Stanley Kubrick’in Sesleri
“Sinemada Stanley Kubrick deyince akan sular durur.” şeklinde bir yorum ile başlamak hiç de yanlış olmaz. 71 yıllık ömründe sinemaya silinmez izler bırakan Kubrick, unutulmamayı hedeflemişse eğer, bunu en etkileyici ve dahiyane şekilde başardı. Ondan esinlenmek, onun filmlerinde yer almak, onun hakkında konuşabilmek hep önemli oldu ve olmaya devam ediyor. Her şeyi en doğru detayda aktarmayı başarabilen nadide ismin, büyük titizlikle üzerinde durduğu müzik ve seslerle yarattığı harikalara doğru bir yolculuğa çıkalım. İşte Stanley Kubrick’in sesleri!
Edebiyata, fotoğrafçılığa ve sinemaya daha lise yıllarında fark yaratan bir ilgi duyan, kendini tanımaktan gelen kendinden eminlik ile sinemaya doğru adımlar atarak ilk yapımına 1956 yılında The Killing ile imza atan, ardından gelen Paths of Glory ve Spartacus ile artık Hollywood’un tanıdığı bir isim olan Stanley Kubrick, 1961 yılında hayatının geri kalanını geçirdiği İngiltere’ye yerleşti. Bu kararı Hollywood nefreti, farklı bakış açısının doğurduğu ayrılıklar ve Amerika’da gittikçe artan suç oranı gibi nedenlerden alan Kubrick; bütün yazı, yönetmenlik ve yapım faaliyetleri ile ilgili çalışmalarını İngiltere’de sürdürürerek bir yandan tam olarak kendisi olabildiği işleri çıkarma avantajını elde ederken, bir yandan da Hollywood’un finansal desteğini nadiren alarak yoluna devam etti.
Stanley Kubrick’in Sesleri: Sinemada Müziğe ve Sese Hükmeden Adam!

Mükemmeliyetçi yaklaşımı ile kamera önü ve arkası çalışma arkadaşlarını hayli yoran Kubrick, en ince detaya kadar hesaplamasını yaparken tabii ki sesleri de unutmadı. Mizansen ve sinematografi ile ustalıkla özdeşleştirdiği müzik seçimleri -özellikle klasik müzik- ve kadraj içindeki her şeye kazandırılabilecek en doğal sesi verebilmesiyle farkını ortaya koyan Kubrick; ışığı, alan derinliğini, kamera açısını ustalıkla planlarken, görseli mükemmelleştiren işitsel öğeleri de müthiş bir incelikle sundu. Eyes Wide Shut’ta Györgi Ligeti’nin

Bu müziklerin ortak özelliği ise, özellikle film için yapılmamış olmalarına rağmen “Bu sahne için bir müzik yapılsa herhalde bu olurdu.” dedirtecek uyumda filme yerleştirilmiş olmalarıdır. Müzikleri hiç mi hiç şansa bırakmayan Kubrick’in, karakterlerin duygularında var olan sesleri de aynı doğal uyumda vermesi zor olmadı. Duygunun karakterde var olurken göründüğü şeklini bütünleyen, izleyicinin tüm duyularına hitap etme hedefinin tam ortasında gelen sesler, tabii ki Kubrick mükemmeliyetçiliğinden nasibini aldı.
Kubrick’in sesler dünyasına Eyes Wide Shut, Full Metal Jacket, The Shining, Barry Lyndon, A Clockwork Orange, Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying, Love the Bomb, Lolita, The Killing filmlerinden derlenerek Vimeo kullanıcısı Really Dim tarafından hazırlanan video ile giriş yapıyoruz. İşte Kubrick’in sesleri!
https://vimeo.com/groups/35mmandrisdamburs/videos/165834402
Zeynep Şentürk
179 yazı · 1987 yılında, en sevdiği mevsim olan sonbaharda doğdu. Üç kardeşin en büyüğü. Sokakta oynadı, deli gibi çizgifilm izledi, ilk olarak annesinin hediye ettiği masal kitaplarıyla okuma tutkusu başladı. Hayal kurar, resim yapar, psikolojiden anlar, modayı takip eder, Paulo Coelho ne yazsa okur, Jane Austen’ı takdir eder, sevdiği şiirleri ezberler. Yüksekte başı döner, derinlikten ürker, izlediği her korku filmi rüyasına girer. Boğaziçi Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık mezunu, bol kahve tüketen bir beyaz yakalı olarak hayatına devam eder. Kitaplardan biraz başını kaldırınca devreye girer filmler. Önce uyarlamaların peşinden gider, sonra tavsiyelerden beslenir, en sonunda kıyıda köşede kalmışları ararken bulur kendini. Baktı yetmedi, bir de üretmek ister. “Belki bir gün kendi kısa filmimi çekerim.” diye geçirir içinden.
Yazarın diğer yazılarını gör →