Wes Anderson Filmlerinden Küçük Hayat Dersleri!
The Grand Budapest Hotel ve daha nicelerinin naif yönetmeni Wes Anderson’ın yaratıcı ve keyifli hikayelerinden çıkaracağımız küçük hayat dersleri!
Sorumlulukların, gelecek beklentilerinin ve artık büyüdüğümüz için uymamız gereken sosyal kodların olduğu gerçek dünyamızdan uzaklaşabilmemizi sağlayan Wes Anderson iyi ki var!
Başkasından dinlesek apaçık bir aile trajedisi diyebileceğimiz Royal Tenenbaums‘tan çıkınca 8. Tenanbaum olmak istemedik mi? Moonrise Kingdom‘da çocukluk bunalımlarının ve yalnızlığın sevimli anarşisini gördükten sonra tası tarağı toplayıp izci kamplarına katılmak geçmedi mi içimizden? Eve gidip 60’ların 70’lerin şarkılarının peşine düşüp yeniden Seu Jorge, Francoise Hardy, David Bowie dinlemeye başlamadık mı? Wes Anderson’ın renkli, hüzünlü, marjinal ve absürd dünyasının bir parçası olmanın fantazilerini kurmadık mı? Bir çırpıda özgün tarzıyla dikkat çeken onlarca yönetmen sayabiliriz ama kaç tanesi Wes Anderson’ın pastel renklerine sahip? İşte bu sorulardan yola çıkan AnOther Mag, Wes Anderson filmlerinden yayılan cazibeye dayanamayıp yönetmenin takipçilerine küçük tüyolar veren keyifli bir liste hazırlamış.
İşte Wes Anderson filmlerinden çıkarmamız gereken bazı hayat dersleri:

1. Kendi dünyanı yarat!
Çocuksu hayalgücünü, merakı ve muzipliği kusursuzca ‘yetişkin filmlerine’ taşıyan Wes Anderson; simetri takıntısı, vintage şarkı seçimleri, canlı renk paleti ve kimyası her zaman tutan oyuncu seçimleriyle her filminde yeni bir dünya yaratıyor. Filmden çıktığımızda, evet tam bir Wes Anderson filmi olmuş diyoruz çünkü hikayesi, türü veya oyuncuları kim olursa olsun Wes Anderson yeni bir dünya vaad ediyor.

En İyi Orijinal Film Müziği (Alexandre Desplat), En İyi Kostüm Tasarımı (Milena Canonero), En İyi Makyaj ve Saç (Frances Hannon ve Mark Coulier) ve En İyi Prodüksiyon Tasarımı olmak üzere 87. Akademi Ödülleri’nden 4 Oscar’la dönen The Grand Budapest Hotel, tamamen kurmaca olan Nebelsbad‘ın Zubrowka kasabasında geçiyordu. Filmin bu başarısı arkasında yalnızca bir set değil, başlı başına ayrı bir dünya olmasında yatıyor.
Anne Washburn‘un kitabın girişindeki notlarında da belirttiği gibi: ”Karenin içine giren, karakterlerin yerlerini değiştiren eller görmeyeceksiniz… Diyaloglardaki homurdanmaları ve özel efekt patlamalarını duyamazsınız, fakat Anderson’ın yarattığı performansı stilinde, tamamen ona ait olan fiziksel ve duygusal dünyalarda, özenle hazırladığı her karede hissedersiniz.”
2. Olduğun şeyi giy!
Kabul edelim, Wes Anderson sinema dünyasında olduğu gibi stil dünyasında da pekala bir ölçüt olarak alınabilir. Kendisi karakterlerine bazen The Life Aquatic‘teki á la the Belafonte ekibine yaptığı gibi özel üniformalar vermeyi tercih ediyor. Üniformasız karakterleriniyse de bir anlamda ”kendi yaptıkları üniformalara” sokuyor; onlara iç dünyalarını yansıtan veya insanların onları dışarıdan nasıl gördüğünü anlatan kıyafetler giydiriyor. Yani Wes Anderson modayı belki takip etmiyor ama, işi kişiselleştirmeden de bırakmıyor.

En ufak rolün bile kendi stiline sahip olduğu Wes Anderson filmlerinde bu kıyafetler aslında çok fazla şeyi sembolize ediyor. Tilda Swinton’nın canlandırdığı şaşaalı Madame D.‘nin mücevherlerine bir bakın; “otel kültürünün zirvesini temsil ediyor: parti ve şampanya çağı, sayvanlı karyolalar ve kaz ciğeri ” paketini beraberinde getiriyor.
Christopher Laverty‘ın da dediği gibi: “Karakterler kostümleri bir zırh gibi, hikayeye bir alt metin olarak giyiyorlar veya bu kıyafetlerle çetrefilli bir çeşit görsel kandırmaca da sağlıyorlar. Bu zırh düştüğünde veya çıkarıldığında ise, bizler bunu fark ediyoruz. Onların dış görünüşleri üzerinde çalışarak içlerini okuyabiliyoruz.” Gustave (Ralph Fiennes, The Grand Budapest Hotel)’ın çizgili üniformalara geçişi sizce de çok sancılı değil miydi?
3. Mükemmeliyetçi ol!
Kişisel bir vizyon yaratmak için, mükemmele ulaşana kadar çabalamak gerekiyor, çünkü Wes Anderson kararlılığı bunu gerektirir!
Anderson filmlerinin görsel senaryo taslağı için öncelikle yarı-animasyon tarzında küçük filmler hazırlıyor, böylelikle çekimler öncesinde filmi çoktan yaratmaya başlamış oluyor. Bu ön hazırlık ekibin zamanlama algısını arttırırken, önceden planlanan her bir sahnenin tam ve mükemmel olarak bir araya gelmesini sağlıyor. Bu dakikası dakikasına planlanan sahneler ayrıntılı bir hazırlık sürecine sahip; Anderson ve ekibi her bir sahne için akıllarındaki mükemmel yeri bulabilmek adına günlerce araştırma yapıyor. Mekana karar verdikten sonra iş bitti sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Çoğunlukla bulunan mekanlar Anderson’ının kafasındaki tasarıma uyacak şekilde yeniden düzenleniyor. Kostüm hazırlığıyla da desteklenen bu süreçte tüm ekip çok titiz davranıyor.

Yapımın tasarımcısı Adam Stockhausen durumu şöyle açıklıyor: “Wes yeni fikirler bulmak için keşif yapmaya bayılıyor. The Grand Budapest Hotel filmi için tüm spa kasabalarına ve hamamlara gidip, heyecan uyandırabilecek ne kadar mekan varsa görmeye çalıştık. Mesela mavi küvetlerin olduğu bir yere gittik ve Wes onlara gerçekten bayıldı, biz de yerin sahiplerini çağırıp bir kaç tanesini almak istediğimizi söyledik. İşte filmdeki küvetlerin mavi olmasının sebebi bu! Geriye bakıp her bir parçanın nereden geldiğini söyleyebiliriz!”
4. Ne istediğini bil ve lafını esirgeme : birazcık garip olmakta sorun yok!
Wes Anderson hikayeleri ne istediğini bilen ve lafını esirgemeyen karakterleriyle bir çok hayranına ilham kaynağı oldu. Onların garipliklerini, etraflarındaki dünyaya karşı dürüst olmalarını ve gerçek renklerini kaybetmemelerini çok sevdik. Margot Tenenbaum (The Royal Tenenbaums)’un garipliğini, Suzy (Moonrise Kingdom)’nin asabiyetini, Gustave (The Grand Budapest Hotel)’ın naifliğini veya Max (Rushmore)’in heyecanını tamamen onlara özgü olduğu için keyifle izledik.
İnsan ilişkilerini çok da karmaşıklaştırmaya gerek yok. Gerçekten ne istediğini bilen Sam ve Suzy (Moonrise Kingdom) gibi kararlı olmak omuzlarımızdan büyük bir yükü kaldırmaz mıydı?
”Sevgili Sam, nerede?”
”Sevgili Suzy, ne zaman?”

Peki ya siz Wes Anderson filmlerinden hangi dersleri çıkardınız?
Hazırlayan : Gizem Esen
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →