Sinema Tarihinden Akıllara Kazınan 8 Manipülatif Karakter
Manipülasyon, yalan gibi tanımlandığı anda var olan bir tavır aslında. Nasıl, yalan söylediğini anladığımız ana kadar birine yalancı diyemiyorsak, manipülasyon da tam olarak tanımlamadan birine manipülatör sıfatını yakıştırmayacağımız bir durum. Ne yazık ki, gerek iş hayatında gerekse ikili ilişkilerde manipülasyonun yaygın bir biçimde var olduğunu söylemek mümkün. Manipülasyona uğrayan kişinin farkındalığı bir yana manipülatör de çoğu zaman karşısındakini manipüle ettiğinin ayırdında olmayabilir. Gaslight uygulamak gibi çok daha komplike ve uzun bir sürece yayılan manipülasyonlardan bahsedebileceğimiz gibi istenen cevabı almak ya da kişiyi istenen tarafa yönlendirmek gibi daha anlık uygulamaları gündelik hayatta çok daha sık karşılaştığımız versiyonlar. Peki hayatın başarılı bir noktada yansıması olarak değerlendirebileceğimiz sinemada karakterler ne kadar manipülatif ve manipülasyon bir filmin anlatısına nasıl hizmet ediyor? Tüm bunları sinema tarihinin 8 manipülatif karakteri üzerinden inceleyelim.
Sinema Tarihinden Akıllara Kazınan 8 Manipülatif Karakter
Daniel Plainview – There Will be Blood

Daniel Plainview, güçlü, kibirli ve hırslarına hapsolmuş bir karakter olarak, diğer herkesi aşağılayan, kullananan ve herkesten nefret eden bir karakter. Yalnızca, petrol kuyusunda ölen bir adamın küçük oğlunu evlat edinen ve sahiplenen Plainview, çocuğun işitme kaybı sonrası şirketine faydasının azalmasıyla ilgisi azalırken, ayrılıp kendi şirketini kurmak istediğini söylediğinde rakip olacağı düşüncesiyle, onun oğlu olmadığı gerçeğini tek seferde büyük öfkesiyle dile getirir ve küfürler yağdırarak onu kovar. İnsanlar üzerindeki etkisini de onların zayıf yanları üzerinden kuran Danie, manipülatif karakterler konusunda önemli bir örnek.
Tyler Durden – Fight Club

Tyler Durden karakteri anlatıcının üzerindeki etkisiyle, onun hayatını baştan sona değiştirmesiyle sinema tarihinin en manipülatif karakterlerinden biri. Ancak filmin tamamının da bütünlüklü bir manipülasyondan ibaret olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü başından sonuna izleyicisini yönlendiren, belirli “gerçekliklere” ikna eden ancak sonrasında bu gerçekliğin aslında hiç de öyle olmadığını gözler önüne seren bir yapım. Bu tür özellikleriyle de Fight Club, yapılan birçok listeye girmeyi başarıyor.
Catherine Tramell – Basic Instinct

Bir ajan bir cinayeti araştırırken şüphelilerden birini görür ve o an için o ajan ve o kadın arasında sinema tarihindeki en gerilim dolu ve en tutkulu ilişkilerden biri başlar. Basic Instinct bir adamın iş hayatının ve gözlerinin görmek istemediği gerçekliklerin dışına çıkarak tutkuyu hissetmesinin ve kadının vücudu içerisinde cinselliği bularak hazzı görmesinin filmidir. Ve tüm etkisi filmin, sadece bir erkek cinselliği üzerinden ilerlemiyor oluşudur. Kadının ve hatta kadınların cinsellikleri ile beraber tutkularını ve hırslarını yaşamaları filmin hem en erotik yapımlardan olmasını hem de unutulmaz olmasını sağlıyor. Catherine bu noktada erkeği tam anlamıyla kontrol altında tutan manipülatif bir karakter.
Gregory – Gaslight

Evlilikleri süresince Gregory, Paula’ya sistemli söylemlerde bulunur. Unutkanlık, birçok şeyi kaybetme, sürekli yorgun olma ve en sonunda histerik tepkiler çerçevesinde gelişen bu ithamlar, Paula’nın gitgide kendisini daha fazla sorgulamasıyla içinden çıkılmaz bir hal alır. Gerçekten de Paula nereye koyduğundan emin olduğu birçok nesnenin kayboluşunu deneyimler. Gregory bestelerine ağırlık vermek adına kiraladığı daireye gittiğinde, gaz lambalarının ışığının git gide azalması ve evde duyduğu ayak sesleri ile kendisini Gregory’nin olmadığı anlarda tekinsiz ve güvensiz hissetmeye başlar. Tüm bu tekinsiz hava, Gregory eve döndüğünde dağılır. Yavaş yavaş histerik ve hasta olduğu iddiasına inanmaya başlayan Paula, Gregory’ye bağımlı hale gelir ve onun gözüne girmeye çalışır. Ancak film, tüm bu histerinin tek sebebinin evde saklı olan mücevherlere ulaşmak isteyen teyzesinin katilinin aslında Gregory olduğunu ve uyguladığı bu sistemli manipülasyonla Paula’yı saf dışı bırakmak istemesi olduğu gerçeğini açığa çıkarır.
Keyser Söze – The Usual Suspects

The Usual Suspects, Kevin Spacey’nin filmografisinde bambaşka bir yere sahip. Filmde Verbal Kint olarak izlediğimiz Spacey, The Usual Suspects’te devleşerek, sessiz topal bir adamdan aniden planların arkasındaki isme dönüşen dinamik bir karakteri büyük bir esneklikle canlandırıyor ve performansı ile bugün popüler kültürde sarsılmaz bir yere sahip olan bir kişiliğe hayat vermeyi başarıyor. Elbette gündeme gelen haberlerle birlikte listede yer verme konusunda bile kararsız kaldığımız Kevin Spacey’nin iyi bir oyuncu olsa da gündeme gelen taciz haberleriyle birlikte kariyerinin bundan sonrası pek net görünmüyor.
Terence Fletcher – Whiplash

Damien Chazelle’in muhteşem filmi Whiplash, eğitmen – öğrenci arasındaki ilişkinin manipülatif yönlerini ortaya koyan bir yapım. Fletcher’in her fırsatta anlattığı başarı hikayesinin arkasındaki Jo Jones’un sıradışı eğitim yöntemi Fletcher’a örnek olurken, Andrew’in asla vazgeçmeyen yapısı Fletcher’ın gözlerinde kendi Charlie Parker’ını bulduğu izlenimi yaratmayı başarıyor.
Amy Elliott Dunne – Gone Girl

Amy karakterinin sinema çevrelerinde bu kadar ses getirmesinin sebeplerinden biri masum görünen bir kadın karakterin bu kadar manipülatif olması izleyenleri şaşırtan detaylardan biriydi. Erkeklerin başına iş açan ve açtığı bu işleri kendisi zarar görmeyecek biçimde kotarabilen ve dışarıya bambaşka bir karakter portresi çizen Amy, sinema tarihinin en manipülatif karakterlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Hannibal Lecter – Silence of the Lambs

Jodie Foster’ın hayat verdiği akademiden yeni mezun olmuş FBI ajanı Clarice Starling, kurbanlarının derilerini yüzen sapık bir katilin peşindedir. Katile ulaşmak için başka bir psikopat olan ünlü doktor Hannibal Lecter’la tanışıp, onun güvenini kazandıktan sonra da bu konu hakkında Lecter’dan bilgi almayı planlamaktadır. Starling’in katili yakalamak için ipuçlarına ihtiyaçları vardır ve o da bir psikiyatrken bir seri katile dönüşen Lecter’ın hastalıklı zihninin derinliklerine yapılması gereken bir yolculukla mümkündür. Ancak, Starling Lecter’la yaşadığı Faustian bir ilişki sonunda onun kaçışına sebep olur ve artık iki ayrı seri katil sokaklardadır. Hannibal Lecter karakterini canlandıran usta oyuncu Antony Hopkins’in aldığı ‘en iyi erkek oyuncu’ dahil olmak üzere, The Silence of the Lambs Akademi tarafından beş dalda ödüle layık görüldü.
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →