Punk Rock Hareketi Üzerine 10 Muazzam Film!
Sid and Nancy’den American Hardcore’a sinema tarihinde Punk Rock Hareketi’nin işlendiği 10 muazzam filmden oluşan seçkiye göz atmak için sizleri şöyle alalım!
1970’lerin ortasında ortaya çıkan, felsefesi, dansları ve gizim tarzıyla zaman içerisinde sağlam bir kültür oluşturan “Punk Rock Hareketi”; toplumsal sistemin insana dayattığı yaşam biçimini reddeden ve geleneksel kalıpların dışarısına çıkan bir müzik hareketi olarak tanımlanır. Birçok müzik grubun bu görüşü benimsemesi sonucunda zaman içerisinde yaygınlaşan punk rock kültürü sinema tarihinde bu kültüründe önemli bir konumda olan sanatçıların hayatlarının anlatıldığı filmlerden, bu kültürün insanlar üzerindeki psikolojik ve sosyolojik etkisini yansıtan filmlere kadar geniş bir skalada kendine yer bulur. Punk Rock Hareketi’nin müzik gruplarıyla daha fazla hayatımızda yer kaplamasından hareketle punk rock kültürünü benimseyebileceğiniz ve bu kültürün çatısı altında verilen eserleri izlemek isteyeceğiniz 10 muazzam filmden oluşan seçkiyi sizler için derledik.
Punk Rock Hareketi Üzerine 10 Muazzam Film!
The Rocky Horror Picture Show (1975)

1975 yılında gösterime giren Britanya yapımı The Rocky Horror Picture Show, adından da anlaşılacağı üzere bilim kurgu ve korku filmlerinin parodisi olan bir müzikal ve komedi filmidir. Sinema salonlarında en uzun süre gösterilen filmlerden biri olan The Rocky Horror Picture Show, gösterime girdiği yıl büyük bir gişe başarısı elde etmiş ve kısa sürede izleyicinin beğendiği filmlerden biri olarak hafızalara kazınmıştır. Punk rock hareketinden esinlemeler taşıyan film Zamanla kült film mertebesine erişmiş özellike Tim Curry’nin performansıyla akıllarda kalıp oyuncunun Dr.Frank-N-Furter karakteriyle özdeşleşmesini sağlamıştır. Tim Curry ile birlikte Susan Sarandon, Barry Bostwick gibi oyuncuların rol aldığı film, evlenmeye karar veren Janet ve Brad çiftinin yağmurlu bir gecede yollarını kaybedip travesti bir bilim insanı olan Dr. Frank-N-Furter’ın şatosuna sığınmasıyla başlat. Tam da o gece Dr. Frank-N-Furter, filme ismini veren Rocky Horror adında bir aşk kölesi yaratacağını açıklar ve Janet-Brad çiftinin saklı kalmış ve bastırılmış duyguları ortaya çıkarır. Filmin yanında bazı sinemalarda ve tiyatrolarda yapılan interaktif gösterilerde de kendine yer bulan The Rocky Horror Picture Show, müzikleri ile de adından söz ettiren ve bugüne kadar yapılan müzikal filmlerden farklı olarak sınırları aşan sıra dışı bir yapım.
Rock’n’Roll High School (1979)

Daha çok dizi sektöründeki projeleriyle tanınan Allan Arkush’un yönetmenliğini üstlendiği Rock’n’Roll High School, ünlü Amerikalı punk rock grubu Ramones severler için adeta izlenmesi gereken bir film olarak ön plana çıkıyor. 1970’lerin ortasında ortaya çıkan punk rock kültüründen etkilenen Vince Lombardi Lisesi’ndeki bir grup öğrenciyi konu alan film, rock müzikten nefret eden yeni okul müdiresi Evelyn Togar ve punk rock sever öğrenciler arasındaki çekişmeyi konu alıyor. Evelyn Togar’ın bir yığın rock plağını yakmasıyla gelişen olaylar, Ramones’un şarkılarına bayılan Rifff Randell önderliğindeki grubun intikam planı yapmasıyla farklı bir hal alır. Grup, tüm zamanların en sevilen punk rock gruplarından biri olan Ramones’un solisti John Ramone‘a yazdıkları “Rock’n Roll High School” isimli şarkıyı iletmek için grubu okula getirir ve Ramones’in katkılarıyla okulu ele geçirir. Bu dakikadan sonra film, müthiş bir müzikal şölene sahip olur ve grubun en beğenilen şarkılarını izleyici ile buluşturur. İlginç esprileriyle ve dönemin tarzını yansıtmasıyla film, Ramones üzerinden punk rock kültürüne değişik bir açıdan ışık tutarak izleyicinin karşısına çıkıyor.
Sid and Nancy (1986)

Repo Man’in yöneten ve punk kültürüne yakın bir yönetmen Alex Cox’un kamera arkasında yer aldığı Sid and Nancy filmi, adeta punk usulü bir Romeo ve Juliette hikayesini bizlerle buluşturuyor. Gary Oldman’ın Sid ve Chloe Webb’in Nancy karakterini canlandırdığı film, İngiliz punk rock türünde adeta bir ikon haline gelen Sex Pistols grubunun solisti Sid Vicious ve onun uyuşturucudan hayatını kaybeden Amerikalı sevgilisi Nancy Spungen arasındaki çalkantılı ilişkide yaşanan olayları konu alıyor. Sex Pistols grubunda yer almaya başlayan Sid’in gönlünü Nancy’e kaptırmasıyla yaşanan süreci konu alan film aynı zamanda Sid ve Nancy’nin uyuşturucu batağına sürüklenmesiyle yaşamlarının kötüye gidişini de anlatıyor. Grubun dağılmasından sonra Nancy ile ilişkisini tam gaz sürdüren Sid’in Nancy’nin ölümü üzerine cinayet zanlısı olarak tutuklanması, filmin açılış sahnesini oluşturuyor. Bu noktadan sonra yoluna flashbackler ile devam eden film sinemanın kurgu gücünden yararlanarak gerçek ve kurgu arasındaki dengeyi müthiş bir üslupla ele alıyor ve değişik bir biyografik filmi ekrana yansıyor. Sex Pistols grubuna dair bilgiler yer veren film, 80’lerin punk ruhunu tam anlamıyla yansıtarak türün meraklılarının ilgisini çekmeyi başarıyor.
SLC Punk! (1998)

Alex Cox gibi ve punk rock kültürüne yakın bir yönetmen olan James Merendino’nun yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği SLC Punk, prömiyerini 1999 yılında Sundance Film Festival’inde yaparak Ramones’li, Velvet Underground’lu, Stooges’li soundtrack listesiyle beraber izleyicinin kalbinde yer etmeye çalıştı. Salt Lake City’de 80’li yıllarin ortasında punk rock kültürünün ayyuka çıktığı dönemde geçen film, Stevo ve arkadaşlarından oluşan bir grup punk gencinin içinde bulundukları sisteme olan isyanlarını, düşüncelerini, toplumsal çatışmalarını ve aile ile ilişkilerini konu alıyor. Punk rock kültüründe önemli bir teması olan var olan düzeni reddetme durumunu filmin başlarında Stevo’nun ailesi ve çevresiyle sürekli çatışmasından ve kendi yağında kavrulmak istemesinden rahatlıkla anlayabiliyoruz. Bu kültürünün yaşam stilini sonuna kadar yaşayan Stevo için işler en yakın arkadaşı Bob’u kaybetmesiyle farklı bir hal alır. Bu olaydan adeta bunalımın eşiğine sürüklenen ve hayata daha değişik bir açıdan bakmaya başlayan Stevo’nun film ilerledikçe punk rock kültünün insanlara uyguladığı yaptırımları gözden geçirdiğine şahit oluyoruz. Punk yaşamı ilk yarsında mizahi bir ton yakalayarak ele alan filmi ikinci yarısında çoğu yapımdan farklı olarak olayı dram yönünden yaklaşarak punk yaşamının zararlarını gözler önüne seriyor.
The Filth and the Fury ( 2000)

Punk rock dediğimizde aklımıza gelen ilk gruplardan biri olan Sex Pistols, kısa süreli müzik hayatında zaman içerisinde büyük bir etki yaratarak İngiliz punk rock türünde adeta simgeleşmiş ve bu müzik türünü benimseyen pek çok gruba öncülük etmiştir. God Save the Queen isimli single ile büyük bir çıkış yakalayan Sex Pistols, Julien Temple’ın yönettiği The Filth and the Fury bu belgeselde Sid and Nancy filminden sonra yeniden hayat buluyor. Belgeselde grubun müzik hayatındaki başlangıcının yani benimsedikleri biçim aksine oldukça sakin bir yapıda olduğuna şahit oluyoruz. Ancak zamanla punk rock kültünün etkisiyle konserlerde sürekli organizatörlerle sorun yaşayan, şiddet ve uyuşturucu kullanımı konserlerinde sıkça gösteren, ülkedeki düzeni ve hükümeti eleştiren Sex Pistols, solisti Sid Vicious’ın kız arkadaşı Nancy Spungen yüzünden uyuşturucu kullanmasıyla dağılma sürecine girer ve üç senelik müzik yaşamı sonunda dağılır. Aslında belgesel, iyi bir çıkış yakalayan grubun bu davranışları göstermesiyle kendi sonunu nasıl getirdiğini gözler önüne seriyor. Julien Temple’ın grupla ilgili ikinci belgesel çalışması olan The Filth and the Fury, grubun daha önce yayınlanmamış kamera görüntülerini ve röportajlarını bir arada göstererek grup hakkında daha önce edinmediğimiz bilgilere şahit olmamızı sağlıyor.
American Hardcore (2006)

Yapımı beş yılda süren, yönetmenliğini ünlü belgesel yönetmeni Paul Rachman’ın üstlendiği ve senaryosunu aynı isimli romanından belgesele uyarlayan Steven Blush’ın kaleme aldığı American Hardcore; Amerika Punk Rock tarihinin 1980-1986 yılları arasındaki dönemine ışık tutuyor. Belgesel özellikle Black Flag, Minor Threat, Bad Brains, Moby, Adolescents ve Bad Religion gibi grupları odak noktasına alarak bu dönemde yaygın olan hardcore punk rock müziğin bütün detaylarını bir araya getiriyor. Aynı zamanda Amerika’da dönemin özelliklerini bire bir yansıtan bölgesel gruplara da yer veren ve onların tanınmasını sağlayan belgesel, bir yandan hardcore punk rock müziğinin insanlar tarafından nasıl benimsendiğini anlatıyorken bir yandan da bu müzik türünün toplum içerisindeki yerini sorguluyor. Kendilerine dayatılan toplum düzenini seçmeyi reddeden gençlerin punk türünü benimseyip toplumda bu şekilde var olmalarını anlatan belgesel Brian Baker, Jonathan Anastas, Dicky Barrett , Dave Smalley, Mike Dean ve nice müzisyenlerin röportajlarına yer vererek izleyicinin bu müzik türü hakkında bilgi sahibi olmasını sağlıyor. Eğer sizde bu müzik türüne ilgi duyuyorsanız American Hardcore, mutlaka ama mutlaka izlemeniz gereken bir yapım olarak film listesiniz en üst sırasında yer alıyor.
Control (2007)

Depeche Mode, U2, Nirvana gibi müzik gruplarına çektiği videolarla tanınan ve sinemada A Most Wanted Man, Life gibi filmlerin yönetmeni Anton Corbijn’in yönetmenliğini üstlendiği ilk uzun metraj filmi Control, efsanevi punk grubu Joy Division’ın solisti Ian Curtis’in yaşamını beyazperdeye aktarıyor. Ian Curtis’in eşi Debbie Curtis’in Touching from a Distance romanından sinemaya uyarlanan filmde Ian Curtis’in hikayesini eşi Debbie Curtis’in anıları eşliğinde izliyoruz. 2007 yılında Cannes Film Festivali’nde Yönetmenler Haftası’nın açılış filmi olarak gösterilen Control, 1977`de kurulan ilk başlarda adı Warsaw olan ama sonradan adı Joy Division olarak değişen, birçok müzik otoritesine göre orijinal punk müziğin en meşhur temsilcisi olarak kabul edilen ve sadece iki stüdyo albümüyle büyük bir başarı yakalayan grupta solist olan Ian Curtis’in grubun yükselişe geçtiği dönemlerdeki yaşamını, sara nöbetlerini ve kötü evliliğinin yarattığı bunalımla baş edişini beyazperdeye aktarıyor. Daha doğrusu baş edememesini beyazperdeye aktarıyor dersek yeridir. Ian Curtis yaşadığı bunalımın etkisinde çıkamayıp intihar etmiştir ve intiharından sonra grup dağılarak müzik tarihinin tozlu sayfaları arasındaki yerini almıştır. Anton Corbijn’in video klip yönetmenliğindeki tecrübesini başarıyla aktardığını film, Sam Riley Ian Curtis ‘i müthiş bir yorumla ekranlara getiriyor.
Pankot ne e mrtov (2011)

2011 Makedonya yapımı Pankot ne e mrtov daha çok bilinen ismiyle Punk’s Not Dead, punk rock kültürünün sadece İngiltere ya da Amerika’da var olmadığını başka ülkelerde de konu olabileceğini gözler önüne seriyor. Yönetmenliğini ve senaristliğini Vladimir Blazevski’nin yaptığı film, 84. Oscar Ödül Törenin’de En İyi Yabancı Film kategorisinde yarışması için aday adayı filmler arasında yer almış ancak finalde son beş filme arasına kalamamıştır. Kara mizah türünde olan Pankot ne e mrtov , eski bir punk rock grubunun bir araya gelmesi üzerine bir hikayeyi izleyiciye aktarıyor. Üsküp’te sıradan bir yaşam süren punkçı Mirsa’nın bir gün kendisine bir etkinlikte çalması için teklif gelmesiyle başlayan olaylar, Mirsanın eski kız arkadaşının yardımı ile birlikte eski grup üyelerini bir araya getirme çabasını anlatıyor. Zamanında şartların gerektirdiği ölçüde ayrılmak zorunda kalan grubun bir araya gelmesi punk kültürünün yok olmadığını ve istenildiği taktirde yeniden canlandırılabileceğini izleyiciye anlatıyor. Hayallerinden ne olursa olsun vazgeçememeyi izleyiciye aşılayan film, punk rock kültürünün etkilerini farklı bir coğrafyada görmek için müthiş bir fırsat yaratıyor.
CBGB (2013)

1970’li yıllarda, New York’ta punk müziğin doğduğu yer olarak kabul edilen CBGB, birçok punk rock grubunun sahne aldığı bir mekandır. Başka bir amaç için açılmasına rağmen The Ramones’in ilk kez bu mekanda sahneye çıkmasıyla mekanın sahibi Hilly Kristal önderliğinde zamanla Blondie, Misfits, Patti Smith, Television, Talking Heads, The Dead Boys gibi grupları ağırlayan CBGB punk rock kültürünün yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur. Yıllar içinde eski ününü kaybeden CBGB, 2006 yılında Hilly Kristal kulübün kapılarına kilit vurmasıyla kapanır. İşte Botlle Shock filmiyle tanınan Randall Miller’ın yönetmenliğini üstlendiği CBGB ise mekanının hikayesini izleyiciye aktarır. Oyuncu kadrosu oldukça sağlam olan filmde Hilly Kristal rolünü kısa bir süre önce kaybettiğimiz Alan Rickman, Debbie Harry’yi Malin Akerman, Iggy Pop’u Foo Fighters’dan Taylor Hawkins ve The Dead Boys’un gitaristi Cheetah Chrome’u Rupert Grint canlandırıyor. Müzik tarihinde yer etmiş ikonları görme şansına eriştiğimiz bu film, müziğin uçsuz bucaksız dünyasında bizi güzel bir yolculuğa çıkarıyor. Her müzik severin kapanmadan önce zamanında gitmek istediği bir mekan olan CGBG özellik punk rock kültürünü benimseyen insanlar için ayrı bir önem taşıyor. Barındırdığı tarihten dolayı ilgi çeken film ise bu özelliği sayesinde izlenmeyi hak ediyor.
We Are the Best! (2013)

Lukas Moodysson’ın yönetmenliğini üstlendiği İsveç yapımı We Are the Best, punk runk kültürünün etkilerini ergenliğe yeni girmek üzere olan çocuklar üzerinden inceliyor. Yönetmenin eşi Cody Moodysson’ın Never Goodnight adlı çizgi romanından sinemaya uyarlanan filmin hikayesi 1982 yılında Stockholm’de geçiyor. Dönemin havasıyla birlikte isyankar dünya görüşüne de sahip olan Bobo, Klara ve Hedvig adlı 3 arkadaşın hikayesinin anlatıldığı film, küçük yaşlarına rağmen büyük zorluklara göğüs gererek olgun bir davranış sergileyen çocukların yaşamlarını gözler önüne seriyor. Herkesin punk kültürünün öldüğü, yok olduğu dönemde bu reddeden Bobo, Klara ve Hedvig bunu üzerine bir hiç bir enstrüman çalamamalarına rağmen bir punk grubu kurarlar. Savundukları düşünceleri uygulamaya geçiren bu çocukların mücadelesini harika bir üslupla anlatıyor film. “Hayatın yaşamaya değer olduğunu gösteren bir film yapmak istiyorum” açıklamasını yapan yönetmen, gösterildiği festivallerde aldığı ödüllerle ve eleştirmenlerden aldığı yorumlarla bu isteğini gerçekleştirmiş gibi görünüyor.
Sıla Şahinöz
3338 yazı
Yazarın diğer yazılarını gör →