West (1968) Yön: Sergio Leone
Nedir?
Ailesi katledilmiş Charles Bronson, gerçekten gerçek kötü Henry Fonda, beklediğini bulamayan güçlü bir kadın Claudia Cardinale ve şahane bir mizah anlayışı olan taş görünümlü lokum Jason Robards’ın yolları Vahşi Batı’da gayet sıradan bir biçimde kesişir ve herkes bambaşka dertlerin peşindeyken herkesin derdi aynı olur.
Neden iyi?
Leone stilize görüntü yönetimi, yakın planları ve uzun sessizlikleri ile sinemasını bir adım öteye taşıyor ve unutulması güç bir başyapıta imza atıyor. Henry Fonda’nın kötü adam olarak kariyer zirvelerinden birini yaptığını da unutmamak gerek. Sırf açılış sahnesi için bile izlemeye değer.
Sonsuz Ölüm – Butch Cassidy and Sundance Kid (1969) Yön: George Roy Hill
Nedir?
Butch Cassidy ve Sundance Kid, soluk günleri yaklaşan Vahşi Batıda iki soyguncudur, yokuş aşağı giden kariyerlerini şenlendirmek için bir noktada -Meksika’ya filan değil!- “hırsızlar cenneti” olan Bolivya’ya gitmeye karar verirler. Böylece, ikili hayatlarını Vahşi Batı ile senkronize edecek ve sonlarına doğru ilerleyecektir.
Neden iyi?
Öncelikle şunu demeliyim ki, Yeni Western’den bahsettiğim bir önceki yazımda Butch Cassidy and Sundance Kid’den bahsetmeyi unutmuşum. Hâlbuki, bir sonraki film olan The Wild Bunch ile birlikte “Yeni Western” türünün yahut alt türünün kurucu filmlerinden biri olduğunu söylemek şaşırtıcı olmaz. Western türünü İtalya’dan diriltme çabaları ABD’de yankı bulmamıştır, tür farklı bir hâl almış ve sonuna gelmektedir. Bu yüzden de Vahşi Batının son günlerini anlatan filmler ile türe ağıt yakmak neden anlamlı olmasın ki?
Vahşi Belde – The Wild Bunch (1969) Yön: Sam Peckinpah

Nedir?
Hemen Birinci Dünya Savaşı’nın öncesinde geçen filmde, “altın çağını” kaybetmiş yaşlı bir grup çete üyesinin Meksika-ABD sınırında son bir emeklilik öncesi işi için bir araya gelmesini anlatıyor. Değişen koşullar, “uysallaşmış” bir Vahşi Batı ve eskinin parlak kovboyları son bir yolculuğa çıkıyor.
Neden iyi?
William Holden, Ernest Borgnine, Robert Ryan ve Warren Oates gibi hem türe hem de klasik Hollywood sinemasına emek vermiş oyuncular gerçekten de kendileri gibi unutulmaya yüz tutmuş “kahramanları” canlandırıyor. Sam Peckinpah’ın stilize şiddeti, ilk “kanlı” Amerikan westerni olması ve sıra sıra dizilmiş kovboyların hem kendlerinin hem de westernin ölümüne doğru dik başla ilerleyişlerini görmek için ideal.
Yabandan Gelen Adam – Duck, You Sucker! (1971) Yön: Sergio Leone
Nedir?
Rod Steiger, James Coburn ve Romolo Valli’nin başrollerini paylaştığı bu son Leone westerni, Leone’nin diğer filmlerinden hatta yukarıda bahsi geçen Vera Cruz’dan da daha politik bir film. Meksika devrimi sırasında bir Meksikalı suçlu ile bir IRA bombacısının bir araya gelerek devrimin istemsiz kahramanlarından olmasını anlatan bu film, yine her şeyiyle bir Leone filmi.
Neden iyi?
Öncelikle Rod Steiger’in şahane performansı, İrlanda’nın bağımsızlığı ile Meksika devrimi arasında kurduğu enternasyonalist bağ ve tüm bu politik bagaja rağmen Meksika’da geçen sağlam bir western olması filmi izlenebilir kılıyor. Öte yandan, 1910’larda geçiyor olması ile karakterlerini kovboylardan Meksikalı kaçaklara ve İrlandalı devrimcilere – ve Meksikalı devrimcilere de – kaydırıyor olsa da, bir devrin kapanışını da simgeleyen bir film.
McCabe & Mrs. Miller (1971) Yön: Robert Altman
Nedir?
Yazı dizisinde bir noktada her yönetmenin bir western çekmek istediğini söylemiştim. İşte bu da Robert Altman’ın westerni. Zaten bir westernden çok, bir Altman filmi bu. Öncelikle baş karakterlerini düşünelim. 20. yüzyılın başında geçen filmde, McCabe (Warren Beatty) bir kumarbaz, girişimci ve kısa günün karını yaşayan bir “işadamı.” Bir kasabada fırsat buluyor ve bir genelev işletmeye başlıyor. Bu genelevde çalışanlardan biri de Constance Miller (Julie Christie) hem de McCabe’i ikna ederek işletmeci oluyor. Ama değişen toprak rantları, demiryolları ve saire, McCabe’in uyduruk “işletmesini” değerli kılıyor, bu sebeple de onu satın almak isteyen bir çete ile karşı karşıya kalıyor.
Neden iyi?
Altman’ın sözleri ile bir “anti-western” olan film, aslında westerni hikâye anlatmanın güzel fonlarından biri olarak kullanan bir revizyonist western. Kendince kurnaz olan beceriksiz işletmeci McCabe ve tutulduğu, parlak Miller çok ilginç bir ikili oluşturuyor. Kasaba dinamikleri, kadın-erkek ilişkileri ve kanunsuz bir dünyada bireyin kendinden büyük olan şey karşısında direnmesinin imkânsızlığı gibi pek çok tema filmde mevcut. Özellikle de muhteşem final sahnesi ile izlenmeyi hak ediyor.
Adsız Kahraman – My Name is Nobody (1973) Yön: Tonino Valerii
Nedir?
Sergio Leone’nin de hikâyesine katkıda bulunduğu bu filmde Terence Hill’in oynadığı Hiçkimse karakteri Henry Fonda’nın oynadığı Beauregard karakterine hayran bir adamdır. Geçmişin en hızlısı olan Beauregard’ın tarih kitaplarına geçmesi için Wild Bunch çetesini karşısına alması gerektiğini söyleyen Hiçkimse, sürekli Beauregard’ın karşısına çıkıp onu zorlayacaktır.
Neden iyi?
Spaghetti western türünün son iyi örneklerinden olan bu film, türün içinde pek çok kez ve farklı şekillerde yer almış Henry Fonda’yı bir de yaşlı silahşor olarak görmek için izlenmeli. Bud Spencer ile yaptığı komedi ortaklıklarının dışında kendince de western türüne emek veren Terence Hill’in enerjisi, bu en iyi filminde iyice ayyuka çıkıyor ve filmin motorunu oluşturuyor.
Gümüş Eyerler – Blazing Saddles (1974) Yön: Mel Brooks

Nedir?
Klasik türün tüm inceliklerini barındıran bir Mel Brooks parodisi olan filmde, tren yolunun kasabadan geçeceğini anlayan bir işadamı kasabalıları uzaklaştırıp mülklerine konmak için bir grup haydut kiralar. Kasabayı iyice karıştırmak için Afrikalı-Amerikalı birinin şerif atanmasını sağladığında işler beklediği gibi gitmeyecektir. Yeni şerif Bart (Cleavon Little), Waco Kid’in (Gene Wilder) yardımı ile kasabanın kontrolünü ele geçirir.
Neden iyi?
Mel Brooks’un en iyi filmlerinden biri olan Blazing Saddles, klasik westerni yalamış yutmuş birinin türü her ucundan çekmesiyle ürettiği bir film. Hâlen daha bir parodi olan ama öte yandan western özelliklerini de kaybetmemiş film, türler arası geçişin de habercisi. Yaklaşımın bir benzeri olarak Back to the Future Part III (Geleceğe Dönüş III, 1990) filmini de örnek vererek burada analım.
Cennetin Kapısı – Heaven’s Gate (1980) Yön: Michael Cimino
Nedir?
Harvard mezunu ve zengin bir aileden gelen bir adam, bir kasabaya şerif olur ve kendisinin de geldiği büyük sürü sahipleri sınıfına karşı göçmen çiftçilerin yanında duracak, pek çok kişiyi karşısına alacak ve sonunda da büyük bir çatışmaya girmekten kaçamayacaktır.
Neden iyi?
Çoğu western filminin temalarından biri olan küçük çiftçi vs. büyük sürü sahipleri temasını barındıran film, Michael Cimino’nun hayatını karartan ama hakkı ancak 2000’li yıllarda verilen 5 saati aşkın bir epik film. Gerçeğe en yakın westernlerden biri olarak arkasında ciddi bir tarihsel ve sosyolojik çalışmanın da var olduğunu gösteriyor. Ayrıca kim Isabelle Huppert’li bir western izlemek istemez?
Silverado (1985) Yön: Lawrence Kasdan
Nedir?
Soyularak çölde ölüme terk edilmiş bir adam, idama mahkum kardeşini kurtarmak için elinden geleni yapacak bir kovboy, kasabanın şerifi tarafından kasabadan kovulmuş, babası katledilmiş Afrikalı-Amerikan bir başka kovboy. Her biri kendi motivasyonları ile ortak bir amaç için bir araya gelecek ve kasabayı silip süpüren yozlaşmaya karşı savaş açacaktır.
Neden iyi?
Bu listede en yeni izlediğim western bu. Daha birkaç ay önce gördüm. Fakat, Unforgiven öncesi en iyi standart westernlerden biri olduğunu da söyleyebilirim. Öncelikle şu kadroya bakalım: Kevin Kline, Scott Glenn, Danny Glover, Kevin Costner, Brian Dennehy, Rosanna Arquette, John Cleese, Jeff Goldblum ve Linda Hunt. Farklı yan hikâyelerini ustaca birleştirmesi, karakterlerin ilginç geçmişlerini çakıştırması ve karmaşık gibi gözüken ama “Vahşi” bir dünyada bunun ne kadar sıradan olabileceğini de anlatan başarılı bir yapım.
Kurtlarla Dans – Dances with Wolves (1990) Yön: Kevin Costner
Nedir?
Costner’ın hem yönetip hem rol aldığı bu epik westernde intihara meyilli ve dengesiz bir teğmen, iç savaş sırasında gösterdiği kahramanlık sonucunda istediği yere tayin edilme hakkını kazanır. Savaşa en uzak yere tayin edilen Teğmen Dunbar orada Sioux’lar ile insani bir ilişkinin temellerini atar. Ancak iç savaş bitmiştir ve ordunun tüm ilgisi Batının “fethine” yani “uygarlaşmasına” kaymıştır. Yerlileri sıkıntılı günler beklemektedir.
Neden iyi?
Western sineması tarihi boyunca ikinci plana atılmış Amerikan yerlilerini başrole taşıyan bu filmde, Costner eli yüzü düzgün bir yönetmenlik performansı sergiliyor. Mavi üniformalı Yankee’lerin yerliler karşısındaki vahşi tutumunu gözler önüne sermesi ile revizyonist olan bu film aslında, bir “kaybedenin” toplum dışında doğa ile iç içe yaşayan bu insanlar ile kendisini yeniden keşfetmesini anlatan bir karakter çalışması.
Affedilmeyen – Unforgiven (1992) Yön: Clint Eastwood

Nedir?
Eastwood’un hem yönettiği hem de başrolünde oynadığı bu filmde, emekli bir kovboy seks işçilerinin koyduğu bir ödül için eski hayatına geri döner. En yakın dostu ve heyecanlı bir genç silahşor ile yola koyulur ama önlerine acımasız katil şerif Little Bill çıkacak ve işleri berbat edecektir.
Neden iyi?
Dances with Wolves’un “yılın en iyi filmi” olmadan En İyi Film Oscar’ını almasından iki yıl sonra bir başka western olan Unforgiven, bu sefer ödülü hak ederek almıştı. Eastwood’un 70 ve 80’li yıllardaki yönetmenlik denemelerinden sonra bu sefer, sanki hem yönetmenliğnii hem de “isimsiz” kovboyunu emekli olmuş, evlenmiş, toprağa dönmüş ve eşini kaybetmişçesine uysal olarak görüyoruz. Bu uysallık ve westernin ölümünü anlatan film, öte yandan westernin yeniden doğumunu da müjdeliyor. Bence Eastwood’un hâlâ en iyi yönetmenliği, Morgan Freeman ve Gene Hackman’ın şahane performansları da cabası.
Kasabanın Namusu – Tombstone (1993) Yön: George P. Cosmatos
Nedir?
OK Corral’deki ünlü düelloyu ve Earp Kardeşler’in intikam için aldığı yolculuğu anlatan film, Wyatt ve Doc arasındaki incelikli dostluğu da merkezine alıyor.
Neden iyi?
Yine bir Wyatt Earp hikâyesi, bu sefer gerçek yaşananlara çok daha benzer anlatılan film, neredeyse aynı zamanda çekilmiş Wyatt Earp (1994) isimli filmden de çok daha üstün bir anlatıya ve karakter gelişimine sahip.
Uzak Ülke – Open Range (2003) Yön: Kevin Costner
Nedir?
Kendi hâlinde kovboylar olan Boss ve Charley, sürülerini otlattıkları toprakların sahibi olduğunu iddia eden bir adamın saldırısına uğrarlar. Bu saldırıda verdikleri kayıpları görmezden gelemeyen kovboylar, intikam için hazırlık yapacaklardır.
Neden iyi?
Hikâyenin tersine dönmüş hâlini anlatıyor film. Bu sefer açık arazide sürü otlatmak isteyenler, artık büyük toprak sahibi olmuş çiftçiler tarafından şiddete uğruyor. Farklı toprak sahiplenme yöntemleri ve bunun üzerinden çıkan çıkar kavgalarının ana temalarından birisi olduğu film, tür için orijinal konusu, sakin anlatımı ve iddiasızlığı ile göz kamaştırıyor. Kevin Costner’ın da muhtemelen en iyi filmi.
Kanlı Teklif – The Proposition (2005) Yön: John Hillcoat
Nedir?
Avustralya’da geçen bu filmde kendisini ve kardeşini kurtarmak için kanun adamlarının yaptığı teklifi kabul etmek zorunda kalan bir suçlunun hikâyesi anlatılıyor.
Neden iyi?
Nick Cave’in senaryosunu yazdığı ve John Hillcoat’un yönettiği bu film, Avustralya kırsalının da gayet vahşi olabileceğini gösteriyor. Mecburi bir görevin her anlamıyla bir aile hesaplaşmasına dönüşümünü özen ve titizlikle takip ediyor. 2000’li yıllarda çekilen en iyi westernlerden biri olan bu film, aslında abi-kardeş ilişkileri üzerine söylediği kelamlarla ön plana çıkıyor. Türün neler vadettiğini görmek için ideal.
Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikasti – The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford (2007) Yön: Andrew Dominik

Nedir?
Film, Jesse ve Frank James kardeşlerin çetesine girmeye çalışan Bob Ford’un, iç çatışmalarını ve sonunda da Jesse James’i öldürüp, bunu tiyatrolarda sergileyişini anlatıyor.
Neden iyi?
Muhteşem sinematografisi ve müzikleri, Brad Pitt, Casey Affleck, Sam Shephard ve Sam Rockwell’in muazzam oyunculuklarının yanında yalın ama derinlikli hikâyesi ile 2000’lerin en iyi filmlerinden olan yapım, western türüne getirdiği soluk ile türü en az bir yirmi sene daha yaşatabilecek başarıya sahip. Klasik western filmlerine hiç benzemeyen bu psikolojik drama, Bob Ford’un olduğu kadar Jesse James’in karakterine dair de derinlikli bir analiz ve çalışma. Bir başyapıt.
Bone Tomahawk (2015) Yön: Craig S. Zahler
Nedir?
Kasabalılardan birkaçı mağaralarda yaşayan yamyam bir kabile tarafından kaçırılınca harekete geçen şerif ve kasabalılar, dostlarını kurtarmak için tehlikeli bir yolculuğa çıkarlar.
Neden iyi?
Zahler’in ilk filmi olan Bone Tomahawk, düşük bütçe ile korku-komedi ve westerni birleştiriyor; Kurt Russell ile Richard Jenkins’e de şov yapma imkânı tanıyor. Yerlilerin yamyamlar olarak yansıtılması tartışmalara yol açmış olsa da, film hiç ırkçılık meselesine girmeden, felaket karşısında bir araya gelen bambaşka insanların arasındaki çekişmeleri ve maceralarını konu alıyor. Çekilmiş son iyi westernlerden.
Ekin Can Göksoy
119 yazı · 1987 yılında Bursa'da doğdu. Mühendislikten tarihe savruluşunda bir öykü kitabı, bir de roman çıkarmayı başardı. Ancak, sinema yapma isteğini rafa kaldırmayı düşünmüyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →