Pedro Almodóvar’a İlham Veren 13 İspanyol Filmi!
The Skin I Live In’den son harikası Julieta’ya, her filmiyle kendisine hayran bırakan Pedro Almodóvar’a ilham veren 13 İspanyol filmi sizler için bir araya getirdik.
İspanyol sinemasının usta isimlerinden biri olan Pedro Almodóvar, son olarak geçtiğimiz sene gösterime giren Julieta ile nefesleri kesmeyi yeniden başardı. Peki, La ley del deseo‘dan tutun The Skin I Live In‘e kadar birinden iddalı, mutlaka izlenmesi gereken filmlere imza atan yönetmenin bu inanılmaz başarısının arkasındaki ilham kaynaklarının ne olduğu biliyor musunuz? Hayranı olduğumuz filmlerini yaratırken esinlendiği yapımlara gelin Almodóvar’ın rehberliğinde bir tura çıkalım.
Pedro Almodóvar’a İlham Veren 13 İspanyol Filmi!
Main Street (Calle Mayor, 1956)

Yönetmen: J.A. Bardem
Şehirlerdeki geleneksel yaşamı ele alan filmlere karşı bir zaafım var. Tahminimce, böyle bir yaşam tarzından kaçmayı denediğim için. Calle Mayor, şehirde evlenmemiş bir kadını konu alan bir melodrama.
It Happened in Broad Daylight (El cebo, 1958)

Yönetmen: Ladislao Wajda
Goldfinger’dan (1964) altı yıl önce, Alman aktör Gert Froebe İspanya-Almanya-İsviçre ortak yapımı bir filmde yer aldı. İsviçre’nin küçük bir vilayetindeki ormanda kızları öldüren bir sapığı anlatan filmi Kırmızı Başlıklı Kız’ın garip bir versiyonu olarak adlandırabiliriz.
The Executioner (El verdugo, 1963)

Yönetmen: Luis García Berlanga
The Executioner kesinlikle bir sanat eseri; filmi göz önüne alınca, bu filmin 1953 yılında çekilmiş olmasını aklım almıyor. Ölüm cezasına karşı, komedi ile süslenmiş, hayret verici bir savunma.
Aunt Tula (La tía Tula, 1964)

Yönetmen: Miguel Picazo
Yeniden evlenmemiş bir kadın ancak bu sefer konu onun kendine uyguladığı baskı. Yalnız ve cesur kadınları filmlerinde anlatan benim gibi biri için Miguel Picazo’nun filmi Aunt Tula hala bir rol modeldir.
Strange Voyage (El extraño viaje, 1964)

Yönetmen: Fernando Fernán Gómez
Film bir sahil kasabasında yaşayan iki kardeşin, hala çözülememiş, gerçek cinayet hikayesini anlatıyor. Kırsal kesimlerde geçen diğer filmlerden farklı olarak, Fernan Gómez’in bu yapımı en karanlık mizah ile dolup taşıyor.
Peppermint Frappé (1967)

Yönetmen: Carlos Saura
Çoğu film, kendisini adadığı anlamlara göre tanımlar. Peppermint Frappé ise Luis Buñuel’in sürrealist bakışının etkisini açıkça kucaklıyor.
Poachers (Furtivos, 1975)

Yönetmen: José L Borau
Poachers çok nadir görülen bir şekilde, iki türü harmanlamayı başarıyor: Western ve Noir. Yönetmen José Luis Borau, dişli bir anneye hayat vermesi için Lola Gaos’u seçerek Luis Buñuel’e saygı duruşunda bulunuyor.
Rapture (Arrebato, 1979)

Yönetmen: Iván Zulueta
Arrebato, Diktatör Franco’nun ölümünden sadece dört yıl sonra 1975’te çekiliyor, sanki o hiç varolmamış gibi. Hikaye, kasıtlı olarak politikadan uzaklaştırılarak, büyük hareketlenmenin başlangıcındaki çok uluslu bir Madrid’de geçiyor.
El sur (1983)

Yönetmen: Víctor Erice
Bitmemiş bir film, İspanyol Sineması’nın gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden biri olabilir mi? Evet, olabilir ve bu film El sur. 96 dakika boyunca devam eden duygular o kadar yoğun ki sizi nefessiz bırakır. Her izlediğimde ağlıyorum.
Jamón, Jamón (1992)

Yönetmen: Bigas Luna
Bigas Luna’nın filmi, Penélope Cruz’un sinemaya ilk adımını atmasını sağlamasının yanı sıra aralarında benim de dahil olduğum pek çok yönetmenin bir gün onunla çalışmayı hayal etmesine neden olmuştur. Bu film, yalnızca Penélope Cruz’un Jarver Bardem’in motorsikletinin önündeki yürüyüşünü görmek için bile izlenebilir.
Thesis (Tésis, 1996)

Yönetmen: Alejandro Amenábar
Alejandro Amenábar sinemaya ilk adımını, şiddet görüntülerinden oluşan bir pazarı konu alan başarılı bir gerilim filmi ile attı. Sağlam bir senaryo ile desteklenen film, iki saat boyunca ani sürprizler ile kendisine hayran bırakıyor.
Blancanieves (2012)

Yönetmen: Pablo Berger
Blancanieves, yakın zaman İspanyol Sineması’nın zirvelerinden bir tanesi. Ancak dünya çapında büyük başarı kazanan The Artist’ten (2011) bir yıl sonra gösterime girmiş olması, onun en büyük şanssızlığı oldu.
Magical Girl (2014)

Yönetmen: Carlos Vermut
Berat Devecioğlu
489 yazı · Küçük bir karıncanın hayatıyla sinemanın sonsuz evrenine giriş yaptı. Film kiralamak ile devam eden sinema deneyimi yaşının tutmasıyla her cuma akşam seansına yetişme serüvenine dönüştü. Bu sayede sinemanın nabzını tutmaya başlarken rakamlara hep çok dikkat etti. Şimdi ise hayatındaki kodlama ve sinemayı nasıl bütünleştirebileceğini planlıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →