· 11 dk okuma

Sonbahar Aylarında Vizyona Girecek Filmlerden 22 Öneri

Sonbahar Aylarında Vizyona Girecek Filmlerden 22 Öneri

Sonbahar aylarında seyirciyle buluşacak filmlerden kaçırılmaması gereken 22’sini derledik.

Hem film kalitesi hem de seyirci sayısı bakımından oldukça kurak geçen yaz mevsiminin ardından, ödül sezonunun da yaklaşmasıyla birlikte önümüzdeki ayların takvimi bizleri oldukça heyecanlandırıyor.

Hâlihazırda pek çok eleştirmenden olumlu eleştiriler almış ve Oscar yolunda yarışmasını beklediğimiz Yıldızlara Doğru, Joker, Acı ve Zafer, Parazit ve Asfaltın Kralları gibi filmler, sonbahar aylarında seyirciyle buluşacak. Bu filmlerin yanında özellikle Berlin ve Cannes film festivallerinde çok konuşulmuş Eş Anlamlılar, System Crasher ve And Then We Danced gibi bağımsızlar da yine merakla beklediğimiz yapımlar arasında yerini alıyor.

Ödüllü yapımların yanında O Bölüm 2, Saka Kuşu, Zombieland 2 ve Doktor Uyku gibi stüdyo filmi olmasına karşın beklentilerimizin oldukça yüksek olduğu işler de yine önümüzdeki aylarda sinema salonlarındaki yerini alacak.

Yanı sıra Emin Alper’in yönetmen koltuğunda oturduğu, yılın en iyi yerli filmlerinden Kız Kardeşler ile birlikte Cem Yılmaz’lı Karakomik Filmler ve Ali Atay’ın yönettiği Cinayet Süsü de dikkatimizi çeken Türkiye yapımı filmler arasında.

Sözü fazla uzatmayalım ve sizleri sonbahar aylarında vizyona girecek filmlerden derlediğimiz önerilerimizle baş başa bırakalım.

Sonbahar Aylarında Vizyona Girecek Filmlerden 22 Öneri

O Bölüm 2 – It: Chapter Two (6 Eylül)

İlk filmiyle dünya çapında büyük bir etki yaratan O – It, merakla beklenen devam filmiyle geri dönüyor. 27 yıllık aranın ardından yeniden bir araya gelen Losers’ Club üyelerinin Pennywise ile son bir kez daha karşı karşıya gelmesini ele alan filmin yönetmen koltuğunda yine Andy Muschietti oturuyor. Grubun üyelerinin yetişkin hâllerine ise Jessica Chastain, James McAvoy, Bill Hader, Isaiah Mustafa, Jay Ryan, James Ransone ve Andy Bean hayat veriyor.

Kız Kardeşler (13 Eylül)

Farklı yaşlardaki üç kız kardeş, Reyhan, Nurhan ve Havva, küçük yaşta kasabaya besleme olarak gönderilmiştir. Ne var ki, yanlarına verildikleri ailelerde tutunamazlar ve birbiri ardına baba ocağına geri gönderilirler. Dağ köyündeki evlerinde, birbirlerinden güç alarak ayakta kalmaya çalışan üç kız kardeş, bir yandan da tekrar kasabaya gidebilmek için gizli bir rekabet içine girerler.

Tepenin Ardı ve Abluka ile tanıdığımız Emin Alper’in yazıp yönettiği Kız Kardeşler, prömiyerini Berlinale’de yapmasının ardından İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale de dahil olmak üzere beş ödül birden kazanmıştı. Alper, son olarak Saraybosna Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nün de sahibi oldu.

Eş Anlamlılar – Synonymes (13 Eylül)

İsrail’den Paris’e göç eden ve kimliğini tamamen reddeden bir adamı merkezine alan Eşanlamlılar’ın senaryosu, yönetmeni Nadav Lapid’in hayatından izler taşıyor. Filmin başkarakteri Yoav, hiç hazzetmediği ülkesi İsrail’den, sonuna kadar benimsemeye karar verdiği Paris’e taşınır. Kökenlerini silmek, Fransız olmak, Père Lachaise mezarlığına gömülmek ister ama özü, bedenindedir, çifte kimliği onu hiç bırakmaz. Yönetmen Lapid, kazandığı Altın Ayı’yı filmin kurgusunda da çalışan, “en yakın sanatsal ortağım” dediği, hayatını yakın zamanda kaybeden annesi Ara Lapid’e ithaf etti. Nadav Lapid’i 2018’de Filmekimi’nde izlediğimiz Anaokulu Öğretmeni filminin özgün versiyonunun yönetmeni olarak tanıyoruz.

Yıldızlara Doğru – Ad Astra (20 Eylül)

Gecenin İki Yüzü – We Own the Night ve Kayıp Şehir Z – The Lost City of Z gibi filmlerle tanınan James Gray’in yazıp yönettiği Yıldızlara Doğru, Roy McBride’ın 20 yıl önce uzayda hayat aramak için çıktığı görevde kaybolan babasını galakside aramaya başlamasının ardından yaşananlara odaklanıyor. Başrolde Brad Pitt’in yer aldığı film, dünya prömiyerini henüz yaptığı Venedik Film Festivali’nden oldukça olumlu geri dönüşler aldı. Aynı zamanda filmde Pitt’in performansının başarılı olduğu da söyleniyor.

Elektrik Savaşları – The Current War (20 Eylül)

Thomas Edison, George Westinghouse ve Nikola Tesla… Endüstriyel çağın en büyük mucitlerinden üç kahraman. 19. yüzyıl sonlarında elektrik sistemi üzerine, adeta bir savaşı andıran kıyasıya bir rekabete girişirler. Entrikalarla dolu süreçte rakiplerini alt eden isim, 1893 Dünya Fuarı’nı aydınlatacak akım türünün patent sahibi olacaktır. Kazanan tarihin akışını, dünyanın kaderini değiştirecektir.

Ben, Earl ve Ölen Kız – Me and Earl and the Dying Girl’le tanınan Alfonso Gomez-Rejon‘un yönettiği film, dünya prömiyerini 2017’de Toronto Film Festivali’nde yapmış ancak daha sonra yapımcısı Harvey Weinstein hakkındaki skandallar nedeniyle vizyona girmemişti. Aradan geçen zamanın ardından filmin haklarını Timur Bekmambetov ve Martin Scorsese’nin yardımlarıyla geri alan yönetmen, içine hiç sinmeyen ilk kurguyu baştan aşağı değiştirerek yeni sahnelerin de eklenmesiyle bambaşka bir versiyonunu ortaya çıkardığını ve nihayet aklındaki yapımı ortaya koyduğunu söylüyor. Dolayısıyla karşımızda bir director’s cut bulunuyor. Filmin başrollerinde Benedict Cumberbatch, Michael Shannon, Nicholas Hoult gibi isimler yer alıyor.

Saka Kuşu – The Goldfinch (27 Eylül)

Donna Tartt’ın Pulitzer ödüllü romandan esinlenilen Saka Kuşu, annesinin Metropolitan Sanat Müzesi’ne yapılan bombalı saldırıda öldürülmesinin ardından 13 yaşındaki Theodore “Theo” Decker’ın hayatının gidişatının tamamen değişmesine odaklanıyor. Decker, Karmakarışık duygular içerisinde mücadele ederken bu kötü günü atlatabilmek için küçücük bir umuda tutunur: Bir Saka Kuşu tablosuna.

Brooklyn ile çok konuşulan John Crowley’nin yönettiği filmin oyuncu kadrosunda Ansel Elgort, Nicole Kidman, Sarah Paulson, Luke Wilson, Finn Wolfhard ve Jeffrey Wright gibi pek çok ünlü isim yer alıyor.

System Crasher – Systemsprenger (27 Eylül)

Benni, geçirdiği travmalar nedeniyle öfke kontrolü sorunları yaşayan ve tek isteği koparıldığı annesine geri dönmek olan 9 yaşında bir kız çocuğu. Sosyal hizmet görevlileri içinse sürekliliği sağlanması gereken bir sistemde, altından kalkamadıkları bir “vaka”, daha doğrusu sistemde bir arıza…

Prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali’nde Alfred Bauer Ödülü’nü kazanan Nora Fingscheidt’in yazıp yönettiği film, özellikle senaryosu ve başroldeki genç oyuncu Helena Zengel’in başarılı performanslarıyla ön plana çıkıyor.

Vox Lux (27 Eylül)

“Bir 21. yüzyıl portresi” niteliğindeki film, bir genç kızın sarsıcı bir ulusal trajedinin küllerinden doğup ikonik bir “popstar”a dönüşme hikayesini konu alıyor. Celeste, 1999’da Amerika’da bir lisede silahlı bir saldırganın rehin aldığı sınıftadır ve ülkenin canlı yayında izlediği katliamdan sağ kurtulan tek öğrenci olur. Anma töreninde söylediği şarkıyla bir fenomene dönüşen Celeste, şöhret basamaklarını tırmanarak, dünyaca ünlü bir yıldıza dönüşecektir. Başrollerde Natalie Portman, Jude Law, ve Stacy Martin ve Raffey Cassidy’nin yer aldığı filmin anlatıcı kısımlarını Willem Dafoe seslendirirken, yönetmen koltuğunda ise Bir Liderin Çocukluğu – The Childhood of a Leader ile dikkat çeken Brady Corbet oturuyor.

Natalie Portman’ın Sia tarafından Vox Lux için özel olarak yazılan özgün şarkıları seslendirdiği karakter; Madonna, Lady Gaga ve Ariana Grande’nin bir karışımı şeklinde niteleniyor. Dünya prömiyerini Altın Aslan için yarıştığı Venedik’te yapan film, ardından Toronto, Londra ve Rotterdam dahil çok sayıda önemli festivalin programında yer aldı.

Joker (4 Ekim)

Hangover serisi ve War Dogs gibi komedi filmleriyle tanınsa bile pek çoklarına göre Todd Phillips’in tutku projesi olan Joker, kendi adıma sonbahar ayının en merakla beklediğim filmi. Çizgi romanlara pek de sıkı sıkıya bağlı kalmayan film, toplum tarafından dışlanmış bir komedyen olan Arthur Fleck’in suç dünyasına adım atmasını ve zamanla Joker olarak bilinen suç dehasına dönüşmesini konu alıyor. Başroldeki Joaquin Phoenix’e Robert De Niro, Zazie Beetz, Shea Whigham, Bill Camp ve Marc Maron gibi isimlerin eşlik ettiği film, prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapmasının ardından ödül mevsiminin diğer iki pek önemli festivali Toronto ve New York’ta da seyirci karşısına çıkacak. Joker, şu anda yarattığı beklentiyi karşılaması durumunda bu yıla damgasını vuracak film olabilir.

Ready or Not (4 Ekim)

Ready or Not, Le Domas ailesine katılan Grace’in beklenmedik ve kanlı bir aile geleneği ile sınanma öyküsünü anlatıyor. Filmde Le Domas ailesine katılabilmesi için gelinin, aile üyeleri tarafından Orta Çağ’dan kalma işkence aletleri ve oklarla avlandığı bir saklambaç oyunundan sağ kurtulması gerekiyor. Grace’in heyecanla katılmayı beklediği Le Domas ailesinin kanlı geleneğini öğrenmesiyle birlikte gerilim başlıyor.

İlk bakışta pek de umut vermeyen bu korku ve komedi harmanı film, özellikle ABD’de vizyona girmesinin ardından eleştirmenlerden iyi yorumlar aldı. Orijinal filmlerin büyük sıkıntı çektiği şu dönemde bu açığı kapatan önemli filmlerden biri olduğu vurgulanan Ready or Not, bu sayede ülke genelinde oldukça geniş bir dağıtım da aldı.

Acı ve Zafer – Dolor y gloria (11 Ekim)

Usta yönetmen Pedro Almodóvar’ın son yıllardaki en iyi filmi olarak tanımlanan Acı ve Zafer – Dolor y Gloria, yaşlanmakta olan film yönetmeni Salvador Mallo’nun anılarına ışık tutuyor. Günümüz ile geçmiş arasında mekik dokuyan film; Mallo’nun 60’lı yıllardaki çocukluğunu, ailesiyle Valencia’da bir köye göç etmesini, ilk aşkını, ilk ayrılığını, unutulmazı unutabilmek için yazmasını, sinema ile tanışmasını ve onun film yapmaya devam etmesini sağlayan boşluğu, içindeki bir türlü kapanmayan boşluğu anlatıyor.

Almodóvar’ın kendi hayatından da izler taşıyan film, prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nden iki ödülle birden dönmüştü. Başrolde Antonio Banderas’ın yer aldığı filmde oyuncuya Penélope Cruz ve Leonardo Sbaraglia gibi isimler eşlik ediyor.

Karakomik Filmler – 18 Ekim

Cem Yılmaz’ın da aralarında yer aldığı film yapımcıları ile CGV Mars Entertainment arasında yaşanan mısır tartışması yüzünden ertelenen Karakomik Filmler’in ilki, 18 Ekim’de vizyona giriyor. 2 Arada ve Kaçamak adlarını taşıyan, her biri yaklaşık bir saatlik iki farklı hikâyeden oluşan Karakomik Filmler’in senaryosu Cem Yılmaz’a aitken yönetmen koltuğunda ise Arif v 216’da da aynı görevi üstlenen Kıvanç Baruönü oturuyor. Filmin oyuncu kadrosunda Yılmaz’a Ozan Güven, Özkan Uğur ve Zafer Algöz‘e Cem Davran, Necip Memilli, Can Yılmaz, Nilperi Şahinkaya, Cemre Ebuzziya, Uraz Kaygılaroğlu gibi isimler eşlik ediyor.

Cinayet Süsü (25 Ekim)

İlk uzun metrajı Limonata’nın ardından Ölümlü Dünya’yla iyi eleştiriler alan Ali Atay’ın üçüncü kez kamera arkasına geçtiği Cinayet Süsü, ülke tarihinin en gizemli seri katil vakasını çözmeye çalışan cinayet büro ekibinin hikâyesini konu alıyor. Atay’ın senaryosunu Ölümlü Dünya’da da birlikte çalıştığı Feyyaz Yiğit ve Aziz Kedi‘yle birlikte yazdığı filmin oyuncu kadrosunda Uğur Yücel, Cengiz Bozkurt, Binnur Kaya, Feyyaz Yiğit ve Mert Denizmen yer alıyor.

Terminatör: Kara Kader – Terminator: Dark Fate (1 Kasım)

2017’de serinin haklarını geri alan James Cameron‘ın yapımcılığını üstlendiği yeni Terminator filminin yönetmen koltuğunda Deadpool ile tanınan ve bu yıl Love, Death & Robots ile adından söz ettiren Tim Miller oturuyor. T-800 rolüyle Arnold Schwarzenegger ve Sarah Connor karakteriyle Linda Hamilton’ın geri döneceği Kara Kader’de bu iki usta isme başrolde yer alan Mackenzie Davis’in yanı sıra Gabriel Luna, Natalia Reyes ve Diego Boneta gibi isimler eşlik ediyor.

Parazit – Parasite (1 Kasım)

Snowpiercer ve Okja’nın ardından ana dilinde film çekmeye geri dönen Bong Joon-ho’nun yönettiği Parazit, her biri eşsiz karakterlere sahip dört kişilik bir ailenin yaşadıkları çalkantılı hayatı derinlemesine inceliyor. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanmasının ardından son olarak Güney Kore’nin En İyi Uluslararası Film Oscarı aday adayı seçilen film, ödül mevsimindeki festivallerde de boy gösterecek.

Motherless Brooklyn – 8 Kasım

Oyuncu kimliğiyle tanıdığımız Edward Norton’ın 19 yıllık aranın ardından yeninde yönetmenliğe döndüğü Motherless Brooklyn, Tourette sendromundan muzdarip özel dedektif Lionel Essrog’un, cinayete kurban giden akıl hocası ve tek dostu Frank Minna’nın katilini bulmaya çalışmasını konu alıyor. 1950’lerin New York’unda geçen filmin oyuncu kadrosunda Norton’ın yanı sıra Alec Baldwin, Bruce Willis, Willem Dafoe, Gugu Mbatha-Raw, Bobby Cannavale, Cherry Jones gibi isimler yer alıyor.

Zombieland 2 – Zombieland: Double Tap (15 Kasım)

İlki 2009’da vizyona giren Zombieland, aradan geçen 10 yıllık aranın ardından devam filmiyle geri dönüyor. Yönetmen, senarist ve oyuncu kadrosu da dahil olmak üzere orijinal ekibin geri döndüğü ikinci film, dörtlünün yolculuğu devam ederken artık evrim geçirerek daha da gelişen zombilerle hem de hayatta kalmayı başaran diğer insanlarla baş etmesi gerekecektir. Devam filminde Stone, Eisenberg, Harrelson ve Breslin’e Rosario Dawson, Dan Aykroyd, Zoey Deutch, Avan Jogia, Luke Wilson ve Thomas Middleditch de katılıyor.

Asfaltın Kralları – Ford v Ferrari (15 Kasım)

Asfaltın Kralları, 1966 yılında düzenlenen Le Mans 24 Saat Yarışı’nın gerçek hikâyesini konu alıyor. Henry Ford II ve Lee Iacocca ikilisi, tuhaf ancak kararlı bir grup Amerikalı mühendis ve tasarımcıdan sıfırdan bir otomobil yapmalarını ister. Otomotiv vizyoneri Carroll Shelby ve İngiliz şoförü Ken Miles’ın başını çektiği ekip, uzun yıllardır pistlere egemen olan Ferrari’yi Fransa’da düzenlenen 1966 Le Mans Dünya Şampiyonası’nda alt etmek için işe koyulur.

Son filmi Logan’la büyük ses getiren James Mangold’un yönettiği, başrollerde Christian Bale ve Matt Damon’ın yer aldığı film, dünya prömiyerini Telluride Film Festivali’nde yapmasının ardından Toronto ve Londra’ya da konuk olacak. Filme dair ilk yorumların oldukça olumlu olduğunu da belirtelim.

And Then We Danced (15 Kasım)

Prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nden bu yana rüzgarı arkasına alan And Then We Danced, yetenekli dansçı Merab’ın halk dansları ekibine yeni katılan karizmatik bir gence kapılmasını anlatıyor. Merab, baskıcı bir toplumda aşkla birlikte hem de kendini ve cinselliğini keşfediyor. Levan Akin’in yönettiği film, geçtiğimiz günlerde İsveç’in En İyi Uluslarası Film Oscarı aday adayı olarak açıklanmıştı.

Doktor Uyku – Doctor Sleep (22 Kasım)

Overlook’ta yaşadığı travmayı bir türlü atlatamayan Dan, uzun süre huzur bulabilmek için mücadele etmiştir. Dan, o güne dek görmediği kadar parlak bir ışıltıya sahip olan Abra ile tanıştığında geçmişiyle barışır ve onun hayatta kalabilmesi için daha önce hiç olmadığı kadar güçlü bir şekilde korkularıyla yüzleşerek ölüm ve yaşam arasında büyük bir mücadele içine girer.

Stanley Kubrick kült filmi Cinnet – Shining’in yine Stephen King’in romanından esinlenerek çekilen devam filminin yönetmen koltuğunda son dönemde iyi işlere imza atmış olan Mike Flanagan oturuyor. Filmin başrollerinde ise Ewan McGregor, Rebecca Ferguson ve Kyliegh Curran yer alıyor.

Sorry We Missed You (22 Kasım)

Ben, Daniel Blake – I, Daniel Blake’le Altın Palmiye kazanmasının ardından bu yıl Croisette’e geri dönen Ken Loach, yeni filmi Sorry We Missed You ile iyi geri dönüşler alsa da herhangi bir ödül kazanamamıştı. 2008 ekonomik krizinden sonra borca batan ve o zamandan beri finansal mücadele veren Ricky ve ailesini konu alan filmin oyuncu kadrosunda Kris Hitchen, Debbie Honeywood, Rhys Stone ve Katie Proctor gibi isimler yer alıyor.

Sahtekar – The Good Liar (29 Kasım)

Daha önce Tanrılar ve Canavarlar – Gods and Monsters, Mr. Holmes ve Güzel ve Çirkin –
Beauty and the Beast’te birlikte çalışmış olan Bill Condon ile Ian McKellen’ı bir araya getiren, başrolde bir diğer usta oyuncu Helen Mirren’in de yer aldığı Sahtekar, internetten tanışan iki yaşlı insanın arasında gelişen sıra dışı ilişkiyi konu ediniyor. Nicholas Searle‘ın 2015 yılında yayımlanan aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan filmin senaryosu ise, Mr. Holmes’un da senaristi olan Jeffrey Hatcher’a ait. Bir stüdyo filmi olmasından dolayı Güzel ve Çirkin’i bir kenara bıraktığımızda diğer iki projelerinde muhteşem bir iş çıkaran Condon ve McKellen ikilisini yeniden bir araya getiren bu filmi de merakla bekliyoruz.

Bonus: Netflix Filmleri

Bildiğiniz üzere Netflix, geçtiğimiz günlerde yukarıda da görebileceğiniz bir liste aracılığıyla bu yıl pek çok filmini, kendi platformunda yayına girmeden önce, ABD’deki sinemalarda seyirci karşısına çıkaracağını açıkladı. Listedeki tüm filmlerin Türkiye’de vizyona girmeyeceği aşikâr fakat özellikle Marriage Story, The Irishman, The King ve The Laundromat’ın ülkemizde de sinema salonlarına uğramasını bekleyebiliriz. Vizyona girmesi hâlinde bu dört filmi de kaçırmamanızı tavsiye ederiz.


İbrahim Cem Özsefil

İbrahim Cem Özsefil

2333 yazı

Yazarın diğer yazılarını gör →