· 21 dk okuma

Seinfeld: ‘Hiçbir Şey ve Her Şey Hakkında’ Bir Televizyon Efsanesi

Seinfeld: ‘Hiçbir Şey ve Her Şey Hakkında’ Bir Televizyon Efsanesi

Seinfeld denildiğinde aklınıza önce dört efsanenin hemen ardından da daha onlarcasının peşi sıra geldiğini tahmin etmek zor değil. Bazen Jerry Seinfeld’in kendisinden bile önce George Costanza (Jason Alexander), Cosmo Kramer (Michael Richards), Elaine Benes (Julia Louis-Dreyfus) dans ediyorsa kafalarımızda, artık Seinfeld’in anlamının çok daha büyük olduğunu kabul etmek gerekir. Biz yine de ilk teşekkürleri bugün 62 yaşına giren ve efsanenin yaratıcılarından olan Jerry Seinfeld’e iletip 1989 – 1998 yılları arasında 9 sezon boyunca 180 bölüm ile evlere misafir olup bugün hala defalarca dönüp bakmaktan usanmadığımız Seinfeld’in kahkahalarının içinde bir kez daha kaybolalım!

George: Bak bu dizi olabilir. Dizi budur!

Jerry: Ne?

George:  Bu! Sadece konuşma.

Jerry: Evet, tabii.

George: Ciddiyim. Bence güzel bir fikir.

Jerry: Sadece konuşma mı? Peki dizinin konusu ne olacak?

George: Hiçbir şey.

Jerry: Hikâye yok mu?

George: Unut hikâyeyi.

The Pitch (4. Sezon 3. Bölüm)

George ve Jerry’nin yukarıdaki diyaloğunda anlatıldığı gibi NBC’ye sunmak için ortaya attıkları bu ‘hiçbir şey hakkında bir dizi’ fikri, gerçekten de Seinfeld’in en kısa özeti gibidir. Her ne kadar dizinin yaratıcıları Larry David ve Jerry Seinfeld gerçek görüşmelerinde diziyi ‘bir komedyenin gündelik hayattan materyal toplaması’ olarak sunduklarını belirtmişlerse de, bu, dizinin içinde sonradan kurdukları mottonun değerini aşağı çekmeye yetmez. Jerry her bölümde sunduğu stand-up şovlarından kesitlerle dizinin plotunu paralel tutup materyalleri gerçek hayattan toplayışının altını besler ve bir komedyenin mizahı yaşam stili haline getirişini, sahnede sunduğu gözlemlerinin gündelik hayat karşılıklarını verir. Fakat David ve Seinfeld de dizinin Jerry’nin sahne şovunu aştığını fark etmiş olmalılar ki dizinin ‘hiçbir şey hakkında’ olmasının diğer her şeyin önüne geçmesine izin vermişler. Çünkü Seinfeld, yalnızca bir komedyenin hayatını değil, dört eşsiz karakterinin birbirleri ve absürt yaşamları ile kurdukları/kuramadıkları ilişkilerden doğan mizahı yansıtır izleyicisine. Önemsiz görülebilecek gündelik detayların aslında ne kadar önemli olduğunu onlardan bir bölüm konusu yaratarak gösteren Seinfeld, karakterlerinin hayatlarındaki dönüm noktalarını değil, kafalarına taktıkları – gerekliliğini sorgularken aslında daha da takıldığımız – ayrıntıları gösterir. İşte bu yüzden aslında hiçbir şey hakkındadır ve tam da bu nedenle her şeyimiz oluvermiştir.

Ayakkabısından mutfağına tipik bir tüketici, banyosundan koltuğuna tam bir düzen ve temizlik ‘hastası’ Jerry; karakteristik özellikleri ile Larry David’in bir temsili olarak karşımıza çıktığını bildiğimiz ve en kaba tabirle cimri, yalancı, kıskanç ve gerek ilişkileri gerekse işsizliği ile kendi tabiriyle de başarısız George; ‘geleneksel kadın’ tanımını yıkacak şekilde özgür ruhlu, duygusuz, çevresindeki çoğu insana göre işi ile görece daha iyi bir konumda yer alan ve arzuları doğrultusunda hareket etmekten çekinmeyen Elaine; ve slapstick komedilerden fışkırarak kapıları alaşağı eden dürtüsel Kramer… Uzun zaman misafir olduğumuz Seinfeld dörtlüsünden sadece bahsetmek bile gülmeye yeterken onları tanımlamak elbette bu kadar kolay değil. Fakat su götürmez bir gerçek olarak hepsinin ortak noktası bencil bireyci duruşlarıdır. 30 küsür yaşlarında bu bekâr dört insan, hayatın anlamsızlığını küçük detaylarda – genelde içinde boğularak – bulmaya çalıştıkları anlamla telafi etmeye çalışırlar. Ekranda izlemeye alışık olduğumuz aşk, evlilik, ayrılık, ölüm, aile gibi ‘büyük ama kısıtlayıcı’ meselelere hiç girmeden hepsinin kıyısında güneşlenmeyi seçerek post-modern gerçeklikte kendilerini var etme çabasıyla yaşar giderler.

Dönemin – The Cosby Show gibi – favori sitcom örneklerinden, hiçbir ahlaki mesaj kaygısı gütmemesi ile ayrılan Seinfeld, bencil ve toplumsal normlar karşısında kötücül olarak kodlanabilecek karakterleri ile aslında değişmekte olan izleyicisinin başta imkansız gözükse de aslında çok daha özdeşleşebileceği bir evren sunarak yeni bir kapı aralar televizyon tarihinde. Larry David’in sunduğu ‘sarılma yok, öğrenme yok’ çerçevesini benimseyen Seinfeld, aile bağlarının dış etkilerle zedelenip bölüm sonunda bir kucaklaşma ve ders alma ile onarıldığı temel anlatı yapısına tamamen sırt çevirmesi, değerleri ile kendini tanımlayan Amerikan toplumunda bir taklaya sebep olur. Televizyonun normatif dilini çekerek konuşulamayacakların sınırını zorlarken bugün dahi her sitcomda izine rastlayabileceğimiz yepyeni bir akım yaratır ve sadece ‘ahlaklı’ iyilerin kazandığı yapımlara mahkum olmaktan kurtararak ‘çok da iyi olmayan’ yansımaları ile yüzleşmesini sağlar izleyicisinin. Artık seks üzerine konuşmalar kablolu kanaldadır; doğum kontrol, mastürbasyon, orgazm taklitleri, yatak pozisyonları, kürtaj veya cinsel yolla bulaşan hastalıklar tabu olmaktan çıkıp dört arkadaşın rahatlıkla tartışabileceği konular olarak kendisine yer bulur televizyonda. Bazen politik doğruculuk konusunda sıkıntılar yaşadığı kabul edilebilecekse de, Seinfeld’in 90’lar Amerika’sının beyaz orta sınıf bireyci yaklaşımını – karakterleri Yahudi asıllı olduğu için kendini görece kısıtlasa da – çok net aktardığı rahatlıkla söylenebilir. Sıradan ve gündelik yaşama dair küçük ama üste yapıştıkça izi kalan ayrıntılarla debelenen kendine düşkün karakterlerin geçirdiği nihilistik bakışın içimizdeki yansımalarına bakmak hiç bu kadar eğlenceli ve aynı zamanda yürek burkucu olamazdı herhalde. Seinfeld’in kuşkusuz en önemli özelliği ise kendi kendini referans veren mizah anlayışıdır. Bunu daha önce yapan örneklerine rağmen şov içinde şov anlayışının başarılı öncülerinden biri olarak günümüz komedi dizilerinin önünü açan efsane seri, kurgu ve gerçeği iç içe geçirerek post-modernizmin tam zamanında ve tam yerinde başarılı bir temsilini yaratır. En başta kendini oynayan Jerry Seinfeld ile bunu sağlayan dizinin asıl vurucu noktası ise dördüncü sezon itibari ile dizinin içinde, tam da izlediklerimizden bir dizi yaratmaya başlamasıdır. Bununla beraber, artık her bölümü birbirinden bağımsız, ‘sil baştan’ bir hikaye anlatımı yerine, hikayesinin belli kısımlarını devam ettiren bir yapıya evrilme de sitcom anlayışının değişiminde büyük rol oynar. Kameranın ‘anlatma, göster!’ görevini de illa cebinde tutmak zorunda olmadığını hatırlatıp görülenlerin üstüne dilin ve iletişimin önemini dizi konusu yapması da Seinfeld’in televizyon tarihinde her zaman tutacağı önemli yerin oluşmasındaki etkenlerden yalnızca biri.

seinfeld-3-filmloverss

Hayatlarının hatırı sayılır bir kısmına bakış attığımız karakterlerden öğrendiğimiz bir şey varsa, o da hiçbir şey öğrenmiyor oluşumuzdur. Jerry, Elaine, George ve Kramer’ın dokuz sene içinde girdikleri türlü olaylardan hiçbir ‘ders’ çıkaramamış. Bir şekilde hayatlarına dahil olan yan karakterleri çoğu zaman mahveden bu dörtlü, daima kendilerine dönük bakışlarıyla var olmaya devam etmiş ve onların dışında gelişerek ötekileşen hiçbir şeyi umursamamıştır. Dayatıldığı gibi tek bir ahlaki bakış açısının varlığını kabul etmeyen ve bundan doğan çatışmalar sonunda ‘dokunaklılık’ tuzağına düşmeyen karakterleri, belli açılardan varoluşçu ve çoğunlukla nihilist kabul etmek pek tabii mümkün. Çünkü onların ‘hiçbir şey’e bağlı olarak kendilerini var edişleri, anlam yüklediğimiz her şeyi yıkarak değerlerin en baştan kurulmasını sağlar. Yazar Matt Zoller Seitz, Seinfeld’in Tony Soprano’nun doğumuna hazırladığı yolu anlattığı makalesinde, önemli klasiklerin çoğunun Seinfeld’in bencil karakterlerinin anti-kahramanlığının gerçekliği sayesinde ortaya çıktığının altını çizer. Bence de Larry David’in daha sonra Curb Your Enthusiasm ile daha da beslediği bu anlatı yapısının bir klasik haline gelmesini sağlayan en önemli özellik kesinlikle tam da budur. Hayatın absürtlüğü ve başıboşluğundan doğan mizahtan beslenen Seinfeld ‘hiçbir şey’ hakkında iken ‘çok şey’ kazandırdı bize. Unutulmaz oyunculukları, titiz gözlemleri, zihinlere kazınan hikâyelerinin bağlayıcılığının da ötesinde, post-modern hayatın absürt gerçekliğinde yuvarlanıp giden insanların hayatlarına konuk edilmemizi sağlaması ve biçimini olabildiğince abartılı bir şekilde bozarak yarattığı aynaya önce gülerek sonra da yansımamızın netliğine şaşırarak bakmamıza vesile oluşuyla her zaman çok değerli bir yapım olacak ve her bir araya gelme anında kalbimizi ağzımıza çıkarmaya devam edecek. Hepsi gönlümüzde ve zihnimizde yer eden bölümleri arasından anlamlı bir seçki yapmak çok zor olsa da, en azından bu 15 bölüm ile Seinfeld’i klasik yapan özellikleri nelerdi tekrar hatırlayalım!

The Pony Remark (2. Sezon 2. Bölüm)

Seinfeld’in aldığı en büyük risklerden birinin karakterlerini duygusuz ve bencil kurması olduğu fakat bunu zeki bir dil ve altı dolu bir metinle yaparak gücüne güç kattığının altı defalarca çizilebilir. Jerry bu bölümde kendini beysbol oyununa kaptırmış ve şampiyonluk maçına çıkacağı günü iple çekerken salonunun ortasına yerleşen ailesinin baskısı ile uzak akrabasının yıl dönümü yemeğine gitmek zorunda kalır ve Elaine’i de beraberinde sürükler. Yemekte gözlemlerini dile getirmeden duramayan Jerry midillilere ve çocukken onlara sahip olan herkesten nefret ettiğini dile getirir. Fakat davet sahibimizin yumuşak karnı da midilli çıkınca gerginlik olur ve kadın üzüntüsünden ölür. Jerry bu duruma üzülür fakat aklı cenaze ile aynı güne denk gelen maçtadır. George onu maça gelmeye ikna etmek için uğraşır ve ölülerin cenazeye kimin gelip gittiği ile ilgilenmediğini anlatmaya çalışırken Elaine de kendi ölümüne odaklanır. Jerry vicdan azabı ile kendini cenazede bulur fakat kadının aslında patates salatasına üzüldüğünü öğrenir. Cenazede Elaine yaşlı adamın dairesine yerleşmek için uğraşırken, Leo Amca sürekli oğlunun başarılarından bahseder ve Jerry’nin babası Morty de yanan uçak biletinin derdindedir. Yağmur maçın ertelenmesine sebep olunca Jerry mutluluğu yakalar ama maçta başarılı olamazlar. Küçük bir vicdan azabına tutunmaya çalışsak da aslında kimsenin ölüm ile ilgilenmediği apaçıktır bölüm boyunca. Başka ‘büyük’ sorunlarına odaklanan karakterleri ile Seinfeld, yeniden kendi varoluşu dışında hiçbir şeyi önemsemeyen ve ölümü es geçip anlamsız değerlerin ardına sıra sıra dizilen insanı olabilecek en komik halde sunar.

The Revenge (2. Sezon 7. Bölüm)

Belki Seinfeld denildiğinde akla gelen ilk bölümlerden olmasa da bizi sürekli güldürerek kendilerine bağlayan karakterlerinin art niyetli ve bencil tavırlarını henüz ikinci sezondan çok net bir şekilde aktaran The Revenge, serinin nihilistik duruşunu en iyi yansıtan örneklerden biri. George oda basıp bağıra çağıra istifasını verdikten sonra bundan sonra spor ve film yazıları yazarak hatta talk show sunucusu olarak para kazanabileceği ihtimalini yalnızca birkaç saniye düşünebilip hemen kararından pişmanlık duyar. Jerry’nin önerisiyle hiçbir şey yaşanmamışcasına işe gitmeye devam etmekte karar kılar. Kramer ise komşusu Newman’ın (Wayne Knight – dizinin en önemli yan rollerinden biri olacak daha sonrasında) onca intihar konuşmasından sonra ikinci kattan atlamasıyla dalga geçer. Jerry kuru temizlemecinin parasını aldığını düşündüğü için makinelerden birini Kramer’ın yardımıyla çimento ile doldururken, kendisini herkesin ortasında küçük düşüren patronun intikam almak isteyen George ise Elaine’i kullanır. Jerry parasının Kramer’dan çıktığı fark edince uğradığı zararı hesaplarken, patronunun içkisine ilaç atarak işi geri kazanmak için son şansını da kaybeden George ise yeni iş kolları düşünür. Bölümü benim için özen kılan ise tüm bu intikam savaşlarındaki ahlaki değer sorgusundan çok, Kramer’ın son sahnede sırf söylenmeleri yüzünden kendisini rahatsız ettiği için Newman’ı intihar etmeye ikna etme çabasının altından sırıtarak bakan milenyum hazırlıklarındaki insanlıktır.

The Parking Garage (3. Sezon 6. Bölüm)

Ekip bir alışveriş merkezinin çok katlı ve büyük otoparkında Kramer’ın arabayı nereye park ettiğini aramaktadır fakat kimse nerede olduğunu hatırlayamaz. Tamamı bu klostrofobik mekânda geçen bölümde, George ailesinin yıl dönümü yemeğine yetişmeye çalışmakta, Elaine de yeni aldığı balığını akvaryuma ulaştırana dek yaşatma telaşındadır. Kramer daha fazla taşıyamayacağı için aldığı klimayı bir kenara koyarken, Elaine de artık geçen insanlara yardım için yalvarmaya başlar. Jerry ise daha fazla dayanamayıp Kramer’ın da aklına uyarak bir köşeye işer. Yakalandığı güvenlik görevlisini uydurma hastalık ismiyle kandırmaya çalışan Jerry’ye aynı şekilde George da katılır, fakat uzun uğraşlar sonucu kurtulup yeniden arayışa koyulurlar. Kramer dışındakiler talihsizlik ve şansın birleştiği noktada arabayı bir şekilde bulmuşsa da anahtarlar klimayı nereye bıraktığını hatırlayamadığı için daha uzun bir müddet ortalarda gözükmeyecek Kramer’dadır. Neticede Kramer arabayı ve üçlüyü bulsa da ortada ne balık, ne de gidilecek bir yemek kalmıştır, bu noktada arabanın çalışmasını beklemek mucize olurdu zaten. Hem otopark evreni hem de hikâyesiyle güldürdüğü kadar boğan bu bölüm de tıpkı unutulmaz ‘The Chinese Restaurant’ gibi tek mekandan ve ‘hiçbir şey’den beslenip Beckettvari bir trajikomik bekleyiş ile varoluşun anlamsızlığında hapsederken bir yandan da mizahı ile neredeyse tuvaleti bulduramayacak kadar kahkahaya boğar izleyicisini.

The Alternate  Side (3. Sezon 11. Bölüm)

Park biletlerinden kurtulmak için sürekli arabaların yerini değiştirmek üzerine kurulu bir iş kolu tam da günün çıkarcılığını göstermiyor mu? İşi yapan adam anahtarları üstünden unuttuğu için arabasını çaldıran Jerry hırsızla araba telefonunu arayarak iletişim kurar, fakat ondan çok arabada eldivenleri kalan Kramer önemsemektedir durumu. George ise araba park etme işinde çok para olduğunu fark edip caddelerinde bu işi yapan adamın yerine geçmeye çalışır. Aynı zamanda civarda çekilen yeni Woody Allen filmi için küçük bir rol kapan Kramer tek görevi olan “Bu krakerler beni susatıyor!” cümlesi için sürekli çalışmaktadır. Elaine ise ayrılmak istediği 60lı yaşlarındaki sevgilisi kalp krizi geçirip zaten film seti trafiği perişan etmişken bir de arabaları yanlış park ederek ambulansın yolunu kapatan George yüzünden felç geçirince planlarını biraz erteler, fakat adam onun elinde beslenirken bir anda terk etmekten de geri durmaz. Kramer çekimlerde cümlesini söylerken heyecanlanıp kırdığı bardakla Allen’a zarar verdiği için rolünden olsa da en azından buluştuğu hırsızdan eldivenlerini almayı başarır. Her kraker yiyişte ani bir susama etkisi yaratan Michael Richards’ın unutulmaz performansı kuşkusuz bölümü klasikler arasına sokan en önemli etken, fakat elbette yine karakterlerin benmerkezci tutumları ve ‘doğru’ veya ‘yanlış’ gözetmeksizin kendi arzuları doğrultusunda hareket etmeleri Seinfeld’in gerçek imzası!

The Subway (3. Sezon 13. Bölüm)

Metropol insanlarının birbirleri ile iletişimlerini göstermek için kullanılabilecek en iyi mekanlardan biri metroyken Seinfeld’in bunu konu edinmemesi şaşırtıcı olurdu elbette. Dört ana karakterimiz bu sefer aynı bağlamda, metroda, fakat ayrı ayrı yolculuklara çıkarlar. Jerry çalınan arabasını almak için çıktığı yolda nüdist bir adamla arkadaşlık eder. George tanıştığı bir kadın yolcudan etkilenir ve sonu bir otel odasında yarı çıplak, elleri kelepçeli ve gasp edilmiş bir halde beklemek olur. Gitmekte olduğu iş görüşmesini kaçırdığı gibi üstüne bir de yedek anahtarlarını Jerry’den almak için tüm şehri çarşafa dolanmış bir şekilde gitmek zorunda kalır. Kramer ise metroda duyduğu bir altılı tüyosunu hemen fırsata çevirerek borçlarını kapatmak için girdiği bahiste elindeki parayı otuza katlar. Kendisini parasının peşindeki bir adam ile kedi fare oyununda bulan Kramer son anda karşısına çıkan kör kemancı taklidi yapan bir sivil polis sayesinde kurtarır paçasını. Lezbiyen bir çiftin düğününe gitmek için yola çıkan Elaine de bir yandan hiç tanımadığı birine iki kadının evleniyor olduğu gerçeğini anlatmaya çalışırken diğer yandan tüm hevesini kursağında bırakacak teknik aksaklıkların yarattığı klostrofobi ile baş etmeye çalışır. Metaforik anlatımı destekleyecek şekilde metroda yer kapabilmek için havada uçuşan Kramer refah için dişli ve bir o kadar da sistemli olunması ‘gerekliliğini’ hatırlatırken tüm bölümün yabancı ilişkileri üzerine kurulu oluşuyla da gündelik bir rutinin nasıl da yerinde kullanıldığında eleştirel bir toplum temsili yaratabildiğini tekrar gösterir.

The Pitch (4. Sezon 3. Bölüm)

NBC yapımcılarından biri Jerry’ye bir sitcom yazmasını önerir ve George da – elbette – kendisinin tam bu işe uygun olduğunu düşünerek – daha sonra serinin de mottosu haline gelecek – ‘hiçbir şey’ hakkında bir dizi fikri ile gelir. George toplantının gerginliğinin altında ezilirken Jerry ise karşılaştığı Çılgın Joe Davola’ya davetli olmadığı partiden bahsederek başına iş açıp Kramer ile kendisine sağlam bir düşman kazandırır. Aynı zamanda George’un daha sonra ‘evlenmek üzere’ olacağı NBC yöneticilerinden Susan’ın (Heidi Swedberg) da seriye dâhil olduğu bölümde ‘hiçbir şey hakkında bir dizi’ fikri henüz yapımcıların ilgisini çekememişse de dizinin kaderini değiştiren ilk adım atılmış olur. Bölümün en önemli özelliği George’un daha önce izlediğimiz bölümlerden ‘The Chinese Restaurant’ı da örnek bir dizi konusu olarak sunarak dizinin kendisine referans vermesini sağlayıcı rolü üstlenmesidir. Bu bölüm sayesinde, ‘The Pilot’ gibi yaratım aşamasına yönelik ve gerçek-kurgu arasındaki sınırların üstünde tepinen özdüşünümsel ve post-modernist bakış açılarını sırtlanan birçok bölüme hayat veren Seinfeld, kendi temsilini canlandıran Jerry üzerinden bir de kendi doğuş hikâyesini kendi diliyle anlatarak anlatısını güçlendirdiği gibi, televizyon yapımlarında bugün çok gördüğümüz ‘dizi içinde dizi’ ve ‘kurgu farkındalığı’ temalarının popülerliğinin de yolunu açmış olur.

The Contest (4. Sezon 11. Bölüm)

Seinfeld her zaman sınırları zorlayarak tabu sarsıcı hikâyelerine mastürbasyonu konu edindiği bölümü ile büyük bir basamak atlatır ve hak ettiği gibi de güzel eleştiriler alarak yazar Larry David’e de Emmy kazandırır.  Mastürbasyonu apaçık dile getirmemek adına – fakat bağlamı da asla örtmeden – kurduğu dil ise yeni bir boyut kazandırır aldığı riske ve ‘alanının hakimi’ gibi konuyu işaret eden örtük anlatımlarla televizyonu özgürleştirme görevini layıkıyla kotarır. The Contest Seinfeld’in en başarılı bölümlerinden kabul edilirken TV Guide’ın 2009’da yenilediği En İyi 100 Bölüm listesinin de tepesinde yer alır. Bölüm George’un, evde mastürbasyon yaparken annesine yakalandığını ve bu yüzden hastaneye kaldırıldığı için bunu bir daha asla yapmayacağını anlatmasıyla başlar. Dörtlü konu üzerine çeşitli tartışmalara girer ve kendilerini kimin daha uzun süre kendini tatmin etmeden durabileceğini görmek için girdikleri yarışın içinde bulurlar. Fakat Jerry için bakire kalmakta ısrarcı sevgilisi, Elaine için spor salonunda tanıştığı John F. Kennedy Jr., Kramer için perde takmayan ve çıplak gezen karşı komşusu ve George içinse hastanede bir kadın hastayı süngerle yıkayan kadın hemşire büyük birer engel haline gelir. Kramer yarışmadan ilk çekilen olurken uykusuzlukla boğuşan Elaine de pes eder. Her ne kadar Jerry ve George’ta kalan iddianın kazananı gösterilmese de bir sonraki sezonda yer alan The Puffy Shirt bölümünde George olduğu, fakat dizinin final bölümünde de aslında onları kandırdığı öğrenilir.

The Marine Biologist (5. Sezon 14. Bölüm)

Jerry üniversiteden bir arkadaşına George’un deniz biyoloğu olduğunu söyler, fakat George’a bir meslek uydurulacaksa bu elbette mimar olmalıdır her zaman! Elaine sürekli öten elektronik ajandası yüzünden görüşmede olduğu Rus yazarı çileden çıkarır ve adam sonunda dayanamayarak aleti arabanın penceresinden atar. Ajanda kafasına gelen kadın numarasını bulduğu Jerry ile temasa geçer fakat hastane masrafları karşılanmadan iade etmeyeceğini söyler. Jerry ve Elaine fatura için adamla görüşmeye giderler fakat Elaine’in çantasından gelen ses kayıt cihazının sesini yanlış anlayan adam bu sefer de makineyi otel odasının camından atar ve elbette makine aynı kadının kafasına düşer. Kramer ise okyanus kenarında golf atışları yaparken tüm toplarını suların derinliklerinde kaybedeceğinin hesabını yapamadığı için mutsuz olur ve elinde kalan tek topla evinin yolunu tutar. Bu sırada hikâyenin can alıcı noktasında, George buluştuğu kadınla sahilde yürürken bir balinayı kurtarabilecek tek isim olarak öne çıkartılır. “Deniz o gün çok öfkeliydi dostlarım…” diye başladığı hikâyesinde yarattığı atmosfer ile bizi hayallerde balina ile karşı karşıya getiren George sonunda ‘balığın’ nefesini engelleyenin golf topu olduğunu açıklar. Farkında olmadan kazanan yine Kramer olurken, bölümü efsane yapan en büyük unsurun göstermeye hiç gerek duymadan anlattığı hikâyesiyle George olduğunun altını çizmeye gerek yok sanırım. Yine de ‘Savaş ve Barış’ üzerinden trollüğünü yeniden konuşturan Seinfeld için de bir kez daha kahkaha düğmesine basalım.

The Soup Nazi (7. Sezon 6. Bölüm)

Seven ya da sevmeyen Seinfeld izleyen herkesin herkesin aklına garanti kazınan cümlelerden en popüleri ‘Sana çorba yok!’ olmuştur. Kramer’ın önerisi ile yeni açılan ve sipariş verilirkenki tavırlara dikkat eden sahibinin Çorba Nazisi olarak adlandırıldığı çorbacı bölümün ana konusunu oluşturur. Yoldaki mobilyacıda gördüğü gardırobu alan Elaine pazar günleri apartman içinde taşıma yapılmadığı için dolabın başına beklemeye koyulur. Jerry talimatları harfi harfine yerine getirmeye ant içmişken George bedava ekmeğini alamadığı için çorbacıyla tartışır ve siparişini alamaz. Elaine dolabı Kramer’a emanet eder ve çorbacıda sıraya girer fakat hiçbir öneriye aldırmayarak adamın antipatisini kazanan Elaine bir sene mahrum edilir çorbadan. Sırada George Jerry’nin kız arkadaşı ile ilişkisindeki tutumunu Susan’a uygulayarak hissettiklerini göstermek niyetindeyken yanlış anlaşılarak kadının daha da bağlanmasına sebep olur. Elaine’in gardırobunu çaldıran Kramer’a Çorba Nazisi yardım eder ve antika dolabını ona hediye eder. Dolabın arkasından çıkan gizli çorba tarifleri Elaine’in eline geçince Çorba Nazisi’nin de sonu gelmiş olur. Bölüm satire ederek anlattığı bu boyun eğme ve güç gösterisi ilişkisi ile aslında tekelleşme yüzünden bağımlı hale gelen ekonominin de bir eleştirisini yapan Seinfeld, The Soup Nazi sayesinde, politik doğruculuk bir yana, sosyo-ekonomik söylemlerini başarılı mizahı sayesinde popüler kültürde daha kendine uzun bir zaman yer bulacak bir hikaye yakalamış ve geniş kitlelere ulaşmıştır.

The Invitations (7. Sezon 24. Bölüm)

Yedinci sezonun sonuna gelindiğinde George için evlilik zilleri çalmaya başlar. Susan ve George düğün davetiyesi için alışverişe çıkarlar ve George’un ısrarları üzerine en ucuzundan sipariş verirler. George artık Susan ile birlikte olmak istemediğini fark eder ve diğerleri ile ayrılmanın yollarını düşünürler. Sigaraya başlama fikri işe yaramayınca evlilik sözleşmesi ile onu itebileceğini düşünen George onun kadar mal varlığı olmadığı için yalnızca Susan’ın kahkahaları ile karşılaşır. Bu sırada Jerry ise bir kadınla tanışır ve bir kez daha karşılaştıkları anda evlenme teklif eder. Fakat nişan kutlamalarından hemen sonra o da yaptığından pişman olur. Evde düğün davetiyeleri için tek tek zarfları yalayan Susan ise bayılır ve hastaneye kaldırılır. Dörtlü hastaneye vardıklarında Susan’ın öldüğünü öğrenirler. Diğerleri kendi yollarıyla George’u hafiften teselli etseler de, başta George olmak üzere kimse kadının ölümünden etkilenmez. Eve döner dönmez telefona koşan George’un yaptığı ilk iş ise Marisa Tomei’i arayıp cenaze sonrası için çıkma teklif etmek olur. Seinfeld’in en rahatsız edici fakat aynı zamanda en etkili sahnesi bana kalırsa ölüm haberinin alındığı an ve karakterlerin tepkisizliğine gülerek karşılık veren seyircideki mide sancısıdır. Çünkü ölüme tepkisizliğin bile tahayyülü zorken buradan yaratılan mizah hem dizinin seyircisini duygu kırıntısından dahi uzak tutarak çizgisini bozmayışı hem de karakterlerinin ahlaki beklentilere karşılık vermeyişindeki tutarlılığı ile çok güçlü bir etki yaratır.

 The Bizarro Jerry (8. Sezon 3. Bölüm)

Seinfeld’in en karışık ama en komik bölümlerinden biri de beklenmedik her detayın her an karşımıza çıktığı The Bizarro Jerry. Elaine karakteri ile Jerry’yi anımsatan ama ondan daha güvenilir, nazik ve ilgili ruh eşi Kevin’dan ayrılmış fakat arkadaş olarak kalmaya karar vermiştir. Artık daha çok Kevin, George’u andıran fakat sessiz sakin bir adam olmasının yanı sıra restaurantta da hesap ödeyen Gene ve Kramer’a benzeyen ama onun aksine ödünç almaktan çok vermeyi seven ve kapı çalmayı bile Feldman ile görüşmeye başlar. Jerry ise ‘çok çekici’ fakat tek ‘kusuru’ olarak ‘erkek elli’ bir kadınla çıkmaya başlar fakat daha çok kadının ellerinin fotoğraflarını merhum nişanlısına ait olarak gösterip istediği kulübe giren George’un işine yarar gibidir bu durum ve beklenildiği gibi bu ilişki de yürümez. Şaşırtıcı bir şekilde iş sahibi olarak gördüğümüz Kramer ise ‘işlerin icabına bakmak’ görevini yürüttüğünü söylediği ama aslında çalışmadığı bir yerin tuvaletinde kraker dolu çantası ile boş boş oturduktan bir süre sonra kovulur.  Jerry’nin kendilerinin birer Bizarro (Superman ve diğer DC çizgi romanlarında ters yüz edilmiş evren için kullanılır) versiyonu olarak tanımladığı karakterler ile bizimkiler arasında kalan Elaine ‘düzgünlüklerine’ aldandığı için önce diğerlerini seçse de, kendisi onlarla uyum sağlayamadığı için dörtlüye geri döner. Bölümün son sahnesinde Seinfeld kendi kuralını ihlal edişiyle dikkat çektiği Friendsvari kucaklamada aslında neden Bizarro karakterler gibi sevgi yumaklarının değil de bizim dörtlünün diziyi yürüttüğünü tekrar hatırlatır.

The Yada Yada (8. Sezon 19. Bölüm)

Kendini saniyesinde ele veren bölüm ismi Seinfeld’in dile pelesenk ettiklerinden yalnızca biri, fakat kuşkusuz en sevileni olarak kalacak her zaman. George sevgilisi Marcy’den alıştığı ve hikayelerin anlatılması uzun gelen yerleri için kullandığını gördüğü ‘yada yada yada’ ifadesini, nişanının Susan’ın ölümü ile bozulduğunu anlatmaktan kaçmak için kullandığında aynı şekilde eski sevgilisi ile buluştuğunu ‘yada yada yada’ ve bugün çok yorgun olduğunu söyleyen Marcy’nin de bir şeyler, bilhassa seksi, gizlemek için kullanmış olabileceğinden şüphelenip herkesin başının etini yer. Jerry ise sırf Katolik şakalarına Yahudi şakaları da ekleyebilmek için din değiştirdiğini düşündüğü dişçisini (Bryan Cranston), bir Yahudi olarak değil ama bir komedyen olarak, kınasa da bu sefer kendisi dişçi karşıtı olmakla suçlanır. Bu fikrine destek olan tek kişi ise ironik bir şekilde Elaine’in kocası ile beraber evlat edinmesine yardım ettiği fakat Jerry için boşanmaya hazır antisemitist kadın olur. Kramer ise arkadaşı ile beraber tanışıp aralarında zor karar verdikleri kadınlardan biri ile beraberken yanlış bir zamanda aslında yanlış karar verdiğini fark eder. İlişkiler, din ve mizah sularında korkusuzca zıplayan bu bölüm ile Seinfeld yine karakterlerinin bencilliklerini toplumsal çerçevelerle bağlarını da irdeleyerek – yada yada yada! – kara bir güldürü unsuruna dönüştürür.

The Merv Griffin Show (9. Sezon 6. Bölüm)

Kramer sokakta bulduğu The Merv Griffin Show’unun setinden kalan mobilyalarla evini hemen bir talk-show stüdyosuna çevirir. George trafikte karşılıklı güven ilişkisinde hareket ettiklerini sandığı güvercinlerin ‘ihanetine’ bir kere uğramış ve kız arkadaşından laf yemişken bir dahakine çok daha dikkatli olur ve bir güvercini ezmekten son anda kurtulur, fakat bu sefer de bir sincabı yaralar. Jerry ise görüştüğü yeni kadının oynamaktan mahrum bıraktığı antika oyuncak koleksiyonu için delirir ve tek fırsatı onu uyuşturmaktır. Elaine de iş yerinde insanların arkasında sessizce yürüyen adamı dert edinir ve çözüm olarak ses çıkarması için ona Tic Tacs şekerlerinden verir. Fakat bu ses patronuna eski bir işkence yöntemini hatırlattığı için kovulma eşiğine kadar gelir. Tüm bunların tartışılma yeri ise kendisini sunucu yaparak reklam aralarından kameralara bakışa kadar stüdyonun tüm atmosferini yaşatan Kramer’ın şovudur elbette. Sunuculuk stresini hafifletebilmek için Newman’ı da yanına alan Kramer reyting kaygıları ile şovuna skandal katmak ister ve kadın sahne arkasındayken Jerry’ye kız arkadaşını uyuşturarak oyuncaklarıyla oynadığını itiraf ettirir. Eklemek istediği Hayvanlar bölümü ise setin yıkılışına sebep olur, fakat Kramer on saat yayın yapmaktan bunalmıştır zaten! Tüm bu absürt güldürüsünün içinde – hem de ne! – yine insanın ve toplumun karanlıklarına da dilini uzatan Seinfeld parodileştirdiği en büyük soruna ise Kramer’ın sorusu ile dikkat çeker: Şimdi sen oyuncaklarından faydalanabilmek için bir kadını uyuşturduğunu mu söylüyorsun?

The Strike (9. Sezon 10. Bölüm)

Her şeyin, dini bayramın bile ‘uydurma’ üzerine kurulu olduğu, sözünü sakınmayan klasik bir Seinfeld bölümüne geldik. Yine bel bağlanılan değerlerin anlamının mizah ile sorgulanışı ile baş başa kaldığımız The Strike’ta Noel’e alternatif olarak yaratılan Festivus bayramını hala kutlayan bir kesim olduğunu hatırlatarak Seinfeld’in kültürel değerlerin yapısını bozup tekrar yaratmadaki gücünün altını çizmek gerekir. Karakterlerin ayrı ayrı dertlerinin yine bir yolda birleştiği bu bölümde, Kramer daha önce çalıştığı ve sonunda 12 yıllık grevin bittiğini öğrendiği dükkânda çalışmaya geri döner. Jerry, dişçisinin Hanukah partisinde tanıştığı bir kadınla çıkmaya başlarken Elaine de aynı partide tanıştığı bir adamdan kaçmak için yanlış numara verir. Fakat Elaine numarayı yazdığı kartın bedava sandviç kuponu olduğunu fark edince adamın peşinden koşarken, bu sefer Jerry ışık değişince kadının ‘o kadar da güzel olmadığını’ anlar. Öte yandan noel yaklaşırken George her zamanki gibi tüm bencilliği ile iştekilerden hediye toplamak için yarattığı hayal ürünü yardım fonunun yalanı ortaya çıkınca işleri toparlamak adına patronunu babasının evindeki, zamanında Frank’in uydurduğu ‘Festivus’ adlı bayramın kutlamasına çağırmak zorunda kalır. Kramer da yeni öğrendiği ‘Festivus’ için ayrıca heveslidir ve herkes kendini Frank’in yemeğinde bulurken bayramın gelenekleri ile baş başa kalırız. Herkese mutlu Festivuslar!

The Finale (9. Sezon 23 – 24. Bölümler)

Yaklaşık 79 milyon kişiye televizyonda ulaşan final bölümü, her ne kadar pek çok eleştiriyi beraberinde getirse de, bana kalırsa, karakterleri biraz da beklentilere göre şekillendirerek konumlandırdığı son durumun aslında onlara hiçbir şey öğretmemiş olmasından doğan ‘ahlaksız’ güç ile seriye harika bir nokta koyar. İki bölümden oluşan finalde, NBC yöneticileri George ve Jerry’nin yarattığı dizi Jerry’nin pilotunu yayına alma kararı alır ve ikili şehirden ayrılmadan önce Elaine ve Kramer ile beraber son kez bir Paris yolculuğuna atılırlar. Özel jetle havalanan dörtlü uçakta son kez çeşitli ayrıntılarla boğuşurken Kramer da kulağına kaçan sudan kurtulmakla uğraşırken kokpite dalar ve pilotun kontrolünü kaybetmesine sebep olur. Ölümle burun buruna geldiklerini düşünen George hayatının itirafını yapar ve ‘The Contest’te konu edinilen mastürbasyon yarışmasında onları kandırdığı açıklar. Acil iniş yapan uçaklarının tamir edilmesini beklerken havaalanında kilolu bir adamla dalga geçtikleri ve İyi Vatandaş Yasası’nı ihlal ettikleri gerekçesi ile nezarete atılan dörtlünün Kafkaesk denilebilecek davası için aileleri ve daha önceki bölümlerde bir şekilde zarar verdikleri karakterler bir bir ifade verirken hâkim Vandelay (aynı zamanda George’un ara ara kendisi için kullandığı ideal karakterin ismi) onların bu ‘uyumsuzluğuna’ bir yıl toplumdan uzaklaştırılmaları için hapis cezası ile karşılık verir. Fakat dörtlünün geldiği nokta hiç değişmez ve kendilerini yine serinin ilk bölümünde yaptıkları gömlek düğmesi tartışmasının içinde bulurlar. Sartrevari bir varoluş alegorisi olarak da görülebilecek hücre ve son karar, ‘hiçbir şey’in olması beklendiği gibi hiçbir şey olarak kalamadığının da göstergesi olur. Seinfeld

Büşra Şavlı

Büşra Şavlı

62 yazı · 1993 yılında İstanbul'un sıkışık binaları arasında doğdu ve çocukluğunun büyük bir kısmını Antalya'da geçirmiş olsa da hala kaybetme korkusuyla denize her girdiğinde saatlerce çıkmadan denizkızcılık oynamakta ısrarcı. Bit pazarından aldığı küflü zenit makinesiyle 15 yaşında fotoğrafa başladı ve zamanla sıkıcılaşmasına izin vermemek adına tutkusunu hobi olarak korumaya gayret etmekte. Sinematografiye olan büyük ilgisini ise sinema okumaya bahane olarak kullandı ama sektörde yer kapmaktan çok okumaya kapılıp üstüne bir de psikoloji çift anadalı yapıverdi. Genel olarak senaryo yazımı, film okumaları ve psikoloji öğrenimi üzerine yoğunlaşmış olsa da sol gözü -sağ bozuk çünkü- hala vizörün arkasından izlemeye çalışıyor dünyayı.

Yazarın diğer yazılarını gör →