· 6 dk okuma

Spin-off Filmler Dosyası

Spin-off Filmler Dosyası

Hazırlayanlar: Batu Anadolu, Tolga Demir

Sinema sektörü içerisinde spin-off terimi çokça kullanılsa da doğru bir Türkçe karşılığın henüz üretildiğini söylemek güç. İkincil etki ya da yan ürün olarak çevirebilsek de spin-off’un “beğenilen bir içeriğin farklı tarzdaki devamı” olduğunu söyleyebiliriz. Kitaplar, çizgi romanlar, video oyunları gibi çok farklı türlerde karşımıza çıkan bu kavram sinema alanında ise genellikle bir filmde ön plana çıkan karakter temel alınarak yeni bir filmin üretilmesi yoluyla kullanılıyor. Özellikle son yıllarda bir yaratıcılık krizine girdiği aşikar olan Hollywood, asıl hikayenin ve kahramanların yanına serpiştirdiği yan rollerden de faydalanma yoluna gidiyor. Ortaya çıkan sonuç pek parlak olmasa da ve genelde gelenin gideni arattığı gözlense de bu tarz filmlerin devam edeceğine kuşkumuz yok. İyi ya da kötü ayrımı yapmadan akıllarda kalan spin-off filmler arasında bir yolculuğa çıkalım.

 

A Shot In the Dark, 1964 (The Pink Panther, 1963)

Efsanevi Pembe Panter serisinin ilk filmi olan 1963 yapımı Pembe Panter, sinemaya yeni bir soluk kazandırmasının ve komedi anlayışını bambaşka bir boyuta taşımasının yanı sıra dünyaya şahane ötesi bir armağan verdi: Müfettiş Jacques Clouseau. Peter Sellers’ın canlandırdığı karakter Pembe Panter’in ardından o kadar güzel yorumlar aldı ki, hemen ertesi yıl Clouseau’ya ait yepyeni bir seriye başlandı. Peter Sellers’ın asla yadsınamaz etkisi filmin en önemli unsurlarından.

U.S. Marshalls, 1998 (The Fugitive, 1993)

Harrison Ford’un başrolünde oynadığı 1993 yapımı Kaçak filminin spin-off’u olan Kaçakların Peşinde, kendi hikayesini oluşturmayarak orijinal filmin hikayesinden çalmasıyla oldukça kötü bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Zaten oldukça başarılı ve adından her daim söz ettiren bir polisiye klasiğinin beş yıl ardından bir spin-off ile gelip, yalnızca hikayeyi ısıtıp önümüze koyarak henüz başında kaybediyor. Tommy Lee Jones’ın başrolde yer alması bir nebze merak uyandırsa da, Kaçakların Peşinde genel olarak vasatı aşamayan bir yapım.

Jay and Silent Bob Strikes Back, 2001 (Clerks., 1994)

1994’te yazıp yönettiği bağımsız film Clerks. ile sinema dünyasına oldukça iyi bir giriş yapan Kevin Smith, çizgisini Mallrats, Chasing Amy ve Dogma gibi filmlerle sürdürürken 90’lar denince akla gelen figürlerden biri olmuştu. İlk kez siyah beyaz çekilen ve unutulmaz diyalogların hayat verdiği Clerks.’te karşımıza çıkan Jay ve Silent Bob, Smith’in yarattığı View Askewniverse evreninin en önemli karakterlerindendi. Jason Mewes tarafından canlandırılan Jay ve bizzat Smith tarafından canlandırılan Silent Bob, tüm gün boyunca Quick Stop dükkanının önünde takılırlar ve marijuana satarlar. 2001 tarihli spin-off’ta ise karakterlerimiz kendilerinden esinlenilerek yapılan bir çizgi romanın sinemaya uyarlanacağını öğrenirler ve haklarını aramaya başlarlar. Tam bir yıldızlar geçidine dönen film Kevin Smith evrenine yaptığı göndermelere karşın Clerks’in en başta koyduğu çıtayı aşamaz.

The Scorpion King, 2002 (The Mummy Returns, 2001)

Brendan Fraser ile Rachel Weisz’in başrolünde olduğu ve 1999 yılında başlayan Mumya serisi, ikinci filmin hemen ardından bir spin-off ile döndü. Akrep Kral, orijinal serinin de senaristi olan Stephen Sommers’in kaleminden çıkmış olsa da, Mumya serisinin yarattığı etkiye yaklaşabilmiş bir film değildi. Başından itibaren eğreti duran ve bir türlü hikayenin ait olduğu atmosfere ayak uyduramayan yapısı, kötü prodüksiyonla birleşince, ortaya basit aksiyon sahneleriyle dolu bir film çıkıyor haliyle. Mısır mitoloji temelinde yazılmış bir hikayeye sahip olan Akrep Kral, elindeki bu zengin kaynağı hiçbir şekilde kullanamıyor.

Catwoman , 2004 (Batman Returns, 1992) ve Electra, 2005 (Daredevil, 2003)

Batman öykülerinin en sevilen yan karakterlerinden biri olan Kedi Kadın için yapılan spin-off filmi belki de çizgi roman uyarlamaları arasındaki en kötü ve niteliksiz filmlerin başında geliyor. Kedi Kadın’ın canlandıran Halle Berry, bu tercihiyle Bond serisinden tescilli kariyerini de baya bir sarsmış oldu haliyle. Bildiğimiz Kedi Kadın’la yakından uzaktan alakası olamayan bu filmin hem efektleri, hem de prodüksiyonu başarılı bir uyum sağlayarak daha kötü olamazdı dedirtiyor.

2003 yılında Ben Affleck’in başrolünde oynadığı Daredevil’in en dikkat çeken karakteri olan Electra, filmden iki yıl sonra kendi filmine kavuştu. Bu spin-off denemesi de bekleneni veremedi. Daredevil özelinde önemli bir karakter olsa da, Marvel evreninde çok küçük bir yer kaplayan Electra, çizgi roman uyarlamalarının bir standart tutturamadığı bir zamanda beyazperdeye uyarlanarak baştan kaybediyor aslında. Temeli sağlam olmayan bir hikaye ile beyazperdeye aktarılmaya çalışılan film, başrol oyuncusu Jennifer Garner’ın karakterle sağladığı uyum sayesinde bir nebze izlenebilirliğe sahip.

Evan Almighty, 2007 (Bruce Almighty, 2003)

90’ların sonunda Watching Ellie, Over The Top gibi dizilerle tanıdık bir ekran yüzü olmaya başlasa da Steve Carrell için hayatının dönüm noktası Bruce Almighty olacaktır. Jim Carrey’nin Tanrı olmaya soyunan bir muhabiri canlandırdığı komedide Carrell, Evan Baxter isimli sinir bozucu spiker rolüyle dikkat çekici bir performans sunar (Evet, beklediğiniz sahne burada). Filmin gişe başarısı, Carrell’ın kariyerinin özellikle The Office dizisinin yükselişi ile birleşince Evan karakteri kendine ait bir filmi hak etmiş olur. Evan Almighty’de karakterimiz kongre seçimleri için yarışırken Tanrı tarafından bir gemi yapmakla görevlendirilir. Bruce Almighty’i aratan Evan Almighty, sadece Carrell’ın yeteneğine güvenen bir film olarak unutulmaya mahkum olurken Morgan Freeman’ın bilge karakter sevdası da can sıkmaya başlamıştır.

X-Men Origins: The Wolverine, 2009 (X-Men, 2000)

Marvel sinemasının günümüzde ulaştığı mükemmelliğin temel taşlarından olan 2000 yapımı X-Men filmi, çizgi roman serisinin hali hazırda var olan büyük hayran kitlesini dünya çapında katlayarak başarılı bir işe imza attı. Ve belki de seri içerisindeki en özgün ve en sevilen karakterlerin başında gelen Wolverine için X-Men serisinin devamına paralel biçimde bir spin-off çekildi. Ardından Wolverine de kendisine ait bir seriye sahip oldu hatta. 2009’da çekilen Wolverine filmi, Logan’ın geçmişine ışık tutar nitelikte. X-Men evreninden başka karakterlerinde dahil olduğu film, yayınlandığı yıl içerisinde oldukça çok sevilse de, zaman içerisinde gelen yeni X-Men filmlerini görünce hem teknik, hem de senaryosu açısından aslında oldukça vasat bir film olduğunu fark etmek içten bile değil.

Get Him to the Greek, 2010 (Forgetting Sarah Marshall, 2008)

How I Met Your Mother’dan hatırladığımız Jason Segel’in başrollerini Kristen Bell ve Mila Kunis ile paylaştığı Forgetting Sarah Marshall, kız arkadaşından ayrılan bir adamın tatil için gittiği Hawaii’de eski kız arkadaşı ve sevgilisi ile karşılaşmasını anlatıyordu. Sevgili rolündeki Russell Brand’ın canlandırdığı Aldous Snow karakteri çılgın bir rock müzisyeniydi ve filmin komedi dozunun artmasında önemli pay sahibiydi. Yapımcılar bunu dikkate almış olacaklar ki iki yıl aradan sonra Snow’a kendi filmini bahşettiler. Get Him To The Greek’te yine kontrolden çıkmış bir halde bulduğumuz Snow’un, plak şirketinde asistanlık yapan Aaron tarafından bir konsere yetiştirilmeye çalışılıyordu. Tamamen önceden tutmuş bir karakterin insafına bırakılan ve Forgetting Sarah Marshall’da garson rolünde gördüğümüz Jonah Hill’in canlandırdığı asistan ile çatışmasını konu alan film, eğlenceli anlar barındırsa da fazlasıyla karikatürize bir yapımdı.

Machete, 2010 (Spy Kids, 2001)

Çoğu kişi Machete karakterini, Quentin Tarantino – Roberto Rodriguez ortaklığında çekilen Grindhouse-Planet Terror filmlerindeki sahte fragmanla tanımış olsa da karakterin ortaya çıkışı daha eskilere dayanır. Sinema tarihinin en gereksiz serilerinden biri olsa da sürekli olarak yaptığı yüksek gişeyle dayanma gücümüzü zorlayan Spy Kids’de ortaya çıkan ve Dany Trejo tarafından canlandırılan Machete karakteri, serinin tüm filmlerinde yer alır. Fakat şüphesiz ki karakterin önünü açan, başta bahsettiğimiz fragman olacaktır. 2010 tarihli Machete, kendisinden bekleneni veren bir filmdir: İntikam arayan ana karakter, kirli politikacılar ve bolca aksiyon. Öyle ki filmin kendisinin de bir seriye dönüşmesi kimseyi şaşırtmaz. 2013’te gösterime giren Machete Kills; Mel Gibson, Charlie Sheen ve hatta Lady Gaga’nın kadroda yer almasıyla birlikte kendisiyle dalga geçme konusunda bile çıtayı oldukça aşacaktır.

http://www.youtube.com/watch?v=I16020r–oM

Puss in Boots, 2011 (Shrek 2, 2004)

Tüm zamanların en başarılı animasyonlarından biri olan Şrek’in bu kadar sevilmesinin ardında kuşkusuz karakter yaratımındaki başarı yatıyor. Şrek, Eşek ve Fiona’nın yanı sıra masal evreninin sınırsızlığı ve karakter bolluğu seriyi dört filme çıkarırken izleyiciyi sürekli şaşırtmayı başarmıştı. Seriye ikinci filmde dahil olan Puss in Boots (ya da Çizmeli Kedi) başkarakterlere taş çıkarırcasına bir animasyon da olsa rol çalmayı başarmış ve kalan iki filmde de kendisine yer bulmuştu. Serinin sona ermesinden ve özellikle son filmin beklenen ilgiyi görmemesinden sonra yapımcılar Çizmeli Kedi’nin geçmişini anlatan bir film yapmaya karar verdiler. Karşısına da Salma Hayek’in (pek şaşırmadık) ses ve hayat verdiği Kitty Softpaws’ı koymayı ihmal etmediler. Yüksek bütçesini ancak amorti edebilen Puss in Boots, eğlenceli olmasına karşın Şrek serisinde görmeye aşina olduğumuz zeka pırıltısından yoksundu.


FilmLoverss

FilmLoverss

7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı

Yazarın diğer yazılarını gör →