Timbuktu
Son dönem Afrika sinemasının en dikkat edilesi filmlerinden olan Timbuktu, İslamı ve şeriatı kafalarına göre uygulayan bir grup radikalin halk üzerindeki yaptırımlarını bir aile ve kasaba özelinde ele alıyor.
Timbuktu; Ousmane Sembene, Souleymene Cisse, Idrissa Ouedraogo gibi Afrika’yı batı yapımı filmlere fon olmaktan kurtarıp, yerele yerelden bir pencere açan yönetmelerden olan Abderrahmane Sissako’nun dördüncü uzun metraj filmi.
Radikal İslamcı militanlar, Mali’deki Timbuktu bölgesinde yönetimi ele geçirdikten sonra halkın yaşantısına ciddi kısıtlamalar getirmeye başlarlar. Kadınları peçe ve eldiven takmaya zorlayan militanlar, müziği, futbolu hatta sokakta dolaşmayı bile yasaklamışlardır. Müzik yapanların kırbaçlandığı bu yeni düzende, ailesiyle birlikte Timbuktu’daki karmaşadan uzakta, huzur içinde yaşayan Kidane, ineklerinden birini öldüren Amadou’yu kazayla öldürünce onun da cezası şeriat tarafından kesilir.
Dinlerin en kötü tarafı yayılmacı politikalarıdır. Gerek hristiyanlık, gerekse islam yaşam koşullarının çok zor olduğu Afrika coğrafyasında, tutunacak bir dal arayan insanları etki altına almak için başvurulan yöntemlerin başında gelmektedir. Timbuktu, koydukları kurallara uymayan, sürekli bahsettikleri ahlak yapısından uzak sözde müslümanların, kendi gelenekleri ve adetleri içinde yıllardır huzurla yaşayan Afrika halklarını nasıl sindirdiklerinin filmi bir noktada.
Senaryosunda ciddi boşlukların olduğu film, bahsedeceği konuları çeşitlendireyim derken yüzeysellik çukuruna düşmekten kendini kurtaramamış. Fakat sinemasını fotoğraf temelinden yola çıkarak oluşturan yönetmenin yakaladığı sinematografik başarı hataları ve eksiklikleri telafi etme noktasında gayet yeterli. Futbol oynamanın yasaklandığı ve topların toplandığı bir dönemde, içlerindeki spor aşkını öldürmeyen çocukların hayali bir top ile yaptıkları maç sinema tarihinin en epik sahnelerinden biri olmaya aday. Yine Kidane’in Amadou’yu öldürdükten sonra olay yerini terk ederken ki geniş açıdan verilen uzun plan da seyir zevki hayli yüksek bir sahne olarak hafızalara kazındı. Afrika’yı egzotik bir mistisizm ile süslemeden abartısız fakat etkileyici şekilde yansıtmayı bilmiş olan filmde kullanılan müzikler de oldukça yerinde.
Senaryosu başarılı olmayan bir filmin çok tatmin edici olmayacağı yönündeki algıyı Timbuktu kırmışa benziyor. Belki 20 dakika daha uzun olsaymış, karakter ve hikaye derinliği daha net şekilde verilseymiş Mooladee gibi bir başyapıt olabilirmiş. Yine de sinematik duruşu, üstlendiği misyon ve aktarmak istedikleriyle her şekilde gönüllerde taht kurmayı başaran orta düzey bir film olarak görülmeyi hak ediyor.
Nuri Şimşek
138 yazı · 1990 yılında İstanbul’da doğdum. 13 yaşına kadar yaşadığım bu büyük şehrin ne kadar büyük olduğunu tam kavrayamadan Çorlu’ya taşındık. 4 sene sonra da Milas’a. Yaşadığım şehirlerin küçülen coğrafyaları, beni daha büyük dünyalar aramaya yönlendirdi. Benim büyük dünyam sinema oldu. 80′lerde nasıl VHS’ler uçuşuyorsa ortalıkta, benim gençliğimin başları da önce VCD ardından da DVD’lerle geçti. Her fırsatta film izliyor, farklı dünyalara yolculuk ediyordum.Bir gazetenin haftasonu verdiği DVD’ler ile başlayan koleksiyonum ilerleyen yıllarda büyük bir arşive dönüştü.
Yazarın diğer yazılarını gör →