Shameless ve Soylulaştırma
Shameless, 5. ve 6. Sezonunda hepimiz için önemli bir mevzu olan soylulaştırmayı olay akışının önemli bir parçası haline getirdi. Shameless vesilesiyle soylulaştırmayı tartışarak, şehirdeki dönüşümün kent yoksullarını nasıl etkilediği üzerine biraz konuşalım istedik.
Soylulaştırma, isminden de anlaşılacağı gibi, belli bir kentsel mekanı seçkin kesimlere ait ilan etmeye verilen isim. Soylulaştırma, yeni orta sınıfın kent yoksullarının yaşadığı alana yerleşmeye başlamasıyla gerçekleşen ve şehrin çehresini değiştiren bir süreçtir. Yeni orta sınıfın arzı doğrultusunda, kent yoksullarının yaşadığı alanların değeri artışa geçer ve kent yoksullarının ekonomik gücü, artık orada yaşamaya yetmez.
Günümüzde soylulaştırma, yeni orta sınıfın küresel bir aktöre dönüşmesiyle çok daha vahim bir seyir kazandı. Bunun en iyi örneklerinden biri Paris. Paris artık yalnızca kent yoksullarını şehrin çeperine sürüklemiyor, çok uzun zamandır şehirde yaşayan orta sınıf, şehirde yaşayabilecek ekonomik gücü her geçen gün biraz daha yitiriyor. Çünkü şehir gitgide turistik ve küresel bir çehre kazanmaya başlıyor. Şehirde yaşanan dönüşümün neticesinde, yerelde günlük hayatını geçiren bir insanın dışarı çıkıp bir kahve içmesi dahi ciddi bir lüks olmaya başlıyor.
Elbette Shameless, küresel aktörlerin müdahil olduğu bir soylulaştırma sürecini konu edinmiyor. Shameless’taki soylulaştırmanın kaynağında yeni orta sınıfın merkezde yaşama gayesi güden kesimi var. Fransızcada “bobo” şeklinde kısaltılan, hem şehir merkezinde yaşayıp hem de yüksek kiralar ödemek istemeyen bohem burjuvalar bunlar. Bu sürecin bir emsalini bugün Türkiye’de özellikle Karaköy civarında gözlemlememiz mümkün. Karaköy’de süregelen dönüşümü tek başına bir olgu olarak ele almazsak, İstanbul’da tamamlanmış üç ayrı dalgada üç farklı tip soylulaştırmadan bahsedebiliriz. İlki 1970’li yılların sonundan itibaren Arnavutöy ve Kuzguncuk civarındaki soylulaştırma. Bu tip soylulaştırmanın belirgin özelliği, bölgeye taşınan yeni orta sınıfın mahalleye entegre olması. İkincisi 90’lar sonunda Cihangir, Galata ve Asmalımescit civarında yaşanan, rantın ön plana geçmesiyle beraber değişimin çok daha sert gözlemlendiği bir soylulaştırma tipi. Bugün Karaköy ve civarındaki dönüşüm hala bu sürecin devamı niteliğinde olduğunu da söylememiz mümkün, bu soylulaştırma türünde ise, alım gücü olmayan yerel halk zamanla değişime boyun eğerek bölgeden uzaklaşır. Üçüncüsü ise, yine yakın geçmişte Haliç, Fener ve Balat civarında gözlemlenen, bölgenin tepeden inme politikalarla tümüyle nüfus değiştirmesine yol açan en radikal soylulaştırma türü. Shameless, bu soylulaştırma türleri arasından en çok bir kesimi ekonomik bakımdan marjinal ilan edip de mekanın dışına iten ikinci tip soylulaştırmaya benziyor.
Shameless beşinci sezonun başında soylulaştırmanın artık olay akışının önemli bir parçası haline gelebileceğini işaret etse de, izleyenlerin çoğunun bu konudaki beklentileri tam olarak karşılanmamıştı. Dizinin dikkatli takipçileri, soylulaştırmanın olay akışını baştan sona değiştireceğini düşündü, özellikle Frank’in alıştığımızın aksine, ayakları yere basan konuşmaları bunu ifade ediyordu. Beşinci sezon bittiğinde, böyle bir beklenti içerisinde olanlar ciddi anlamda hayal kırıklığına uğramışlardı. Çünkü dizi bıraktığı yerde soylulaştırmayı dizinin akışına öylesine eklemiş, üzerine bir sürü nasihat vermiş, ama kahramanlarımızın yaşantılarına mahallelerindeki ciddi dönüşümün, pek de bir etkisi olmamış gibi duruyordu.
Her ne kadar beşinci sezonun izleyicide yarattığı izlenim, soylulaştırma temasının senaryoda bir boşluk yarattığı şeklinde de olsa, Frank 5. Sezonun 2. Bölümünde şu kelimeleri sarf ediyordu:
“Gülün gülün, seneye böyle gülemeyeceksiniz çünkü buralarda oturmaya artık gücünüz yetmeyecek. Önce gelir yerleşirler, sonra tamamen ele geçirirler.”
Frank’in alametinin 6. Sezonun 3. bölümünde gerçekleşmesiyle anladık ki, senaryoda bir boşlukla veya olay akışını katletmek uğruna verilen ulvi bir mesajla karşı karşıya değildik. Senaryo oldukça akıllıca kaleme alınmış, bize sonraki sezonda neler olacağını kahramanlarımız 5. Sezonun başında duyursa da, dizi kendisini iki sezon boyunca biz durumdan haberdar edilmemişiz gibi izletmişti. Shameless senaristlerinin bu akıllıca hamlesi, günümüz Türkiye’si için bu denli önemli bir konuyu mercek altına almışken, Shameless’ın zaman akışını takip ederek soylulaştırma üzerine tartışma yürütmek faydalı olur diye düşündük.
Not: Yazının ikinci sayfası, Shameless’ın 5. sezonuna dair, üçüncü sayfası ise dizinin 6. sezonuna dair spoilerlar içermektedir.
Shameless ve Soylulaştırma: 5. Sezon – Adım Adım Soylulaştırmaya Doğru

Mahallede Soylulaştırmanın İlk Sinyalleri
Soylulaştırmanın mahalleye geldiğinin ilk habercisi, 5. Sezonun 1. Bölümü oldu. Kapı kapı dolaşan, mahalleli kimseye benzemediği için herkesin ilahi temelli bir organizasyon sandığı Rotchild Emlak’tan gelen insanlar, Shameless’ın hikayesinin geçtiği mahallenin Redfin tarafından Şikago’da gelecek vadeden 5 semtten biri olarak ilan edildiğini duyurdular. Şikago’da rantın yükselişe geçtiğinin ve mahallenin kapısını çaldığının ilk habercisi olan bu hamle, mahalleli tarafından o sırada pek de ciddiye alınmıyordu.
Sezonun ikinci bölümünde, lezbiyen bir çiftin emlakçıyla gelip Sheila’nın evine piyasa değerinin iki katını teklif etmesiyle, durum Frank’in menziline girmiş oldu. Frank en başta soylulaştırmadan şüphelenmemişti esasında, bu yüzden de Sammi’den evin iki katını teklif etmelerininin altında yatan numaranın ne olduğunu öğrenmesini istedi. Sammi ise, fısıltı gazetesinden ortada bir tezgah olmadığını, bunun yatırım amaçlı bir teklif olduğunu, Tribune’un yaşadıkları mahalleyi gelecek vadeden semtlerden biri olarak ilan ettiğini öğrendi.
Frank bunu duyunca “Mahvolduk” tepkisini vermesiyle durumu fark ettiğini çaktırdı ilk kez. Sheila’ya evi kesinlikle satmamasını salık vermeye başladı.
“Eskiden parası pulu olmayanlar, şehir merkezinde doğru düzgün bir daire bulabilirlerdi. Sonra 40 sokak ileri kaydılar, daha sonra 80 sokak ileri kayacaklar. Bu işin bir sonu var mı dersin? […] Vergi ödeyebilen insanları istedikleri için bizi uzaklaştırıyorlar. En sonunda, kendimizi medeniyetin ucunda, kamp gibi bir yerde bulacağız.”
Tam da bu zaman aralığında Lip, okul parasını çıkartabilmek için mahalledeki bina yıkımcılarından biri haline gelmişti. Alibi’da yeni iş arkadaşlarıyla oturmuş içerken Frank yaptıkları yıkımın neye hizmet ettiğini sorgulayan bir taarruza geçti. Yıkılan huzurevi binasının yerine ne inşa edileceği sorusu karşısında yıkımcıların umursamaz tavırlarını gören Frank, öncekine benzeyen, Frank’ten beklenmeyecek bilgelikte bir konuşma yaparak şunları söyledi:
“Hepinize ne inşa edileceğini söyleyeyim: bir Starbucks veya taze meyve suyu dükkanı veya sıçtığımın Whole Foods’u gibi bir şeyler. Soylulaştırmadan bahsediyorum dostlar, sonun başlangıcından. […] Bunu daha evvel gördüm ben: 1964’te Fulton Caddesinde, 1968’de Kirby Caddesi’nde… Emlakçılar piyasa değerinin üzerinde satın almalar yapmaya başladı, birkaç aya bütün mahalle yeni orta sınıfla (gentry) dolmuştu ve bize yol göründü. Bugünün yeni orta sınıfı da paralı lezbiyenler. Kapımızı çalıp evin iki katı değeri teklif ediyorlar, bunu yapmalarının sebebi de sizin bilmediğiniz bir şeyi bilmemeleri.”
Frank, teorik olarak oldukça doğru bir yere parmak basıyor. Gerçekten de Amerikan toplumu için eşcinsel çiftlerin aile kurumunun bir parçası haline geldiğinin kabul edildiği bu zaman aralığında, LGBTİ bireyler günümüzün yeni orta sınıfının önemli bir parçasına dönüşmeye başladılar. Her ne kadar Frank karakteri gereği mizojenik ve heteroseksist bir bakış açısıyla bu konuşmayı yapsa da, bir yerde haklı. İşin tarihsel ironisi ise şu: LGBTİ hareketi görünürlüğünü ve meşruluğunu arttırana dek aslında soylulaştırmanın olumsuz anlamda dokunduğu öznelerdendiler. Bugünün Türkiye’sinde hala durum böyle. Özellikle de trans bireyler, eşcinsel erkekler ve cinsiyet ifadesi akışkan olan fakir bireyler, şehrin gettolarında kendilerine bir varoluş alanı yaratmışlarken, soylulaştırma onları zar zor edindikleri mekanlardan dışlar. Fakat LGBTİ hareketi kent hakkı üzerinden bir hafıza yaratmanın önemini gözardı ederek, bu alanı nispeten ihmal etmiş vaziyette. Bu yüzden de Stonewall gibi sembolikleşmiş mekanlar ve tarihsel olarak kurtarılmış alan olarak kabul edilen mekanlar haricinde, LGBTİ hareketi mekana dair söz üretmek gibi bir alışkanlığa sahip değil. Kent hakkı olarak adlandırılan kavramı kabaca şehirde yer alan herkesin o şehirdeki üretimin bir parçası olduğuna ve bu alandaki değişimlere dair söz hakkı olması diye özetleyebiliriz. LGBTİ bireylerin problemlerinin başında mekanda var olma haklarının gasp edilmesi yer aldığı halde, hareket kent hakkı üzerinden bir hafıza yaratma konusunda oldukça eksik kalıyor. O yüzden soylulaştırmanın cinsel azınlıklara olan etkisi Amerika’da unutulmaya yüz tutmuş bir mesele olmaya başladı. Shameless bu meseleyi görünür kılma çabasında mı yoksa LGBTİ bireylerin yeni orta sınıfın bir parçası olduğunu ima etmekten ileri gitmiyor mu kestirmek zor. Ama Lisa ve Lisa’nın mahalleye taşınmasının, Frank’in altını çizdiği gibi yeni orta sınıfın mahalleyi ele geçirmeye başlamasının ilk işareti olduğu kesin.
Tam da bu noktada Frank’in ağzından “Gülün gülün, seneye böyle gülemeyeceksiniz çünkü buralarda oturmaya artık gücünüz yetmeyecek. Önce gelir yerleşirler, sonra tamamen ele geçirirler” sözleri çıkıyor. Frank’in bu alameti her ne kadar 6. Sezonda tutmaya başlayacak olsa da, bölümün sonunda “Zen Beanery Organic Coffee Coming Soon!” (Zen Kahve Evi Organik Kahve Çok Yakında Burada) tabelasını 5. Sezonun 2. Bölümünün sonunda görmemizle beraber, Frank’in en azından yıkılan binanın yerine Hipster bir mekanın açılacağına dair öngörüsünün tuttuğunu anlıyoruz.

Yeni Orta Sınıf Mahalleye Yerleşir
5. sezonun 3. Bölümünde geldiğimiz zaman, yeni orta sınıfı sembolize eden lezbiyen çift, artık mahalleye taşınmıştır. Carl, Frank’in verdiği gazla, mahallenin yeni sakinlerini korkutmaya karar verir. Sabotajlarının başarısız olmasının hemen evvelinde Carl ve Fiona arasında geçen konuşmadan anlarız ki Carl Frank’in sözüne güvenip de yeni komşularının taşınmasının mahalleyi derinden etkileyeceğini düşünürken, Fiona mahallenin değişmeye başlamasının kendileri için iyi bir şey olabileceği kanaatindedir.
Rantsal dönüşümler, orada yaşayan insanlar üzerinde en başta olumlu izlenim yaratabilir: Fiona’nın tepkileri de aynen bu şekilde gelişiyor. Fiona en başta soylulaştırmayı, kendilerinin oradaki varlığına bir tehdit değil, mahallenin nezihleşmeye başlaması olarak görüyor. Aynı bölümde Sheila evini satmaya razı olmuşken, evi satın almak isteyen emlakçının sözleri ise meselenin Fiona’nın yaklaşımındaki naiflikle ele alınamayacağının kanıtı gibi:
“Buralarda para sıkıntısı, sakatlığı, hapse girme durumu olan biri olursa haber verin. Alabileceğimiz kadar ev satın almak istiyoruz.”
İki bölüm sonra, yani 5. Sezonun 5. Bölümünde ise, başka bir emlakçının Tammi’nin karavanını araziden kaldırmasını istemesiyle mahalledeki arsaların yavaş yavaş el değiştirmeye ve değer kazanmaya başladığını gözlemliyoruz. Yine aynı bölümde Mickey’nin yıkımcılara “Mahalleyi tuğla tuğla yıkarak beyaz yakalılara taşınma yolunu açıyorsunuz.” diye sinirlenmesinden, soylulaştırmanın gitgide daha fazla insana bir sorun olarak gözünmeye başladığını fark ediyoruz. Sonrasında Mickey’nin Lip’i de mahalleyi satmakla suçlaması, ikisinin ve Mickey’nin çetesinin, yeni açılan kahveyi silahla taramasıyla sonuçlanıyor.
Sezonun sekizinci bölümünde lezbiyen çiftimiz Lisa ve Lisa’nın satın aldıkları bir araziyi ortak bir bahçe alanına çevirmeyi düşündüklerini ve bu ortak alana dahil olma ücretinin 2 bin dolar olduğunu Fiona’ya söyleyip katılmasını teklif etmesiyle dizi, soylulaştırmanın neticesinde oluşan kültürel çatışmayı bir kez daha sergiliyor.
Frank’in soylulaştırma ile ilgili düşünceleri söylediğimiz gibi pekala doğru bir teori üzerinden ilerlese de, çıkışlarının fevri olduğu aşikardı. Sezonun 11. Bölümünde soylulaştırmaya dair konuşma sırası Lip’e geçiyor. Helene Runyon’ın Gallager’ların evlerinin oralardaki Hamilton Parkı’na yakın bir yerde düzenlenen bir partiye çağrılması ve Helene’in partiye Lip’i de götürmesi ilginç bir karşılaşmayı daha beraberinde getiriyor. Partinin ve evin sahibi bir emlakçı. Mahallenin korkutucu çehresini yitirmeye başladığını duyurmak için kahve dükkanı ve yoga stüdyosu açıldığını duyurmasıyla beraber, Lip sinirlenip şu kelimeleri sarf ediyor:
“Kahveyi ben de severim. Ama kahve dükkanları, yoga salonları falan benim birlikte büyüdüğüm insanlar artık burada yaşayacak güce sahip olmasın diye açılıyorlar. Mahalle daha nezih bir yer oluyor tabii, ama bu mahalleli için pek de iyi bir şey sayılmaz.”
5. sezonun soylulaştırmaya dair son sözleri Lip’in ağzından bu şekilde çıkıyor, yani dizinin sezon finalinde soylulaştırmaya dair pek bir şey görme şansı yakalamadık. Shameless hayranları soylulaştırmanın olay akışına dahil olma şeklini bu nedenle zayıf bulmuş olsa da, 6. Sezon aksini kanıtlar nitelikteydi. Keza soylulaştırma, süreç içerisinde düzenli olarak yaşanan bir değişimler silselesine denk düşüyordu ve ağır toplardan birini dizi altıncı sezonda, mahallelinin yeni orta sınıfla tanışıklığı artmaya başlamışken kullanmak istiyordu.
Shameless ve Soylulaştırma: 6. Sezon – Soylulaştırma ve Karşılaşmalar
Mahalle Değişiyor
Altıncı sezonun ilk bölümünde, bir süredir mahallede yaşayan Lisa ve Lisa’nın, kültürel çatışmanın merkezinde buluyoruz. Yunanistan göçmeni komşuları Yanis ve eşcinsel çiftimiz arasında ciddi bir gerginlik var. Yanis’in bahçesinin durumundan, sahip olduğu köpeklerden, evinden gelen seslere kadar pek çok şey Lisa ve Lisa’yı rahatsız ediyor. Bu rahatsızlık karşısında da Lisa ve Lisa kendi bildikleri yöntemlerle bir şeyler yapmakta kararlılar. Biz de bu durumdan Kevin ve V’nin kapısına ellerinde “polisi gürültü hakkında bir şeyler yapmaya zorlamak için” hazırladıkları bir dilekçeyle geldiklerinde öğreniyoruz. Kevin gürültüden kasıtlarının ne olduğunu anlayamayınca, bulundukları yerin getto olduğundan bahsederek, mahallede ses olmasını normal bulduğunu ifade ediyor. Bunun üzerine de Lisa’lardan biri “Burası getto değil, burası bizim evimiz” diyor. Kevin da ısrarla, onlar gelene kadar mahallede böyle sıkıntıların olmadığını vurguluyor. Yanis de benzer bir şekilde 26 yıldır aynı yerde yaşadığını ama o güne kadar hiç şikayet almadığını söyleyip duruyor.
Esasında Lip’in evindeki partiye gittiği emlakçınınkine benzer bir davranış bu. Yeni orta sınıf, uygun fiyatlı ve merkezi bulduğu bir yere taşınırken, oranın kendi yaşam standartlarına uygun bir yere dönüşmesine bel bağlıyor ve bu dönüşümü sağlamak için ciddi çabalar harcıyor. Hem kendi söyleminde oranın dönüştüğü savını yaygınlaştırıp, çevresinin oraya taşınmasını temenni ediyor, hem de belli projeler yürüterek orayı daha “yaşanabilir” kılma çabasına giriyor. Lisa’ların polisi araması, dilekçe toplaması veya ortak bir bahçeyi kullanıma açmak için arazi satın alması hep buna örnek verebileceğimiz hamleler. Fakat yeni gelenlerin, kendi perspektiflerinden iyi niyetli olan bu davranışları, esasında kentsel alana bir müdahale ve kendilerinden önce orada yaşayan kent yoksullarının hayatlarını derinden etkileyen sonuçlara sahip. Özellikle Gallager’ların oturduğu mahalle gibi yerlerde böyle bir imaj değişiminin polisi mekana taşımasının mahallelinin hayatına derinden bir etkisi var. Çünkü kent yoksullarının yoğunlaştığı alanlar, dezavantajlı kesimlerin enformel kariyerlere yani suça yöneldiği alanlar olabilir. Soylulaştırma devreye girdiğinde, bireylerle sınırlı olan bu yönelim, dönüşümü meşrulaştırmak için bir gerekçeye çevrilebilir. Deniz Yonucu’ya göre suçlulaştırma mekanizması, emek piyasasından dışlananları denetim altına almak için kullanılır. Howard Becker’a göre ise suç, toplumsal ilişkiler içinde yaratılır.
Suçlulaştırmanın soylulaştırmayla iç içe geçebildiğine Tarlabaşı, Sulukule, Okmeydanı ve Küçük Armutlu gibi yerlerdeki kentsel dönüşüm girişimlerinden biliyoruz. Bir yerde yaşayan insanların, enformel alana iteklenmesi, zaman zaman bir soylulaştırma stratejisi olabilir. Çünkü suçlulaştırma, yoksul kesimlerin örgütlenmesine de mani olabilir. Küçük Armutlu ve Okmeydanı gibi yerlerde yaşayanların örgütlenebilmesi, bu bölgelerin ranta mümkün olduğunca kurban edilmesine engel oldukça, suçlulaştırma mekanizması daha çok devreye sokulmuşken, Tarlabaşı ve Sulukule gibi bölgelerde suçlulaştırma söylemine başvurulsa da, bölgede yaşayanların örgütlenememesi, buraları dönüşümün pençesine daha kolay düşürdü.
Suçlulaştırmayla alakalı birikimlerimizin çoğu, Şikago Okulu’ndan bugüne yadigar kalma. Shameless’ın hikayesinin de Şikago’da geçmesi de ilginç bir tesadüf bu noktada. Şikago okulunun araştırmaları, bize suçun toplumsal olduğunu gösteriyor. Şikago Okulu’nun ikinci kuşağının araştırmaları ise bize suçun üretildiğini gösteriyor. Amerika örneğinde suçlulaştırma mekanizması yalnızca soylulaştırma ekseninde kent yoksullarının örgütlenmesini engellemesi hususunda “faydalı” değil, kimi eyaletlerde suçluların elinden oy hakkı alınabiliyor ayrıca hapishaneler ucuz iş gücünün temin edildiği birer endüstriye dönüşmüş vaziyette. Shameless’ta da şimdiden polislerin artık gündelikleşmiş suçlara müdahale etme oranında ciddi bir artış var. 5. Sezonda Mickey’nin işlerinin rast gitmemeye başlamasıyla bu durum görünürlük kazanmaya başlamıştı, gelecek sezonda daha fazla polis müdahalesi görmeyi bekleyebiliriz.
Tüm bunlar olup biterken Alibi’ın da yeni bir müşteri grubu var: Hipster’lar. Mahalle sakinleri için pekala abuk alışkanlıklara sahipler, ama yağlı birer müşteri oldukları için Alibi’da dönen her şey, onların istedikleri gibi oluyor. Bu sırada Alibi “Güney’in En Boktan Barı” ilan ediliyor. Daha fazla müşteri bekleyişindeki Kevin, Victoria ve Svetlana, yereldeki insanların gereksinimlerini ve bütçelerini gitgide daha az umursar hale geliyorlar. Bar Hint filmleri izlenen, masalarda nargile olan abuk bir yere dönüşmeye başlıyor. Göz ardı ettikleri şey, barın yeni müşterilerinin her an kaybolma olasılığı varken, yereldekilerin oraya düzenli gelmesinin barın devamlılığını sağladığı.

Tahliye Tebliği
6. sezonun üçüncü bölümünün başında, Jorge Mendoza ve kavimi ile tanışıyoruz. Evlerinden çıkarılıp banka da evlerini satınca Mendoza’lar tüm eşyalarını sokakta bulmuş. Bunun üzerinde Frank, arka bahçeyi Mendoza ve kavmine kiralamış. Aynı bölümde, Yanis geçirdiği motosiklet kazasının ardından felç kalınca, kaza yüzünden Lisa’ları suçluyor. V’nin Lisa’lar şehir dışındaydı demesiyle, Yanis yeni taşınanlar ve mahalleli arasındaki ekonomik gerilimin her alana taşmış olduğunu ifade eden şu sözleri sarf ediyor:
“O zaman kim yaptı biliyorum. Köşede oturan Audi’li şerefsiz avukat. Burjuva Pislik! Çocuklarını öldürüp, testislerini ona şiş kebap niyetine yedireceğim!”
Oysa ki avukatın konuyla alakası bile yok. Fakat Yanis’in önceden olmayan bir durumla yüzleşme çabası, yeni gelenleri suçlamasıyla sonuçlanıyor. Yanis’in kendisinin göçmen olup da benzer bir muameleye maruz kalması, işi hepten ironik kılıyor.
Bölüm sonunda ise, Frank’in uzun zaman önce öngördüğü durum gerçekleşiyor. Fiona evin kapısında üzerinde “Tahliye Tebliği” yazan bir kağıt buluyor ve soylulaştırmanın Gallager’ların da kapısına dayandığını öğreniyoruz.
Sonraki üç bölüm, Gallager’ların evi geri alma çabası üzerine kurgulu. Evin sahibi olan kuzenlerinin 60 bin dolarlık bir kredi çekip, kredi için evi gösterip daha sonra borcu ödemediği için evin artık bankaya ait olduğunu öğreniyorlar. Sonrasında Fiona önce kredi başvurusu yapabileceğini öğreniyor daha sonra da kredi puanının sıfır olduğunu. Hiç kredi kartı sahibi olmamış olması, araba kiralamamış olması gibi durumlar Fiona’nın kredi puanının olmama sebebi. Orta sınıf normlarının bu kadar dışında oluşu karşısında Fiona’yla ilgilenen bankacı da bir hayli şaşkına düşüyor. Banka 100 bin dolarlık bir krediyi onaylayınca Fiona evi geri alabileceğine inanıyor ve hatta ilk defa ev gerçekten kendilerinin olacak diye bir hayli seviniyor. Fakat açık arttırmada ev, tahmin ettiklerinden çok daha yüksek bir fiyata satılıyor.
Yeni ev sahiplerinin eve ziyareti esnasında yaşanan karşılaşma sonucunda, yeni orta sınıfın aslında taşınırken orada yaşayan başka insanların olduğunun ve onların hayatını olumsuz anlamda etkilediklerinin farkında olmadıkları ortaya çıkıyor. Aile, bir hafta daha evde kalabileceklerini, acele etmelerine gerek olmadığını söylüyor.
Fakat bir hafta geçmeden Debra Fiona’yı arayıp, şerifin evi boşalttığını söylüyor. Fiona eve gittiğinde şerif, bankanın evi boşaltmalarını istediğini, gözetim süresince evin sahibinin banka olduğunu söylüyor. Böylelikle Gallager’lar bir kez daha evsiz kalıyor.
Fiona, ağırlıklı olarak nerede yaşayacaklarının derdine düşmüş olsa da, arada Kevin ve Veronica komşusu olmazsa ne yapacağını sorguluyor. Bu oldukça haklı bir sorgulama çünkü mekan, aynı zamanda insan ilişkilerini de şekillendirir. Kentsel dönüşüm ise ilişkileri ve insanları yok sayar.
Eninde sonunda Gallager’lar evlerine kavuşmanın bir yolunu buluyorlar, ama dizi iki sezonun hatırı sayılır kısmına yayılan bir olay akışıyla, soylulaştırmanın kent yoksulları nezdinde neye benzediğini aktarıyor. Bir hayli de önemli bir iş yapıyor çünkü diziyi izleyen kitlenin arasındakilerin hatırı sayılır kısmı yeni orta sınıf mensupları, yani hatırı sayılır kısmımız Lisa ve Lisa veya Gallager’ların evini satın alan aile gibi, yeni mekanların dönüşümünün bir parçası haline gelirken kent yoksullarının hayatlarına olan etkimizi ve kent dokusuna yaptığımız tahribatı göz ardı ediyoruz. Shameless, izleyicilerine kapitalizmin ve rantın nasıl işlediğini çok güzel bir şekilde anlatıyor. Bugün pek çok insan Gallager’lar gibi evini yeniden kazanma imkanına sahip değil ve yalnızca şehirden sürülmüyorlar, sürdürebildikleri ekonomik faaliyetleri artık sürdüremeyecekleri alanlara itiliyorlar ve kent yoksullarının başına gelenler, kimsenin umurunda değil.
İstanbul’daki rantın etkilerini ve yaşadıkları yerlerden sürülen kent yoksullarının başına gelenleri merak edenlere tavsiyemiz mutlaka Ekümenopolis’i izlemeleri olacaktır. Soylulaştırma ve kentsel dönüşüm gerçek hayatta televizyon ekranındaki kadar renkli sahnelere sebep olmuyor insanların hayatlarını, hayallerini ve geleceğe dair umutlarını ezip geçebiliyor.
Hazan Özturan
231 yazı · Galatasaray Üniversitesi'nde 7 yıl boyunca felsefe okudu. Şu sıralar toplumsal cinsiyet alanındaki yüksek lisansı gereği sinemanın doğduğu şehirde, Paris'te yaşıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →
