· 2 dk okuma

Sils Maria Ve Perde – Clouds of Sils Maria

Sils Maria Ve Perde – Clouds of Sils Maria

Fransız yönetmen Olivier Assayas imzalı Sils Maria ve Perde, sanatının doruk noktasına erişen bir sanatçının karşılaştığı orta yaş sorunsalını, kariyerinin geçmişiyle bugünü arasında kurulan bir köprüyle anlatıyor. Çok bilinmeyen bir oyuncuyken genç yaşında aldığı bir rolün ardından popüler bir yıldıza dönüşen Maria’nın gençliğine bakış hikayesi, aslında kendisini canlandıran Juliette Binoche’un gerçek yaşamdaki hikayesiyle de örtüşüyor. Zira yönetmen Olivier Assayas, bundan 20 yıl öncesinde André Téchiné’yle kaleme aldığı Rendez-Vous filmiyle, Juliette Binoche’un bir anda parlamasını sağlayan isim olmuştu.

Ve Perde’de Maria’yı 18 yaşındayken üne kavuşturan ise, patronu Helena’yı kendisine aşık edip ardından onu terk eden Sigrid karakteridir. Helena’yı intihara sürükleyen Sigrid karakteri, Maria’nın hayatında öyle ciddi bir yer etmiştir ki Maria, Sigrid’in kendisi için bir rolden çok daha fazlası olduğunu belirtir. Ancak ilerleyen yıllarla birlikte yeniden sahnelenmesi planlanan bu oyunda Maria’ya gelen teklif, bu kez Sigrid’i değil, Helena’yı canlandırması yönündedir; zira üzerinden 20 yıl geçmiş, Maria yaşlanmış ve artık Sigrid’i değil, Helena’yı oynayabilcek bir konuma gelmiştir. Genç, güzel ve azimli Sigrid’den sonra Helena’yı canlandırmayı başta istemeyen Maria, oyunu yazan ve aynı zamanda arkadaşı da olan yönetmenin ölümünün kendisinde yarattığı etkiyle rolü kabul eder ve böylece Maria’nın içinde yaşayacağı psikolojik iniş ve çıkışları keşfetme sürecimiz başlar.

Oyunun provalarını yapmak için asistanı Valentine (Kristen Stewart) ile gittikleri Alp Dağları’ndaki Sils Maria, sanatçıyla isim benzerliğinden de anlaşılabileceği üzere Maria’nın bölgeyle bir bütünlük kurduğu yerdir. Doğası, iklimi ve spesifik koşullarda ortaya çıkan Majola Yılanı adındaki doğal bulut olayıyla bölge, Maria’nın karakteri ve yaşadığı iniş çıkışları hakkında film boyunca ipuçları verecek, aynı zamanda asistanı Valentine ile aralarında yaşanan iş/arkadaşlık ilişkisi hakkındaki gidiş gelişlere de tanıklık etmemizi sağlayacaktır.

1881 yılında ünlü filozof Friedrich Nietzsche’nin ilk ziyaretini gerçekleştirdiği ve özellikle “Bengi Dönüş” felsefesinin ilhamını burada bulduğu düşünülürse, zamanı döngüsel bir formda tanımlayan bu felsefenin doğuş yeri olan Sils Maria’da zamanın çelişkisi içinde yaşayan bir sanatçı hikayesinin yapımının gerçekleştirilmesi hikayeye oldukça oturan bir nokta olmuş.

Sils Maria, aslında bilmediğimiz bir hikayeyi anlatmasa da; bilindik ve yaşanabilir bir durumu, “film içinde film” yapısında sunarak, gerçeklik ile kurmaca arasında gidip gelerek metafilme dönüştüren bir yapım. Sonuç olarak ise, bilinmedik ve karmaşık bir hikayenin yerine, hayatta tanık olunabilecek duygusal çırpınışların kendi kendini çözüme kavuşturduğu bir yapım ortaya çıkıyor.


Gubse Tokgöz

Gubse Tokgöz

44 yazı · İstanbul’da doğdu, küçük yaşta denize bağımlı oldu. Balıkçılar gerçekçi, balıklarsa hayalperest tarafını geliştirdi. Gazetecilik okuyup, sinemaya merak salarak iki tarafını da tatmin etmeye çalıştı. Hayatını okuyarak, yazarak ve fotoğraf çekerek geçiriyor. Bunların yanında şarap ve peyniri de bulunca inanılmaz mutlu olup “Bir de Stan Getz çalsan şairane olacak” diyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →