Ünlü Oyunculardan Yazar Portreleri!
Sanatın bir güzel tarafı diğer sanat dallarıyla arada geçirgen bir bağ kurup ifade alanını genişletmesi. Buna bir örnek de birçok ünlü yazarın hayatının, acılarının, mücadelelerinin beyazperdeye yansımaları. Fandor Keyframe bu sanatçıların derinliklerini yakalamayı başarmış filmleri bir videoda toplamış.
Zorlu bir yaratım süreci olarak yazma eylemi; deliliğin dağlarında dolaşmayı, kimi zaman hayat boyu gitmeyecek bir acının varlığıyla sürüklenmeyi, bazen günlerce doğru sözcükleri bulana kadar sessizlik yemini etmeyi bazense bedenden kopup durmamacasına yürekle yazıp sözle direniyor olmayı gerektirmekte. Bizim yazarlardan, yapıtlarından, yaşantılarından öğrendiğimiz bu. Hayatın her alanına ulaşabilen sinemanın ise izleyici ve okuyucu olarak yazarı anlama sürecine katkısı büyük. Başarılı yönetmenler ve oyuncular da edebiyatçıların kavgalarını ve direnişlerini, eser ortaya çıkarma süresinde çıldırma, çöküş, sıfırdan başlama, içe dönüş gibi gözlemlenebilir değişimlerini ortaya koymuştur. Oscar Wilde, Truman Capote, Iris Murdoch, Virginia Woolf, Sylvia Plath gibi edebiyatın en güçlü isimlerinin hayatlarının beyazperdedeki yansımaları da bir videoda buluşmuş.

Yazarların Yaşamlarının Sinemanın Anlatım Olanaklarıyla Buluşması: ‘Ünlü Oyunculardan Yazar Portreleri’
Nicole Kidman’ın Virginia Woolf’u canlandırdığı Mrs. Dalloway romanı üzerinden farklı zaman dilimlerinde yaşayan üç kadının bir gününü anlatan The Hours; Philip Seymour Hoffman tarafından müthiş bir şekilde canlandırılan Truman Capote’nin bir idam mahkumunun son zamanları hakkındaki romanı In Cold Blood’ı yazma sürecini anlatan Capote; Judi Dench’in canlandırdığı Iris Murdoch ve eşinin aşkını anlatan Iris gibi yapımlar özellikle oyuncuların karakterle özdeşimi açısından yazarların iç dünyalarını yakalamadaki başarıları ile sadece biyografi olmaktan çıkıp özgün eserler olarak sinema tarihinde yer etmiştir.
Bunların yan sıra daha geri planda kalan ama bir o kadar eşsiz olan Pablo Neruda’ya dair bir adada kaldığı sürede mektuplarını taşıyan bir postacıyla kurduğu dostluğu anlatan Il Postino, Janet Frame’in erken yaşlardan itibaren yaşadığı zorluklara karşın edebiyata tutunmasını konu alan An Angel at my Table gibi yapımlarsa samimi ve yakın dilleriyle yazar ve okuyucu arasındaki görünmez uzaklığı yok ediyor. Bu örneklerin ve diğer sanatçıların sinemadaki temsillerini özetleyen videoyu kaçırmayın!
Dila Senem Haznedar
28 yazı · Dila Senem Haznedar Sinemanın karanlık salonunda düşlerini şekillendirecek ilk hayranlığı şuan bile yarattığı duyguyu derinden hatırladığı The Mask of Zorro'yu izlemesiyle başladı.Hala dönmek istediği çocukluğunun ütopik, hayat dolu zamanları aynı 'Z' harfinde gizli. Bağının güçlenmesini ise 16 yaşlarında bir dvd dükkanında siyah beyaz filmlerin bulunduğu raftan tamamen şans eseri bulup hayran olduğu Bergman filmine rastlamasına borçlu. Lisede geçirdiği zor zamanların en büyük avuntusu yeni yönetmenler keşfedip harçlıklarını arttırarak edindiği film arşivi oldu. O zamandan beri sinema, iç dünyasını da gittikçe genişleterek insana ve hayata dair bitmez anlam arayışındaki güzel hissiyatların yansıması olan yegane alan. Hala günlük dilde kaybolduğunu hissettiği anlarda duyguyu ön planda tutan sinema dilinde gizli olduğuna inandığı 'daha güzel bir dünya' umuduyla hayata direnmeye çalışıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →