· 6 dk okuma

Rotten Tomatoes’ta En Düşük Puandan En Yüksek Puana Lars Von Trier Filmleri

Rotten Tomatoes’ta En Düşük Puandan En Yüksek Puana Lars Von Trier Filmleri

 

Filmleriyle ve sözleriyle her zaman çok konuşulan, kasvetli atmosferlerin yaratıcısı sinemanın provakatif yönetmeni Lars Von Trier, Dogma 95 ile başlayan kariyeri boyunca birbirinden farklı ve etkileyici yapımlara imza atmış, birçoğumuzu da derinden etkilemiştir. Dogville, Dancer in the Dark, Antichrist, Nymphomaniac… Şimdilerde ise yönetmenin yeni filmi The House That Jack Built’ten gelen haberleri alarak, beyazperdeyle buluşacağı günü bekliyoruz. Sizler için Trier filmlerini Rotten Tomatoes’ta aldığı yüzdelere göre sıraladık.

Lars Von Trier Filmleri!

13. Epidemic %33 – 1987

epidemic-filmloverss

Bir yönetmen ve bir senarist güçlerini birleştirip bir senaryo yazmaya başlar. Amaçları projelerini bir yapımcıya gösterip onayını almaktır. “Köpek ve Fahişe” adını taşıyan proje bilgisayarın azizliğine uğrayarak tamamen silinir… Projeyi bir daha yazamayacağını anlayan sinemacılar yeni bir proje oluşturmaya başlar. Bu, bir salgını edinen farklı bir korku filmdir. Yeni senaryo gelişirken yaşadıkları şehirde benzer bir salgın da giderek yayılmaya başlar. Lars Von Trier’in hem kamera arkasında hem de önünde olduğu film, Trier imzasını sonuna kadar kanıtlayan filmlerden biridir. İzlemesi oldukça zor ve karanlık…

12. Manderlay %50 – 2006

manderlay-filmloverss

1933 yılına gidelim… Grace ve babası Dogville’den ayrılmış, yaşanacak daha güzel bir yer bulmak üzere Güney’de turlamaya başlamışlardır. Karşılarına köleliğin tüm hızıyla devam ettiği bir köy çıkar. Grace, buranın halkıyla çatışmayı göze alarak, yerleşmeye karar verir… Lars Von Trier üçlemenin ikinci filminde Nicole Kidman’ın rolünü Bryce Dallas Howard’a, James Caan’ın rolünü ise Willem Dafoe’ya vermiştir. Trier, filmini bir kez daha büyük bir stüdyoda, karanlığın ortasında dev ışıklar altında çekmeyi tercih etti…

11. Antichrist %50 – 2010

antichrist-filmloverss

Sarsıtıcı başlangıç sahnesiyle bizi filmin daha ilk dakikalarında kendi yarattığı karanlık dünyaya dahil eden yönetmen filmde çocuklarını kaybeden, Williem Dafoe ve Gainsbourg’un canlandırdığı bir çiftin olayları unutmak için bir dağ kulübesine gitmesini ve orada gerçekleşen olayları ele alır. Çiftin çaresizliğini, yaşadıkları travmayı epik bir anlatımla ele alan Von Trier, diğer filmlerinde olduğu gibi bu filminde de görsel bir şölen hazırlar. Çiftin içinde bulundukları durumu, çocuklarını kaybetmelerini ve bu konuda yaşadıkları pişmanlığa olan hapsolmuşluğu anlatan Anticrist, gerçekçi anlatımıyla ve oldukça karanlık atmosferiyle Von Trier’in en başarılı yapıtlarının arasına adını yazdırırken Gainsbourg’un da gösterdiği performans göz kamaştırıcıdır!

10. Nymphomaniac: Volume II %60 – 2014

nymphomaniac-2-filmloverss

Lars Von Trier, olay yaratan son filmi Nymhomaniac’ı iki bölüme ayırarak izleyiciyle buluşturmayı seçmişti. Puan olarak ilk film daha fazla aldığı için onu listenin sonlarına doğru bulabilirsiniz. Aslında iki ayrı film gibi değil de uzun bir filme mola vermiş ve kaldığı yerden devam ediyormuş izlenimi veren Nymhomaniac’ın ikinci bölümü ilkine oranla hazmı daha zor olan, bizi izlerken koltuklarımızda rahatsız hissettiren, atmosferiyle karanlık bir gölgenin tüm vücudumuzu sarmasına sebep veren bir hikaye akışına sahip. Nemfoman olan Joe’nun gençliğinin aslında o kadar karanlık olmadığını ikinci kısmı izledikten sonra daha iyi anlayabiliyoruz.

9. Dancer in the Dark %68 – 2000

dancer-in-the-dark-filmloverss

Melankolinin iliklerimize kadar işlemesini sağlayan usta yönetmen Lars von Trier’in yine karanlık tarzını gösterdiği, atmosferiyle bizi mutsuzluğun derinliklerine bıraktığı filmi Dancer in the Dark, kalıtsal bir hastalık nedeniyle gözlerini yavaş yavaş kaybeden Selma Jezkova’nın hikayesine yer verir. Masalla gerçeği harmanlayarak, mükemmel bir hikaye ortaya koyan von Trier, bir karavanda yaşayan Çek göçmeni Selma ile oğlu Gene’nin hayatın acımasız seyrinde başına gelenleri, karakterlerin dönüşümlerini ve mücadelelerini anlatır.  Müzikleriyle de izleyicilerin beğenisini toplayan film, aslında müzikal bir trajedi örneği sunar. “Müzikallerde korkunç bir şey olmaz” sözünün tam anlamıyla tezatına tanık olduğumuz Dancer in the Dark, en sert ve gerçekçi dramlardan biri. Yarattığı duygu yoğunluğundan uzun süre kurtulamadığımız filmin müziklerinde ise Selma Jezkova’ya hayat veren Björk’ün ismi yer alıyor.

8. Dogville %70 – 2003

dogville-filmloverss

Lars Von Trier ve onun karanlık evreni… Bir tiyatro oyununu anımsatan mekanı ve dekoruyla sinemada alan algısına alternatif bir yorum getiren ve gerçekten Von Trier’in yarattığı ve merkezine insanlığı aldığı evrenin bir yansıması olan Dogville; toplumsal ahlak kavramıyla egoizmi ve insanın içinde varlığını sürdüren hükmetme güdüsünü ortaya çıkarmasını konu alıyor. Peşinde olan birilerinden kaçan Grace, saklanmak ve hayatta kalabilmek adına küçük bir köye sığınır. Kasaba halkı da zor durumda olan bu kadını yanlarına alır, yardımcı olur ve içinde bulunduğu duruma üzülür. Ancak günler geçtikçe durum farklılaşmaya başlar; aslında her şey alt üst olmuştur. Artık Grace’in varlığı köy için bir tehdit oluşturmaktadır ve kadının günlük işlerde yardım ettiği köy halkı artık onun bir köleliğe doğru evrilen hayatının sahipleri oluvermişlerdir. Yardımsever görünen köy halkının karanlık yüzü ortaya çıkmaya başlamıştır…

7. The Idiots – Idioterne %70 – 1998

the-idiots-filmloverss

Birlikte yaşayan bir grup zeki insan zihinsel özürlü taklidi yaparak, toplumun değerlerini sarsmayı amaçlar ve sık sık toplumun arasına karışıp bu rollerini gerçekleştirirler. Zaman zaman aralarına yeni isimler de katılmaktadır ve kendilerini aşacak yeni oyunlar keşfetmekte ise hiç zorlanmazlar… The Idiots, daima kışkırtıcı filmlerle karşımıza çıkan, sinemanın belki de en tekinsiz yönetmeni Trier’in Dogma 95 kurallarına göre çektiği, tartışmalı bir başyapıt!

6. Nymphomaniac: Volume I %75 – 2014

nymphomaniac-1-filmloverss

Yukarıda bahsettiğimiz, Nymphomaniac’ın ilk bölümüne geldi sıra.. Filmde Joe’ya gençlik yıllarına gittiğimiz flaschback’lerde ve hikayenin anlatıldığı tarihte iki farklı oyuncu, Charlotte Gainsbourg ile Stacy Martin’in  hayat verdiğini hatırlatalım. Joe’nun yaralı olarak geldiği Seligman’ın evinde anlattıklarını sekiz başlık altında izleyiciyle buluşturan film; ilk sahnesinden itibaren Von Trier’in akıcı ve lirik anlatım tarzıyla ve yalın diyaloglarla bezeli bir yapım sunacağının garantisini veriyor.  İkinci bölüme oranla daha hızlı akan bir tempoya sahip olan ilk bölüm, aynı zamanda ikinci bölüm kadar karabasan gibi çökmez üstümüze.

5. The Element of Crime %77 – 1984

the-element-of-crime-filmloverss

Lars Von Trier’in ismini daha geniş kitlelere duyuran, aynı zamanda da ‘Avrupa’ üçlemesinin de ilk filmi olan Element of Crime, şaşırtıcı olmayan bir şekilde Avrupa tasvirini çok karanlık yapar. Avrupa, gündüzleri ve mevsimleri olmayan, karanlık ve yağmurlu, eski bir kıtadır… Filmde, zamana ve döneme dair ise en ufak bir ayrıntı yoktur. Post-apokaliptik dönemleri hatırlatan, rahatsız edici ve gizemli bir atmosfer vardır. Bununla birlikte, Trier’in daha sonraki filmlerinde de aşina olacağımız, soğuk ve mesafeli anlatımını bu filmde de görüyoruz.

4. Melancholia  %79 – 2012

melancholia-filmloverss

Lars von Trier imzalı Melancholia, büyüleyici görüntülerden oluşan, etkileyici fotoğrafların bir biri ardına gelmesiyle başlayan açılış sekansından itibaren izleyiciyi büyüleyici görselliklerle dolu bir dünyaya davet ediyor. Yine karşımızda kendisine has bir sinema dilinin olduğunu bildiğimiz Von Trier, Charlotte Gainsbourg ile Kristen Dunst’ın başrollerini paylaştığı Melancholia’da ölümün yaklaşmasını ve hayatta nelerin önemli olduğu veya olmadığı ikilemini iki bölümden oluşan hikayesini konu alıyor. Adını dünyaya yaklaşmakta olan ve dünyanın sonunu getireceğine inanılan Melancholia gezegeninden alan film; aslında Von Trier’in depresyon üçlemesinin ikinci filmi. Açılış sekansıyla bizi filmin tümüne hakim olan depresif atmosfere davet eden Melancholia, çarpıcı sahneleriyle dikkat çekiyor.

3. The Boss of It All %79 – 2006

the-boss-it-all-filmloverss

Bilişim teknolojileri şirketi olan bir adam, bir gün sahip olduğu şirketi satmaya karar verir. Ancak ortada ufak bir sorun vardır, patron uzun zamandır ofisin içinde sıradan bir çalışan gibi çalışmaktadır ve kimse kendisinin şirketin sahibi olduğunu bilmemektedir. Şirketi almaya talip olan yatırımcılar yeni patronla yüz yüze görüşmek konusunda ısrar edince ise patron çareyi profesyonel bir oyuncu ile anlaşmakta bulur. Başlangıçta her şey yolunda giderse de sahte patron zamanla kendini iyice rolüne kaptırır… Film, Trier’in Dogville’deki anlatımını fazlasıyla anımsatıyor.

2. Breaking the Waves %86 – 1997

breaking-the-waves-filmloverss

İskoçya’nın aşırı dindar ve baskıcı kasabalarından birinde, Danimarkalı bir petrol işçisine aşık olan çocuk ruhlu bir Bess McNeil yaşamaktadır. Bess ve Jan birbirlerine çılgınca aşıktırlar ama Jan’ın işine dönmesi gerekir ve Bess ona sağ salim kavuşmak için tanrıya dua eder… Breaking the Waves, Lars Von Trier’den aşk, cinsellik ve Tanrı kavramalarını mercek altına alan bir çalışma!

1. The Five Obstructions %88 – 2003

the-five-obstructions-filmloverss

Jorgen Leth, Lars von Trier’in en favori yönetmenlerindendir. Trier, Leth’in yıllar önce çektiği kısa film Perfect Human’ı ise bir başyapıt olarak tanımlamaktadır… Trier şimdilerde Haiti’ye taşınmış, huzurlu bir hayat süren yönetmen Leth’i sarsmak ve onu kendine getirmek için bir proje geliştirir! Leth’in, Perfect Human’ı her bir aşaması Trier tarafından kurgulanmış, beş farklı şekilde yeniden çekmesi gerekecektir. Ortaya çıkan bu benzersiz ve deneysel çalışma, her iki yönetmenin de hem sinemayı hem de kendilerini sorguladıkları eğlenceli bir oyuna dönüşür…


Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →