Pedro Almodóvar Sineması İçerisindeki Sanat Tarihi
Daha önce izlediğimiz Pedro Almodóvar sineması içinde bir takıntı olarak sürekli karşımıza çıkan, yönetmenin sinemasının özgünlüğüne katkıda bulunan kırmızı kullanımı ve dairesel yansımalara dair iki videonun ardından yine Jorge Luengo Ruiz tarafından Almodóvar sinemasında ünlü ressamların tablolarına verilen referanslara dair bir video yayımlandı.
Sinema 7. sanat olarak, diğer sanat dalları arasında geçirgen bir yansıma imkanı sunarak kulağa ve göze hitap eden resim,müzik, tiyatro ve heykelden de ilham alır. Pek çok yönetmenin de filmlerinde rastlayacağımız üzere kamera anı bir tuval görünümüne dönüştürülür ve izlediğimiz sahne zaman zaman tıpkı yetenekli bir ressamın resmine bakıyormuş izlenimi uyandırır. Bu bakımdan resim, sinemaya belki de en yakın sanat dallarından önde gelenlerden biridir. Sinema tarihinin başlangıcından beri bu müthiş ifade alanında yönetmenler ünlü tablolardan veya çizimlerden esinlenerek o imgeyi kamera ile bir kez daha yaratmaya çalıştıkları pek çok örnekle karşımıza çıkar. İspanyol sinemasının Talk to Her, The Skin I Live In, All About My Mother gibi birbirinden güzel filme imza atmış ünlü ismi Pedro Almodovar da imgeyi adeta bir ressamın elinden çıkmışçasına dönüştürebilen yönetmenlerden. Almodovar sinemasında, videoda izleyeceğimiz üzere etkilendiği pek çok tabloya referans vererek aynı ustalıkla bir benzerini yarattığı yada esin olarak kalmış daha az belirgin yansımalarına rastlayabiliyoruz.
Almodóvar Sineması İçindeki Edward Hopper, Rene Magritte Esintileri

Alain de Botton’ın da bahsettiği üzere özellikle şehirdeki yanlız insanların anlık hissiyatlarını ve sıradanlıklarını yakalayan Edward Hopper’ın Pedro Almodóvar sinemasına bu kadar etkide bulunup pek çok karede resimlerinin benzer bir yaratımının olması Almodovar’ın karakterlerinin yanlızlığını, hüznünü ve mekanlarla olan ilişkilerini düşününce tesadüfi gözükmez. Özellikle Eward Hopper’ın en ünlü tablosu olan şehrin sessizliğe büründüğü gecenin geç saatlerinde şehir insanlarının tesadüfi karşılaşmalırana bir bakış atan Nighthawks ile Low of Desire filmindeki sahne ve Rene Magritte’in en ünlü eserlerinden The Lovers’ın sinemada bir başka yorumu gibi duran Broken Embraces’deki sahne arasındaki benzerlikler gerçekten kayda değer.
Dila Senem Haznedar
28 yazı · Dila Senem Haznedar Sinemanın karanlık salonunda düşlerini şekillendirecek ilk hayranlığı şuan bile yarattığı duyguyu derinden hatırladığı The Mask of Zorro'yu izlemesiyle başladı.Hala dönmek istediği çocukluğunun ütopik, hayat dolu zamanları aynı 'Z' harfinde gizli. Bağının güçlenmesini ise 16 yaşlarında bir dvd dükkanında siyah beyaz filmlerin bulunduğu raftan tamamen şans eseri bulup hayran olduğu Bergman filmine rastlamasına borçlu. Lisede geçirdiği zor zamanların en büyük avuntusu yeni yönetmenler keşfedip harçlıklarını arttırarak edindiği film arşivi oldu. O zamandan beri sinema, iç dünyasını da gittikçe genişleterek insana ve hayata dair bitmez anlam arayışındaki güzel hissiyatların yansıması olan yegane alan. Hala günlük dilde kaybolduğunu hissettiği anlarda duyguyu ön planda tutan sinema dilinde gizli olduğuna inandığı 'daha güzel bir dünya' umuduyla hayata direnmeye çalışıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →