Şarkılardan Esinlenen 10 Film
Hazırlayanlar: Özge Yağmur, Batu Anadolu
Waiting at the Church, 1906 (Vesta Victoria – Waiting at the Church)
Yedinci sanatın ülkemize henüz uğramadığı yıllarda Edwin S. Porter özellikle Amerika sinemasının ve hatta abartısız, sinema sanatının temellerini oluşturacak buluşlar yapıyordu. Güncel olaylardan; tiyatro, opera, müzik gibi sanat dallarından esinlendiği gerçek hikayeleri dramatize etme ve devamlılık esasına göre kendi icadı olan “kurgu” tekniğiyle birleştirip film haline getiriyordu.
Porter; Life of an American Fireman (1903), The Great Train Robbery (1903), The Kleptomaniac (1904), The White Caps (1905) gibi sinema tarihi boyunca içerik ve teknik olarak defalarca taklit edilen toplumsal eleştiriye yönelik filmlerinin yanı sıra endüstrinin çarkına ayak uydurabilmek için popüler kültüre yönelik çalışmalara da imza attı. 1906’da özellikle müzik sektöründen kendine pay çıkaran yönetmen, opera sanatçısı Adelina Patti’nin “Kathleen Mavourneen” şarkısının yanı sıra İngiliz müzikhol sanatçısı Vesta Victoria’nın “Waiting at the Church” şarkısı için de bir film yaptı. Hatta bu film 52 kopyayla o yılın en çok satan filmi oldu.
Love Me Tender, 1956 (Elvis Presley – Love Me Tender)
Robert Webb tarafından yönetilen bir western olan Love Me Tender, Elvis Presley’in aslında ikinci filmi ve yan rollerinden biri olup filme de adını veren şarkıyla gerçek bir patlama yaşamasıyla bilinir. Presley’in performansı o dönem o kadar çok beğenilmiş ki, ticari kaygının sonucu olarak belki de, filmin özgün adının değişmesine sebep olmuş. Amerikan İç Savaşı yıllarında cepheye gidip dönmeyince öldüğü düşünülen evin büyük ferdi Vance, eve geldiğinde kardeşi Clint (Presley) ve sevgilisi Cathy’nin evlenmiş olduklarını öğrenir. Ve klasik bir western usulü, dengeler değişir.
Yellow Submarine, 1968 (The Beatles – Yellow Submarine)
Rengarenk bir ülke olan Pepperland, Blue Meanies adlı işgalci bir grup tarafından ele geçirilir. Blue Meanies, anti-müzik füzeleri atarak ülkedeki canlılığı soldurur, şarkıları susturur ve ülkedekileri birer taş heykele çevirir. Bu işgalden kurtulan Lord Amiral sarı denizaltısıyla Londra’ya gelir ve The Beatles grubundan yardım ister. Hep birlikte denizaltına binip fantastik karakterler ve mekanlarla dolu bir yolculuğa çıkarlar. Sonuç olarak Pepperland’i kurtarır, müzik ve eğlence dolu eski günlere geri dönerler. Deneysel müziğin ilk örneklerinden olan Yellow Submarine, saykodelik bir çizgi filme esin kaynağı olur. İşin içinde The Beatles olunca anti-savaş söylemlerine de sık sık rastladığımız bu fantastik film, zamanında ülkemizde yasaklansa da bir anlamda Wes Anderson (The Life Auatic with Steve Zissou-2004) gibi başarılı bir yönetmene de esin kaynağı olduğunu belirtmeden geçmeyelim.
Alice’s Restaurant, 1969 (Arno Guthrie – Alice’s Restaurant Massacree)
Sosyal adaletsizliğe yönelik protest şarkılarıyla ünlü Amerikalı country müzisyeni Arlo Guthrie, 1967 yılında Alice’s Restaurant isimli albümünü yayınlar. Albümün en dikkat çekici şarkısı ise hem 18 dakikalık süresi hem de absürt konusuyla “Alice’s Restaurant Massacree” (Guthrie, bu şarkıyı Alice’s Restaurant olarak anmayı tercih edecektir) olur. Tamamı monologdan oluşan ve Guthrie’nin bir şükran gününde başından geçen olayları anlattığı bu parçada kahramanımız, dökmemesi gereken bir yere çöp döktüğü için göz altına alınır. Sonrasında ise kör bir yargıç tarafından cezalandırılır. (Kör adalet!) Adalet sistemini ve dönemin rüzgarıyla Vietnam Savaşı’nı eleştiren şarkı, Guthrie gibi olayın geçtiği Stockbridge’de outran yönetmen Arthur Penn’in dikkatini çeker. Bonnie & Clyde ve Little Big Man gibi iki başyapıtı arasında bu filmi kotarmaya karar veren Penn, bazı değişikliklerle hikayeyi sinemaya uyarlar. Başrolünde Guthrie’nin yer aldığı film, suya sabuna fazla dokunmadığı gerekçesiyle eleştirilse de “En iyi yönetmen” dalında Oscar adaylığı kazanır.
Yarınlar Bizim, 1975 (Ali Rıza Binboğa – Yarınlar Bizim)
Her Eurovision sohbetinde mutlaka anılan Semiha Yankı’nın “Seninle Bir Dakika” şarkısı ile aynı yıl Türkiye elemelerinde yarışan “Yarınlar Bizim”, şüphesiz ki ilk şarkıdan çok farklı bir yapıya sahiptir. Ali Rıza Binboğa’nın “12 Mart sonrası oluşan bir şarkı” olarak tanımladığı ve kısaca “Yarınlar” olarak da bilinen parça, “Özgürlük ve barış tüm insanların özlemi olacak yarınlarda / Yarınlarda ağlamak yok, gülmek var / Düşmanlık yok dostluk var” sözleriyle solun yükselişinin de simgesi olur. Şarkının elde ettiği başarı, sinemacıların da gözünden kaçmaz.
Başrolünde yine Ali Rıza Binboğa’nın yer aldığı, senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini ise Safa Önal’ın üstlendiği şarkıyla aynı adı taşıyan film, köyden kente göç ederek inşaatlarda çalışan beş arkadaşın hayat mücadelesini anlatır. Sosyal mesajların yüksek sesle dile getirildiği film, şarkının taşıdığı naif havanın tam karşısında yer alır. Aynı yıl Hakan Balamir’in başrolünde yer aldığı erotik bir filme de adını verme talihsizliği yaşayan “Yarınlar Bizim”, 80’lerin sonuna doğru CHP mitinglerinin vazgeçilmez şarkılarından biri haline gelir.
Piange.. il telefono, 1975 (Domenico Modugno – Piange il telefono)
Domenico Modugno ismi belki çoğumuz için bir şey ifade etmeyecektir. Tıpkı “Nel Blu Dipinto Di Blu” şarkısı gibi. Peki ya şarkının bilinen isminin Volare olduğunu söylesek? İtalya’nın ilk ve en önemli şarkı ve söz yazarlarından biri olan Modugno; yıllarca San Remo Müzik Festivali’nde birincilikler elde eder, üç kez de Eurovision’da yarışır. Sanatçı sinemadan da uzak kalmaz, tam 44 filmde boy gösterir. Bunlar arasında kendi şarkısı “Piange…il Telefono”dan uyarlanan aynı adlı şarkının önemli bir yeri vardır. Yönetmenliğini Lucio de Caro’nun üstlendiği filmde Modugno, bir pilot olan Andrea’yı canlandırır. Sağlık sorunları nedeniyle işini bırakmak zorunda kalan Andrea, özel pilot olarak çalıştığı bir gün kaçırılır. Andrea’nın aşık olduğu Colette’e telefonla ulaşma çabası, yeni krizler doğuracaktır. Modugno, 1984 yılında geçirdiği felç sonucu kariyerini sona erdirir ve 1994 yılında aramızdan ayrılır.
Convoy 1978, (C.W. McCall – Convoy)
Sinemaseverler tarafından “şiddetin ozanı” olarak anılan Amerikalı sinemacı Sam Peckinpah’in son filmi “The Osterman Weekend” olsa da birçokları son “gerçek” filmi olarak Convoy’un adını anmak isteyecektir. Başrollerinde Kris Kristofferson, Ali MacGraw ve efsane aktör Ernest Borgnine’ın yer aldığı film, bir ilçe şerifinin dayatmalarına karşı koymak amacıyla birleşerek bir konvoy oluşturan tır şoförlerinin mücadelesini ele alır. Filmin konusu ve adıysa, C.W. McCall sahne adını kullanan Wiliam Dale Fries Jr.’ın 1975 tarihli şarkısına dayanır. Rolling Stones dergisi tarafından “en iyi 100 country şarkısı” arasında sayılan “Convoy” ve uyarlandığı film o kadar büyük bir etki yaratır ki, işçi sınıfının bozuk düzene karşı verdiği mücadeleyi içermesiyle Sovyetler Birliği’nde büyük bir “hit”e dönüşür. Peckinpah’in muhafazakar sinema ve mitlerine ağıt görevi gören bu filmi için McCall, orijinal şarkıda değişiklikler yaparak son halinin filmde kullanılmasına izin verir.
Coal Miner’s Daughter, 1980 (Loretta Lynn – Coal Miner’s Daughter)
Dilimize “Madenci’nin Kızı” olarak çevirebileceğimiz şarkı, country müziğin efsanevi sanatçısı ABD asıllı Loretta Lynn’in hayatını anlatan biyografik bir filme esin kaynağı olur. Michael Apted’in yönetmenliği üstlendiği filmde Brian de Palma’nın Carrie filminden aşina olduğumuz Sissy Spacek, Loretta Lynn rolüyle Akademi tarafından “En İyi Kadın Oyuncu” seçilir. Film, Lynn’in müzik kariyerinin ilk günlerinden başlayarak, en popüler olduğu döneme ve atlattığı zor günlere odaklanıyor. Filme adını veren “Coal Miner’s Daughter” dışında 1970’te çıkardığı albümünün diğer şarkılarını dinlemek de oldukça keyif verici…
The Indian Runner, 1991 (Bruce Springsteen – Highway Patrolman)
Sean Penn gibi şimdilerde başarısından oldukça söz ettiğimiz usta oyuncu ve yönetmenin ilk filmi olma özelliğini taşıyan The Indian Runner, Franky ve Joe adında iki kardeşin ilişkileri üzerinden çarpıcı toplum analizleri yapan oldukça iyi bir film. Franky ne kadar asiyse, Joe bir o kadar olgundur. Franky’nin Vietnam Savaşı’ndan sonra bozulan düzeni, değişen tavırları, deyim yerindeyse pis bir hayat yaşaması Joe’nun müdahalesini gerektirir. Savaşa değinmeden savaş psikolojisi üzerinde duran The Indian Runner için; tıpkı şarkısından esinlendiği Bruce Springsteen’in kitlesine yaraşırcasına “kaybedenlerin” filmi olmuş diyebiliriz.
Brazilian Western, 2013 (Legiao Urbana – Faroeste Caboclo)
Bu yıl Brezilya Sineması Büyük Ödülleri’nden “En iyi Film” dahil tam 7 ödülle dönen Brazilian Western, René Sampaio’nun ilk filmi olmasına karşın gücünü ve adını 1987 tarihli, aynı isimli şarkıdan alıyor. Brezilyalı rock grubu Legião Urbana’nın “Que País É Este” isimli albümünde yer alan 9 dakikalık, nakaratsız ve 168 cümleden oluşan sözleriyle zamanında radyolarda çalınması yasaklanan Faroeste Caboclo, fakir bir adamın ülkenin kuzeydoğusundan Brasilia şehrine gelişini konu ediniyor. Uyuşturucu trafiğini, ırkçılığı ve entelektüellerin tepkisizliğini eleştiren şarkının izinden giden filmin, ana hikayeye bağlı kalarak başarıya ulaştığı söylenebilir. 1996 yılında AIDS hastalığı nedeniyle hayatını kaybeden Renato Russo’nun yazdığı şarkı, bugün bile Brezilya tarihinin en iyi şarkıları arasında sayılıyor. Isis Valverde ve Fabrício Boliveira’nın başrolleri paylaştığı filmle sinemaya adım atan René Sampaio’nun aynı başarıya ulaşıp ulaşmayacağını hep beraber göreceğiz.
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →