· 6 dk okuma

The Green Mile Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!

The Green Mile Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!

Yoruldum, patron…
İnsanların birbirine kötü davranmasından bıktım.
Her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan bıktım.
Çok fazla var, sanki her an için kafama cam parçaları batıyor.
Anlıyor musun?

Stephen King’in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan Frank Darabont imzalı The Green Mile, 1999 yılında vizyona girdiği andan itibaren sinema tarihinin en sevilen ve en dramatik filmleri arasına adını yazdırmıştı. O zamandan beri etkisini hiç azaltmayan; büyülü gerçekliğin beyazperdeye en güzel yansıması olan The Green Mile; gardiyanlık yapan Paul Edgecomb ile John Coffey adlı mahkumun arasındaki ilişkiyi konu alıyor. Oldukça iri yarı biri adam olan John Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahkum olmuştur. Ürkütücü görünümünün aksine oldukça ince ve karmaşık bir iç dünyası olan Coffey, bazı doğa üstü güçlere sahiptir. Hapishanenin infaz odası baş gardiyanı Paul Edgecomb’un ona gerçekten suçlu olup olmadığını sorması ile birlikte aralarında bir diyalog başlar. Hasta olan Edgecomb’un Coffey’in güçleri sayesinde iyileşmesiyle olaylar gelişmeye başlar. Coffey, doğa üstü gücü sayesinde kendi içine çektiği hastalıkları ağzından serbest bırakarak hayatına devam edebilmektedir. Edgecomb’in, Coffey’in bu gücünün farkına varmasıyla Coffey’e olan düşünceleri tamamen değişmeye başlar. Coffey bu gücü sayesinde mucizeler yaratmaktadır ve Edgecomb ise bu mucizenin yaşamaya devam etmesi gerektiğini düşünmektedir.

Sevgiyi, dostluğu, masumiyeti… dünyada var olan tüm güzel duyguları, en çok ihtiyaç duyulan bir yerde ve zamanda büyülü bir gerçeklikle birlikte beyazperdeye yansıtan; içlerimizi ısıtıp, duygulanmamızı sağlayan; belki de insanlığa ve duygulara karşı olan inancımızı ve umudumuzu arttıran The Green Mile, bu nedenle ki birçok kişinin başucu filmi olmayı başarmıştır. Biz de bu sebeple karanlık korkusunu yenmek isteyen ya da o karanlıkta yanına sevdiğini alarak ışığı bulabilen, The Green Mile sevenlerin izlemesi gereken 10 filmi derledik.

The Green Mile Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film

Stand by Me – 1986

stand-by-me-filmloverss

Stephen King’in The Body adlı kısa bir öyküsünden beyazperdeye uyarlanan Stand by Me, dört arkadaşın kayıp bir cesedin ardından atıldıkları bir macerayı anlatır. 1959’da geçen öykü, Küçük Gordie  öyküler anlatan sessiz bir çocuktur. Abisinin ölümünden sonra babası tarafından görmezden gelinmiştir. 3 yakın arkadaşının da problemleri vardır. En iyi arkadaşı Chris Chambers suçlu ve alkolik ailesinden dolayı hor görülen bir çocukken Teddy babası tarafından kulağı yakılmış bir çocuktur ve duygusal anlamda kendini kontrol edemez biridir. Vern ise grubun şişman ve korkağıdır. Rob Reiner imzalı film; bu dört yakın arkadaş ile birlikte bizleri macera dolu bir yolculuğa çıkarır.

Rain Man – 1988

rain-man-filmloverss

Los Angeles’ta yaşayan, bencil ve maddiyata düşkün şehirli bir genç olan Charlie’nin uzun yıllardır görüşmediği babasının öldüğünü ve kendisine miras bıraktığını öğrenmesiyle gelişen olayları konu alan Rain Man; hikayesiyle boğazda yumru bırakan bir dram sunuyor. Mirasın neredeyse tamamını varlığından bile haberdar olmadığı kardeşi Raymond’a bırakan babası Charlie’ye sadece 1949 model bir araba bırakmıştır. Mirastan vazgeçmeye niyeti olmayan Charlie ise bakıma muhtaç otistik ama bir dahi olan kardeşi Raymond’ı kaldığı klinikten kaçırarak bir seyahate çıkarır ve kardeşinin insanüstü yeteneklerini kendi lehine kullanmaya çalışır. Ancak zamanla gelişen olayların hepsi Charlie’nin planladığı gibi gitmez. Çıktıkları yol boyunca Charlie, hem Raymond’u hem geçmişinin bir parçasını hem de kendisini keşfetme fırsatı bulacaktır…

Scent of a Woman – 1992

scent-of-a-woman-filmloverss

Hayatın mucizeleri bazen o kadar da fantastik olmak zorunda değildir; bazen ise hayatın içinde bazı yoksunluklar mucizelere gebedir. Al Pacino’nu  muazzam performansıyla hafızalarımıza kazınan karakteri Frank olarak karşımıza çıktığı Scent of a Woman; tam da bahsettiğim bu mucizenin habercisidir. Bir öğrencinin Noel’de eve gitmek için gereken uçak parasını denkleştirmek amacıyla gözleri görmeyen Frank’e yardımcılık yapması için gelen teklifi kabul etmesi ve bunun ardından gelişen olayları anlatan film; yaşama sevinci ile dolu olan Frank’ın öğrettikleri, yaptıkları ve söyledikleriyle tam anlamıyla bir yaşam dersidir.

Shawshank Redemption – 1994

shawshank-redemption-filmloverss

Şaibeli bir şekilde karısını öldürmek suçundan Shawshank hapishanesine gönderilen Andy Dufresne, burada hiç alışık olmadığı bir hayat mücadelesi vermeye başlar. Hapishanede tanıştığı Ellis Redding ise onun en yakın dostu olur ve kendi deneyimleriyle Dufresne’e mücadele gücü vermeye başlamıştır. Stephen King’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan Shawshank Redemption; yeni arkadaşlıklar, düşmanlıklar ve gaddar hapishane yönetimi üçgeninde umudunu korumanın ve azmin hikayesini anlatır. Andy Dufresne karısını öldürmek suçuyla yargılanan başarılı bir bankacıdır. Sorun şu ki, karısını öldürüp öldürmediğini kendisi dahi hatırlamamaktadır…

Dead Man Walking – 1995

dead-man-walking-filmloverss

Ölüm sırasını bekleyen bir idam mahkumu ile merhametli bir rahibe arasındaki ilişkiyi konu alan Dead Man Walking’in yönetmen koltuğunda Tim Robbins oturuyor. Robbins’in en iyi yönetmen dalında Oscar’a aday olduğu filmde; Susan Sarandon’un canlandırdığı rahibe, idam mahkumu olan Sean Penn’in hayat verdiği Matthew Poncelet’le ve onun kurbanlarıyla yakınlaşarak empati kurmaya başlar; biz de aslında film boyunca kendimize dahi sormaya çekindiğimiz sorularla karşılaşıp, cevaplar ararız. İnsan ilişkileri ve insanın kendisine dair derinlemesine bir analiz sunmayı başaran film Dead Man Walkning, oyuncularının performanslarıyla hafızalarda yer etmiştir.

Good Will Hunting – 1997

good-will-hunting-filmloverss

Fotografik hafızaya sahip yoksul bir gencin yerlerini sildiği üniversitenin profesörü Sean McGuire’la kurduğu dostluğu anlatan Good Will Hunting; senaryosunu Matt Damon ile Ben Affleck’in yazdığı Gus Van Sent’in muazzam kamera açıları ile çektiği samimi filmlerden biridir. McGuire, Will Hunting adlı bu gençteki yeteneğin farkındadır ve ona hayranlık duymaktadır. Nobel ödüllü profesörlerin bile çözmekte zorlanacakları problemleri kolayca çözen Will ise çıkardığı bar kavgası sonrası çarptırıldığı hapis cezasından kurtulabilmek için profesör McGuire’a ihtiyaç duymaktadır. Will artık McGuire ile birlikte hayatını yeniden farklı bir yola sokacaktır…

Cinderalla Man – 2005

cinderella-man-filmloverss

A Beautiful Mind filminden hatırladığımız Ron Howard’ı yeniden Russell Crowe’la buluşturan Cindrella Man, bizi Amerikan tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan büyük bunalım yıllarına götürüyor. Eski günlerde parlak maçlar çıkarmış bir boksör olan James J. Braddock da ülkedeki herkes gibi ekonomik sıkıntıyla mücadele etmekte ve zor günler geçirmektedir. Kariyeri altüst olmakla kalmamış, boğazına kadar borca battığı yetmediği gibi borçları nedeniyle ailesinin can güvenliğini sağlayamaz hale gelmiştir ancak içinde, eski başarılı günlerinin ateşi hala yanmaktadır. Ve herkesin bittiğini düşündüğü bir anda yeniden ringlere dönecek ve Amerikan spor tarihinin en ilginç başarı öykülerinden birine imza atacaktır…

Pan’s Labyrinth – 2006

pan-s-labyrinth-filmloverss

Realizmin içine gizlenen büyü… Guillermo Del Toro’nun merakla beklenen filmi Pan’s Labyrinth, İkinci Dünya Savaşı sonrasında geçen fantastik bir yolculuğun hikayesini anlatıyor. İspanya’da faşist rejimin iktidarda olduğu yıllarda küçük bir kız hamile annesiyle birlikte üvey babasının yanına taşınır. Devrimcilere göz açtırmamaya kararlı olan son derece sert asker baba ise kırsal bir bölgedeki karargahta yaşamaktadır. 10 yaşındaki Ofelia yeni taşındığı evin arka bahçesinde esrarengiz bir labirent keşfeder. Labirentin içerisinde yaşayan Pan adındaki yaratık ise küçük kızın tüm yaşamını değiştirecektir. Başarılı yönetmen Del Toro bizleri küçük bir kızın hayal dünyasının içine dahil ederek, onun kurduğu olağanüstü fantastik dünyanın penceresinden faşizmin yıkıcılığıyla yüzleştiriyor.

Midnight’s Children – 2012

midnight-s-children-filmloverss

Hint efsaneleri ile yakın tarihinin masalsı bir anlatımı olarak karşımıza çıkan Midnight’s Children; Salman Ruşdi’nin romanından uyarlanmıştır. Kahramanımız Salim Sina 15 Agustos 1947’de, gece yarısı dünyaya gelir. Aynı anda ise Hindistan bağımsızlığına kavuşmuştur. O gece büyülü güçlere sahip yüzlerce çocuk dünyaya gelir. Cadi Parvati, Tokmak Dizli Siva ve niceleri… Yeni doğan bir ulusun emekleme çağı, ergenlik sancıları, yetişkin olma çabaları ile gece yarısı doğan bu çocukların maceraları gerçek anlamda iç içe geçmiştir ki; etkileyici bir hikaye ortaya çıkar…

Beasts of the Southern Wild – 2012

beasts-of-the-southern-wild-filmloverss

Juicy and Delicious adlı iyatro oyunundan beyazperdeye uyarlanan Beasts of the Southern Wild; altı yaşında olan Hushpuppy’nin dünyasını konu alır. New Orleans’ın kıyılarında fakir olsa da mutlu bir şekilde babasıyla birlikte yaşayan altı yaşındaki Hushpuppy’nin alkolik babası Wink günden güne iyileşirken gizemli bir hastalığa yakalanır. Eşi benzeri görülmeyen ve ne olduğuna dair tanı koyulamayan bu hastalık dünyanın işleyiş düzenini derinden sarsar ve bir nevi kıyameti tetikler. Tarih öncesinde yaşamış olan ‘Auroch’ isimli antik ordu mezarlarından çıkar ve dünyanın sonunu getirmek için savaşmaya başlar. Şimdi küçük Huspuppy yaşadığı topluluk olan Delta’yı terk ederek dünyanın diğer ucundaki annesini aramaya başlayacaktır… Hem babasını, hem sular altındaki evini kurtaracak tek kişi Hushpuppy’dir!

 


Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →