Sinemada Dansın Büyüsü!
Sinema dansın büyüsünü her zaman kullanmayı bildi. Bir duygunun en güzel dışavurumu olan dans da, kendini usta ellerde bulduğunda izleyiciyi de aynı duygunun içine çekmeyi hep başardı. Sizleri beyazperdeden yansıyan dans sahnelerinden derlenen bir video ile buluşturuyoruz.
“Dans ederken ne hissediyorsun?” ya da “Neden dans ediyorsun?” sorularına karşılık birçoğumuzun aklına gelen ilk cevap “Yaşadığımı hissediyorum.” olur. İnsanı kafasının içinden çıkaran, hem hayatın bu kadar içinde hem de bir o kadar dışında bırakan, durduk yere yaşamayı sevdiren kaç şey sayabiliriz ki? Sayısının çok olmadığını biliyoruz, dansın bu çok kısıtlı listenin parlayan yıldızı olduğunu da. Tabii ki sinema da bu büyüden faydalanıp beslenecekti. Hem de bunu o kadar güzel yapacaktı ki, izleyicinin hayatının en coşkulu anlarında gözünün önüne gelip duracaktı bu sahneler.
Muazzam Bir Video: Sinemada Dansın Büyüsü

Beyazperdenin hafızamıza kazıdığı dans sahnelerine gelince… Al Pacino’nun Scent of a Woman’daki tango performansını hatırlamakta zorlanmayız. Pulp Fiction’da Uma Thurman ve John Travolta’nın çılgın dansını hala taklit ederiz. Çoğatılabilecek bu örnekler, kullanılan müziklere de hakkını teslim etmiş, onları da beraberinde kalıcı kılmıştır. Fazlasıyla kaydadeğer bir şey daha yapmıştır: Değişimi simgelemek. Çoğu yerde dans; karakterini olduğundan çok daha iyiye taşımış, izleyicinin kendisini özdeşleştirmekten alamadığı hale getirmiş, karakterde kendisine ve hayata karşı sorumluluk duygusunu uyandırmıştır. Kısacası, içine aldığına yaşam sevinci ve bilinci kazandırmıştır.
Agata Schultz da, sinemanın dans ile ilgili hazinesine kayıtsız kalamamış ve bir aylık emeğinin sonucu olarak sinemaseverleri çok memnun eden bir video hazırlamış. İşte Scarface’ten Grease’e, Eyes Wide Shut’tan Black Swan’e, Dirty Dancing’ten Pulp Fiction’a uzanan geniş bir yelpazeden seçmelerle derlenen video!
Zeynep Şentürk
179 yazı · 1987 yılında, en sevdiği mevsim olan sonbaharda doğdu. Üç kardeşin en büyüğü. Sokakta oynadı, deli gibi çizgifilm izledi, ilk olarak annesinin hediye ettiği masal kitaplarıyla okuma tutkusu başladı. Hayal kurar, resim yapar, psikolojiden anlar, modayı takip eder, Paulo Coelho ne yazsa okur, Jane Austen’ı takdir eder, sevdiği şiirleri ezberler. Yüksekte başı döner, derinlikten ürker, izlediği her korku filmi rüyasına girer. Boğaziçi Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık mezunu, bol kahve tüketen bir beyaz yakalı olarak hayatına devam eder. Kitaplardan biraz başını kaldırınca devreye girer filmler. Önce uyarlamaların peşinden gider, sonra tavsiyelerden beslenir, en sonunda kıyıda köşede kalmışları ararken bulur kendini. Baktı yetmedi, bir de üretmek ister. “Belki bir gün kendi kısa filmimi çekerim.” diye geçirir içinden.
Yazarın diğer yazılarını gör →