İçeriğe geç
· 14 dk okuma

Uluslararası Edirne Film Festivali Günlükleri

Uluslararası Edirne Film Festivali Günlükleri

Düzenledikleri festivallerle öne çıkan şehirlere bu yıl ilk kez düzenlenen Uluslararası Film Festivali ile Edirne de dahil oldu. İlerleyen yıllarda Türkiye’de sinema adına oldukça kıymetli işler yapacağını belli eden Edirne’de Vali Dursun Ali Şahin, konuşmasında ilklerde hataların bulunabileceğini belirterek gelecek yıllarda sinemaseverlere eksiklerinden arınmış bir festivalin sunulacağının teminatını verdi. Nitekim Edirne’de geçirdiğim ilk günün sonucunda diğer festival deneyimlerimden eksik bir şey gördüğümü söyleyemeyeceğim. Bir ilk için Uluslararası Edirne Film Festivali ekibinin gayet güzel bir iş çıkardığını ve hem izleyicilere hem de konuklara gösterdiği ilginin oldukça tatmin edici olduğunu söylemek gerekir.

Ulusal basında yer alan festivalin sönük geçtiği ya da hayal kırıklığı yarattığı gibi görüşlere katılmamakla birlikte, günün son seanslarına bile izleyicilerin ilgi gösterdiğini söyleyebilirim. Tabii ki bunda bilet fiyatlarının adeta “temsili” olmasının da etkisi var. Bunların yanı sıra festivalin çocuk ve engelli filmlerinin gösterimini ücretsiz yaptığını da belirtmekte yarar var.

Uluslararası Edirne Film Festivali, bazı hayal kırıklıklarına da sebep oldu. Bunlardan en önemlisi Jüri Başkanı olarak duyurulan başarılı yönetmen Tony Gatlif‘in Fransa’da yaşanan terör saldırısında arkadaşlarını kaybetmesi sebebiyle festivale katılamayacak oluşuydu. Tabii ki ünlü yönetmenin böyle acı bir durumda festivale katılım sağlaması beklenemezdi.

Uluslararası Edirne Film Festivali Günlükleri başlığı altında sizlerle festival bitimine dek izlenimlerimi paylaşacağım.

Kuzu – Lamb (2015)

Film seçkisinde “Kuzu” adında iki film yer alıyor. Biri Türkiye yapımı Kutluğ Ataman’ın yönetmenliğini yaptığı Kuzu, diğeri ise bir Etiyopya yapımı Kuzu. Doğrusunu söylemek gerekirse oradan oraya koştururken Kutluğ Ataman’ın filmi diye düşünerek girdiğim filmin Etiyopya yapımı çıkması benim için bir sürpriz oldu. Beni Etiyopya sinemasıyla ilk kez buluşturan Uluslararası Edirne Film Festivali’ne teşekkür ediyorum. Ayrıca belirtmek gerekir ki Kuzu, Cannes Film Festivali özel seçkisinde yer alan ilk Etiyopya filmi olma özelliğini de taşıyor.

lamb-filmloverss

Filmi bir buçuk saatlik süresi boyunca keyifle izledim. Yared Zeleke’nin yönetmenliğini yaptığı film, annesi öldükten sonra babası tarafından teyzesine bırakılan ve kuzusunu çok seven küçük bir çocuğun hikayesini konu ediyor. Rediat Amere (Efrahim)’nin oldukça başarılı bir oyunculuk sergilediği filmde kuzusuyla arasındaki sıcacık ilişki aslında bir bakıma bir büyüme öyküsü olarak değerlendirilebilir. Yeni hayatından memnun olmayan Efrahim yaptığı börekleri satarak babasının yanına geri dönmek için para biriktirmeye başlıyor; ancak bu konuda önüne sürekli engeller çıkıyor. Yaklaşan bayram sebebiyle kuzusunun kesileceğini öğrenen Efrahim, en değerli varlığı için yeni bir yuva arayışına giriyor. Kuzu, bir Etiyopya ailesinin temsili gereği içinde bazı ataerkil unsurlar barındırsa da, toplum içerisinde kadının yeri hakkında Türkiye için alışılmışın dışında bazı noktalara da parmak basıyor. Ailenin en büyüğü olan kadının elinde bir güç simgesi olarak kırbaç var ve hiçbir durumda ailenin erkeği dahil hiç kimse kırbacı yani gücü onun elinden alamıyor. Bu da toplumda kadının yaşlandıktan sonra farklı bir saygınlığa eriştiğinin kanıtı. Bunun yanı sıra Efrahim’in yemek yapmaya duyduğu ilgi ailenin erkeği tarafından bastırılmaya çalışılsa da sonunda Efrahim bu şekilde kabul görüp takdir toplayabiliyor.

Ailesi, özellikle de annesiyle arasında bir bağ olarak metaforlaştırılabilecek olan “kuzu”, Efrahim’i bıraktığında ve Efrahim onun gitmesine izin verdiğinde aslında katlanamayacağını düşündüğü bazı durumları kabullenmiş ve artık büyümüş olarak tanımlanıyor. Tabii kabullenmek büyümek midir bilinmez; ancak buna filmi izledikten sonra karar verebilirsiniz.


Uluslararası Edirne Film Festivali Günlüklerime festivalin dördüncü günüyle devam ediyorum. İzlediğim filmlerle ilgili görüşlerimi paylaşacağım yazımda, filmlerin ardından yönetmenlerin katıldığı söyleşilerde neler konuşulduğuna ve bugün gerçekleşen kokteyle değineceğim.

Seçilmiş – Cel Ales (2015)

Türkiye Prömiyerini Uluslararası Edirne Film Festivali’yle yapan film bu sabah günün ilk seansında izleyiciyle buluştu. Filmin yönetmeni Cristian Comeaga ve başrol oyuncusu Romanya Kültür Bakan Yardımcısı Bogdan Stanoevici’nin de katılımıyla gösterim gerçekleştirildi.

Seçilmiş, dönemin Romanyası’nda esen devrim rüzgarını politik bir arkaplan olarak kullanırken, henüz lise çağında okulda işlediği disiplin suçu sebebiyle okuldan atılmak üzereyken gizemli bir erkeğin ana karakteri X’e yardım edişini ve onu kullanmaya başlayışını aktarır. Filmde adını dahi bilmediğimiz, izleyicinin yaşayabileceği olası bir özdeşleşmeye dahi kapatılmış bir karakter olan X’in hayatının üç hatta birkaç çocukluk sahnesiyle toplamda dört bölümüne ortaklık ediyoruz. Lineer zaman kaygısı duymadan hikayesini anlatan Comeaga bazen bu gelgitlerin içerisinde kaybolmuş gibi görünse de iki saatin sonunda elle tutulur, bütünlüklü ve izlemesi keyifli bir film kalıyor.

Alışılmış ajan, casus filmlerinin aksine Seçilmiş, farklı bir anlatı tarzına sahip. Film sahip olduğu politik altyapının yanı sıra tecavüz, ölüm, cinayet gibi oldukça ciddi konulara değinmesine rağmen esprili bir anlatı tarzına da sahip. Bu durum başlangıçta kulağa ciddi bir tezatlık gibi gelse de filmin dünyasına girildiğinde hiçbir tezatlık göze çarpmayacaktır. Bu konuda yönetmeni takdir etmek gerekir çünkü filmin ciddiyeti de esprili dili de oldukça dozunda, izleyiciyi rahatsız etmeyecek şekilde kullanışmış. Filmi yakalayanların izlemesini öneririm.

edirne-film-fest-filmloverss
Filmin ardından gerçekleştirilen söyleşide izleyiciler filmle ilgili merak ettikleri her şeyi yönetmene ve oyuncuya sorma imkanı buldular ve izleyicilerin söyleşiye ilgisi sebebiyle diğer seansı aksatmamak adına söyleşi ,salonun dışına taşındı. Sorular genel olarak filmin anlatı yapısıyla ilgiliydi. Ben yukarıda bahsettiğim çelişkili gibi görünen bu esprili dili neden tercih ettiklerini sordum. Filmin başrol oyuncusu Bogdan Stanoevici, aslında hayatında tam olarak böyle olduğunu söyledi. Hayat da tamamen ciddi ya da tamamen komedi olmadığını ve her şeyin iç içe olduğundan bahsetti. Ayrıca kötü birinin kendisini kötü göstererek kapımızdan giremez bize farklı yanlarını gösterecektir dedi. Yönetmen Comeaga ise bunun tamamen bir tercih olduğunu ve aslında biraz da Romanya sinemasının anlatım tarzından kaynaklandığını belirtti. Bir başka izleyici üç farklı zaman içerisinde filmi çok fazla yakalayamadığından bahsetti. Bunun üzerine yönetmen, bunun olsa olsa kendi hatalarından kaynaklanmış olabileceği şeklinde yorumladı. Söyleşiyi, Edirne Valisi Dursun Ali Şahin’in de katılımıyla gerçekleştirilen kokteyl takip etti. Basının yoğun ilgisiyle karşılaşan Kültür Bakanı Yardımcısı Stanoevici soruları yanıtladı.

edirne-film-festivali-filmloverss

Sesime Gel (2014)

Ulusal Uzun Film Jürisinin de izleyiciyle birlikte yerini aldığı gösterimde bazı teknik aksaklıklar yaşandı. Yanlış kopyanın kullanılması sebebiyle Türkçe altyazısı bulunmayan film, İngilizce altyazıyla gösterime devam etti, dileyen izleyiciler ise salondan ayrıldı. Jüri de filme haksızlık etmemek adına bir sonraki gösterimde filmi değerlendirmeye karar verdi.

Teknik aksaklıklara rağmen, Hüseyin Karabey’in yönetmenliğini yaptığı filmi Sesime Gel’i ben oldukça beğendim. Ana akım medyadan haber almaya mahkum edilen nesiller için bir ders niteliği taşıyan filmin, bir belgesel olmasa da ülkemizde yaşanan gerçeklikten hiç de uzakta konumlandırılmadığı ortada. Türkiye Cumhuriyeti askerinin de mutlak iyi ya da mutlak kötü olarak sunulmadığı filmde emir verenler ve bu emirleri uygulamak zorunda kalanlar gibi bir ayrım söz konusu.

sesime-gel-filmloverss
Sesime Gel, oğlu ve torunuyla birlikte yaşayan Berfe ananın anlattığı tilki masalı eşliğinde tüm konuyu hatta Kürt halkının ve tüm ezilen halkların durumunu özetlerken köyün basılmasının ardından oğlunun gözaltına alınması sürecini paralel bir anlatıyla izleyiciye sunuyor. Köye yapılan baskında evlerde silah bulamayan komutan, köyün erkeklerini gözaltına alıyor ve her aile elindeki silahı teslim etmeden kimseyi salmayacağını söylüyor. Evlerinde silah bulunmayan Berfe ana, oğlunu kurtarmak için silah bulmaya çalışıyor.

Sonuç olarak, bu çaresiz arayışın ekseninde, işlemedikleri suçların cezasını çekmek zorunda bırakılan insanların coğrafyasında küçük bir kızın oyuncak silahla babasını kurtarabileceğini düşünmesi kadar masum bir şey olamayacağını vurgulayan film, Türkiye sinemasında kıymetli bir yerde konumlandırılmalıdır.

Saklı (2015)

“Kimse masum değildir” ve “herkesin sakladığı şeyler vardır” vurgusu üzerinden ilerleyen Saklı’da en yalın anlatımla Türkiye gerçeğine değinilmiş denilebilir. Saklı; genel anlamda başarılı ve bir duruma doğru ya da yanlış demeden sadece saklanan bu gerçekleri ortaya çıkarma ve izleyeni kendi “saklı”larıyla yüzleştirme güdüsüyle yola çıkan bir film izlenimi yarattı bende.

sakli-filmloverss
Durumları doğrulamak ya da yanlışlamak bir bakıma onları dikte etmek gibi algılanabilecek olsa da ben bu gerçekliğin içinde daha güçlü kadın karakterlerin var olabilmesini dilerdim. Kadın karakterlerin kurulumunu daha net açıklayabilmek adına filmin konusundan bahsetmek gerekirse, ortalama bir ailenin kendilerinden farklı olan kızları Duru ve Duru’nun sınıf arkadaşının müzisyen babası ile yaşadığı aşk şeklinde kısaca özetlenebilir. Filmde kızlarının bekareti hakkında aşırı hassas bir baba düzenli olarak bunun kontrolünü yaptırırken karısını aldatıp sevgilisine ev tuttuğunda bu baskıcı toplumun kurallarıyla karşı karşıya gelmez; çünkü erkeklerin yaptığı her şeyin bir açıklaması vardır. Erkeğin yabancı bir kadınla birlikte olduğunda zina yapmamış olması, “koskoca padişahlar yanlış yapacak değil ya” mantığıyla rahatlıkla açıklanabilir. Malesef yaşadığımız toplum ve değer yargıları böyle işlemektedir. Bu noktada ahlak nedir? Kimdir ahlaklı olan? Belki de en ahlaklımız en başarılı şekilde saklayabilendir.

Toplumda saygı gören bir müzisyenin adeta bir pedofili olması da filmin ayrıca işlediği bir konu. Ne gibi bir ortak noktada buluştuklarını bir türlü kavrayamadığım çiftin yaşadığı ilişkide, Duru ne istediğini bilen ve yetiştiği çevreden farklı bir birey olarak tanıtılmış olsa da birden neyi istediğini ve neye karşı durduğunu tam olarak kendi bile anlayamamış bir karaktere dönüşüyor. Babasının parasını reddeden ve isteklerinin peşinden giden Duru birden bu başkaldırı gücünü kaybederek bu bastırılmışlığı adeta kabullenir. Bu noktada filmde bütün kadınların erkeklerin hakim olduğu bir dünyada erkekler tarafından kullanıldığı söylenebilir. Bir kadın, erkek için sadece cinsellik tanımıyla var olabilirken; diğeri yaptığı ev işleri ile var olur.

Filmde değinilmesi gereken en önemli nokta Settar Tanrıöğen’in oyunculuğuydu. Oynadığı karakteri birebir yaşatan ve izleyiciden fazlasıyla reaksiyon alan Tanrıöğen sergilediği oyunculuk sebebiyle takdir edilmesi gerekiyor. Kısa film geleneğinden gelen Selim Evci’nin teknik anlamda oldukça başarılı üçüncü uzun metraj filmi Saklı ile bunu iyice kırdığını söylemek mümkün. Film Montreal Film Festivali’nde de Misafir ve Rüzgarın Hatıraları ile birlikte Türkiye adına yarışan üç filmden biriydi. Uluslararası Edirne Film Festivali’nde de Ulusal Uzun Film dalında şansının yüksek olduğunu söylemek mümkün.

Eksik (2015)

Gezi direnişinin ardından söylemleriyle oldukça ses getiren oyuncu Barış Atay’ı daha çok tiyatro oyunlarıyla tanısak da geçtiğimiz aylarda ilk filmi olan Eksik, izleyiciyle buluşmuştu. O dönem kaçırdığım filmi neyse ki Uluslararası Edirne Film Festivali’nde izleme imkanı buldum. Barış Atay’ın Eksik adlı filmine Edirnelilerin yoğun ilgi gösterdiğini söylemek gerek, salon tıklım tıklım doluydu ve izleyicilerin filmden memnun ayrıldığını gözlemleme fırsatım oldu.

Eksik olan neydi? Asıl eksik olan engelli oluşuna vurgu yapılan Devrim miydi yoksa hayatında elle tutulur hiçbir şeyi olmayan ve var olanı da yıkmaya meyilli Türker miydi? Her şeyi “tam” ve “normal” görünen Türker asıl içinde ne çok eksikti. 12 Eylül döneminde oğlu komünist olduğu için emekli edilen üst düzey bir asker, oğlu hapse atıldıktan sonra komünist gelinini de suçlayarak kucağında bebeğiyle Antakya’ya gönderir. Ancak ilk torunları olan Türker/Deniz’i alıkoyarlar. Bir komünist anne, işkence sırasında zarar gördüğü için engelli doğan oğluyla ne isterse yapabilir ancak bir asker olan dede ilk torunu Türker’ini en doğru biçimde yetiştirecektir. Seçilen isimlerin ailelerin politik yapısını da birebir ortaya koyduğu filmde Barış Atay canlandırdığı karakterle asker dedesi için Türker gibi militarist bir isme sahipken annesi ve babası için 68 kuşağının genç önderlerinden Deniz’dir. Çok doğru bir eğitim vereceklerine emin olan babanne ve dedenin eğitiminden geçen Türker yıllar sonra eline geçen her fırsatı yıkan, yapıcı herhangi bir özelliği bulunmayan ve sürekli içen kaba bir erkeğe dönüşür. İşini de kaybettiğinde yapacak bir şeyi kalmayan Türker Antakya’ya annesinin yanına gider. Burada kardeşi Devrim ile tanışır ve annesiyle geçmişe dair bir hesaplaşma içine girer.

eksik-baris-atay-filmloverss
Bu hesaplaşmada her iki tarafın da haklı olduğu noktalar bulunsa da dönemin apolitik gençlik yetiştirme amacıyla başlatılan propagandalar tam da istenildiği gibi Türker’i bencil bir bireye dönüştürdüğü görülmektedir. İnsanların daha iyi bir gelecek için, yakınları için kendisini feda etmesini anlayamayan Türker bunu aslında filmin sonunda anlayacaktır.
Teknik açıdan oldukça beğendiğim filmde, 80’leri anlatan açılış sahnelerinde kameranın karakterleri sürekli arkadan takip etmesi dönemin “izlenme/takip edilme” psikolojisini vermesi açısından çok başarılıydı. Oyunculuklar ise filmin en öne çıkan unsurlarından. Dilek karakteri biraz dışarıda tutulduğunda tüm oyuncular karakterlerini birebir yaşatmış. Özgür Emre Yıldırım’ın ise Devrim rolünde ne kadar başarılı olduğunu söylemeye gerek bile yok. 1980’ler ve günümüz ile paralellik kuran kurgu geçişleri de filmin izleyiciyi heyecanlandırabilecek unsurlarından.

Seanstan sonra moderatörlüğünü yapmamın planlandığı söyleşide bazı aksaklıklar olsa da filmin müziklerini bestelen Saki Çimen izleyicilerin sorularını yanıtladı. İzleyicilerden biri 80 darbesinin çocuklarından biri olarak tüm Edirneliler adına film için teşekkür etti.

Çekmeceler (2014)

M. Caner Alper ve Mehmet Binay’ı yönetmenliğini yaptıkları Zenne filmiyle sinema dünyasında isimlerini duyurmuşlardı. Yeni filmleri Çekmeceler ile de büyük ilgi gören yönetmenler hız kesmeden yeni filmleri için çalışmaya başlamışlar. Çekmeceler filminin ayrıntılı eleştirisine buradan ulaşabilirsiniz ancak ben moderatörlüğünü yaptığım söyleşide yaşananlardan bahsetmek istiyorum. Yukarıda belirttiğim gibi yeni filmlerinin çalışmalarına yoğunlaşmış olan M. Caner Alper ve Mehmet Binay’ın yerine filmin yapımcısı Bulut Reyhanoğlu ve Yapım ortağı ve oyuncusu Nurhan Özeren katıldı. İzleyicinin filme gösterdiği yoğun ilgi söyleşide de devam etti.
Ana karakterin şizofren olup olmadığına yönelik sorulan sorular izleyicinin yorumuna bırakılırken, filmdeki Deniz karakterinin bizzat tanıdıkları ve filmde bahsi geçen konuların çok daha ağırlarını yaşadığı belirtildi. Senaryonun yazım sürecinde bir psikanalistten de yardım aldıklarını belirten Bulut Reyhanoğlu, ismini sakladıklarını söylediği Deniz karakterinin filmi izledikten sonra babama yalnızca böyle bir filme sebep olduğu için teşekkür edebilirim dediğini ancak gerçek hayatta yaşadıklarının filmde anlatılanlardan çok daha kötü olduğunu hatta filmin babasını olduğundan iyi gösterdiğini söylediğini belirtti. İzleyicinin bu tür hikayelerin devam ettirilmesi dilekleriyle ve alkışlarla sonlanan söyleşi katılan herkes adına tatmin ediciydi.

Bulgar Rapsodisi – Bulgarian Rhapsody (2014)

15-16 yaşlarında bir çocuğun yaşadığı hayat üzerinden arka planda gibi başlayan Bulgaristan’daki politik durum git gide nasıl karakterin ve filmin merkezine oturarak hayatları darmadağın ettiğine tanıklık edilmesine olanak sağlayan oldukça başarılı bir filmdi Bulgar Rapsodisi. Politik arka planın çok daha silik başladığı film, genç bir çocuğun yaşadığı sevimli aşk tasvirleriyle izleyiciyi karakterlerle özdeşleştirip, yaşananlara sempati duyması sağlandıktan sonra, bu çok olağan ilerleyen hayatlarında insanlığa öyle uzak durumlar gerçekleşmeye başlar ki izleyen de bunun şaşkınlığını fazlasıyla yaşar.
Türkiye prömiyerini Edirne’de yapan Bulgar Rapsodisi’ni filmin başrol oyuncusuyla birlikte izledim ve her ne kadar heyecanlı olmadığını belirtse de filmin son anına kadar yerinde duramayarak filmde canlandırdığı karakter kadar sevimli bir portre çizdi.

bulgar-rapsodisi-filmloverss
Filmin konusundan kısaca bahsetmek gerekirse, Bulgaristan’ın Hitler Almanya’sıyla yaptığı anlaşma sonucu ülkede yaşayan Yahudiler’in sınır dışı edilme kararı çıkarılır. Ancak bu karara bütünüyle uymayı reddeden Bulgaristan, bütünün yanında “az görünen” sayıda insanı sınırdışı eder. Sınırdışı edilen Yahudiler arasında 14-15 yaşlarındaki Moni’nin aşık olduğu kız Shelli de vardır. Gündelik yaşantılarına tanık olduğumuz ve onlardan biri gibi hissettiğimiz filmde, yönetmen Ivan Nitchev bu tanıdıklık hissini uzun süre koruyup sonunda insanlıkdışı kararlar ve muammeleyle parçalanan hayatlarla izleyiciyi yüzleştirdiğinde, en başından çalışma kamplarında çekilen acıları büyük bir ajitasyonla sunmaktan çok daha büyük bir etki yaratıyor. Çünkü kampta izlenilen her şey bir noktada izleyici için uç noktadadır ve kendinden uzak/farklı olandır. Ancak böyle bir anlatımda izleyici kendini kolaylıkla karakterlerin yerine koyar ve özdeşim başarılı bir şekilde sağlanır. Bu özdeşleşmenin üzerine gelecek her olayın izleyicide yaratacağı dramatik etki de büyüktür.
Filmin sonunda söyleşiye katılan filmin oyuncuları Kristiyan Makarov ve Tatyana Lolova izleyenlerin sorularını yanıtladı. Söyleşi daha sonra dışarıda da devam etti.

Şamar oğlanı – Koza (2014)

Öncelikle belirtmeliyim ki film için seçilen Türkçe isim kesinlikle korkunç. Böyle bir çeviri nasıl akıllara gelebildi ve nasıl onaylandı bilemiyorum ama filmin Şamar Oğlanı olmakla hiçbir alakası yok. Filmi isimlerine göre seçmesem de bende daha izlemeden bir antipati yaratmıştı ancak konusunu okuyup incelediğimde filmin umut vadettiği ortadaydı. Üzüntüm ise izleyicinin bu isimden kaçıp tercih değiştirmiş olabileceğiyle ilgili tamamen. Çünkü film, kesinlikle deneyimlenmesi gereken bir film. Daha sonra söyleşide öğrendiğimiz üzere, film dört yılda çekilmiş ve filmin başrol oyuncusunun ilk oyunculuk deneyimi. Slovakya’da bir boksörün dönemsel hikayesini konu edinen film, alıştığımız boks filmlerinden çok uzakta. Yenilen ama büyük bir mücadeleyle ayağa kalkan, sonunda başarıya ulaşan, acı veren antrenmanlardan sonra hakettiğini elde eden Rocky ve türevlerinden çok uzakta tamamen boks müsabakalarının arkasında yatan acı gerçeklere odaklanan bir film Koza.

koza-filmloverss

Dört yılda çekilen filmin tüm maç sahneleri gerçek ve asıl mesleği de boksörlük olan Peter Balaz, katıldığı maçlarda film ekibi tarafından kayda alınmış. Çünkü başta denenen kurgusal maçlar yönetmenin istediği hissiyattan oldukça uzak kalmış. Canı pahasına insanların nasıl harcanabildiği ve geçim sıkıntısı çeken boksörlerin hayatını tehlikeye atarak biraz olsun para kazanabilmek için neleri feda ettiği üzerine bir yapım Koza. Filmde anlatıldığı gibi, Koza Slovakça’da keçi demek ancak bu inatçılık maçı kazanmaya yönelik bir inatçılık değil zarar göreceğini bile bile para kazanabilmek için maça çıkan Peter’ın çaresizliğinden gelen bir inatçılık.
Ivan Ostrochovsky’nin filmi Koza’nın Slovakya adına Oscar aday adayı olduğunu da belirtmek gerekir. Katıldığı birçok festivalden ödülle dönmüş olan film, ışık tuttuğu meselelerle alkışı hakediyor.

Uluslararası Edirne Film Festivali Kapanışı ve Ödüller

Oldukça yoğun ancak güzel geçen bir festivalin ardından kapanış gerçekleşti. Geceye katılamasam da son ana kadar orada olup yaşanan heyecana tanık oldum. Uluslararası Edirne Film Festivali’nde emeği geçen herkesi kutlarken ayrıca festivalin Sanat Yönetmeni Yıldırım Yanılmaz’a da Edirnelileri ve tüm sinemaseverleri buluşturdukları bu yepyeni festival için teşekkür ediyorum. Festival kapsamında izleyiciyle buluşturulan Balkan seçkisini ayrıca sevdiğimi belirtmem gerekir. Edirneliler de aynı şekilde festivale yoğun ilgi göstererek bazı seansları merdivenlere kadar doldurdu. Sinemaya her yerde ihtiyaç var! Sinema iyi ki var!

edirneff-filmloverss
İşte 1. Uluslararası Edirne Film Festivali Ödülleri

En İyi Film
Kar Korsanları

En İyi Yönetmen
Emin Alper – Abluka

En İyi Erkek Oyuncu
Mehmet Özgür – Abluka

En İyi Kadın Oyuncu
Tilbe Saran – Çekmeceler

En İyi Senaryo
Hüseyin Karabey – Sesime Gel

En İyi Senaryo
Abidin Parıltı – Sesime Gel

En İyi Görüntü Yönetmeni
Feza Çaldıran – Kuzu

Jüri Özel Ödülü
Emine Emel Balcı – Nefesim Kesilene Kadar

Jüri Özel Ödülü
Feride Gezer – Sesime Gel

En İyi Kısa Film
Wong Kar Wai Üzerine Kısa Bir Film

Jüri Özel Ödülü
Sonuç

1st International Edirne Film Festival
Best Feature Film
Goat

SİYAD – En İyi Film
Abluka


Ecem Şen

Ecem Şen

675 yazı

Yazarın diğer yazılarını gör →