Renksel Derinlikleriyle Göz Kamaştıran 15 Film
Film estetiği her daim sinemanın en önemli unsurlarından biridir. Renksel uyumun sağlanması ve bu renklerin sinemaya düzgün tonlarda, tam olarak sahne duygusunu uyandıracak biçimde yedirilmesi son derece önemlidir. Sinemayı bir bütün olarak düşündüğümüzde yapım aşaması, kostüm aşaması, sanat yönetimi birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak karşımıza çıkar. Bunların hepsi yönetmenin kendisi ve sinematografisi kadar önemlidir. Bazı yönetmenler filmlerini renksel ve görsel açıdan doyuma ulaştırıp bu renklerle verebilecekleri hissin ve anlamın zirve noktasını zorlayıp, bizlere inanılmaz bir bütünsel zenginlik sağlarken kimi yönetmenler ise renklerden ve görsellikten ziyade diyalogların büyüsüyle verilmek istenen hissi tam olarak karşı tarafa aktarabilmektedirler.
Görsel zenginlik ve şaşırtıcı renksel anlamlarla izleyicilere sunulan filmler insanların uzun koridorlu ve dipsiz bir kuyu olan uzun süreli belleklerinde kendilerine sıcacık ve rahatsız edilmeyecekleri bir ortam bulurlar. Diğer filmler ise bu koridorların ışık alan kısımlarında misafir muamelesi görüp başka bir misafir geldiğinde yerlerini ona bırakıp gidebilen günübirlikçiler olarak tanımlanabilir. Şüphesiz bu tarz film listelerine onlarca film koyulabilir ve uçsuz bucaksız bir liste yapılabilir fakat bizler Filmloverss olarak renksel anlatımıyla zirve yapan, görsellikleriyle beyinlerimizi mayıştıran 15 filmi sizler için derledik.
(Mutlaka listede olması gereken başka filmlerin olabileceğini düşünerek bu listenin en iyi 15 film olmadığını belirtmemizde fayda var.)
The Act of Killing
2012 Endonezya yapımı olan film, farklı festivallerden en iyi belgesel film dalında birçok ödül kazandı. 1965-66 yılları arasında komünistleri tasfiye amacıyla yapılan katliamları şiirsel bir dil ve müzikal bir anlatımla izleyicilere sunan Joshua Oppenheimer, dehşeti ve renkleri bir arada kullanarak bizleri unutulmaz sahnelerle baş başa bırakıyor.
Les Amours Imaginaires
Xavier Dolan’ın J’ai Tué Ma Mere’den sonra karşımıza çıkan ikinci filmi olan Les Amours Imaginaires, Dolan’ın kendine has tarzını bizlere sunuyor. Üç arkadaş arasında yaşanan aşk üçgeninin çıkmazlarını ele alan film, yer yer bizleri bu çıkmazdan kurtarıp renksel ve görsel deneyimlere sürüklüyor.
In The Mood For Love
Eğer bir Wong Kar Wai filmi izliyorsanız yakın açılar ve boğucu atmosfer, bir anda hafızanızın en derin köşelerinde kendine yer bulan masalsı karelere bürünür. İlginç sahne seçimleri ve açılar sizi bütünsel olarak ele geçirir ve bu renksel dünyada bir yolculuğa davet eder. Her ne kadar 2046 filmi bu dediğimiz özellikleri daha çok barındırsa da çoğu filmin baş edemeyeceği kadar estetik, şiirsel ve hisleri doruk noktasına taşıyan anlatımıyla listede yer alması gereken en önemli filmlerden biri In The Mood For Love’dır.
Scott Pilgrim vs. the World
Shaun of the Dead’in yönetmeni Edgar Wright’ın 2010 yapımı filmi Scott Pilgrim vs.the World, eğlenceli ve renkli anlatımıyla bizlere gerçek bir çizgi roman deneyimi yaşatıyor diyebiliriz. Film, göz çukurlarımızda çizgi roman tadını bırakıp usulca bu çukurlardan ayrılıyor ve beynimizin bir köşesine yerleşiyor. Renk cümbüşü olarak ifade edilebilecek film; karakterlerin kıyafetleri, saç renkleri, silahları ve filmde kullanılan daha birçok unsur ile beynimizde yoğun bir animasyon ve video oyunu tadı bırakıyor.
Her
Birçok bilimkurgu filmi ve insanlığın geleceğini resmeden filmler, renklerindeki karamsarlık, boğuculuk ve gri tonlarla ön plana çıkarlar. Belki de insanlığın geleceğe olan inancını kaybetmiş olması ve bir nevi “Idiocrazy” dönemi yaşıyor ve bundan sonra da yaşayacak olmamız, yönetmenleri ve senaristleri bu renksizliğe sürüklüyor. Dark City, Strange Days gibi filmler özellikle karanlık atmosferiyle ön plana çıkan bilimkurgu filmlerinden bazıları. “Her” ise içerisinde barındırdığı yalnızlık ve hayattan vazgeçmişlik temasına karşın bizleri canlı renkliliği ve özellikle neredeyse tüm filme hakim olan kırmızı rengiyle selamlıyor.
O Brother Where Art Thou?
Coen Kardeşler’in sepya tonlarıyla bezenen O Brother Where Art Thou filmi şüphesiz ki görsel açıdan en akılda kalan ve en başarılı filmlerinden biri. Coen Kardeşler’in ötesinde bu sinematografiyi yaratan isim ise yine Coenler’in diğer filmlerinin başarısında pay sahibi olan Roger Deakins. Geçmiş zaman estetiği ve geniş plan çekimlerinin ustalığı filmi görsel açıdan en başarılı filmlerden biri haline getiriyor.
The Dreamers
Bernardo Bertolucci renklerin yönetmeni olarak bilinir. Hiç kuşkusuz bu renkleri en iyi kullandığı filmi de 2003 yapımı The Dreamers’dır. The Dreamers, sinema filminden daha çok devinim halindeki bir yağlı boya tabloyu andırır. Öğrencilerin ayaklandığı ünlü 68 baharında geçen filmde Isabelle ve erkek kardeşi Theo’nun hayatlarına dahil oluruz. Paris’te yaşayan Isabelle ve Theo’nun tanıştıkları Amerikalı bir öğrenciyi eve almalarıyla cinselliğin kapıları da sonuna kadar açılmış olur. Bertolucci ise bu cinselliği daha da renklendirerek bizlere sunar.
Volver
Kırmızıyı en çok seven yönetmenlerin başında Pedro Almódovar gelir ve Almadóvar’ın 2006 yapımı Volver filmi, yönetmenin en başarılı filmlerinden birisidir. Volver filminde kırmızı en çok gözümüzü alan ve her sahnede karşımıza çıkan renk olarak aklımıza kazınmıştır. Filmdeki renk kullanımı Almodóvar’ın renkleri ne kadar iyi kullanabildiğinin de bir kanıtı olarak önümüze sunulur.
The Grand Budapest Hotel
Wes Anderson’ın geçtiğimiz yıl gösterime giren filmi, farklı festivallerden dört ödül birden kazanmıştı. Görselliği tepe noktasına çıkaran Wes Anderson, kendine has olan sinema dilini zorlayabileceği kadar zorlamış ve bizlere kendi kariyerinin belki de en renkli ve görsel açıdan en başarılı filmini sunmuş.
The Young and Prodigious T.S. Spivet
Görsellik ve renk tonlarını en başarılı şekilde uygulayan yönetmenlerin başında kuşkusuz Jean Pierre Jeunet yer alır. Renklerle her türlü atmosferi en başarılı şekilde yakalayabilen yönetmen, yakaladığı görsel açılarla da bizlere sinema ziyafeti sunar. Micmacs a Tire Larigot ile bunu bizlere gösteren yönetmen, son filmi The Young and Prodigious T.S Spivet ile görsel zenginliği tepe noktasına taşıyor.
Big Fish
Tim Burton dediğimizde aklımıza ilk gelen şey karamsar renkleri yine karamsar sahnelerle buluşturup bizlere sunmasıdır. Yıllardır çizimleriyle de bu temayı sürdüren Tim Burton, 1985 yılındaki Pee-wee’s Big Adventure filminden sonra ilk defa 2003 yılındaki Big Fish ile bu karamsarlığını yıkmıştı. Sonrasında gelen Charlie and the Chocolate Factory ve Alice in Wonderland ile bizleri o puslu Sleepy Hollow havasından kurtarıp cıvıl cıvıl atmosferlere davet etmişti.
Amélie
Yeşil, kırmızı ve sarı… Bu üç rengin tüm tonları filmin hakim rengidir ve bu tonlar neredeyse filmin her sahnesinde karşımıza çıkar. Amélie, belki de şimdiye kadar görsel açıdan deneyimleyebileceğiniz en renkli ve en başarılı filmlerin başında gelir. Büyüleyici bir atmosfere sahip olan film, Fransa’nın en popüler filmi olmayı da başarmıştır. Montmartre’de geçen film modern Paris hayatını bizlere sunar. Film diğer ödüllerinin yanı sıra en iyi film ve en iyi yönetmen dallarında dört Cesar ödülü kazanmıştır.
Life of Pi
3-D ve CGI teknolojisi dendiği anda akla gelen ilk filmlerden biri Life of Pi’dir. Neredeyse tamamı yeşil perde önünde çekilen film “En iyi sinematografi” dalında Oscar kazanmış ve yine en başarılı 3-D filmlerden biri olarak gösterilmiştir. Life of Pi, teknolojinin nimetleri ile geleneksel nimetleri sonuna kadar kullanıp bütünleştirmesi açısından listemizde yer alıyor.
Kick Ass
2010 yapımı Kick Ass tüm zamanların en beğenilen çizgi roman uyarlamalarından biri olmuştu. Matthew Vaughn’un yönetmenlik koltuğunda oturduğu film, Chloe Grace Moretz’in muhteşem oyunculuğuyla bizleri adeta mest etmişti. İçerisinde farklı çizgi romanlara göndermelerde yapan film; renk, müzik ve görselliğin aynı anda tepe noktasına ulaşmasıyla bizlere o muhteşem sahneyi sunmuştu:
Bu sahneyle filmin biteceğini düşünürken asıl vurucu sahne ise filmin sonunda bizleri tam anlamıyla büyülemişti.
The Three Colors Trilogy
Kieslowski’nin üçlemesi, filmlerin adından da anlaşılacağı üzere tamamen renklerin üzerinden giden bir üçlemedir aslında. Sembolizmi renklerle harmanlayan Kieslowski, filmin içerisine renkleri koymamış; tamamen renkler filmi şekillendirmiştir. Aslında bu film için başlı başına ayrı bir dosya açmak gerekir. Bu sebeple Kerem Duymuş’un Krzysztof Kieslowski dosyasını buradan okumanızı tavsiye edebiliriz. Tüm üçlemenin bizlere yaşattığı sinema deneyimi öyle bir deneyimdir ki bunu dört beş satıra sığdırmaya çalışmak haksızlık olur. Filmlerde yer alan sahneler ve müziklerin kullanımı, sahnelerdeki çözümlemeler okulların sinema bölümleri dahilinde birçok tezin başlıca konusunu oluşturur.
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →