The Breakfast Club’ı Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!
1985 yılında John Hughes tarafından yazılmış ve yönetilmiş olan The Breakfast Club sinema tarihinin en iyi ve en gerçekçi gençlik filmi olarak birçok sinefilin ortak düşüncesiyle hafızalara kazınmıştır. Aynı liseye giden beş farklı genç dönemin farklı kalıpları içerisine sıkışıp kalmış beş gençtir. 80’li yıllarda günümüz liselerine oranlar daha farklı ama aynı hiyerarşide yer alan bu kalıplar içerisinde gençler kendilerine bir yer bulmak ile zorunlu bırakılmış ve bu gruplar içerisinde isteseler de istemeseler de yaşamaya tabi tutulmuşlardır. Lisenin – özellikle Amerikan liselerinin – bu özelliği ile beraber gençler kendilerini tam olarak ifade etmeden toplumsal kalıpların sınırları içerisinde kendilerine yeni sınırlar koymuşlardır. Bu sınırlar içerisinde kendilerini ifade eden ve tekrar bu sınırlar içerisinde kendilerini meşrulaştıran gençlerin bir kırılma The Breakfast Club gençlerin hata yapmaktan korkuttukları ve omuzlarındaki baskıların artık onları nefessiz bıraktıkları bir anda kurtarılmış bölge elde etmelerini muazzam bir şekilde izleyiciye yansıtıyor. Bu yansıtmayla beraber The Breakfast Club’ı sevenlerin içerisinde havaya yumruk atmak ve kalıpları kırmak hissi ortaya çıkıyor!
The Breakfast Club’ın başrollerinde yer alan Emilio Estevez, Anthony Michael Hall, Judd Nelson, Molly Ringwald ve Ally Sheedy sınırları içerisinde nefessiz kalmış ve aile baskısını üstünde yaşayan, olmaları gerektiği kalıplara bağlı bırakılmış olan gençleri unutulmayacak bir performans ile ortaya koymuşlardır ve sinema tarihinin en muazzam gençlik filmini ortaya çıkarmışlardır. Sinirlerin, aşkların, dansların, gerçekçi paylaşımların ve dış dünyanın korkutucu bağlarının ortaya çıktığı bu sahici filmde ‘suçlu’ John Bender (Nelson), ‘atlet’ Andrew Clark (Estevez), ‘beyin’ Brian Johnson (Hall), ‘akıl hastası’ Allison Reynolds (Sheedy) ve ‘prenses’ Claire Standish (Ringwald) bir cumartesi günü okulda cezaya kalırlar. Bu ceza beşinin birden bir öğretmenin gözetimi altında kütüphanede sekiz saat geçirmelerini içermektedir. Aslında cezaye göre bu sekiz saat birbirleri ile konuşmaları ve hatta yerlerinden kalkmaları yasaktır ancak bir kişinin bu yasağı delmesi ile gençliğin ateşi domino efekti ile beraber cezanın kurallarını yerle bir eder. İlk başlarda beş farklı tabulardan ve grup dinamiklerinden gelen gençler anlaşamaz birbirleri ile sürtüşür ve yangınlar çıkarırlar ancak saatlerin geçmesi ile düşüncelerini ve duygularını bir bir açmaya hayatlarını bağlayan zincirleri bir bir kırdıkça tabuların getirdiği sahte benliklerinin altındaki ortak özelliklerini görmeye başlarlar. Hepsi aynı sorunların içerisinden gelmektedir ve hepsinin omuzlarında aynı yük vardır. Bu yükler ve gerçekler ile artık birbirini anlayan beş genç hepsini yargılayan ve ön yargı ile bir yere konumlandıran yetişkinlere bir isyan manifestosunu sözsüz dile getirir, danslarıyla beraber artık aralarındaki harmoniyi ölümsüzleştirirler. Filmin unutulmazları arasında yer alan filmin müziği Don’t You (Forget About Me) ile beraber bir gençlik filmi unutulmayacak bir özgür olma şiirine dönüşür. Eğer bu şiir, müzik, dans ve gençliğin kendini kurtarması sizin için de unutulmazlar arasındaysa The Breakfast Club’ı sevenlerin izlemesi gereken filmler listesine muhakkak bir göz atmalısınız!
The Breakfast Club’ı Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!
Rebel Without A Cause (1955)

Nicholas Ray tarafından yönetilmiş olan gençliğin ilk isyanlarından biri sayılan Rebel Without A Cause sinema tarihinde gençlerin içerisinde bulunduğu kabusun en gerçekçi dile anlatılmış örneklerinden biridir. James Dean’in unutulmaz performansı ile beyazperdede canlanmış olan Jim karakteri ailesi ile yeni bir kasabaya taşınmış bir gençtir. Bir gün Jim alkol ile yakalanınca polis istasyonuna götürülür ve ailesi Jim’i almak için karakola gelir. İzleyici bu sahne ile Jim’in ailesi içerisine girer ve ailenin kavgalarına şahit olur. Bu kavgalar bozulmuş aile yapısının birer kavgası olsa da her zaman suçlu olarak Jim ilan edilir. Jim’in Amerikan Rüyası’na yaptığı isyan ve gençlik ateşi ile sergilediği asi tavırlar hayata, aileye ve topluma karşıdır. Bu isyan Jim ile Judy’nin (Natalie Wood) yakınlaşmasını da sağlayan bir köprüye dönüşür filmde.
The Outsiders (1983)

Susan Eloise Hinton tarafından yazılmış romandan beyazperdeye uyarlanan film The Outsiders’ın yönetmen koltuğunda Francis Ford Coppola yer alırken oyuncu kadrosunda da C. Thomas Howell, Palph Macchio, Matt Dillon, Patrick Swayze, Rob Lowe, Emilio Estevez, Diane Lane ve Tom Cruise yer alır. Filmin ana merkezinde iki çete arasındaki çatışma vardır. Bu iki çete Greaser ve Sos çeteleri toplumun ayrışmışlığını da temsil eder çünkü bir çete toplumun fakir kısmını ve yaşamın zorluklarını yansıtırken bir diğer çete ise toplumun yaşam refahı yüksek ve bu yüksek refah ile toplumun egemeni olduğunu düşünen bir kısmı anlatır. Abileri ile beraber yaşayan Ponyboy filmin ana karakteridir ve onun en yakın arkadaşı olan Johnny ile olan ilişkisi ve macerası ana konudur. Film bromance için bir başyapıttır sinema tarihinde.
Ferris Bueller’s Day Off (1986)

John Hughes tarafından yazılan ve yönetilen film Ferris Bueller’s Day Off filminin başrollerinde izleyici ile Matthew Broderick, Alan Ruck, Mia Sara, Jeffrey Jones ve Jennifer Grey buluşur. Filmde Broderick tarafından canlandırılan Ferris okula gitmemek için hasta numarası yapan bir gençtir ve yine böyle günlerden birinde sevgilisi ve en yakın arkadaşı ile okuldan uzak, ailelerden uzak bir gün geçirirler. Bu uzak gün içerisinde gençler ailelerinin üzerilerinde kurdukları baskıyı bir nebze de olsa unuturlar ve kendi benliklerini ortaya çıkarma şansı elde ederler. Bu şans ile beraber bir hayattan izin almış olarak nitelendirilebilecek günü yaşamaya başlayan üç genç hataları, pişmanlıkları, umutları ve neşeleri ile beraber bir günün içerisinde kendilerini tanıma ışığını, kendilerini istedikleri gibi yaratma şansını tadarlar.
Heathers (1989)

Michael Lehmann tarafından yönetilmiş olan film Heathers bir gencin içerisinde bulunduğu kalıpları yıkmak için uğraşırken bir anda kendini başka bir noktada bulmasını konu ediniyor. Filmde yeniden izleyici kendini bir Amerikan lisesi içerisinde buluyor ve bu lise yeniden insanların sınıfsalalştırıldığı ve bu sınıflardan çıkamadığı bir düzeni içerisinde barındırıyor. Filmde zeki olan Veronica okulun popülerleri arasında da yerini almak istiyor ve isimleri Heather olan üç kız ile arkadaşlık kuruyor. Ancak daha sonra bu arkadaşlıktan ve grubun getirdiği kalıplardan sıkılan Veronica okulun isyankarı ve sorunlusu olan J.D. ile bir birliktelik kurarak Heather kızları için planlar yapmaya başlıyor. Bu planlar yavaşça sınırı geçerek tehlikeli olmaya başlıyor. Filmin başrollerinde izleyici karşısına Winona Ryder ve Christian Slate çıkıyor.
Dazed and Confused (1993)

Richard Linklater tarafından yönetilmiş olan Dazed and Confused gençliğin hayalleri etrafından şekillenen eğlence arayışının sınırların ötesine geçerek yetişkin dünyasındaki kuralları sorgulaması ve aynı zamanda yetişkinlerin koyduğu tabular ile bir çatışma içerisine girmesini konu ediniyor. Filmin başrollerinde yer alan Milla Jovovich, Ben Affleck, Matthew McConaughey gençliğin resmini izleyici karşısına çıkarırken son sınıfa geçmiş lise öğrencilerine hayat veriyorlar. Lisenin son sınıfına geçecek olan bu gençler okulun son gününde bir parti düzenlemek ister ancak parti evinin son anda yetişkinler tarafından ‘istila edilmesi’ ile gençler partiyi sokağa taşırlar. Sokakta yani yetişkinlerin kamu olarak adlandırdığı ve sınırları belirlediği alanda gençlerin bu girişimi bir süre sonra karşı gelmeleri gereken bir yapı ile yüzleşmelerine neden olur.
Kids (1995)

Henüz çocuk diyeceğimiz 10’lu yaşlardaki bir grup arkadaşın hikayesini Larry Clark kimilerine göre çok rahatsız edici bir şekilde aktarıyor. New York’ta yaşayan bu gençler şehirde geziyorlar, içki içiyorlar, uyuşturcu kullanıyorlar ve sevişiyorlar. Gençliğin artık yok sayıldığı bir zamanı görüyoruz. Çocukların bir an önce yetişkin olamak istemeleri ve yetişkinlere özgü diye düşündükleri şeyleri yaparak yetişkin dünyasına adım atmaya çabaladıkları bir dram örneği Kids. Bakireliğin bir yük olarak görüldüğü ve HIV pozitif olduktan sonra hastalığını kimden kaptığını bilemeyecek çocukların 10’lu yaşlarda olduğu film cinselliğin bazen tutkudan öte bir hırs olduğunu gösteriyor izleyiciye. Kids çocuklarının hırslarının arkasında aslında kırılgan dünyaların yetişkinler ile nasıl yıpratıldığını ve asiliğin ortaya çıkışını ele alıyor.
Rushmore (1998)

Wes Anderson imzalı unutulmaz film Rushmore’un başrollerinde izleyici karşısına Jason Schwartzman, Bill Murray, Olivia Williams çıkar. Max Fischer’ın ana karakter olduğu filmde Max dışarıdan bakıldığında hayatında her şeyin düzende olduğu ve olması istenilen bir hayata sahip bir gençtir. Okulda popülerliğinin yanında başarılı bir profile de sahiptir Max. Birçok okul kulübünde yer alan genç aynı zamanda okul gazetesinde de yer alarak kendini gençliğin ‘iyi’ yerinde konumlandırmıştır. Ancak öğretmenlerinden birine aşık olmasıyla beraber Oxford’dan aldığı red cevabı ile artık hayatın sınırlardan ve basmakalıp başarılardan ibaret olmadığını anlayan Max hayatın o güne kadar görmediği bir kısmı ile yüzleşir. Bu yüzleşmeyle beraber Wes Anderson sineması gençliğin iç dünyasının dışarıdan göründüğü gibi olmadığını yansıtır.
Easy A (2010)

Will Gluck tarafından yönetilmiş olan gençlik filmi Easy A filminin oyuncu kadrosunda Emma Stone, Amanda Bynes, Penn Badgley, Cam Gigandet, Stanley Tucci ve Malcolm McDowell yer alır. Filmin ana karakteri olan Olive lisede kendi gerçekçiliği ve bildikleri içerisinde yaşamını sürdüren sıradan gençler arasındaki bireylerden biridir. Ancak bir gün okula geldiğinde kendi hakkında yayılmış bir dedikodunun içerisinde kalır. Dedikoduya göre Olive bekaretini kaybetmiştir. Olive bu dedikodunun gerçek olmadığını kanıtlamaya çabalarken dedikodu bir anda büyük bir gerçekçiliğe dönüşür ve bu dedikodu Olive’e büyük popülerlik getirir. Yetişkin dünyasının kalıplarının gençler arasında hem bir yargılama hem de bir imrenme haline dönüştüğünün sinemadaki manifestosu ve bu durumun eleştirisi niteliğindedir Easy A.
The Perks of Being a Wallflower (2012)

The Perks of Being a Wallflower Stephen Chbosky’nin kendi romanından uyarladığı ve aynı zamanda yönetmenliğini yaptığı Logan Lerman, Emma Watson, Ezra Miller gibi isimler ile gençliğin hiçbir zaman gösterilmemiş bir yüzünü anlattığı modern unutulmazlar arasında yer alan bir filmdir. Filmde ana karakter hayat içerisinde kaybolmaya başlamış olan ve kendini bir yerde konumlandırmayan bir gençtir ve onu büyüme hikayesi beklemektedir. Bu büyüme hikayesi içerisinde de bir aşk ve bir aşkın tercihi ortaya çıkar. Bu tercih ile beraber aşkın, hislerin ve gerçekliklerin hali büyü içerisinde ve kahraman olma gününün gelmesiyle devam eder. Filmdeki önemli noktalardan biri ise tüm gençlik ateşinin ve sorunlarının yanında yetişkin dünyasının hem psikolojik hem de fiziksel olarak gençliğin ve çocukluğun dünyasına tacizidir.
Me and Earl and the Dying Girl (2015)

Alfonso Gomez-Rejon tarafından yönetilmiş olan ve Jesse Andrews’un kitabından beyazperdeye uyarlanan film Me and Earl and the Dying Girl bir gencin dünyası içerisinde karşılaşmadığı bir durum ile karşılaşması ve ona verdiği tepki ile beraber hayatının şekillenmesini anlatan bir filmdir. Filmin başrollerinde izleyici karşısına Thomas Mann, RJ Cyler ve Olivia Cooke çıkar. Gençlerin performansları ile beraber izleyici gençlerin hayatı anlama ve buna karşı nasıl tepki verdiğini sahici bir şekilde görürken ölümün anlamlandırılması ile karşı karşıya kalır. Greg en yakın arkadaşı Earl ile kült filmlerin parodisini çektiği dünyasında annesinin zoruyla sınıfındaki bir kızı tanır. Bu kız yakında ölecek olan Rachel’dır. Greg Rachel’ın hayatına girdikçe gençler hem yaşamı hem de ölümü anlamaya başlar ve hayatı tadarlar.
Osman Karakülah
290 yazı · Osman çocuğun ölüm ile imtihanı 92 yılının mayıs ayında Antalya'da başladı. Sonuçta doğduğu anda ölümle son bulacak bir geri sayım saatinin düğmesine basılmıştı. Fakat altı yaşında bir gün ablası sevgilisi ile yalnız kalmak için onu tek başına sinema salonunda bırakınca bu çocuğun hayatı değişti. O an ölümden nasıl kaçacağını öğrendi ve sinemaya olan aşkı başladı. O şu an akademik kariyeriyle cebelleşirken ve hala ölümden korkarken ölümsüzlüğü, aşkı ve huzuru sinemada buluyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →