· 19 dk okuma

Sinema Tarihinden 24 Unutulmaz Veda Sahnesi

Sinema Tarihinden 24 Unutulmaz Veda Sahnesi

“Hiç kapıldın mı o hisse, gitmek istersin hani ama aynı zamanda da kalmak gelir içinden.”

-Scent of a Woman (1992)

Hayatın içerisinde insanın başına gelenler her zaman şikayet edilen veya şükran duyulan şeyler olarak ikiye ayrılıyor olsa da bu ayrım arasında bir yıkık duvarın kalıntıları vardır sadece. Şikayet edilenlerin bitişi ile gelen rahatlama, hayatın en güzel şeylerinin bitmesiyle gelen acıyla beraber bir kar küresinin içerisindeki karlar gibi birbirini takip eder ve bir süre sonra birbirlerine karışarak yokluğun içerisinde kaybolur. Bu zıtlık içerisinde ne olursa olsun bir ortak noktaya sahip olan bu iki zıt deneyimler ölüm ve doğumun yaşamı içine aldıkları kesişim kümesi gibi bir birliktelik yaratıp vedaları birbirleri içerisinde barındırıp, ona anlam kazandırıp onu var ederler. Veda sahnesi ise bir şekilde insanın iyi veya kötü deneyimini sonlandırmak için kendilerini meşru kılarken eğer bir insan mükemmel bir şeye hoşça kal demek zorunda kalıyorsa sözcükler anlamsızlaşır ve gözlerin ruha dönüştü anda kıyametler kopmaya başlar.

Eğer insan hayatında büyük bir anlam bırakmış olan bir şeye veya hayatını oluşturmaya başlamış olan bir kimseye veda ediyorsa o an hayat duruyor demektir. Çünkü vedanın ardından gelecek olan sahneler asla o eski hayatın devamı olmayacaktır. Hayat o an, o veda ile biterken vedanın sonrasında yıkık dökük yeni bir hayat başlayacaktır. Bu yeni hayatın duvarlarını yavaş yavaş ören insan bir sonraki vedasına kadar kurduğu düzen içerisinde kendini tatmin etmeye ve heyecanlarının kurbanı olmaya devam eder. Ancak eğer insan için henüz bitmemiş yada bitmesi için bir istek duymadığı yada buna kendini hazırlamadığı anda bitmek için öne çıkan durumda insanın yaşarken ölmesi gibidir veda etmesi. Sözcükler yetersiz kalır ve zihinden geçen onca cümle sessizliğin içinde yok olur. Birkaç saniyelik sarılma ve o bedeni hissetme acının kendisi olur ve bir daha o anı yaşayamayacak olmanın bilinci zihni karanlığın uçurumuna iter. Bu karanlık içerisine beyazperdenin karanlığı delip ışığı ile yeni bir evren yarattığı sinemada vedanın temsili her zaman en büyük hüzün, olgunluk, sessizlik ve acı anlarından biri olmuştur. Bu temsil alanında ortaya çıkan ayrılığın resmedilişlerini ve vedanın sessiz ağıtı içerisindeki bizim için unutulmaz olan hoşça kalları sizler için derleyip veda sahnesi listesini hazırladık.

Spoiler vermekten kaçınmak adıyla filmlerin açıklamalarında veda sahneleri anlatılmamıştır.

Sinema Tarihinden 24 Unutulmaz Veda Sahnesi

Gone with the Wind (1939)

gone-with-the-wind-filmloverss

Scarlett O’Hara’nın hüzün dolu hikayesi içerisinde kitabın etkisini unutamayanlar için filmin büyüsü paha biçilemezdir. Gone with the Wind, filminin isminin bile herkes tarafından biliniyor oluşu ve ağızlarda zikredilmesinin sebebi konusundaki her daim devam eden hırs, aşk ve acının var olması ama bu duyguların hiçbir zaman abartıya kaçılmadan çok büyük bir sadelik içerisinde izleyiciye verilmesidir. Gone with the Wing filmi bir kadının savaş dönemi hem aşk arasında hem de yaşam arasında kalmasının hikayesidir. Aşık olunana insan ile beraber olamamanın getirdiği hüznün yanında savaş anındaki kıtlıklarla beraber ölümlerin ve kayıpların hikayesi olan film, sinemanın hüzün kültleri arasındadır. Margaret Mitchell’ın kitabından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda Victor Fleming yer alırken başrollerde Clark Gable ve Vivien Leigh bulunmaktadır. Rhett Butler’ın filmin sonunda Scarlett O’Hara’ya yaptığı konuşma ve anın büyüsü unutulmaz bir vedanın rüyası ve kopuşun bir kabusu gibidir.

Casablanca (1942)

casablanca

Murray Burnett’in Everybody Comed to Rick’s isimli oyunundan beyazperdeye uyarlanan film sinemanın unutulmayacak filmleri arasında yerini almıştır. Filmin yönetmen koltuğunda Michael Curtiz yer alırken filmin başrol oyuncu kadrosunu ise Humphrey Bogart, Ingrid Bergman, Claude Rains ve Paul Henreid gibi unutulmaz oyuncular oluşturmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’nın başlarında bir örgüt lideri olan Victor Lazlow Alman toplama kamplarından kaçar ve Lizbon’a ulaşarak oradan Amerika’ya kaçmak için Kazablanka’ya gelir. Kazablanka bu atmosfer içerisinde bir kaçış limanı olmuştur ve insanlar yaşamlarına umudu getirmek için buraya gelip buradan bir yerlere göçmeye çabalamaktadır. Victor da bu çaba içerisindeyken Rick’in yardımına ihtiyaç duyar ancak Rick’in kalbinin tek sahibi olan kadın Victor’un karısı iken bu yardım Rick için çok zor bir karar olur. Filmin sonunda yapılması gereken tercihlerin aşk ve mantık ayrımına gelmesi ile veda bitmemiş bir şeyin bitirilmesi ile gelecektir.

The Third Man (1949)

the-third-man-filmloverss

1949 yapımı olan ve Carol Reed’in yönetmen koltuğunda oturduğu kült film The Third Man görselliğinde ışığın ve gölgenin ahenkli bir şekilde dans ettiği filmde, karakterler ile beraber Viyana’nın altında ve üstünde çıktığımız yolculuk açıların oynanması, görüntünün kayması ile gözümüz için destansı bir yolculuğa dönüşür. Joseph Cotten tarafından canlandırılan Holly Martins Amerika’da ucuz roman (pulp fiction) olarak adlandırılan romanların yazarıdır. Fakat maddi durumu yerinde değildir ve her daim kör kütük sarhoştur. Viyana’daki eski arkadaşı Harry Lime’ın (Orson Welles) yaptığı iş teklifini düşünür ve bir şans vermek için İkinci Dünya Savaşı’ndan henüz çıkmış olan savaş gazisi kente gelir. Fakat geldiği anda eski arkadaşının bir trafik kazasında olduğunu öğrenir. Ancak hiçbir şey Holly’nin “gördüğü” gibi değildir. Bu görünmezlik ve bilinmezlik ile beraber Holly bir yolculuğa çıkar Viyana’nın kanalizasyonlarında ve sokaklarında, bu yolculuk yok olma ve çekip gitmenin şiiri ile sonlanır.

Harold and Maude (1971)

harold-maude-filmloverss

Filmin senaryosunu Colin Higgins’in yazdığı yapımın yönetmenliğini Hal Ashby üstlenmektedir ve filmin başrollerinde Ruth Gordon ve Bud Cort oynamışlardır. 20’li yaşlarında genç bir adam olan Harold ailesinin içerisinde yok olan utangaç bir çocuktur. Babasını kaybetmiş olan Harold, annesinin ilgisini çekmek için çeşitli intihar numaraları yaparak. Ölüme olan takıntısıyla beraber annesinin ilgisini çekmeye çabalayan Harold evlenmek için hiçbir kadını beğenemez bağlanamaz çünkü o ölüme bağlıdır. Bu bağlılığını göstermek için her zaman tanımadığı cenazelere katılır. Bir gün bu cenazelerden birine yine cenazelere katılan bir kadın olan Maude ile karşılaşır. Bu karşılaşma ikilinin aşkından tutun da anarşistliğine kadar birçok ortaklıklarını ve zıtlıklarını su yüzüne çıkarır. Aralarındaki yaş farkını görmeyen izleyiciye filmin yaşattığı duygu tarifsiz ve benzersizdir! Filmin sonunda film hakim olan ölümün gelmesiyle vedanın açığa çıkması sevgiyi de beraberinde getirir ve sıra artık ölümü değil başkalarını sevmektedir.

One Flew Over the Cuckoo’s Nest (1975)

one-flew-over-the-cuckoos-nest-filmloverss

1962 yılında yazılmış olan Ken Kesey imzalı aynı isimli romandan beyazperdeye uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda Milos Forman yer alırken filmin oyuncu kadrosunu Jack Nicholson, Louise Fletcher, William Redfield, Michael Berryman, Peter Brocco, Dean R. Brooks ve Danny DeVito oluşturmaktadır ve film muazzam performansların bir temsil alanıdır. Bir mahkum daha rahat olan ve daha az güvenliğin olduğu bir akıl hastanesine gitmek için akıl hastası numarası yapar ve hapishaneden hastaneye transfer ettirilir. Bu transfer ile beraber Nicholson tarafından canlandırılan McMurphy hem rolünü oynamaya devam eder hem de kaçış planları yapmaya çabalar. Bu planlar ile beraber özgür ruhunu gizlemeyen McMurphy diğer hastaları da kendi tarafına çekmeye başladıkça Mildred isimli hemşirenin de güvensizliğini ve sevgisizliğini kazanmaya başlar. Filmin sonunda sessizliğin yeniden sağlandığı ve sessizliğin bozulmasına izin verilmeden yapılan veda filmi unutulmaz yapan andır.

Selvi Boylum Al Yazmalım (1977)

selvi-boylum-al-yazmalim-filmloverss

Cengiz Aytmatov tarafından 1970 yılında yazılmış aynı isimli romandan beyazperdeye uyarlanan film Selvi Boylum Al Yazmalım, Ali Özgentürk tarafından senaryolaştırılmış ve beyazperde unutulmaz filmleri arasına Atıf Yılmaz’ın yönetmenliği ile kazandırılmıştır. Filmin oyuncu kadrosunda izleyici karşısına Türkân Şoray, Kadir İnanır ve Ahmet Mekin çıkmaktadır. İlyas ve Asya birbirlerine aşık olup evlenirler ve Samet isminde bir oğulları olur. İlyas bir kamyon şoförüdür ve sık sık yolculuk etmekte Asya ile Samet’i yalnız bırakmaktadır. Bir gün Asya İlyas’ın onu aldattığını görür ve bunun üzerine İlyas işlerinin kötü gitmesiyle de beraber Asya’yı terk eder. Asya oğlu ile yollara düştüğünde Cemşit ile karşılaşır ve Cemşit Asya ile onun oğluna kendini açar. Cemşit’in tamamen kendini açması ile Asya’nın yeni bir hayatı başlar. Ancak bir gün İlyas dönünce Asya büyük bir tercih yapmak zorunda kalır. Türk filmleri içerisindeki en önemli veda sahnesi Selvi Boylum Al Yazmalım ile yaratılmıştır.

Sophie’s Choice (1982)

Sophie's Choice

Bir kadının yeniden başlama hikayesinde geçmişten getirdiği yüklerin ağırlığı altında kalarak can çekişmesi ve duygusal acılarının iki bireyin yüzünde farklı perspektifler ile görmesinin hikayesi Sophie’s Choice! Yahudi olduğu için uzun zaman boyunca bir toplama kampında tutulmuş olan Sophie belki de şizofren diyeceğimiz ilişki partneriyle beraber bir süreç içerisindedir. Lakin bu süreç içerisine üçüncü bir şahsın girmesi ve onun Sophie’yi tanıma uğraşı beraberinde geçmişi de getirir. İnsanın bir başkasına kendisini anlatırken her zaman geçmişin rüzgarlarını da çağırıyor olması ve geçmişteki seçimlerin insanı yaratıyor olması Sophie’nin hayatındaki en büyük gizem ve hortlaktır! Bu gizem ile beraber bir anne büyük seçimlerin gölgesinde kendini var etmeye çabalar. Sinema tarihinin unutulmayacak olan ve vedaların en büyüklerinden biri olan filmin yönetmen koltuğunda Alan J. Pakula yer alırken filmde muazzam performansları ile iz bırakmış Meryl Streep, Kevin Kline, Peter MacNicol yer almaktadır.

E.T. the Extra-Terrestrial (1982)

e-t-the-extra-terrestrial-filmloverss

Steven Spielberg tarafından yönetmenliği yapılan Melissa Mathison tarafından senaryosu yazılmış olan film, E.T. the Extra-Terrestrial bir uzaylının, dünyanın dışından dünyayı incelemek için gelmiş ancak terk edilmiş bir canlının bilinmediği topraklarda yapayalnız kalmasıyla beyazperdede yolculuğuna başlar. E.T. yapayalnız kaldığı ve korkutuculuğu içerisinde kendi yolunu kaybettiği bu dünyada hayatta kalmak için bir yol ararken kendini bir anda bir evin arka bahçesinde bulur. Bu arka bahçe aslında evinde olsa da kendini bu eve ve çevresindekilere yabancı hisseden Elliot’ın evidir. Bu kader veye tesadüf büyük bir dostluğu yaratır ve Elliot ile E.T. arasındaki hem fiziksel hem zihinsel birliktelik sinema tarihinin en muazzam dostluğunu oluşturur. Filmin oyuncu kadrosunda ise Henry Thomas, Drew Barrymore, C. Thomas Howell, Peter Coyote ve Robert MacNaughton yer almaktadır. Filmin sonunda bedensel birliktelik dışında kalbin ve zihnin bir arada olması en hüzün dolu sahnelerden birini yaratır.

Stand by Me (1986)

stand-by-me-filmloverss

Stephen King’in The Body isimli romanından uyarlanmış olan filmin senarist koltuğunda Raynold Gideon ve Bruce A. Evans yer alırken filmin yönetmenliğini Rob Reiner üstlenmiştir. Filmin genç oyuncu kadrosunu ise River Phoenix, Wil Wheaton, Corey Feldman, Jerry O’Connell, Kiefer Sutherland, Richard Dreyfuss ve John Cusack oluşturmaktadır. Gordie Lachance artık yetişkindir ve bir yazar olmuştur. Bir gün gazetede çocukluk arkadaşlarından birinin öldüğünü görünce geçmişe doğru bir yolculuk izleyiciyi alıp götürür. King’in kendi ergenliğinden esinlenerek kaleme aldığı kitaptan uyarlanan filmde dört arkadaş ergenliklerine yeni yeni girmeye başlamıştır. Bu çocukların birbirlerinden başka aslında hayatta pek bir şeyleri yoktur çünkü hepsinin ortak noktasında ailelerinin onları görmemesi ve onlara kötü davranması yer almaktadır. Birbirlerinin ailesi olan bu dört çocuk bir gün ormanda bir çocuğun cesedinin bulunduğunu duymalarıyla ormana yolculuğa başlarlar ve filmin son vedası büyük bir sevginin varlığıdır.

Ghost (1990)

ghost-2-filmloverss

Bruce Joel Rubin tarafından senaryosu yazılmış olan ve Akademi Ödülleri’nde En İyi Orijinal Senaryo Ödülü’nü almış olan film Ghost’un yönetmen koltuğunda Jerry Zucker yer alırken filmin oyuncu kadrosunu muazzam performansları ile Patrick Swayze, Demi Moore, Tony Goldwyn ve Whoopi Goldberg oluşturmaktadır. Filmde Swayze ve Moore tarafından canlandırılan Sam ve Molly çifti birbirlerini deliler gibi sevme şansını yakalamış bir çifttir. Taşındıkları yeni apartmanda kendi düzenlerini kurmaya çabalarken bir gün serseriler tarafından saldırıya uğrarlar ve Sam öldürülür. Ancak Sam’in ruhu hala dünyadadır ve Molly’i korumaya çalışırken, kendi katillerini arar. Bunu yaparken bir falcı bulur ve onu görüp onla konuşabilen bu falcıyla Sam dünyadakilerle ilişkisini sağlar. Sam’in hayalet olarak zamanı geçerken ve dünyada kalabileceği zaman daralırken Molly’e olan aşkının değerini daha da iyi anlar. Filmin sonunda ışığa yürüyen Sam ile Molly’nin vedası gözleri kör eden bir aşkı yansıtır.

Terminator 2: Judgment Day (1991)

terminator-2-1991-filmloverss

James Cameron tarafından yazılmış ve yönetilmiş Terminator serisinin ikinci filmi olan Judgment Day ilk filmden tam on yıl sonrasını anlatan bir hikaye ile izleyici karşısına çıkmıştır. 1991 yılında izleyici ile buluşan filmin oyuncu kadrosunu Arnold Schwarzenegger, Linda Hamilton, Edward Furlong ve Robert Patrick oluşturmaktadır. Serinin ikinci filmde 2029 yılında izleyici karşılanır ve makinelere karşı insan direnişinin ve ayaklanmasının lideri olan John Connor izleyici karşına çıkar. John milyarlarca insanın ölümüne sebep olan olaydan sonra yavaş yavaş güçlenmiş ve insanları örgütlemiştir. John’u durdurmak isteyen makineler John’un 13 yaşında olduğu zamana bir yok edici yollarlar ve John’u tarihten silmeye çabalarlar. Bunun üzerine John kendisini geçmişte koruması için ilk filmde annesini öldürmesi için yollanan yok ediciyi yollar ve makineler geçmişte karşı karşıya gelir. Filmin veda sahnesi ise hem bir fedakarlık hem de bir kahramanlık cevherleri ve büyük duygusallığı taşımaktadır.

Schindler’s List (1993)

schindler-s-list-filmloverss

“Kim ki bir insanın hayatını kurtarır, o tüm Dünya’yı kurtarır” diye bir sözün olduğu savaşın içinden ve dışından bir film Schindler’s List. Schindler ilk başta parasız olan fakat sadece dış görünüş ve yerinde uygun durumlar, tavırlar ile kendini insanlara ‘pazarlayabilmiş’ bir iş adamıdır. Kurduğu fabrikada Yahudi’ler için iş imkanı sağlayan Schindler bir süre sonra bu Yahudi’lerin ‘kurtarıcısı’ olacaktır. Birçoğu için katil veya kapitalist köle arzusu olan burjuva olsa da Schindler her zaman daha fazla hayat kurtarabileceğini bilen bir adamdır. Kırmızı montlu kız figürünün birçoğumuz için rüyalarımızda bile kovalandığımız birçok şeyin metaforu olduğu film bir hayata nelerin sığdırıldığını gösteriyor. Thomas Keneally tarafından yazılmış romandan uyarlanan ve yönetmenliğini Steven Spielberg’ün yaptığı filmde Liam Neeson, Ben Kingsley ve Ralph Fiennes yer alır. filmde Neeson tarafından yapılan veda sinema tarihinin en içten ve en korkunç gerçekçi özelliği taşıyan vedasıdır.

La vita è bella – Life Is Beautiful (1997)

life-is-beautiful-filmloverss

Bir babanın hayal dünyası onun en sevdikleri için yarattığı balonda dışarıdaki hortlaklara karşı onları koruyabilir mi ve bu hayal dünyası savaşın acı oklarıyla darbe aldığında izleyici göz yaşını tutabilir mi? Life is Beautiful savaşın hiçbir ayak sesi yokken fakat nefretin kendini göstermeye başladığı bir dönemde gözünü açtırtıyor izleyiciye. Bir aşkın tesadüfler ve ‘delilikler’ ile başlaması ile bir ailenin temelleri atılıyor. Fakat bu aile bir anda gelen savaşın ve nefretin birleştirdiği korkutucu yıkım ile ayrı düşüyor. Bu ayrı düşüşte bir anne kocasına ve oğluna kavuşmaya çabalarken bir yandan da baba oğluna savaşın tüm hırçınlığını göstermemek için hayal gücünde bir oyun yaratıyor; oğlunu zehirlemek isteyenlere karşı kahkaha atıyor ancak tüm bu gülüşler vedanın piyesiyle kendini acıya bırakıyor! Roberto Benigni ve Vincenzo Cerami tarafından senaryonun yönetmenliğini Roberto Benigni üstlenirken filmin oyuncu kadrosunu Roberto Benigni, Nicoletta Braschi, Giorgio Cantarini ve Giustino Durano oluşturuyor.

Titanic (1997)

james-cameron-titanicteki-jackin-olum-seklinin-tartısılmasını-istemiyor-filmloverss

Sinema tarihinin en ünlü aşıklarından Rose ve Jack. Tarihi bir olay olan Titanic gemisinin batmasına aşkın kurgusu eklenince çoğu kişi için sinemanın unutulmaz ve birden çok kez izlenmiş yapımı ortaya çıktı. Bu filmde cinsellik hiçbir zamanda ön planda tutulmadı çünkü tartışılan daha çok hiyerarşik yapıydı veya filmin artık ikinci yarısından sonra gelen hayatta kalma mücadelesiydi. Fakat tüm bu koşturmanın içerisinde bir arabanın buğusu ve bir el sahnesi vardır ki akıllara kazınmıştır ve sinema tarihindeki gizli erotik sahnelerin başında gelmektedir. Bu erotizmin çevresinde dolaşan aşk ile beraber bir çiftin kavuşma arzusu ile yaptıkları, geminin kaderi ile birleşince ortaya destansı bir var olma ve beraber olma çabası ortaya çıkmıştır. James Cameron tarafından senaryosu yazılan ve yönetmenliği yapılan filmin başrollerindeki aşıkları Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet canlandırmıştır. Sinemanın en duygusal vedalarından biri ve aşkın yok olması Titanic ile vücut bulmuştur.

Armageddon (1998)

armageddon-filmloverss

Jonathan Hensleigh ve J.J. Abrams tarafından senaryosu yazılmış olan bilimkurgu filmi Armageddon’nun yönetmen ve yapımcı koltuğunda Michael Bay yer almaktadır. Filmin oyuncu kadrosunu ise Bruce Willis, Ben Affleck, Liv Tyler, Billy Bob Thornton, Steve Buscemi ve Owen Wilson oluşturmaktadır. New York’a hayatı artık ciddi anlamda etkileyen küçük gök taşları düşmektedir ve NASA artık bunun nedenini biliyordur. Dünyaya bir gök taşı yaklaşmaktadır ve bu gök taşının boyutu neredeyse bir küçük ülke kadardır. Eğer gök taşı dünyaya çarparsa -ki gidişat o yöndedir, insanlık için bir kıyamet meydana gelecektir. Bilim insanları bu gök taşını durdurmak için bir plan yapar ve bu planı uygulaması için bir ekip kurar. Bu ekibin görevi gök taşına iniş yapmak ve kazı yaparak gök taşının içerisinde bir bomba yerleştirmektir. Bu bomba patlatıldığında gök taşı iki parçalanacak ve dünyaya isabet etmeden yok edilecektir. Ancak planlar teoriye uymaz ve izleyici için büyük bir hüzün kendini veda ile gösterir.

The Truman Show (1998)

the-truman-show-filmloverss

Peter Weir tarafından yönetilmiş olan 1998 yılı yapımı film The Truman Show, bir adamın ve yaşadığını sandığı hayat üzerine kurulmuş olan bir filmdir. Senaryosu Andrew Niccol tarafından yazılmış olan The Truman Show’un başrollerinde Jim Carrey, Laura Linney, Ed Harris ve Natascha McElhone gibi isimler yer alıyor. The Truman Show’da Jim Carrey tarafından canlandırılan Truman Burbank, bir adada yaşayan ve kendi hayatı içerisinde zamanın geçmesini izleyen bir bireydir. Doğup büyüdüğü yerde yaşayan Truman bir eşe sahiptir, evi vardır, işi vardır. Adanın içerisinde yaşarken çevresini çevreleyen su ile büyük bir tecrübe yaşamış olan Truman, babasının ölümüne sebep olan su ile arasındaki gerilimi atlatamamıştır. En büyük korkularından biri olan su ile çevrilmiş olan adada Truman hayatını geçirmeye devam eder yeni gelen her gün ile kapana sıkılmış bir alanda kendi hayat kurgusunu yaşar. Ancak yaşamının gerçekten de bir kurgu olduğunu öğrenen Truman muazzam bir veda ile bu kurguya son verir.

Monsters, Inc. (2001)

monster-inc-filmloverss

Pixar stüdyolarının imzasını taşıyan ve stüdyonun en iyi yapımlarından biri olarak kabul edilen Monsters, Inc. animasyon filmi herhangi bir yaş sınırlamasının tahakkümü altına girmeden birçok izleyiciyi kendine bağlamış ve anlattığı fantastik hikaye içerisindeki duyguların yoğunluğu ile filmin unutulmazlar arasına girmesine olanak sağlamıştır. Peter Docter tarafından yönetilen filmde canavarlar bir elektrik sıkıntısı çekmektedir ve bu gücü bulmak için yeni yollar aramaktadır. Yapılan yeni bir teknoloji ile insan çığlıklarının birikmesiyle makine bu çığlıkları enerjiye çevirebilmektedir. Canavarların yapmış oldukları kapılar çocukların odalarının içerisine açılmaktadır ve bu karanlık saatler içerisinde canavarlar küçük çocukların odalarına girerek onları korkutmakta ve böylelikle onların çığlıkları ile enerjilerini karşılamaktadır. Canavarların en korkuncu olan Sulley Poo isimli küçük bir kızın odasına girer ve büyük bir dostluk kendini gösterir. Ancak olmaması gereken bu dostluğun sonu yakındır ve kaçınılmazdır.

Lost in Translation (2003)

lost-in-translation-filmloverss

Sofia Coppola tarafından yazılan ve yönetilen Lost in Translation, Scarlett Johansson ve Bill Murray’nin unutulmaz performanslarını bir araya getiriyor. Murray’nin canlandırdığı Bob orta yaşlı Amerikalı bir oyuncudur. Bir reklam filmi çekimi için Japonya’ya gelir ve içine girdiği bu farklı kültür içerisinde yok olmaya başlar çünkü onu çevreleyen dil ve algılar ona fazlasıyla yabancı gelirken kalabalık içerisinde yalnızlıkla mücadele etmesi onu içten içe yiyip bitirir. Ancak aynı otelde Charlotte ile tanışır. Bu iki aynı kültürü paylaşabilen insan farklı kültür içerisinde bir hafta sonunu beraber geçirmeye başlar. Zaman geçmeye başladıkça sessizlik bir anda dile gelmeye başlar ve artık iki insanın melankolisi ayrılamayacak gibi bir şekilde birbirine düğümlenerek büyük br kaos ve aynı zamanda huzur alanı oluşturur. Lost in Translation hem iki yabancı olmak hem de bir bütün olmak üzerine destansı bir şiirdir. Ancak her şiirin son dokunuşu gibi filmin de son dokunuşa sahip bir vedası vardır.

Brokeback Mountain (2005)

brokeback-mountain-filmloverssBrokeback Mountain filmi iki erkeğin birbirlerine hiçbir şey beklemeden ve hiçbir şey söylemeden sevmesinin ve bununla toplumun tüm kurallarına karşı üzerlerinde hissettikleri ağırlık ile yapmalarını, birbirlerinin kollarında huzuru bulmalarının eşlik etmesiyle beraber izliyoruz. Para kazanmak amacıyla ve belki de zincirlerinden uzaklaşmak amacıyla çobanlık yapan erkeğin bir dağda hayvanlar ile geçirdikleri bir kışın altında soğuğun içinde ama tüm toplum soğukluğunun ve katılığının dışında birbirlerine dönerek nasıl içlerini açtıklarını ve ölüm ile her daim burun buruna yaşamanın ve kendini içinde susturup olmanı istediğin kişi olmak ile imtihan vermelerini görüyoruz. Ang Lee tarafından yönetilen ve Annie Proulx’un kısa hikayesinden uyarlanan filmde aşkı, aşık olmayı muazzam bir şekilde anlatan iki adama Jake Gyllenhaal ve Heath Ledger hayat veriyor. Bu aşkın içerisinde gerçekleşen ayrılık sözcüklerle bir veda içermese de o son sarılış ve acı tüm sözcüklerin ötesinde bir vedayı kucaklıyor.

Into the Wild (2007)

into-the-wild-filmloverssJon Krakauer’ın 1996 yılında yazmış olduğu aynı isimli romandan beyazperdeye uyarlanan film gerçek bir hayat öyküsüne dayanmaktadır. Christopher McCandless isimli bir gencin gerçek hayat öyküsünün daha sonra bulunan günlü ve fotoğraflar ile kitap haline getirilmiş macerasından yola çıkarak oluşturulmuş kurgusal filmin yapımcılığını, senaristliğini ve yönetmenliğini Sean Penn üstlenmiştir. Filmde Christopher McCandless’ı canlandıran oyuncu Emile Hirsch’e oyuncu kadrosunda Vince Vaughn, Catherine Keener, Kristen Stewart, William Hurt, Marcia Gay Harden, Zach Galifianakis ve Hal Holbrook eşlik etmiştir. Filmin ana karakteri olan Christopher üniversiteden yeni mezun olmuş bir gençtir. Hayatı ile ilgili ne yapmak istediğine bir türlü karar veremeyen ve kapitalist toplumun yüklerini sırtlanmak istemeyen genç ailesi ile ilgili sorunlardan da kaçmak için iki yıl sürecek bir Alaska yolculuğuna başlar. Bu yolculuğun konu edindiği film Into the Wild’da Christopher hayata adım adım veda ederek yaşama hoşça kal der.

Okuribito – Departures (2008)

departures-filmloverss

Kundo Koyama tarafından senaryosu yazılmış olan ve Yojiro Takita’nın yönetmenliğini üstlenmiş olduğu film Okuribito – Departures bir adamın tam olarak ne iş yapacağını bilmeden girdiği bir işte kendisini cenaze törenlerinde uğurlayıcı olarak bulmasını konu ediniyor. Filmin oyuncu kadrosunda izleyici karşısına çıkan isimleri ise Ryoko Hirosue, Masahiro Motoki, Kimiko Yo, Tsutomu Yamazaki ve Kazuko Yoshiyuki oluşturuyor. Çello sanatçısı olan Daigo çaldığı orkestra dağılınca işsiz kalır ve karısı ile tek çare olarak memleketlerine dönmeyi düşünür. Evli çift memleketlerine döndüklerinde Daigo iş aramaya başlar ve bir turizm acentesi olduğu düşündüğü bir yere iş görüşmesine gider. Buranın iş vereni Daigo’nun öz geçmişine göz gezdirip onu işe alır ancak konuştukları bu yerin arkasında duvarlara tabutlar yaslanmıştır. Daigo tam olarak iş tanımının ne olduğunu sorduğunda ise artık işinin ölüleri cenaze törenleri için hazırlamak olduğunu öğrenir ve her gün onun için bir bedene veda etme ritüelini beraberinde getirir.

Weekend (2011)

weekend-filmloverss

Andrew Haigh tarafından yazılmış ve yönetilmiş olan film Weekend’in oyuncu kadrosunda doğaçlama ile bezenmiş sade ve etkilemeye çabalamadan etkisi altına alan oyunculuklarıyla Tom Cullen ve Chris New çıkıyor. Filmde Russel arkadaşları ile geçirdiği bir gecede yalnızlığı ile bir kez daha yüzleşmek zorunda kalır ve en azından o gece yalnızlığını unutmak için ve biriyle tanışmak için bir kulübe gider. Bu kulüpte Russel Glen’i görür ve bakışmaları, flörtleşmeleri gecenin sonuna kadar sürer ve tek gecelik bir seks ile geceyi beraber geçirirler. Sabah uyandıklarında aslında birbirlerini tanımadıklarını fark eden bu iki adam konuşmaya ve tanışmaya başlar. Bu ritüel içerisinde ikisi birbirine yakınlaşmaya ve kendilerinde eksik olanları birbirlerinde görmeye ve tamamlanmaya başlarlar. Ancak hayat bir peri masalı olmadığı için mutlu son bilinç dışında var olduğu gibi gelişmez. Glen hafta sonunu geçirdikten sonra gitmektedir ve bu iki günlük aşk ile beraber gelen veda kalbin kırılmasını tam olarak resmetmektedir.

Her (2013)

her-filmloverss

Aşk gerçekten de bedene ihtiyaç duyar mı ya da aşk için gözlerin birbirine kenetlenmesi gerekir mi gibi aklımıza gelmesine imkan vermediğimiz soruları ciddi bir şekilde düşünmemize yol açan ve aşkın tüm yüzlerini aşkı yaşayanlardan birinin yüzünü göstermeden dile getiren unutulmaz bir filmdir Spike Jonze tarafından yazılmış ve yönetilmiş film Her. Joaquin Phoenix tarafından hayat verilen Theodore karakteri zamanın bir yerinde belki de distopya olarak göreceğimiz bir hikayenin içerisine yaşamaktadır. Yalnızlığın alışılmış bir düşman olduğu bu zamanda Theodore insanların el yazısıyla hayatlarındaki sevdikleri insanlara mektuplar yazmaktadır ve bu onun yalnızlığını daha da yırtıcı hale getirir. Ancak bir gün Theodore yeni çıkan bir yazılım ile konuşacak bir sesi kendisi yaratır. Scarlett Johansson tarafından seslendirilen Samantha bir yanda sadece sesi olan bir uzay öznesi olmaktan çıkmaya başlar Theodore için ve aşkın yeniden yaratılmış masalının bir öznesi olur, ancak her masalın bir sonu vardır.

Big Hero 6 (2014)

big-hero-6-filmloverss

Don Hall ve Chris Williams tarafından yönetilen Disney imzalı animasyon filmi Big Hero 6 87. Akademi Ödülleri’nde En İyi Animasyon Filmi Oscar’ını kazanmıştır. Filmin ana karakteri olan Hiro Hamada küçük yaşına rağmen teknoloji ve mühendislik alanında büyük bir yeteneğe ve zekaya sahiptir. Abisi ve teyzesi ile yaşayan Hiro Hamada, bu yeteneğini sokakta robotları dövüştürmek için robot yaparak harcamaktadır. Bir akşam abisi Hiro’yu okuluna götürür ve arkadaşları ile tanıştırır. Tadashi ve arkadaşları üniversitede birçok teknolojiyi kullanarak robotlar ve teknolojik aygıtlar geliştirmişlerdir. Bunlardan biri de Tadashi’nin yaptığı Baymax’dir. Hiro gördüklerinden etkilenip üniversiteye kabul almak için mikrorobotlardan bir ordu yaratır ancak Hiro’nun sunum yaptığı günde büyük bir yangın çıkar. Tadashi profesörünü kurtarmak için yangına dalar ve maalesef hayatını kaybeder. Baymax ile Tadashi’nin intikamını almaya çabalayan Hiro Baymax’i de kaybedeceği an vedaların hayatın bir parçası olduğunu bize öğretir.


Osman Karakülah

Osman Karakülah

290 yazı · Osman çocuğun ölüm ile imtihanı 92 yılının mayıs ayında Antalya'da başladı. Sonuçta doğduğu anda ölümle son bulacak bir geri sayım saatinin düğmesine basılmıştı. Fakat altı yaşında bir gün ablası sevgilisi ile yalnız kalmak için onu tek başına sinema salonunda bırakınca bu çocuğun hayatı değişti. O an ölümden nasıl kaçacağını öğrendi ve sinemaya olan aşkı başladı. O şu an akademik kariyeriyle cebelleşirken ve hala ölümden korkarken ölümsüzlüğü, aşkı ve huzuru sinemada buluyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →