· 8 dk okuma

Oscar Adaylarının Oscar’lık Diğer Performansları

Oscar Adaylarının Oscar’lık Diğer Performansları

Bu senenin Oscar adaylarının, önceki yıllarda da rahatlıkla Oscar hakettiğini savunabileceğimiz başka performanslar da var kariyerlerinde. Peki hangi isimlerin hangi performanslarını kastediyoruz dersiniz?

George Clooney’nin bu sene yaptığı Golden Globe konuşmasını anımsar mısınız bilmiyoruz, merak ederseniz tamamının türkçesine buradan ulaşabilirsiniz. O konuşmada Clooney şunları söylemişti:

“Yani, senelerce buralara gelip afiyetle kaybettikten sonra – kazandığımdan daha fazla kaybettim, bunun böyle gecelere dair değişmez bir kalıp olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Neyse, içeri girmek üzeresiniz, ve kırmızı halı üzerinde bir adaysınız, herkes sizi tebrik ediyor. Yani, resmen dünyanın tepesinde siz varsınız. Herkes derken ciddiyim. Sonra, birkaç saat içinde, 5 kişiden 4 dü kazanamıyor. Gerçekten, bu odadaki insanların %80’i kazanamıyor. Sonra kaybedenler kulübüne katılıyorsunuz. Ve after-party’ye gidince kimse gözünüzün içine bakamıyor. Ertesi gün işe gidiyorsunuz ve ekiptekiler yanınıza gelip “Üzüldüm abi. Gelecek defa alırsın.” diyorlar. Kayıtlara geçsin diye söylüyorum: Eğer bu odadaysanız, siz de bu silsileye kapılmışsınızdır. Yapmayı hep hayal ettiğiniz şeyi başardınız ve bunun için tebrik ediliyorsunuz ve bu kadar, bu kaybetmek değil.”

Oyuncunun da belirttiği gibi, her sene, her kategoride 5 kişiden dördü kaybediyor, ve hatta bazen bu beşe giremeyen olağanüstü performanslar ya da filmler de oluyor kaçınılmaz olarak. Vakti zamanında çok iyi performanslara Akademi Ödülleri’ne aday olamamış, şimdi ise Oscar sahibi olma fırsatı olan isimleri Indiewire bir araya getirmişti, ve biz de bu listeyi sizlerle paylaşmak istedik.

lost-highway-filmloverss

Patricia Arquette, “Lost Highway” (1997)

Boyhood filmiyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülüne adaylığı olan Patricia Arquette çok yetenekli ama sıklıkla hak ettiği değeri göremeyen bir oyuncu. Lost Highway’deki performansını unutmak ise ne mümkün! David Lynch’in unutulmaz filmi Lost Highway, kimi zaman Mulholland Drive’ın gölgesinde kalabiliyor. Fakat David Lynch’in genel üslubuyla örtüşen rüyaya yakın atmosferiyle, bastırılmış pişmanlık, alttan alta gizlenen kıskançlık ve kendi kendini hayal kırıklığına uğratmak gibi konulardaki anlatım başarısından ötürü, kesinlikle hatırlanması gereken bir film. Arquette filmde hem Renee hem de Alice karakterlerine can veriyor ve ciddi anlamda uçlarda dolanıyor. Kafamızı allak bullak eden, ruh halimizi folloş yapan filmde sergilediği oyunculukla Patricia Arquette, Oscar’ı evine götürmeyi fazlasıyla hak etmişti.

40 year old virgin-filmloverss

Steve Carell, “The 40 Year Old Virgin” (2005)

Foxcatcher oldukça tanımlaması zor bir film olmuş. Sanırım iz bırakan uygun bir sözcük kabul edilebilinir. İzleyince filmin sizi neden etkilediğini bilmiyorsunuz bile, ama sanki birkaç hafta kafanızın içindeki sinema salonunda filmin gösterimi devam ediyor. Steve Carell da muhteşem bir oyunculuk sergilemiş. Fakat kendisinin ilginç bir biçimde çok çok iyi bir performansı daha var: The 40 Year Old Virgin. Komedi dalında başarı genellikle büyük yapımların vücut dilini iyi kullanan oyuncularına aitken, Steve Carell’ın Andy Stitzer’ının ciddi anlamda karaktersel bir derinliğinin olduğunu belirtmek yanlış olmaz. Oyuncunun doğalında ruh hastası görünümlü olmasının temelleri de The 40 Year Old Virgin’e dayanıyor zaten.

marion cotillard-filmloverss

Marion Cotillard, “The Immigrant” (2013)

Marion Cotillard’ın içinde yer alıp da sevmediğiz film bulmak bile zor, kendisi gerçekten de olağanüstü bir oyuncu. Bu sene de Two Days, One Night’taki performansıyla Oscar’a aday. Ama filmleri içinden The Immigrant’taki performansını unutmak da pek kolay değil. Filmin dağıtımı 2013’e yatişemediği için, bu filmle aday olma şansı zaten olamadı. Canlandırdığı Ewa karakterini, yazıldığından çok daha güçlü bir hale getiriyor. Bir göçmen olan Ewa’nın kötü adam ve iyi adam arasında gelişen hayat akışını, Cotillard’ın oyunculuğu daha da derin kılıyor. 

benedict cumberbatch-filmloverss

Benedict Cumberbatch, “Tinker Tailor Soldier Spy” (2011)

Benedict Cumberbatch bu sene Alan Turing’i canlandırdığı Imitation Game vesilesiyle Oscar adayı. Filmde yönelimini gizlemek zorunda kalmış bir karakteri canlandırmasıyla oyunculuğu hepten önem kazanıyor. Fakat Tinker Tailor Soldier Spy’daki performansı da bir hayli iyi, hatta Oscar almaya değecek kadar iyi. Canlandırdığı Peter Guillam’ın da bir sırrı var, kendisi eşcinselliğini gizlemese de, ne olduğunu söylemeyelim de spoiler olmasın, gerçi filmin adı bile bu konuda yeterince ipucu veriyor zaten.  Tinker Tailor Soldier Spy, sadece Benedict Cumberbatch’in performansı için bile izlemeye değer.

citizen ruth-filmloverss

Laura Dern, “Citizen Ruth” (1996)

Laura Dern’i Blue Velvet, Wild at Heart, Rambling Rose gibi filmlerde hep şirin insanları canlandırırken gördük. O nedenle de oyuncuyu eskiden beri tanıyan izleyici hala Citizen Ruth’un şokunu üzerinden atamamıştır. Keza kimse Ruth karakterinin bu kadar kaba, ağzı bozuk, paragöz ve sorumsuz bir karakter olmasını beklemiyordu filmi izlemeden. Kara mizahın dibine vuran bu film, Laura Dern’in olağanüstü performansı olmaksızın eksik kalırdı. Yine 1996 yılında, muhafazakar kesim için çok şey ifade eden “citizen” kelimesiyle, kürtaj tartışmak hiç de kolay bir mesele değildi, aynı nedenle böyle bir filmde başrolü üstlenmek de.

robert duvall-filmloverss

Robert Duvall, “MASH” (1970)

Tüm zamanların en çok izlenmiş amerikan dizisi olma ünvanına sahip olan “MASH”in film versiyonu, başlı başına bir komedi silselesi zaten, ama en başarılı ve çok kahkahaya vesile olan kahraman, Duvall’ın canlandırdığı bir hayli dindar Major Frank Burns. Kendi kendini doğrulamaya bayılan, suç kendinde oldu mu da başkasına sorumluluğu atan,  ve Hawkeye (Donald Sutherland), “Hot Lips” Houlihan (Sally kellerman) ve Trapper John (Elliott Gould) gibi karakterlerin arasında düz insan olarak kalmayı başarması, bunu da mübalağasız ama inandırıcı bir biçimde yapması, muhtemelen MASH’i bu denli komik kılan şey.

beetlejuice -filmloverss

Michael Keaton, “Beetlejuice” (1988)

“It’s Showtime” cümlesini duyduğunda neden aşırı tanıdık geldiğini bilmeyip de bu sene Birdman’le Michael Keaton’ın adını duyanlar, hiç de az sayıda değiller. Neyse ki Beetlejuice’un devam filmi haberleriyle işler değişti bir nebze. Aradan neredeyse 30 yıl geçse de filmi bugün izleseniz, hala sizi oldukça etkileyecektir. Hatta Michael Keaton’ın Birdman performansının yanına 1988 tarihli Clean and Sober ve Beetlejuice’u yanyana koyduğunuzda kariyerinin geri kalanını yok saysanız bile, böyle bir oyuncunun Oscar alması gerektiğini fark edeceksiniz. Bir Tim Burton filminde, yönetmenin kendi üslubunun altında oyunculuğun kaybolması zor olsa da, Michael Keaton bunu fazlasıyla başarıyor.

safe-filmloverss
Julianne Moore, “Safe” (1995)

Juliane Moore’un ne kadar başarılı bir oyuncu olduğunu zaten tartışmamızın lüzumu yok. “Safe” de en iyi performanslarından biri olsa da bırakın Oscar’ı, Golden Globe adayı bile olamadı. 1995 yılında çevresine karşı alerji geliştiren, kendisine ve topluma yabancılaşan bireyin bir ev kadını üzerinden yapılan bir hicvi olarak değerlendirebileceğimiz Safe, bağımsız sinemanın en güzide parçalarından hala. Çoğu insan için “korkutucu” bir film olan Safe’te arada bir Julianne Moore’un oynamadığı, yaşadığı izlenimine kapılabilirsiniz. Yıllar sonra Moore’un devrinin bir başka sorununu ele alan, teması bu kadar sıradan da olsa bir yandan da yaşlanmaktan korkan Hollywood’a ciddi bir mesaj veren Still Alice’le Oscar adaylığı, 1995’ten bugüne katedilen yolun bir göstergesi.

ed norton-filmloverss

Edward Norton, “25th Hour” (2002)

Edward Norton şu ana kadar yer aldığı her rol için bir Oscar almalı desek abartır mıyız? Fight Club’ı ve American History X’i ayrı tutalım, madem bu liste gözden kaçan, hafife alınan ama Oscar’lık performanslardan oluşuyor, 25th Hour daki Edward Norton performansı da tam böyle. Filmin içeriği konusunda, bilhassa 11 Eylül hakkındaki mesajın farklı farklı yorumlamalara sebebiyet verebilmesi sebebiyle mutabık olamayan herkes, Edward Norton’ın filmi anlamlandıran, olduğundan da iyi kılan bir performans sergilediği konusunda hemfikirdir sanıyoruz ki.

rosemund-filmloverss

Rosamund Pike, “An Education” (2009)

Rosamund Pike, yıllardır hak ettiği çıkışı Gone Girl’le yapmış durumda. Ve “hak ettiği çıkış” diyorsak da, bunu oyuncunun geçmişinde muhteşem performansların oluşundan sebep söylüyoruz. Bunlardan biri de An Education’daki küçük ama önemli karakteri Helen. Bazı oyuncular vardır, ufak tefek rollerde de görsek de kendilerini (Tilda Swinton’un The Curious Case Of Benjamin Button’daki performansı mesela), filmin en akılda kalan isimlerinden biri olurlar. Rosemund Pike’ın Helen’ı da tam böyle bir karakter. Zamanın nelere kadir olduğunu 2014’te hep beraber gördük zaten.

VARIOUS FILM AND TV STILLS

Mark Ruffalo, “You Can Count On Me” (2000)

Ruffalo’nun Foxcatcher’daki performansı dudak ısırtsa da, bu bir ilk değil. Oyuncunun karakter skalası başlı başına çeşit karakter bombardımanı olarak kabul edilmeli. Geçmişe gidip oyuncunun 2000 yılında You Can Count On Me’deki performansını hatırlamak bile, aslında şaşırmamamız gerektiğinin göstergesi. Huysuzluk ve pesimizm nadiren bu kadar iyi taşınır bir oyuncu tarafından. Bu filmde canlandırdığı Terry, gelecek on beş yılın habercisiydi adeta.

J.K._Simmons-filmloverss

J.K. Simmons, the “Spider-Man” series (2002/2004/2007)

Şu ara çizgi roman uyarlamaları arttı, belki işle değişir, ama Heath Ledger’ın Joker’ini bir kenara koyacak olursak eğer, süper kahraman filmlerinin ödül törenlerinde taçlandırıldığını pek görmüyoruz. J. K. Simmons’un J. Jonah Jameson’ı o kadar iyi ki, başkasının karaktere hayat vereceğini düşünesimiz bile gelmiyor. Bu huysuz, paragöz, mesleğini maddi kaygıların gerisine atan karakter zaten hep aksi bir insanmış gibi sevdiğimiz bir karakter olmuştur, ama J.K. Simmons’un olağanüstü performansıyla kendisine ayrıca bir bağlanmıştık.

emma_stone_in_easy_a-filmloverss

Emma Stone, “Easy A” (2010)

Emma Stone’un Superbad ve Zombieland’deki yardımcı oyuncu performanslarını hafife almak olmaz, fakat ilk defa tümüyle ön plana çıktığı performansı Easy A’deydi. Genç bir kadının, kendi cinselliğini eline aldığı, ve kadının cinselliğinin tabu olarak kabul gördüğü bir çevrede bunu yaptığı hikaye, Emma Stone’un performansı olmadan eksik kalırdı. Hem çok kırılgan, hem de tam aksiymiş gibi davranmayı de iyi beceren karakterini, oyunculuk yetenekleriyle besleyen Stone, bir kadının kiminle yatıp kiminle kalkacağının kimseyi alakadar etmediğini Easy A’deki başarılı performansıyla cümle aleme hatırlatıyor.

defending-your-life-filmloverss

Meryl Streep, “Defending Your Life” (1991)

İnanır mısınız, gerçekten de Oscar adayı olmamış Meryl Streep performansları var. Hatta 1978 ve 1990 arası durmak bilmeyen bir koşunun ardından Akademi 4 yıllık bir Meryl Streep molası vermişti. Defending Your Life filmi de tam bu araya denk geliyor. Kimileri için bu aradaki en sağlam performansı Robert Zemeckis’in Death Becomes Her’ündeki oyunculuğu olsa da, Defending Your Life’ı da hafife almamak lazım. Aynı zamanda Streep bu performansıyla, illa ağır ve dramatik rollarde oynaması gerektiğine dair inancı kırıp romantik-komedilerde de pekala iyi performanslar sergileyebildiğini göstermişti.

election-filmloverss

Reese Witherspoon, “Election” (1999)

Hem eğlenceli, hem de boş zaman geçirmenize hiçbir şekilde neden olmayan Election, Alexander Payne’in geleceğinin parlak olduğunu müjdeleyen bir filmdi zaten. Filmi güzel kılan unsurlardan biri de oyunculuklardı, ve Reese Witherspoon’un performansı da bir hayli ön plana çıkıyordu. Bu arada eğer ki filmi izlememişseniz ama izlemeye niyetiniz varsa, Witherspoon’un nasıl kıl, nasıl sinir bozucu olduğuna inanamayacaksınız. Nadiren bir oyuncuyu canlandırdığı karakter yüzünden zan altında bırakabilirsiniz, ve bir anda Çakır öldü diye gazeteye ilan veren Kurtlar Vadisi hayranları kadar realiteden kopmanız mümkün. Eh böyle bir performansın Oscar’lık olduğunu tarışmamıza bile gerek yok.

Hazırlayan: Hazan Özturan


FilmLoverss

FilmLoverss

7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı

Yazarın diğer yazılarını gör →