· 9 dk okuma

The Seventh Seal’i Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!

The Seventh Seal’i Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!

Ingmar Bergman tarafından sinema tarihine büyük bir hazine olarak bırakılmış olan 1957 yılı yapımı The Seventh Sela filmi bir şövalyenin ölüm ile karşılaşmasını konu alıyor. Şövalye yanındaki ulağıyla beraber Haçlı Seferleri’nin hırpalayıcı kovalamacasından kurtulmuş ve bu aslında kutsal olan ünvan ile sağ bir şekilde ülkesine dönmüştür. Bu dönüşün ilk günü şövalye ülkesinde dinlenirken aslında büyük bir gerginliğin ve tüyler ürpertici atmosferin içerisindedir. Tam da bu noktada havada her şey durur ve gökyüzünden İsa yedinci mührü açar ve sesler kesilir. Bu yedinci mühürün açılmasıyla beraber şövalye ölüm ile karşılaşır. Aynı zamanda şövalyenin ülkesinde veba hastalığı yani kara ölüm hakimdir ve bu kara ölüm şövalyenin savaştan sağ gelmişken kendi ülkesinde sıfatsız biri olarak ölmesine neden olabilecek bir kabustur. O günün şafağında da şövalye ölümün kendisiyle karşılaşır ama ölüme bir teklifte bulunur, onunla satranç oynayacaktır. Bu sahneyle beraber sinema asla unutulmayacak ünlü sahnelerden birine kavuşur ve şövalye ölüm ile beraber satranç oynamaya başlar. Ölüm kazanırsa sözsüz bir anlaşma sonucu şövalyeyi ve çevresindeki herkesi yanında götürecektir ve ölümün dansını gerçekleştirecektir. Ancak şövalye kazanırsa da ölüm onun hayatını bağışlayacaktır. Bu kumar içerisinde sinema tarihinin unutulmaz bir yapımı ortaya çıkar ve Yedinci Mühür filmiyle beraber sinema dinin sorgulamasına, ölüm sonrası gelen hiçliğin korkusuna ve ölümün kendisinin hilelerine tanıklık eder.

Film içerisine özellikle bir beden ve ruh ilişkisi sorgulanır. Ruhun var olmadığının en büyük sözcüsü şövalye ulağı her daim hiçliğin ve tanrının var olmadığının bir sözcüsüdür. Ölüm ile gelecek olan hiçlik her zaman onun için gerçektir ancak şövalye her zaman bunu sorunsallaştırır. O her zaman tanrıya inanmak isteyen taraftır ve ölüm sonrası bir şeyin var olduğunu bilmek ister. Bu istek ile beraber eline değen güneşin uyandırdığı haz onun için her şeye bedel bir şeydir. Aynı zamanda filmde tanıştığımız aile bir din temsilidir ve çocukları İsa ile beraber yaşamak için çabalamaktadırlar. Ancak her zaman ölümün gerginliği havada sezilir ve yok olacak olna bedenler ile karmaşa yaşayan korkan zihinler arasında bir uçurumsal heyecanlar filmi ortaya çıkar. Bu uçurumlar arasında The Seventh Seal filmi de sizin için farklı bir noktadaysa ve her izlediğiniz anda size farklı pencereler açan bir okyanusa sahipse sizin için derlediğimiz 10 filme bir göz atmalısınız ve The Seventh Seal’in büyüsünün hazzını keşfetmelisiniz!

The Seventh Seal’i Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!

Nosferatu (1922)

nosferatu-filmloverss

Nosferatu sinema tarihinde üzerine çıkılamayacak bir noktada duran filmleri arasındadır. Sessiz bir korku filmi olan Nosferatu bir vampirin ana karakteri olmadığı bir vampir filmidir. Nosferatu bir ölüm diyarında yaşamaktadır ve onun diğer evrenler ile ve topraklar ile arasındaki bağını bir köprü oluşturur. Bu köprü ile beraber ölüm aslında hem maddeselleştirilmiş hem de ulaşılabilir bir noktaya konmuştur. Aynı zamanda The Seventh Seal’de olduğu gibi ölüm elle tutulur bir noktaya gelmiştir. Ölümün yüzünün olması gibi Nosferatu’da da ölümün toprakları vardır ve aynı zamanda ölümün kol gezen bir bedensel vücudu vardır. Bu vücut hayat ile bağlantılıdır ama farklı bir noktadadır. Şövalyenin eline değen güneş ile beraber yaşadığını hatırlaması ve bu güneşle beraber güç bularak ölüme karşı korkusunu bir nebze de olsa kontrol altına alması Nosferatu’da farklı bir perspektifte yer almaktadır. Nosferatu’ya değen güneş onun gücüne bir cesaret katmaz, onu ölümken öldüren bir anti-güce dönüştürür.

M (1931)

m-filmloverss

Fritz Lang tarafından 1931 yılında çekilen M, bir çocuk katilinin objektif olarak lanse edilmiş muazzam bir hikayesidir. Filmin açılış sekansı çoğu sinefil zihni için unutulmazlar arasında yer alır. Bu açılış sekansıyla beraber artık sinema ölümün kendisinden bahsetmekle yetinmez ölümün üzerimizdeki gölgesinden de bahsetmeye ve hatta bu gölge ile yetinerek, gölgenin yaratabileceği korkunun fısıltılarını yaymaya başlar. M filminde bir çocuğun duvara attığı top ile oynaması üzerine katilin gölgesinin düşmesi ile başlar ve bir çocuk katilinin çocuk üzerindeki karanlığı yayılır. Tıpkı şövalyenin siyahlar içinde sadece yüzü olan ölüm ile karşılaşmasında olduğu gibi M filminde de çocuklar beyaz dünya içerisinde sadece siyah olan ölüm ile karşılaşırlar. Aynı zamanda filmde halkın sesli sessizliği de büyük bir yer kaplar. Filmde halk çocuk katilinin kim olduğunu bilmediği için çevresindeki herkesi birer katil şüphelisi olarak göremeye başlar. Bu görüş, hiçbir inancın olmadığını ve kalmadığını mükemmel bir şekilde temsil eder.

Ikiru (1952)

ikiru-filmloverss

İkiru hayatın içerisinden çıkan hayatın hayat haline getirdiği bir adam hakkındaki bir filmidir. Baş karakter hayatın içerisinde yok olmaya başlamış ve hatta yok olmuş bir karakterdir. Tek hayatı asla tatil yapmadığı diplomatik işidir ve bu iş içerisinde yaptığı bir şey yoktur aslında sadece yaptığı şey bir şeylerin üzerinden geçmek ve bir şeyleri oluştururken aslında işlerin yerinde kalmasına neden olmaktır. Fakat bu adam bir gün öleceğini öğrenir ve ölüm ile The Seventh Seal’de olduğu gibi bedensel olarak birebir karşılaşmasa da aslında ölüm ile bir karşılaşma anı yaşar ve bu karşılaşma anıyla beraber bedeninde ve hayatında büyük bir tesir yaşar. Bu tesir ile beraber hayatının başka bir yöne gitmesini istediğini fark eder. Her anında aslında içinden oğlunun ismini tekrar eder ve bir bakıma asında yaşamı içerisinde tekrar etmeye ve yaşamı tekrar hayatına çağırmaya çabalar. Bu çabayla beraber bir duygusal his içerisine girer ve aynı zamanda işi için farklı bir perspektifte hayata bakarak yaşamı taçlandırmaya çabalar.

Paths of Glory (1957)

paths-of-glory-filmloverss

Stanley Kubrick imzalı Paths of Glory bir savaş filmi gibi gözüken aslında içerisinde büyük sorunsalları barındıran bir bakış filmidir. Filmde bir asker birliğinin başındaki bir komutan ana karakter olarak yer alır. Bu komutan askerleri için bir ölüm ve yaşam karar mekanizmasıdır. Bu karar mekanizması içerisinde komutan askerlerin ölümün garanti olduğu bir savaş hamlesine istemese de sürükler ve bu hamleyle beraber askerleri ölüm ile baş başa bırakır. Bu hamle öncesi askerlerin arasından geçerek konuşma yapan komutan bir ölüm gibidir aslında. Kamerada onun görüntüsünü görmeyiz ama kamera askerlerin içerisinden geçerek ilerler ve konuşmaya devam eder. Bu geçiş bir ölüm ritüeli gibidir ve ölüm askerlerin içerisinden geçerek gider ve ona bakan her asker aslında gelecek olan ölümü de görür. Bununla beraber filmin The Seventh Seal ile en büyük bağlantısı benim perspektifimde filmin sonlarında yatar. The Seventh Seal’in sonundaki ölümün dansı Paths of Glory’de de yer alır ama bu ritüel bir dans olarak değil karşımıza askerlerin mırıldanmalarıyla beraber bir sesli ağıt olarak karşımıza çıkar.

The Magician (1958)

the-magicians-filmloverss

Listedeki bir diğer Bergman filmi The Magician’dır. The Magician filminde Bergman her filminde önemli bir yer tutan yüz temsili ile büyük bir sorunsal yaşar. Filmin ana merkezinde bu sefer ölümün çehresi yoktur ancak bedensellik filme hakimdir. İnsanın bedensel bir düşünce içerisinde bedeninin bir gün son bulacağını biliyor olması ve bu son ile beraber özellikle bedeni için bir hiçlikten bahsediliyor oluşu, insanın zihninde her zaman sihirsel olarak döngüde olan bir düşüncedir. Aynı zamanda bu hiçlikle beraber insan büyük bir korkunun içerisine girdiği için bu korkuyu yenmek adına kendini önemli hissetmek için bazı işlerin içerisine girer. The Seventh Seal filminde özellikle şövalye karakterinde bunu görürüz. Şövalye ölümden korktuğu için İsa’nın ailesini kurtarmak için elinden geleni yapar ve bu elinden gelen onun korkusuyla baş etmesi için oluşturduğu bir alandır. Bununla beraber The Magician filminde de sihirbazın numaralarının ortaya çıkarılmasının istenmesi tıpkı ölüm gibi bilinmeyene dair duyulan korkunun giderilmesi isteğidir.

Andrei Rublev (1966)

andrei-rublev-filmloverss

1966 yılı yapımı Andrei Rublev bir adamın kendi yarattığı dünyadaki tanrıcılığı ile içerisinden çıkamadığı dünyadaki tanrısalcılığını bir ikilik ile beraber aktarır. Bu ikilik içerisinde The Seventh Seal’i okumak mümkündür çünkü tanrısalcılık insanın içinde her zaman bir arzudur ve bu tanrısalcılığı dışarıya vurmasıyla beraber tanrıyı yaratmış ve zamanla kendisine inanması gibi ona da inanmıştır; ama bu inanış sağlam bir temelde olmadığı için bir gün sarsılması da çok olağandır. Andrei Rublev’de de bu inanış sarsılmasını izleriz tıpkı şövalyede olduğu gibi. Şövalye cadı olduğuna inanılan bir kadının öldürülmesini gördüğünde ve onun gözlerinde hiçliği okuduğunda bir sorgulama sürecine girer aynı zamanda da Andrei Rublev’de de ana karakter bir kadını tecavüzden kurtarmak için bir adamı öldürür. Ve bu öldürme eylemiyle beraber tanrıcılığın yüzüne vurmasına izin verir. Bu yüze vuran olguyla beraber karakter tanrıyı ve hiçliği sorgulamaya başlar.

Love and Death (1975)

love-and-death-filmloverss

Woody Allen imzalı Love and Death filmi The Sevent Seal sevenlerin izlemesi gerekenler listesinin başında duracak olan bir filmdir çünkü direkt The Sevent Seal filmi için yapılmış olan bir parodi bir başka taraftan okuma filmidir. Love and Death filminde baş karakter yine Allen tarafından canlandırılan hayatın içerisinde erimeye yüz tutmuş ama bunun zıttının gerçekleşmesi için elinden gelen her şeyi yapan bir karakterdir. Ana karakterimiz sevgi ile ölümü birbirine karıştırmıştır çünkü her ikisi için de bir son olacağını bildiği için ikisi için de aynı rotada bir yol belirlemiştir. Ama iki filmin en büyük buluştuğu nokta gerçek ile hayal arasındaki ince çizgide geziyor olma özelliği ve ölümlerin bedenselleşmesinin şiirselliğidir. İki filmde de ölüm bir bedene sahiptir ve her iki filmde de ana karakterler ölüm ile karşılaşır. Fakat bu karşılaşmaların mekansallıkları filmlerde farklılık gösterir ve bu da bizi ölümü sorgulama şansı verir ve bu sorgulama bizi ölümün siyah mı yoksa beyaz mı olduğunu düşünmeye de iter.

Flatliners (1990)

flatliners-filmloverss

1990 yapımı Flatliners filmi bir grup genç üzerinden kurgulanan hayatın sırrını ortaya çıkarmak üzerine yapılmış bir filmdir. Filmde ana merkezde olan grup tıp öğrencilerinin oluşturduğu bir gruptur ve ilk başta sadece bir gencin fantezisini gerçekleştirmek için bir araya gelmiş bir gruptur. Bu gencin fantezisi ise ölmektir. Daha doğrusu bugüne kadar kimsenin yapmadığı bir şeyi yapmaktır yani sadece ölmek değildir, çünkü bunu herkes yapabilmektedir. Gencin fantezisini ölümü deneyimlemek oluşturur. Tıp öğrencileri oldukları için bedene hükmetmeyi bildiklerini düşünen gençler bu fantezisi olan genci ilaçlarla beraber öldürürler ve bir – iki dakika tanınan süre sonrası genci tekrar hayata döndürürler ve bu genç bir ölüm ritüelini deneyimlemiş olur. Bu deneyim sonrası yaşadığı hazzın etkisiyle beraber çevresindeki diğer gençler de bu deneyimi yaşamak isterler ve bu deneyimi tekrar etme ritüeli bedeni olmayan ölüm ile bir dalga geçme sirkülasyonu haline gelir ve filmde ölümün ayak sesleri duyulmaya başlar. Ölüme her gence farklı şekilde geçmişten gelen hortlak olarak gözükmeye başlar.

A Serious Man (2009)

serious-man-filmloverss

The Seventh Seal filminin içerisindeki en büyük olgulardan biri ölümün bedenselleşmesi ve beyaz yüzünün altında hissiz olan duygusal alanıyla beraber şövalyenin hırsıyla soğukkanlı bir şekilde oynamasıdır. Bu oyun içerisinde ölüm insani olan veya olmayan bazı dürtüler gösterse de ölüm kimliğini asla bırakmaz. Ama filmin bir diğer tarafı da ölüm dışı karakterlerin sorgulama ve sorunsallaştırma mücadeleleridir. Filmdeki karakterler özellikle şövalye ölüm ile beraber beden üzerinden bir sorgulamaya girerler. Bu sorgulamayla beraber konu sadece beden olarak kalmaz bu sorgulama beden üzerinden çıkarak ben kavramına varır ve tam da bu noktada A Serious Man ile bir özdeşleşme yaşar, çünkü A Serious Man’de de bir adam benlik sorgulamasına girer. Tıpkı Bergman’ın filminde olduğu gibi bu benlik sorgulaması beraberinde din sorgulamasını da getirir çünkü toplum öğretileriyle beraber insan benliğini din ile beraber kurmuştur. Bu ikili sorgulama her iki filmde de ölümün gelmesiyle beraber biter, cevap sonsuzdur.

Melancholia (2011)

melancholia-filmloverss

2011 yapımı Melancholia bir korku filmidir. Korkunun bilindik ögeleri ile bezenmemesi onun korku filmi olmadığının kanıtı değildir aslında bu filmi daha da güçlendiren bir özelliktir. Melancholia içerisinde korkunun her daim kol gezmesi izleyiciyi korkutmadan korkuyu gösteriyor olması filmin en güçlü yanlarından biridir. Bununla beraber The Seventh Seal içerisinde yer alan ikililik Melancholia içerisinde de mevcuttur. The Seventh Seal içerisinde şövalye ve ulağı bir ikililik oluştururlar. Bu ikililik ile beraber şövalye inancın tarafıdır. Her ne kadar ölüm tarafından kandırılsa da her zaman içerisinde bir inanç taşır, bir son sonrasına inanır tıpkı Melancholia’da büyük kardeşin kişiliği gibi. Aynı zamanda The Seventh Seal’de şövalyenin ulağı vardır. O da hiçlik ile sevişmiştir ve artık hiçliği kabul etmiştir ölüm sonrası bir şeyin olmadığını, tanrının olmadığını benimsemiştir ve bunu söylemlerinde belirtir tıpkı Melancholia’daki küçük kız kardeş gibi. O da söylemlerinde hiçliği benimsemiştir ve dünyanın yok olmasıyla beraber dünyayı kimsenin özlemeyeceğini söyler – çünkü özleyecek kimse yoktur.


Osman Karakülah

Osman Karakülah

290 yazı · Osman çocuğun ölüm ile imtihanı 92 yılının mayıs ayında Antalya'da başladı. Sonuçta doğduğu anda ölümle son bulacak bir geri sayım saatinin düğmesine basılmıştı. Fakat altı yaşında bir gün ablası sevgilisi ile yalnız kalmak için onu tek başına sinema salonunda bırakınca bu çocuğun hayatı değişti. O an ölümden nasıl kaçacağını öğrendi ve sinemaya olan aşkı başladı. O şu an akademik kariyeriyle cebelleşirken ve hala ölümden korkarken ölümsüzlüğü, aşkı ve huzuru sinemada buluyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →