· 14 dk okuma

Sinema Tarihinden Anlaşılması En Güç 20 Film!

Sinema Tarihinden Anlaşılması En Güç 20 Film!

Hayat, bilinmeziliği içerisinde yaşayan her bedeni ve her ruhu kendi içinde yok eden bir karmaşadır. Doğum ile başlayan hayat döngüsü her dakikanın bilinmez olasılığı ile zamanı beraberinde getirip götürürken bu akıntının içerisinde başını suyun üstünde tutmaya çabalayan insanlar anıların ve yaşanması beklenen olayların arasındaki sınırda var olmaya çabalar. Bu çaba içerisinde yaşam her zaman ölümün zıttı olarak görülür ve ölüm anından önce bir şeyler kovalanır ve her zaman bir şeyler kaçırılır. Ancak insan zihninin kurgulanmış yapısı her zaman bir noktayı kaçırmaktadır. Yaşam yani hayat ölümün zıttı değildir. Ölümün zıttı dünyevi alanda doğumdur. Doğmak ve ölmek birbirlerinin zıttı olarak aslında birbirlerini meydana getirirler. Bir kişinin doğumu ölüm süresini başlatan bir çalar saattir. Doğulan anda dünyaya insan borçlanır. Sahip olmadığı bir şeyi çalar insan, nefesi. İnsan rahimden çıktığı anda asla üzerinde hak iddia edemeyeceği nefesi bedenine alır ve bu çalıntı şey ile yaşamaya başlar. Doğumun zıttı olan ölüm anı ise insanın borcunu ödeme vaktidir ve bu zamanda insan çalmış olduğu nefesi geri vererek dünyaya borcunu öder ve kendi için çizilmiş yolun ve yazılmış tiyatro oyununu sonlandırır.

Doğumun zıttında yer alan ölüm insanın her zaman bilinmezleri arasında yer almış ve korkulu kabusların nedenleri ve sebepleri olmuştur. Bu iki kutup arasında ise insan tam olarak ne kadar bir süre süreceğini bilmediği bir deniz içerisinde yüzmeye başlar. Bu deniz yaşamın kendisidir. Su gibi kutsadığı anlar olsa da insanı içerisine boğmak için de kısımlara sahiptir. Bu kutsama ve öldürme karmaşası içerisinde insan hayatın kendisine ne yaptığı anlamaya çabalar. Anlam vermek insanın hayatta kalmak için yapması gerekenler arasındadır çünkü zihin denilen bir komut merkezinin hükmündedir insan. Anlam veremediği her şey onu korkutur. Değişimler geçiren insan her bir sonraki adımı bilmek ve anlamak istediği için temkinli davranır. Eğer anlam veremediği bir durum varsa o durum onun için korkutucu, bilinmez ve tekinsizdir. Anlam veremediği diğer insanlar ise o insan için uzak durulması gereken ucubelerden ibarettir. Bu anlam karmaşasını hem sorunsallaştırmak, hem eleştirmek hem de bu duvarı yıkmak için sinema bu alanlarda bir hayalet olarak gezer. Anlam arayışından çok sinemanın yapmaya çabaladığı eylemlerden ve direnişlerden biri anlamsızlığı uluşlaştırmak, anlamsızlığı beyazperdeye yansıtmaktır. Bu anlamsızlığın temsili ile beraber insanın robotik davranışları sekteye uğrar ve zihin bir süre de olsa kendi içinde bir çöküntü yaşar. İnsan zihninden özgür olduğu bu kısıtlı zamanlarda anlamsızlığı kucaklar ve yaşaması zor olan nadir anlardan birini deneyimler. Biz de bu deneyimi size yaşatacak sinema tarihinin anlaşılması en güç 20 film seçkisini derledik ve sizi anlam verilemeyen anların temsilinde özgür bırakacak filmleri seçtik. Sizin bu seçkiye katkınız, anlamı içinde barındıran anlamsız filminiz ne olurdu?

Sinema Tarihinden Anlaşılması En Güç 20 Film!

2001: A Space Odyssey (1968)

2001-a-space-odyssey-filmloverss

Stanley Kubrick tarafından 1968 yılında çekilmiş olan ve kült bilimkurgu filmi denildiği anda çoğu sinema izleyicisi için ilk akla gelen film olan 2001: A Space Odyssey, bir insan ve teknoloji macerası aynı zamanda evrimsel tanımının görsel şölenidir. İnsan öncesi bir zamanda film seyircisini karşılar. Buradaki canlılar bir su kaynağı için kavga verirler ve kazanan topluluk suyun sahibidir. Ancak bir gün bir siyah dikdörtgen prizma bu yaşamı böler. Artık canlı elindeki kemiği bir öldürme aracı olarak kullanmayı öğrenir ve bu icat ile bir anda sinemanın en büyük atlayışlarından biri gerçekleşir ve öldürme kemiği bir uzay gemisine dönüşür. Bu evrim ile beraber sinemanın en büyük bilimkurgusu açığa çıkar. Filmin başlangıç sekanslarıyla bitiş sekanslarının paralelliği filmi her zaman büyük soru işaretlerinin merkezi yapmıştır.

Satyricon – Fellini-Satyricon (1969)

fellini-satyrcon-filmloverss

Federico Fellini tarafından yazılan ve yönetilen film aslında sadece Satyricon ismi ile izleyici karşısına çıkmaya hazırlanmış ancak Gian Luigi Polidoro’nun 68 yapımı filmi ile aynı ismi taşıdığı için beyazperdede Fellini-Satyricon ismi ile izleyiciyle buluşmuştur. Fellini tarafından yönetilen film, Petronius’un ünlü düz yazı ve şiir karışımı eseri Satyricon’un bir uyarlamasıdır. Filmde İsa öncesi Roma ve Roma’nın ihtişamlı hayatı yansıtılmaktadır. Bu şaşalı hayat içerisinde ise Fellini’nin kamerasının odak noktası eşcinsel bir çifttir. Bu çiftin hikayesi anlatılırken kamerada olanlar izleyici için her zaman bir soru işareti, kafa karışıklılığı ve bilinmezlik taşır. Bu haz dolu ve aynı zamanda bilinmezlik dolu komedyanın başrollerinde ise Martin Potter, Hiram Keller, Max Born, Magali Noël, Capucine ve Alain Cuny yer almaktadır.

The Color of Pomegranates (1969)

the-color-of-pomegranates-filmloverss

Bir ozanın hayatından yola çıkarak çekilen bir filmin şiirsel ve anlaşılması güç olmasından daha mantıklı bir şey olabilir mi? Elbette ki hayır, ki hele bu film mükemmel renklere ve usta duygusal aktarımlara ev sahipliği yapıyorsa. Ermeni şair Sayat Nova’nın hayatının anlatıldığı bu biyografi detayları taşıyan film aynı zamanda şairin şiirlerinden yola çıkarak yönetmeni Sergei Parajanov tarafından senaryosu kaleme alınmış bir film. Filmde Sofiko Chiaureli birçok karaktere bürünmesi filmi boyutsal anlamda bir dairesellik içerisinde eritiyor ve filmi birçok duyunun ötesine taşıyor. Filmin sinematografisi Suren Shakhbazyan tarafından yaratılırken, sahnelerin arkasında yatan masalsı hava ile beraber filmi izleyen izleyici bir büyü etkisine kapılıyor ancak bu büyü ile beraber de zihninde cevabı olmayan sorular meydana geliyor.

Auch Zwerge haben klein angefangen – Even Dwarfs Started Small (1970)

Even Dwarfs Start Small

Werner Herzog tarafından yapımcılığı, senaristliği ve yönetmenliği yapılmış film Auch Zwerge haben klein angefangen – Even Dwarfs Started Small insanlığın doğasının ve yarattıkları ile yaptıklarının eleştirisinin sinema tarihindeki en iyi temsillerinden biridir. Filmde gözlerden uzak ve tam olarak ne yapıldığı bilinmeyen bir enstitü vardır. Buradaki cüceler kendilerine iyi davranılmadığını düşünerek yönetici olan cücelere isyan ederler. Bu isyanla beraber insanın içindeki en vahşi, en hırçın taraflarını ortaya çıkarırlar. Artık bu isyan eden cüceler çevrelerindeki yaşayan her canlıya karşı bir öfke ve güç kazanmışlardır. Bu güç ile beraber hayvanlara işkence etmeye başlarlar, binaları veya eşyaları değil saksıları ve sökülmüş palmiyeleri yakmaya başlarlar. Herzog imzalı insanlık eleştirisi film her saniyesinde bir gizem yaratmıştır.

L’éden et après – Eden and After (1970)

eden-and-after-filmloverss

Alain Robbe-Grillet’in yazıp yönettiği film L’éden et après – Eden and After filminin başrollerinde Catherine Jourdan, Pierre Zimmer, Richard Leduc ve Catherine Robbe-Grillet yer alır. Filmde ilk başlarda bir gizem havası hakim değildir. Bir grup genç hayatlarının boşluğundan ve heyecansız ruhlarından sıkılmışlardır. Okulun karşısında yer alan Cafe Eden’da kendilerinden uzaklaşırlar. Aynalarla ve ışıklarla döşeli bu kafede yarattıkları oyunları oynarken her seferinde ölen birinin cenazesini gerçekleştirirler. Ancak bir gün yaptıkları tüm ritüelleri kesen bir adam kafeye gelir. Bu adam bu gençlere Tunus’ta öğrenmiş olduklarını öğretmeye başlar ve tam da bu noktada filmde bir kırılma gerçekleşir. Film artık kısa hikayelere dönüşür ve bu hikayeler gerçekte yaşanıyor mu yoksa halüsinasyon mu ikilemi izleyiciye kalır.

Solyaris – Solaris (1972)

solaris-filmloverss

Stanislaw Lem’in 1961 yılında yazmış olduğu romandan uyarlanan ancak çoğu sinefil için romandan uyarlanmasına rağmen hala içerisinde özgün tınıların olduğu 1972 yılı yapımı Andrei Tarkovsky filmidir Solaris. Filmde Donatas Banionis tarafından canlandırılan Kris Kelvin bir gezegene gönderilir. Bu gezegene bir fizikçi olarak bazı anlaşılmaz noktaları incelemesi için gönderilir. Ancak gezegen kendi bilinci olan bir varlıktır ve bir yeteneğe sahiptir; insanların zihinlerine hükmedebilmektir. Gezegen insanların bilinçlerine girerek bilinç dışında olanları görebilmekte ve bu bilinç dışında yer alan olgularla anılarda gördüklerini nesneleştirebilmektedir. Gezegenin gücü, araştırma yapmak için gelen fizikçiyi de etkiler ve fizikçi araştırma yapmanın yanında geçmişiyle ve gerçek olup olmadığını bilmedikleriyle uğraşmak zorundadır.

La montaña sagrada – The Holy Mountain (1973)

the-holy-mountain-filmloverss

Alejandro Jodorowsky tarafından yazılmış, yönetilmiş ve başrollerden birine hayat verilmiş olan film La montaña sagrada – The Holy Mountain sinema tarihinin izlenmesinden çok anlatılması en güç filmidir. Filmde bir güce sahip olunduğu bilinen bir adam vardır, ki bu adamın gücü güçlü olması değildir, dinle gelen bir ululuk gibidir daha çok. Daha sonra bu adamın bir karşılaşma ile beraber evreni değişmeye başlar. Artık bu yolculuk durağan bir eksenden çıkar ve dairsel hareketlerin içerisinde izeyicinin zihnine de girmeye başlar. Farklı gezegenleri ve renkleri izlemeye başlayan izleyici bir süre sonra hikayenin içerisinde kendini yok olmaya yüz tutmuş bir toz gibi hissetmeye başlar çünkü filmde anlatılan hikayeler izleyicinin gözünden çok daha üstündür ve bu üstün gelen hikayeler, içerdikleri eleştiriler ile ekranda devleşir.

Hausu – House (1977)

house-filmloverss

Nobuhiko Obayashi tarafınan yönetilmiş ve senaryosu Nobuhiko Obayashi ile Chiho Katsura tarafından yazılmış olan film House bir fantezi dünyasından çıkıp gelmiş korku filmi gibidir. Filmin başrollerinde Kimiko Ikegami, Yôko Minamida, Asei Kobayashi, Saho Sasazawa ve Kumiko Ohba yer alır. Filmde büyükannelerinin evine dönen bir grup genç kızın hikayesi anlatılmaktadır ancak bu yüzlerinde umut ve gün ışığı dolu kızlar gittikleri evin bir şeytan tarafından ele geçirilmiş bir ev olduğunu bilmemektedir. Bu şeytanın musallat olmuş olduğu evde bu genç kızlar hayatta kalmak ve neler olduğunu anlamak için mücadele verirler. Film klasik bir korku filmi kültürüne sahip değildir, film fantastik ögeler ile dolu bir korku-komedi filmidir. Bu çatışmalar içerisinde de izleyici için anlaşılması güç bir yapım ortaya çıkmıştır.

Tsigoineruwaizen (1980)

tsigoineruwaizen-filmloverss

Seijun Suzuki’nin Japonya’ya döktükten sonra sinemasının ruhunu değiştirmesini kanıtlayan filmdir Tsigoineruwaizen. Suzuki’nin Amerika’dan Japonya’ya döndükten sonra yaptığı Taishō üçlemesinin ilk filmi olan Tsigoineruwaizen bilinmezlik ile beraber gelen insanın içinde yatan dürtülerin ortaya çıkmasını konu edinmektedir ve aynı zamanda bir hayalet hikayesidir. Üçleme diğer filmleriyle birlikte Japon kültüründeki hayalet hikayelerine kısmen de olsa dayanmaktadır. Filmde Alman profesör Aochi ve onun öğrencisi Nakasago aynı kadına aşık olur. Ancak profesör kadın ile evlenmek isteyip adım atınca Nakasago başka bir sevgili arayışına girer. Nakasago’nun sonraki sevgilisi iki adamın aşık olduğu kadının aynısı olunca bilinmez bir yolculuk başlar ve filmin son sahneleri izleyici için anlaşılması güç bir bulmacadır.

Repo Man (1984)

repo-man-filmloverss

Alex Cox tarafından yönetilmiş olan filmin başrol oyuncu kadrosunda Emilio Estevez, Harry Dean Stanton, Tracey Walter, Susan Barnes, Sy Richardson yer alır. Filmde Otto izleyici karşısına hayattan bunalmış ve bir şey yapmak için kendinde hırs görmeyen bir genç olarak çıkar. Otto’nun tek haz kaynağı Punk kültürdür ve bu kültürün yaşam tarzıdır. Bir gün Otto Bud ile karşılaşır ve Bud ona hayatının teklifini yapar. Otto artık taksitleri ödenmemiş arabaları sahiplerinden almak ile yükümlüdür ama bunu çalarak yapar. Bir gün çaldığı bir araba Otto’nun tüm kaderini değiştirir. Bu Chevrolet Malibu’yu arayan FBI ajanları da kaderin içine girer ancak bu kaderin en büyük olgusu arabanın kendisi değildir. Arabanın bagajında olan bir ‘şey’ aslında birçok şeyin temelidir ve komedi içinde izleyiciye büyük bir gizem verir.

Naked Lunch (1991)

naked-lunch-filmloverss-2

Beat Akımı denildiği anda akla gelen Jack Kerouac ve Allen Ginsberg gibi isimlerin arasında yerini almış olan ve akımın kurucuları arasında gösterilen William S. Burroughs’un 1959 yılında yazmış olduğu yarı biyografik ögeler taşıyan kitabı Naked Lunch’ın beyazperdeye uyarlanmış halinin yönetmenliğini David Cronenberg üstlenmiştir. 1991 yılı yapımı filmin oyuncu kadrosunda ise Peter Weller, Ian Holm, Judy Davis yer almıştır. Filmde böcek ilaçlaması yapan Bill bir gün evde karısının bu ilaçları uyuşturucu olarak kullandığını keşfeder ve karısının bunlara bağımlı olduğunu öğrenir. Bunu öğrendikten sonra Bill önündeki iki yoldan deneysel olanı seçer ve karısına katılarak kendisini ilaçların uyuşturucu özelliğine bırakır. Buradan sonra filmde gelişen her olay gerçek mi yoksa hayal mi ikileminde gerilimli ilerler.

Shin seiki Evangelion Gekijô-ban: Air/Magokoro wo, kimi ni – Neon Genesis Evangelion: The End of Evangelion (1997)

neon-genesis-evangelion-the-end-of-evangelion-filmloverss

Hideaki Anno ve Kazuya Tsurumaki tarafından yönetmenliği yapılmış olan animenin senaryosunun altında  Hideaki Anno’nun imzası yer almaktadır. Film aslında mangadan daha sonra televizyona uyarlanan 1995 yılı yapımı Shin Seiki Evangelion isimli televizyon anime serisinin eş zamanlı olarak sonunu yansıtır. Manga dünyasında gizemi ile ve dünyasının detayları ile çığır açmış olan Neon Genesis Evangelion’ın animesinin son iki bölümü Neon Genesis Evangelion: The End of Evangelion filminde birleşmiştir. Filmde NERV saldırı altındadır ve bu karmaşa içerisinde Shinji bilincini kaybedecek kadar büyük bir sinir krizi geçirirken Asuka komadadır. Tüm bu olaylar içerisinde film sinemanın gizemini izleyiciye soluksuz bir şekilde aktarır ancak izleyici için tüm olanlar büyük bir kafa karışmasıdır ve zihin çöküşünün temsilidir.

Gokudô kyôfu dai-gekijô: Gozu  – Gozu (2003)

gozu-filmloverss

Gokudô kyôfu dai-gekijô: Gozu  – Gozu Takashi Miike tarafından yönetilmiş bir gerilim dolu kovalamaca ritüellinin sinemadaki temsilidir. Bir Japon mafyasının içerisine film ile dalan izelyici bu mafyanın içerisinden biri olarak filmde ortaya çıkar. İzleyicinin gözleri Minami ile beraber hareket etmektedir. Minami kendisine çok yakın gördüğü Ozaki’yi öldürmek ile görevlendirilmiştir çünkü artık Ozaki’nin ‘aklı başında değildir’. Film boyunca her zaman bir kovalamacanın ve gerilimin havası hakimdir ancak filmin klasik kovalamaca filmlerinden ayrıcan bir düşünce yapısı vardır. Bu düşünce yapısına göre bir kadın seks sırasında kendi boyunda bir adamı doğurabilir ve bu doğum ile beraber izleyicinin algısını tamamen ortadan kaldırabilir. Filmin oyuncu kadrosunda ise Renji Ishibashi, Hideki Sone, Sho Aikawa yer alıyor.

Primer (2004)

primer-filmloverss

Shane Carruth’ın listede yer alan ilk filmi yönetmenin ilk uzun metraj yönetmenlik deneyimi. Primer Shane Carruth’un yönetmenliğini ve oyuncu performanslarından birini gerçekleştirdiği düşük bütçeli ile çekilerek bilimkurgu severlerin takdir ettiği yapımlardan biridir. Carruth’un mühendis geçmişini kullanarak kaleme aldığı senaryo mühendis jargonuna yüksek derecede hakim olan ve bu yüzden de sözlerin anlamlarında izleyicinin kaybolmasına neden olan bir filmdir. Primer’de iki mühendis evlerinin garajında zaman makinesini icat eder ve meraklarına yenik düşerek bu zaman makinesini test etmeye başlarlar. Ancak bu deneyler hem birbirlerinin bilgilerinin dışında gerçekleşmesi hem de zaman ile oynaması sonucu iki mühendisin hiçbir şekilde tahmin edemeyeceği olayları gündeme getirmeye ve soruları oluşturmaya başlar.

Inland Empire (2006)

inland-empire-filmloverss

David Lynch imzası taşıyan film Inland Empire özellikle sinema tarihine şaşırtıcı bir özelliği ile ismini kazımıştır. Lynch sinemanın gerilimlerle dolu yolculukları en iyi anlatan isimlerinden biri olmuştur ve bu sinemada da televizyonda da Lynch’in en bilinmedikleri izleyici karşısına çıkarmasıyla birleşince büyük bir akıl karıştırıcı alana dönüşmüştür. Inland Empire’da da Lynch sahneleri çekimlerden hemen önce kaleme aldığı için filmin önceden yazılmış bir senaryosu yok. Bu da bahsettiğimiz sinema tarihine geçen özelliklerinden biri. Senaryosu olmayan bir film olduğu için Inland Empire yönetmen dahil herkes için soru işaretleri ile ilerlemiş ve bilinmeze sürüklenmiş bir filmdir. Film bir kadının Los Angeles dışında yer alan Inland Empire’da gizemli olaylar ile yüzleşmesi ve bunların içinde yolculuğa çıkmasını anlatıyor.

Beyond the Black Rainbow (2010)

beyond - the - black - rainbow - filmloverss

Beyond the Black Rainbow, bütün gerilim, görüntü ve ses konusunda odaklanmış usta sinema tarihini tek bir filmde toplayan ve sizi bunlarla bir hastaneye kapatan bir film. Soğuk ve nerede olduğunu ve hatta nerenin nereye açıldığını bilmediğiniz bir hastane içerisinde bakışlarıyla sizi ürküten bir doktorun gözetiminde bir kız ile karşılaşıyoruz. Bu kızın mental olarak hasta olduğunu düşünüyoruz çünkü bize yansıtılan bu oluyor ve kapatılmış kişi yani kız hasta olarak lanse ediliyor ancak rahatsızlık veren film bize neyin sağlıklı olduğuna gerçekten inanıp inanmadığımızı sorgulatıyor. Bununla beraber olanlar ve gelişen olaylar ile izleyicinin zihni tamamen bulanıyor, çürüyor. Panos Cosmatos tarafından yazılan ve yönetilen filmin oyuncu kadrosunda izleyici karşısına Eva BourneMichael Rogers ve Scott Hylands çıkıyor.

Loong Boonmee raleuk chat – Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives (2010)

uncle-boonmee-who-can-recall-his-past-lives-filmloverss-1

Apichatpong Weerasethakul tarafından yazılmış, yönetmenliği yapılmış ve yapımcılığı üstlenilmiş olan film Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives’ın oyuncu kadrosunda Jenjira Pongpas, Sakda Kaewbuadee, Thanapat Saisaymar yer almaktadır. Filmin ana karakteri olan Boonmee bir yoga ustasıdır ve artık ruhani bilgeliği insanların zihninde anlamlandıramadığı bir noktaya ulaşmıştır. Boonmee bu bilgeliği sayesinde 48 saat sonra öleceğinin farkındalığına varır ve bu kara ölümün sebebinin karma olduğuna inanır. Önceki yaşamlarında yapmış olduğu kötü şeyler ona bu ölümü getirmiştir. Boonmee ağaçlarda yaşayan oğlunun ve karısının hayaleti ile ve onların yardımıyla geçmiş yaşamlarına bir yolculuğa başlar. Boonmee geçmiş yaşamlarını hatırladıkça izleyici de beyazperdede büyülü, karmaşık hikayeye tanık olur.

Berberian Sound Studio (2012)

berberian-sound-studio-filmloverss

Peter Strickland imzalı gerilim filminin oyuncu kadrosunda Toby Jones, Tonia Sotiropoulou, Cosimo Fusco yer alıyor. Filmde Toby Jones’un usta performansı ile hayat bulmuş olan karakter Gilderoy kendini alışık olduğu evinden çok uzaktaki topraklarda iş için buluyor. Gilderoy İtalya’ya geliyor ve mesleği olan ses teknikerliğini gerçekleştirme için İtalyan korku sinemasının en usta isimlerinden Santini’nin son filminin ekibi içinde yer alıyor. Ancak Gilderoy ses kayıt odasında zamanlar geçirmeye başladıkça ve filmin atmosferi yavaş yavaş artık artık Gilderoy için gerçek ile kurgunun sınırları ortadan kalkmaya başladıkça Santini’nin şeytanları Gilderoy’unkiler ile bir olmaya başlıyor. Artık Gilderoy kendi akıl sağlığını korumak için kendi şeytanları ile yüzleşiyor ancak bu yüzleşme içerisinde izleyicinin zihni kendini kaybediyor.

Holy Motors (2012)

holy-motors-filmloverss

Leos Carax’ın sinemaya verdiği uzun aradan sonra başarılı yönetmenin sinemaya döndüğünü müjdeleyen film Holy Motors bir adamın randevuları arasında gidip gelen ve bu randevular adı altında hikayelerin ve karakterlerin yeniden yaratıldığı bir filmdir. Filmin oyuncu kadrosunda Denis Lavant’ın yanı sıra Eva Mendes, Edith Scob, Michel Piccoli ve Kylie Minogue yer alır. Filmde Cesar klasik bir şekilde aynı rutinlerini gerçekleştirerek bir güne başlamıştır. Bu günde de evinden çantasını alarak çıkmış işe gitmek için arabasına binmiştir. Şöförü ile o günün randevuları hakkında konuşurken bir anda bir kadın peruğunu taramaya başlar. Bu peruğu taramasıyla beraber ve her fırça darbesiyle beraber film tarafından izleyiciye artık hiçbir şeyin normal tanımında olmadığı aktarılır ve randevular geçtikçe hikayeler sürrealleşir.

Upstream Color (2013)

upstream-colors-filmloverss

Shane Carruth’un listede de yer alan ilk filmi Primer’den sonra çekmiş olduğu ikinci uzun metraj filmi Upstream Color’ın oyuncu kadrosunda Kathy Carruth, Andreon Watson, Ashton Miramontes, Myles McGee ve Carolyn King yer alıyor. Filmde Carruth insana neler hissedeceğini sorgulatıyor çünkü insanlığın baştan beri içinde bulunduğu iki zıttı bir arada işliyor. Bir aşk hikayesi içerisinde en korkulu rüyaları ve vahşetleri işleyen yönetmen bu filminde aynı zamanda insanlığın hem vahşet genini hem de umut ile aşık olma naifliğini işler ve izleyiciyi anlam karmaşası içerisine atar. Kris hem fiziksel hem de psikolojik şiddete ve işkenceye maruz kalmış bir kadındır. Özellikle bir domuz ile hücre alışverişi geçiriyor olması onu iyice yıpratırken Jeff ile tanışması dünyasını hem daha kolay hem de daha zor-kaotik bir hale dönüştürür.


Osman Karakülah

Osman Karakülah

290 yazı · Osman çocuğun ölüm ile imtihanı 92 yılının mayıs ayında Antalya'da başladı. Sonuçta doğduğu anda ölümle son bulacak bir geri sayım saatinin düğmesine basılmıştı. Fakat altı yaşında bir gün ablası sevgilisi ile yalnız kalmak için onu tek başına sinema salonunda bırakınca bu çocuğun hayatı değişti. O an ölümden nasıl kaçacağını öğrendi ve sinemaya olan aşkı başladı. O şu an akademik kariyeriyle cebelleşirken ve hala ölümden korkarken ölümsüzlüğü, aşkı ve huzuru sinemada buluyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →