We Need to Talk About Kevin’ı Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!
Gençliğe ve özgürlüğe duyulan hasret ve o dönemden kalma bağımsız olma arzusu. Bir insanın içerisindeki tüm deliliği ve her şeyi yapma arzusunun bir anda içinde büyüyen bir ‘şey’ ile kesilip atılması hadım edilmesi. Ve tıpkı hadım edilen gibi hadım edenin de bütün arzularının yok edilmiş olarak hayata başlaması, devam etmesi. Bir anne ile oğlunun arasındaki ince çizginin yok olduğu film We Need to Talk About Kevin’da, yıkanan yüzlerde sular arası geçişin yüzler arası geçiş olması gibi yok etme, yok olma ve var olmanın dayanılmaz ağırlığının arzuda ve delilikte kendini göstermesi izleyici için hem çok ağır hem de etkisinen çıkılmayan olgular arasındadır. Lynne Ramsay tarafından yönetilen ve Ramsay’in Rory Stewart Kinnear ile beraber senaryosunun Lionel Shriver’ın romanından uyarlanan film We Need to Talk About Kevin’ın oyuncu kadrosunda muazzam performanslarıyla izleyici karşısına Tilda Swinton, John C. Reilly, Ezra Miller ve Jasper Newell çıkar. Filmde bir kadın hamile kaldığını öğrendiğinde bütün gelecek planlarından vazgeçer ve çocuğu için hayatının gidişatını değiştirir. Ancak bunu isteyerek mi yapıyordur yoksa toplumun baskıyla mı yapmak durumda hissediyordur? Bu ikilemin çocuk tarafından hissedilmesiyle başlanan istenilmemiş olmanın getirdiği istememe çatlağıyla anne oğul ilişkisi filmde kendini vahşi bir şekilde meşrulaştırır. We Need to Talk About Kevin’ı sevenlerin işin içinden çıkamadığı kaotik ikilemi yansıtan filmleri derledik. Eğer We Need to Talk About Kevin sizin için de zamansız hikayesinde muazzam şeylere imza atan bir yapımsa ‘We Need to Talk About Kevin’ı Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film’ listesine bir göz atmalısınız!
We Need to Talk About Kevin’ı Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!
Lord of the Flies (1963)

William Golding’in aynı isimli romanından uyarlanan filmin senarist ve yönetmen koltuğunda tiyatro dünyasında ismini öznel bakışı ve klasik anlayışları yıkan tutumu ile duyurmuş olan Peter Brook yer almaktadır. Filmde yer alan bütün çocuk oyuncular amatör oyuncular arasından seçilmiştir ve böylelikle filmdeki çocuksuluk ve bilinmezliğin getirdiği belirsizlik ve anlama çabası izleyiciye direkt yansıtılmıştır. Filmde bir grup İngiliz Askeri Okulu öğrenci uçakla seyahat etmektedir. Ancak okyanusun üzerinden geçerken uçak düşer ve uçaktaki bütün yetişkinler ölür. Çocuklar bir adaya sığınır ve bu adada yetişkinlerin kuralları olmadan kendi dünyalarını yaratmaya başlar. İlk başlarda kuralsız olan özgür çocuklar yavaş yavaş bölünmeye başlar. Bir grup çocuk medeniyeti ve modernizmi temsil eden çocuğun liderliğine geçerken bir grup da din öğretilerini andıran kurallar koyan vahşi kabileyi seçer.
¿Quién puede matar a un niño? – Who Can Kill a Child? (1976)

Who Can Kill a Child? ismiyle bilinen film hepimizin zihni için karanlık tarafa hitap eden bir soruyu beraberinde hem ismiyle beraber hem de etkisinden çıkamayacağınız konusuyla beraber getiriyor. Juan José Plans tarafından yazılmış romanın bir uyarlaması olan filmin yönetmen koltuğunda Narciso Ibáñez Serrador yer alırken oyuncu kadrosunda Lewis Fiander, Prunella Ransome ve Antonio Iranzo bulunuyor. Bir çocuğun öldürebilir misiniz? Bunu kendiniz, eşiniz ve doğmamış çocuğunuz için yapabilir misiniz? İlk başlarda hiçbir şeyden haberi olmayan bir turist çiftin bir adaya tatil için gelmesiyle ve olağan bir romantizm ile başlayan film hiç tahmin edilemez bir alanda yolculuğuna devam ediyor. Konunun ötesinde film boyunca çalan şarkının içinizdeki delilik için büyük bir teşvik olacak olan film tam anlamıyla açığa çıkmayan kurgu ögeleriyle sizi büyük bir soru ve vahşetle yalnız bırakacak!
The Brood (1979)

David Cronenberg tarafından yazılan ve yönetilen film The Brood’un oyuncu kadrosunda Oliver Reed, Susan Hogan, Samantha Eggar, Art Hindle ve Henry Beckman yer almaktadır. Filmde Frank Carveth isimli adamın eski eşi bir hastaneye yatmıştır ve burada psikolojik bir tedavi görmektedir. Nola isimli bu kadın sıra dışı bir psikiyatrinin koğuşundadır ve bu doktorun uyguladığı farklı methodun her geçen gün içine daha da girmektedir ve kendini kaptırmaktadır. Oliver Reed tarafından canlandırılan Dr. Hal Raglan kendine özgü olan bir kuram ve psikolojik bir yağı oluşturmuştur ve hastalarını bunun içerisinde eriterek onları bu kuram ile iyileştirmeye çabalamaktadır. Ancak filmde yer alan metamorfoz sadece psikolojik olarak değil fiziksel olarak da kendini gösterir. Bir gün Nola kendisini ziyarete gelen kızını geri yolladığında kızda yaralar vardır ve Nola’nın annesi öldürülmüştür. Bu noktadan sonra film bir kırılma yaşar.
Bad Boy Bubby (1993)

Bir oğul ömrü boyunca yani yaklaşık 35 yıldır bodrumun bir göz odasında kapalı tutulur. Bir anne oğlunun dışarıdaki tehlikeli gazlardan etkilenmesini istemez daha doğrusu bunu bahane olarak kullanır ve bu bahanenin arkasına sığınan anne oğlunu avucunun içine hükmeder ve oğlunu bodruma kapatır. Annenin oğlundan kopmama dürtüsü ve içten duyduğu tahrikli arzu ile uydurduğu bu yalan içerisinde Bubby ömrünü bodrumda dış dünyadan herhangi bir haberi olmadan, içeride annesiyle yaşar. Bu yaşam döngüsünde işkenceleri, ensest ilişkileri, hayal ile gerçeğin birbirine karıştığı anlardaki kaosu, kıskançlığı, cinayeti ve psikopatlığı görebiliriz filmi izlerken. Sıra dışı tanımını yeniden yaratan ve inanışları sorgulatan film Bad Boy Bubby’nin yönetmen ve senarist koltuğunda Rolf de Heer yer alırken filmin oyuncu kadrosunu Nicholas Hope, Claire Benito ve Ralph Cotterill gibi isimler oluşturur.
The Good Son (1993)

Ian McEwan tarafından yazılan ve Joseph Ruben tarafından yönetilen 1993 yapımı film The Good Son’ın oyuncu kadrosunda izleyici karşısına Elijah Wood, Macaulay Culkin, David Morse, Wendy Crewson ve Daniel Hugh Kelly çıkıyor. Filmde Macaulay Culkin izleyici karşısına o güne kadar izleyicinin alışık olmadığı bir rolle çıkıyor. Henry adında küçük bir çocuğu canlandıran Culkin ilk başlarda ailesinin ve kardeşlerinin en iyi kalplisi olarak ve onlara karşı duyduğu sevgiyle kendini filmde tanıtıyor. Ancak hiçbir şeyin bu kadar iyi olmayacağı bir dünya içerisinde Henry de gizil kötülüğünü içerisinde taşıyor. Elijah Wood tarafından canlandırılan Henry’nin kuzeni Mark, Henry’nin bir nevi gerçek yüzünü görüyor ve onun içinden dışarı fırlamayı bekleyen, Henry’nin dikkatli bakılırsa gözlerinde görülebilecek olan kötülüğü ve kötülü yapma isteğini görüp ona engel olmaya çabalıyor.
Funny Games (1997)

Evinize gelen ‘temiz’ görünümlü iki çocuk. Komşunuzun zihninizi bulandıran varlığıyla beraber bembeyaz kıyafetlerin gözlerinizdeki ışıltısı bir anda onların sizin için bir tehdit oluşturmadığına kanaat getirmenize yardımcı olur. Fakat çok kolay kandırılabilen zihniniz bedenin uyarısı ile bir anda kendine gelebilir, bir başka bedenin sizin bedeniniz üzerinden arzularını gerçekleştirmesi için ve şiddeti doğurmak beden algınız üzerinde yeniden bir şiddeti kurgulayarak onu oluşturmak adına bedeninizi ve zihninizi bir oyun alanına çevirmesi sizin için bir anda uyarı olabilir ama artık her şey için geçtir. Özellikle sizin deliliğinizin gizli kalması için çok geçtir. Yok yere ortaya çıkabilecek psikoloji gerilimin ustası Michael Haneke tarafından on yıl arayla çekilmiş olan unutulmaz filmin ilk hali olan 1997 yılı yapımı Funny Games’in oyuncu kadrosunda Susanne Lothar, Ulrich Mühe, Arno Frisch ve Frank Giering yer almaktadır.
The Virgin Suicides (1999)

Sofia Coppola’nın unutulmaz müzikleri, renkleri ve büyüsü ile akıllara kazınmış olan filmi The Virgin Suicides Jeffrey Eugenides’ın romanından uyarlanmıştır ve filmin başrollerinde Kirsten Dunst, Josh Hartnett, Kathleen Turner, Michael Paré ve Hanna Hall yer almıştır. Film bir adamın kırk yıl öncesinden bir hikayeyi anlatmasıdır. Çocukluğundan beri her daim aklında soru işaretleri bırakmış olan hikaye her zaman gizemini korumuş olan Lisbon kızları hakkındadır. Lisbon kızları anlatıcı ve diğer yakın arkadaşları ile aynı mahallede yaşayan beş kız kardeştir. Bu beş kız kardeş gençliklerinin verdiği melankoli ile büyülü bir güzellik tarafından çevrilmişlerdir ve bu kardeşler genç komşularının dikkatini çekmişlerdir. Fakat bu ilginin en büyük kaynağı ise en küçük kardeş Cecilia’nın intiharı ile baş göstermiştir. Bu intihar sonrasında masumiyet ve yaşam bir yarışa girer, realitede karşılaştığımız gibi ölüm yarışın son durağıdır.
Bang Bang You’re Dead (2002)

William Mastrosimone tarafından senaryosu yazılan film bir tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanan ve belki de çağın en büyük problemlerinden ve sadece bir kurgu gibi gözüken ama hayatın kendisi içerisinde çok gerçekçi bir noktada duran bir filmdir. Filmin yönetmenliğini Guy Ferland üstlenirken oyuncu kadrosunda izleyici karşısına Ben Foster, Tom Cavanagh, David Paetkau, Randy Harrison, Jane McGregor çıkmaktadır. Filmde Trevor isimli bir genç okulda yaşıtları tarafından sözlü ve eylemsel tacize uğrayan bir çocuktur. Trevor ezilmeye devam ettikçe içindeki intikam hırsı da artmaya başlar. Bir önceki yıl bomba saldırısı düzenlemeye çalışan ancak başarılı olmayan Trevor şimdi de kendisine işkence yapan, kendisini taciz eden çocuklardan intikam almak üzere kurulu bir planın üzerinde çalışır ve Amerikan okullarında görülmüş kanlı lise saldırılardan birini gerçekleştirmeye girişir.
Elephant (2003)

Gus Van Sant’ın yazıp yönettiği Elephant klasik bir lise gününü anlatır. Aslında lise hikayesi bile değil sadece bir günü anlatır. Her şey çok olağandır, herkes rutin hayatının içerisinde kendi koşturmasındadır. Filmin güzel yanlarından biri de tek bir karakter perspektifli değil çoğul bir anlatıya sahip olmasıdır. O gün lisede birçok öğrencinin gözünden bakarız güne, o gözü takip ederiz. Fakat tüm bu gözler ve öğrenciler dışındaki iki öğrenci, modern toplumun içinde kaybolan ve yalnızlaşan iki öğrenci gözlerden uzaktadır. Bu iki öğrenci evde öldürmeye dayalı video oyunlar oynamakta ve o gün için başka şeyler planlamaktadırlar. Gençliğin, tecrübenin ve korkunun saf ve olağan yansıtıldığı bu film hayatın anililiğini ve şans denilen enerji ile yaşamın arasındaki o bağlantıyı görmek için birebirdir. Gençler gençliğin getirmiş olduğu her şeyi yapabilme iç güdüsüyle beraber sınırsızlığın içerisinde kendi dünyalarını yaratır.
Låt den rätte komma in – Let the Right One In (2008)

John Ajvide Lindqvist’in aynı isimli (Låt den rätte komma) romanından uyarlanan filmin senarist koltuğundan yeniden Lindqvist yer alırken, yönetmen koltuğunda ise Tomas Alfredson bulunmaktadır. Filmin ana karakteri olan iki çocuk Eli ve Oscar’a 11 yaşıdaki oyuncular Kåre Hedebrant ve Lina Leandersson hayat vermiştir. Filmde Stockholm’ün 1980’li yıllarına izleyici götürülür. Burada Oscar adında bir çocuk arkadaşları tarafından hırpalanmakta ve hem sözsel hem de eylemsel olarak aşağılanıp, taciz edilmektedir. Bu zorbalık karşısında elinden bir şey gelmeyen bir çocuk olan Oscar akşamları annesi ile yaşadığı eve döndüğünde intikam planlarının hayalini kurmaktadır. Ancak bir gün Eli adında bir kız Oscar’ın komşusu olur. Vampir olduğu için çok soluk tenli olan Eli, Oscar’ın arkadaşlık yakınlaşmalarına ilk başlarda yanaşmasa da sonra aralarında büyük bir dostluk oluşur. Korku dostlukla beslenir filmde.
Osman Karakülah
290 yazı · Osman çocuğun ölüm ile imtihanı 92 yılının mayıs ayında Antalya'da başladı. Sonuçta doğduğu anda ölümle son bulacak bir geri sayım saatinin düğmesine basılmıştı. Fakat altı yaşında bir gün ablası sevgilisi ile yalnız kalmak için onu tek başına sinema salonunda bırakınca bu çocuğun hayatı değişti. O an ölümden nasıl kaçacağını öğrendi ve sinemaya olan aşkı başladı. O şu an akademik kariyeriyle cebelleşirken ve hala ölümden korkarken ölümsüzlüğü, aşkı ve huzuru sinemada buluyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →