· 10 dk okuma

Sinema Tarihinden Mutlaka İzlenmesi Gereken 15 İntikam Filmi

Sinema Tarihinden Mutlaka İzlenmesi Gereken 15 İntikam Filmi

İntikam duygusu insanı ele geçirdiğinde büyük tehlikelere yol açabilen korkutucu bir duygudur. İnsanların hayatlarını sonsuza kadar etki edebilecek sonuçlar doğurma potansiyeli vardır. Elbette ki insanın iç dünyasına ayna tutma görevini elinden bulunduran sanatın parçalarından biri olan sinema, bu duyguya bol bol yer verir. İşte karşınızda intikam duygusunun ön plana çıktığı kesinlikle izlenmesi gereken 15 başarılı film.

‘Eğer bir mücadeleyi kaybedersen, bütün hayatın boyunca peşinden gelir ve intikamını alana kadar seni rahatsız eder.’

-Muhammed Ali

Bir kişiyi insan yapan en önemli özelliklerinden birisi hissettiği duygulardır. Üzüntü, mutluluk ve hırs gibi duygular günlük hayatımıza yön verir ve bizi şekillendirir. Bu duygulardan birisi de intikam duygusudur. İçimizdeki hırs, üzüntü ve kaybetme duygularının bir araya gelmesi ile oluşur. Bir insanın sahip olduğu en tehlikeli duygulardan biri olan intikam, yüzlerce insanın hayatına son vermiş veya hayatları sonsuza kadar değiştirmiştir. Çektikleri acının ve yaşadıkları üzüntünün etkisiyle birçok insanın gözleri intikam duygusu ile dönmüştür. Elbette intikam duygusu her zaman bu kadar sert ve etkili olarak karşımıza çıkmaz. Muhammed Ali’nin yukarıdaki sözünde de belirttiği gibi bir maç kaybettiğinizde de intikam duygusu sizi ele geçirebilir. Hatta bu sayede gelecek defa kazanan taraf siz olabilirsiniz. Ancak çoğunlukla intikam sonucu kötü olan bir eyleme dönüşür. Yapılan bir sürü yanlışın ardından kişi ardına baktığında o yanlışları yaparken neler düşündüğünü bilemez. Bu hataları ve kötülükleri yapan kişi gerçekten kendisi midir? Bu kişi intikam duygusunun etkisiyle, kendisini üzen bir insanı daha da üzmeyi amaçlamıştır. Bu sayede intikamını alıp huzurla uyuyabilecektir artık ya da öyle düşünmektedir. Peki gerçekten huzura kavuşacak mıdır? Bu yaptıklarında haklı mıdır?

İntikam duygusunun ardında genellikle kişiye verilen zararın kişinin içsel hayatına etkisi yatar. Bazı insanlar ne kadar darbe yeselerde affetmenin gücüne inanırlar ve bunun en büyük intikam olduğunu düşünürler. Ne de olsa affedilmeyi gerektirecek bir hareket yaptığını kişiye göstermek ayrıca bir intikam değil midir? Hem böylece verilen zarar minimumda kalır. Ancak affetmek kolay değildir ve bir şey yapılmalıdır kişinin içindeki acıyı dindirmek için. Böylece intikam duygusu eyleme dökülür ve intikam alındığı anda insanın içini anlık bir ‘huzur’ kaplar. Artık kendisini üzen kişi de üzülmüştür. Fakat dünyada artık bir tane daha üzgün insan vardır. İntikam duygusu bu sebeple zapt edilmesi gereken bir duygudur. Daha da önemlisi insanların intikam duyguları kabartılmamalıdır. Dünya tarihinde binlerce örneğini gördüğümüz intikamlar, edebiyat ve sinemada da karşımıza çıkmıştır. İntikam konusu izleyiciyi içine çeker, hele ki karakterin intikam alma sebeplerini destekliyorsa. Aksiyon filmlerinin birçoğu da temelini intikam hikayelerinden alır.  İşte karşınızda bu tarz intikamları temel alan kesinlikle izlenmesi gereken 15 intikam filmi.

Sinema Tarihinden Mutlaka İzlenmesi Gereken 15 İntikam Filmi

Kind Hearts and Coronets (1949)

Kind-Hearts-and-Coronets-filmloverss

Robert Hamer’in yönettiği bu siyah beyaz film, ilginç bir konuyu mizahi bir dil ile anlatıyor. Roy Horniman’ın Israel Rank: The Autobiography of a Criminal isimli kitabından esinlenmiş. Louis Mazzini’nin annesi aristokrat bir aile olan D’Ascoyne ailesinin bir üyesidir. Ancak bir opera sanatçısı ile kaçar ve ailesi tarafından reddedilir. Louis yetişkinliğe ulaştığında annesinin intikamını almaya karar verir ve bu amaçla ailenin yeni dükü olmayı hedefler. Bu mertebeye erişmek için ise bütün varislerden kurtulması gerekir. Bu komedi filmi izleyiciye bambaşka bir hikaye sunuyor ve bu işi çok iyi beceriyor. Filmin kadrosunda Dennis Price ve Sir Alec Guiness gibi isimler yer alıyor.

Cape Fear (1962)

cape-fear-filmloverss

J. Lee Thompson tarafından yönetilen ve John D. MacDonald’ın The Executioners kitabından uyarlanan Cape Fear’ın başrollerinde ise dönemin aranan ismi Gregory Peck ve Robert Mitchum var. Max Cady isimli bir adam genç bir kadına tecavüz eder ve Sam Bowden isimli avukatın uğraşları ile 8 yıl hapis cezası alır. Bu cezası bittiğinde ise kendisinin 8 yılına mal olan avukatın ailesinin hayatını zehir etmeye karar verir. Dönemi için ağır bir dile sahip olan film, Robert Mitchum’un performansı ile öne çıkıyor. Öyle ki Max Cady, izleyiciyi hareketleri ile oldukça rahatsız ediyor. Filmin aynı isimli daha sert bir versiyonu 1991 yılında Martin Scorsese tarafından çekildi. Bu filmde Max Cady rolünde karşımıza çıkan isim ise Scorseseile beraber çok sefer gördüğümüz Robert De Niro olmuştu.

Il Grande Silenzio – The Great Silence (1968)

il-grande-silenzio-filmloverss

Sergio Corbucci’nin yönettiği bu ‘spaghetti western’, bu türdeki filmlerde fazlaca gördüğümüz intikam temasına farklı bir bakış atıyor. Kış mevsiminde geçen bu film barındırdığı karanlık ton ve bir o kadar farklı sonu ile dikkat çekiyor. Filmde dilsiz bir kovboy olan Gordon nam-ı diğer Silenzio, ebeveynlerinin katili olan ve boğazını kesip onu dilsiz bırakan adamdan almaya çalıştığı intikam anlatılır. Quentin Tarantino’nun son filmi The Hateful Eight’in esin kaynağı olan film, Jean-Louis Trintignant ve Klaus Kinsi’nin performansları ile izleyiciyi büyüleyen bir etkiye sahip. Spaghetti western hayranlarının izlemesi gereken filmlerin başında geliyor.

Last House on the Left (1972)

Last-house-on-the-left-filmloverss

İçerdiği şiddet ve rahatsız edici sahneler ile dikkat çeken bu filmin yönetmeni korku sinemasının efsane ismi Wes Craven. İki kızın konsere gitmeden önce uyuşturucu almaya çalışırken kaçırılmaları sonucu başlarına gelenleri konu alır.  Kızları kaçıran Krug ve adamları onlara tecavüz eder ve onları hayattan bezdirirler. Ancak kızlardan birinin ailesi olanların intikamını almaya karar vermesi ile filmin şiddetli tonu hiç duraksamaz. Wes Craven az bilinen filmlerinden biri olan film, birçok ülkede yasaklanmış bazı ülkelerde ise kesilerek yayınlanmıştır. Film 2009 yılında, aynı isimli başarısız bir yeniden çevrim ile karşımıza çıkmıştır. Filmin başrollerinde ise Sandra Peabody, Lucy Grantham ve David Hess yer alır.

Theater of Blood (1973)

theatre-of-blood-filmloverss

Günümüzde internetin yaygınlaşması ile birlikte insanların fikir ve görüşleri kolayca yayılan ve istenen yere ulaşan bir hale geldi. Ancak her şeyde olduğu gibi bu durumda da bir aşırılık vardı. İnsanlar fikir ve görüşleriyle uymayan her şeyi görmezden gelmeye aşağılamaya başlamıştı. Douglas Hickox’un yönettiği bu kara mizah filmi, günümüzde birçok fanatik izleyicinin yapmayı en azından aklından geçirdiği bir duruma odaklanıyor; film eleştirmenlerini öldürmek. Edward Lionheart isimli bir tiyatro oyuncusunun kendisine kötü incelemeler veren eleştirmenleri eziyet etmesini konu alan film, kara mizah severlerin kaçırmaması gereken bir intikam filmi olmayı başarıyor. Vincent Price’ın Lionheart rolüyle parladığı film, ilginç sahneleri ile dikkat çekiyor.

Death Wish (1974)

death-wish-filmloverss

Michael Winner’ın yönetmenliğini yaptığı 1974 yapımı bu filmin başrolünde, döneminin ünlü isimlerinden Charles Bronson var. Genellikle western filmlerinde gördüğümüz ve sert görünüşüyle tanınan Bronson bu filmde karısının öldürülmesi ve kızını tecavüze uğramasının ardından tek kişilik bir ölüm makinesi dönüşen Paul Kersey’e hayat vermişti.  Brian Garfield’ın 1972 yılında yayımlanan aynı isimli kitabından uyarlanan film, mimar olan Paul Kersey’nin yaşadıklarıyla birlikte geçirdiği değişime odaklanan başarılı bir intikam filmi. Bronson ise aksiyon sahnelerindeki performansı ile bildiğimiz gibi.

Carrie (1976)

carrie-filmloverss

2013 yılında yeniden çevrimi ile izleyici karşısına çıkan bu 1976 yapımı film, 17 yaşındaki utangaç bir genç kızın telekinetik güçlerinin ortaya çıkması sonucu kendisini rahatsız eden okul arkadaşlarından intikamını konu alıyor. Dindar annesinin yaptığı baskılar, kendinin beğenmiş sinir bozucu okul arkadaşlarının alay etmelerinin çıldırttığı Carrie’nin yaşadığı dönüşüm ve filmin içerdiği şiddet dozu izleyiciyi koltuğuna kilitleyen bir yapıya sahip. Stephen King’in romanından uyarlanan filmin kadrosunda ise Sissy Spacek, Piper Laurie ve John Travolta gibi isimler var. İçerdiği alt metinler ve Spacek’in performansı filmi izlemeye değer hale getiren etkenlerden bazıları.

The Crow (1994)

the-crow-filmloverss

Alex Proyas’ın yönettiği bu intikam hikayesi, bir cinayete kurban giden Eric Draven’ın dirilerek hayata dönmesini ve nişanlısı ile kendisini öldüren adamların peşide düşmesini konu alır. Bruce Lee’nin oğlu Brandon Lee’nin başrolünu oynadığı The Crow, oyuncunun setteki ani ölümüyle sarsılmıştı. Filmdeki vurulma sahnesinde prodüksiyon ekibinin yaptığı hata sonucu Brandon Lee gerçekten vurulmuş ve hayata 28 yaşında veda etmişti. Brandon Lee’nin ölümünün ardından film kamera oyunları ile dublörlerin yardımları sayesinde tamamlanmış ve Brandon Lee’nin kaliteli performansı ile zihinlerde yer etmişti.

Léon – Leon: The Professional (1994)

leon-the-professional-filmloverss

Luc Besson’ın yönetmenliğini yaptığı 1994 yapımı Leon, Bruce Willis’in programının dolu olması sebebiyle ortaya çıkıyor. The Fifth Element filmi için her şey hazırken Willis programını ayarlayamıyor ve film ekibi açıkta kalıyor. Bunun üzerine Besson, Nikita filminde yer alan Cleaner karakterini Leon’a çeviriyor ve 30 günde filmin senaryosunu tamamlıyor. 90 gün içerisinde de çekimler tamamlanıyor. Böylece bu muhteşem film sinema tarihinde yer ediniyor. İçtiği sütü ve ağır hareketleri ile farklı bir katil profili sunan Leon, Jean Reno’nun harika perfomansı sayesinde muhazzam bir intikam hikayesinin baş kahramanı olarak akıllarda yer ediyor. Gary Oldman’ın kendi başına çok akılda kalıcı replikler kattığı Stansfield karakteri ise sinemanın gördüğü en iyi kötülerinden biri olarak dikkat çekiyor. Natalie Portman’ın başarıyla canlandırdığı 13 yaşındaki bir kızın, ailesindeki tek sevdiği kişi olan kardeşinin ölümü sonrası komşusu olan kiralık katile sığınmasının ardından kiralık katil ile aralarında oluşan tartışmalı ilişki filmin temelini oluşturuyor.

Braveheart (1995)

braveheart-filmloverss

Mel Gibson’ın hem başrolünü oynayıp hem de yönetmenliğini yaptığı Braveheart, gerçekte yaşanan olayları ele aldığı için dikkat çekmişti. William Wallace isimli bir İskoç asinin daha küçükken İskoçya’nın özgürlüğü için savaşan ailesini kaybetmesinin ardından, ülkeye giren İngilizler’den rahatsız olan İskoçları ateşlemesini konu alır. Muhteşem savaş sahneleri ve Mel Gibson’ın seyirciyi de ateşlemeyi başaran performansı ile izlenmeye değer bir film Braveheart. Tarihçilerin gerçekleri senaryo için çarpıttığı gerekçesiyle eleştirdiği film, Mel Gibson’ın en başarılı yönetmenlik denemelerinden biri.

Gladiator (2000)

gladiator-filmloverss

Çektiği başarılı bilimkurgu filmleri Alien ve Blade Runner ile türe soluk getiren Ridley Scott’ın yönetmenliğini yaptığı Gladiator, çıktığı dönem dikkat çekmişti. Russel Crowe’un başarılı performansı ve Joaquin Phoenix’in izleyeni kendisine düşman ettiren hareketleri sebebiyle film izleyiciyi çabucak etkisi altına almayı başarır. Film Romalı bir generalin, kendisine ihanet eden Roma imparotorunun oğlundan intikam almak için gladyatör olarak dönmesini konu alıyor. Ridley Scott’un usta işi çekimleri ve etkileyici sahneleriyle Gladiator, herkesin severek izleyeceği muazzam bir intikam hikayesi.

Oldeuboi – Oldboy (2003)

oldboy-filmloverss

Oldeuboi, son yıllarda izleyicilerin dikkatini çekmeye başlayan Kore sinemasının en tanınan filmlerinden biri. 2013’te Spike Lee tarafından başarısız bir yeniden yapım olarak tekrar karşımıza çıksa da 2003’te çekilen filmin yeri apayrı. Karanlık tonu, içerdiği şiddet ve sürprizli sonu ile izleyenlerin aklından çıkmayan Oldeuboi, birçok izleyicinin tahammül sınırlarını zorlayacak derece de rahatsız edici sahneler barındırıyor. Temeli oldukça sağlam bir hikaye, Chan Wook Park’ın muazzam yönetmenliği ve Min-Sik Choi’nin özellikle ön plana çıktığı oyuncuların adeta karakterleri yaşamaları ile Oldeuboi izleyiciye muhteşem bir intikam hikayesi vaadediyor. Ansızın kaçırılıp 15 yıl boyunca bir odada hapis tutulan Dae-su Oh bir sabah serbest bırakılması sonrası kendisini 15 yıl boyunca alıkoyan adamı 5 gün içinde bulmak zorunda kalmasını konu alan film saptığı yönler ile dikkat çekiyor.

Kill Bill: Vol. 1 & Vol. 2 (2003-2004)

kill-bill-filmloverss

Kendi yazdığı ve aşırı şiddet içeren filmleriyle tanınan Quentin Tarantino’nun elinden çıkan tek seri olan Kill Bill, aslında tek bir film. Ancak uzun süresi sebebiyle ikiye bölünmek zorunda kalmış. Düğünlerin olduğu gün saldırıya uğrayan ve müstakbel kocasını ve hatta tanıdığı herkesi kaybeden Bride’ın 4 yıllık komanın ardından bu saldırıyı gerçekleştiren kişilerin peşine düşmesini anlatan film, Bride’ın katanasının şiddetini her an izleyici karşısına çıkarıyor. Uma Thurman ve David Carradine’ın başrollerini paylaştığı Kill Bill, sinemada vahşet görmek isteyenler için başarılı ve bir o kadar uçuk koreografileriyle uğrak durağı ve Tarantino’nun en iyi işlerinden biri.

Sweeney Todd: The Demon Barber of the Fleet Street (2007)

sweeney-todd-filmloverss

Tim Burton sinemasının bütün özelliklerini taşıyan bu film, müzikal bir film olmasının yanında içerdiği vahşet ile dikkat çekiyor. Karısının ölümüne sebep olan ve onu sürgüne yollayan yozlaşmış savcıdan intikam alma hikayesini ele alan Sweeney Todd, bir müzikalden sinemaya uyarlanmış. Johnny Depp, Helena Bonham Carter ve Alan Rickman gibi başarılı isimlerin yer aldığı film, müzikalliği ve karanlık tonuyla oluşturduğu tezat sayesinde izlenmesi gereken bir intikam hikayesi. Benjamin Barker ve usturasının ön plana çıktığı film barındırdığı bazı izleyicileri bir süre berberlerden ve pastanelerden uzak tutabilir.

True Grit (2010)

true-grit-filmloverss

Coen biraderlerin hem yazıp hem yönettiği True Grit, günümüzde etkisini kaybeden western türünün başarılı bir örneği. Film, 1969 yapımı John Wayne’ın başrolünü oynadığı aynı isimli filmin yeniden çevrimi. Filmin çekildiği dönemde 13 yaşında olan Hailee Steinfeld’ın performansıyla dikkat çektiği True Grit; orijinalinde John Wayne’in canlandırdığı Rooster Cogburn karakteri ile Jeff Bridges, Tom Chaney rolünde Josh Brolin ve LaBoeuf rolünde Matt Damon’ı da kadrosunda barındırıyor. Coen biraderlerin akılcı diyaloglarına aynen şahit olduğumuz ve bir Amerikan mareşali olan Rooster Cogburn’ün, inatçı küçük bir kız olan Mattie Ross ile kızın babasının katili Tom Chaney’i aramaya koyulmasını anlatan film, 10 dalda Oscar adayı olmayı başarmıştı.


Naci Köse

Naci Köse

167 yazı · 1997 yılı sonbaharında İstanbul’da doğdu. Çocukluğunda en büyük eğlenceleri oyuncaklarıyla açığa çıkan hayal gücü ve annesiyle beraber izlediği animasyon filmleriydi. Sinemaya ilk gittiğinde 6 yaşındaydı. Harry Potter'ın büyülü dünyası ile birlikte sinemaya gitmek en büyük zevklerinden biri oldu. İzleyici olmayı her zaman sinema üzerine çalışmaya tercih etmiştir. Müzik dinlemek, kitap okumak ve düşüncelere dalmak diğer yapmaktan hoşlandığı şeyler. Düşünür, bakar ve dinler. Şu anda Sabancı Üniversitesinde ekonomi bölümü okumakla meşgul. Hem sinema aşkını hem de derslerini bir arada götürmeye çalışıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →