Oldboy’u Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film
Chan-wook Park’ın 2003 yılında yönettiği Oldboy, intikam arayışındaki Dae-su Oh’un göze aldıkları, aksiyon sahneleri ve tabii ki dillere destan sürpriz sonu ile popüler kültüre mal olmuş başyapıtlardan biri. Yönetmenin ünlü İntikam Üçlemesinin ikinci filmi olan Oldboy, sadece üçleme içerisinde değil, tüm intikam filmleri içerisinde özel bir yere sahip.
Chan-wook Park’ın kendine has dokunuşları sebebiyle Oldboy’un bir benzerine belki de sadece yönetmenin İntikam Üçlemesinin diğer filmlerinde ulaşmak mümkün. Fakat biz zorlu bir göreve çıkarak Chan-wook Park sineması dışında, Oldboy’un verdiği hissiyatı oluşturabilecek, Oldboy ile benzer temalar etrafında gelişen filmleri aramaya koyulduk. Seçkiyi yaparken Park’ın sinemasına yön veren Güney Kore sinemasından örnekleri de es geçmemeye çalıştık. İyi okumalar.
Hazırlayanlar: Emre Serbes, Melike Ölker
Oldboy’u Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film
The Virgin Spring (1960)

Yönetmen: Ingmar Bergman
İsveçli üretken usta yönetmen Ingmar Bergman’ın 1960 yapımı suç-gerilim filmi Jungfrukällan (The Virgin Spring) aşina olduğumuz pek çok intikam filminden ayrı bir yerde olmasıyla bilinir. Başarılı yönetmene ilk Yabancı Dilde En İyi Film Oscar ödülünü getiren film, Wes Craven’ın 1972 yapımı tartışma yaratan The Last House on the Left adlı korku filmine esin kaynağı olmasıyla da bilinir. Orta çağın son dönemlerinde İsveç’te geçen film genç kızına tecavüz edip onu öldürenlerden acımasızca intikam almak isteyen bir babanın intikam hikâyesini konu alıyor. Ulla Isaksson’ın 13. yüzyılda yazılmış “Töres döttrar i Wänge” adlı bir İsveç baladından uyarladığı filmin senaryosu sade ve basit anlatımıyla temasına aldığı ahlak, adalet ve dini inanç gibi kavramları sorguluyor. Filmin başrollerinde ise Max Von Sydow ve Birgitta Valberg yer alıyor.
Ms. 45 (1981)

Yönetmen: Abel Ferrara
Amerikalı senarist ve yönetmen Abel Ferrara’nın 1981 yapımı üçüncü uzun metrajlı filmi Ms. 45, iki kez tecavüze uğrayan ve adaleti kendi elleriyle sağlamak için tüm erkeklerden intikam almak isteyen New York’ta yaşayan Thana’nın hikâyesini konu alıyor. Ancak Ms. 45, 1978 yapımı bir intikam hikâyesi olan I Spit on Your Grave filminde tanık olduğumuz bir hikâye sunmuyor izleyicisine. “Bu dünya artık erkeklerin değil!” mottosuyla ilerleyen Ms. 45 erkek şiddetini ve tecavüz kültürünü pek çok farklı açılardan irdelerken birçok tabuyu da ortadan kaldırmaya yöneliyor. Nicholas St. John’un senaryosunu kaleme aldığı filmde suçlu olup olmadıklarına bakmaksızın karşısına çıkan erkekleri 45’liği ile öldüren Thana’ya İsveç ve Romanya asıllı Amerikalı oyuncu Zoë Lund hayat veriyor.
Memento (2000)

Yönetmen: Christopher Nolan
Usta yönetmen Christopher Nolan’ın ikinci uzun metrajı olan 2000 yapımı psikolojik gerilim filmi Memento, yönetmenin kardeşi Jonathan Nolan’ın kaleme aldığı Memento Mori isimli kısa hikâyesinden beyazperdeye uyarlandı. Oldukça ender rastlanan bir hafıza kaybı hastalığına sahip olan ve yaşadıklarını hatırlamak için kendine has bir sistem geliştirmiş olan Leonard’ın karısını öldüren adamı bulup cezalandırmak istemesi ekseninde dönen film tam bir Nolan klasiği olarak sinema tarihinde yer edindi. Polislerin kendisini ciddiye almaması üzerine adalet arayışını tek başına üstlenen Leonard’ın bu zorlu çabası üzerine eklenen hafıza kaybı Leonard’ın yaşamındaki tek gayesine, intikam ve adalet arayışına giden yolunda büyük efor sarf etmesine neden olmaktadır.
Memories of Murder (2003)

Yönetmen: Bong Joon-ho
Güney Kore tarihinin ilk seri katil davası olan Hwaseong cinayetlerini konu alan Memories of Murder, tecavüz edilmiş ve öldürülmüş bir kadın bedeninin bir tarla kenarında bulunmasıyla açılıyor. Bu sahneden sonra bu davayı çözmek için çalışan, kendi yöntemlerini uyguladıkça soruşturmayı daha da bulandıran dedektifleri izliyoruz. En başta söylemek gerekiyor; Memories of Murder’ı eşsiz kılan, 2000 yılında yönettiği Barking Dogs Never Bite’tan sonra Memories of Murder ile ikinci uzun metrajını çeken Bong Joon-ho’nun hikâyesine yaklaşımı ve filmi ele alışı oluyor. Anlatısını klasik seri katil anlatılarından farklı bir noktaya yerleştiren Joon-ho, statik açıları, durağan kamerası ve oyuncuların muazzam performanslarıyla mümkün kılınan benzerine az rastlanır mizansenleri ile suç/gizem türüne yeni bir soluk getiriyor.
Dead Man’s Shoes (2004)

Yönetmen: Shane Meadows
İngiliz sinemasının son dönemlerde göze çarpan yönetmenlerinden Shane Meadows’un 2004 yılında yönettiği Dead Man’s Shoes zihinsel engelli kardeşine yıllar önce zulmetmiş adamlardan intikamını almak için kasabaya geri dönen bir askerin hikâyesini konu alıyor. Bu başarılı yapımın senaristliğini ise yönetmen Meadows ile birlikte filmin başrolündeki ağabey rolünü canlandıran oyuncu Paddy Considine üstleniyor. Etkileyici bir geri dönüş ve intikam hikâyesi olan Dead Man’s Shoes ustalıklı twist’iyle seyirciyi şaşırtmayı başararak hikâyesine yedirdiği dramatik unsurları da başarıyla kullanıyor.
A Bittersweet Life (2005)

Yönetmen: Kim Jee-won
2003 yılında yönettiği A Tale of Two Sisters ile 2000 sonrası en başarılı gizem/korku filmlerinden birine imza atan Kim Jee-won, 2005 yılında yazıp yönettiği A Bittersweet Life ile bu sefer suç türünde bir başka önemli yapımı kotarmış oldu. Mafya lideri Kang’ın sadık sağ kolu olan Sun-woo, patronunun karısının kendisine sadık olmadığını düşünmesiyle liderinin karısını takip etmekle görevlendirilir. Sun-woo’nun görev dışına çıkmasıyla işler hiç olmadığı kadar karışacaktır. Aksiyon sahneleri ile Oldboy’un yakaladığı esansı yakalamayı başaran A Bittersweet Life, ayrıca yönetmeni Kim Jee-won’un Güney Kore’deki başarısını perçinleyen yapım olmuştu. Jee-won’un adını uluslararası arenada iyice duyuran 2010 yapımı I Saw the Devil’ı da bu listeye almak gayet mümkün.
A History of Violence (2005)

Yönetmen: David Cronenberg
Videodrome, The Fly, Naked Lunch filmleri ile tanınan usta yönetmen Cronenberg’in kariyerinde farklı bir döneme giriş yaptığını iyice belli ettiği filmi A History of Violence, küçük bir kasabada lokanta işleten ve ailesiyle sakin bir hayat yaşayan Tom Stall’un silahlı bir vukuatı durdurması ve kasabanın kahramanı olmasıyla açılır. Fakat bu olay sonrası Tom’un geçmişi karşısına çıkmaya başlar, kasaba sakini Tom ile geçmişi karanlık Tom birbirine girmeye başlar. Cronenberg’in daha ana akım bir suç hikâyesini anlatmaya giriştiği, kimilerince kendini ehlileştirdiği çizgiroman uyarlaması A History of Violence, Viggo Mortensen, Maria Bello, Ed Harris ve William Hurt’ün müthiş performansları ile esasında yakın dönem Cronenberg filmlerinin en yetkin işlerinden biri.
Martyrs (2008)

Yönetmen: Pascal Laugier
Haute Tension, Frontière(s), À l’intérieur gibi filmler ile beraber 2000’ler sonrası yükselişe geçen Fransız korku sinemasının önemli yapımlarından biri olan Martyrs, korku film müdavimlerinin bile kaldıramayabileceği işkence sahnelerine sahip. Pascal Laugier’in yönetmenliğini yaptığı filmin en büyük artısı ise, başarılı kurgu hamleleriyle sürpriz finaline kadar izleyiciyi bir an olsun merak unsurundan mahrum bırakmamasıydı. İntikam duygusunu merkeze alan, felsefi ve dini göndermeler ile dolu son bölümü de filmi benzerlerinde ayıran diğer bir etmen olarak sayabiliriz. Martyrs’in 2015 yapımı aynı adlı Hollywood yeniden çevriminin ise orijinalinin epey gerisinde kalan bir yapım olduğunu belirtmek gerek.
The Chaser (2008)

Yönetmen: Na Hong-jin
Na Hong-jin’nın ilk uzun metraj deneyimi olan The Chaser (Chugyeogja), eski bir polis olan Joong-ho’nun, pezevenklik yaparak kurduğu bol para getirisi olan düzeninin, elinde bulundurduğu kadınların bir bir kaybolması ile bozulmasına odaklanıyor. Milenyum sonrası Chan-wook Park, Bong Joon-ho, Kim Jee-woon gibi Güney Kore sinemasına yön veren yönetmenlerin izinden giden Na Hong-jin, kadınların kaybolması üzerinden büyük bir gizem yaratmayı başarırken adalet sistemine ağır bir taşlama yapmaktan da kaçınmıyor. Dolayısıyla The Chaser, hem merak unsuru üst safhada bir suç/gizem hikâyesi arayan izleyiciye hem de satirik – kara komedi ögeleri olan bir film arayan seyirciye hitap ediyor.
The Yellow Sea (2010)

Yönetmen: Na Hong-jin
Bu tarz listelerde çok fazla yapmadığımız bir şey yaparak aynı yönetmenden iki filme birden seçkide yer verdik. Bunun nedeni ise ilk uzun metrajı The Chaser ile beğeni toplayan Na Hong-jin’in en az ilk filmi kadar başarılı olan ikinci filmi The Yellow Sea’yi liste dışında bırakmaya gönlümüzün el vermemesi. İlk filminde olduğu gibi The Yellow Sea’de de kendine politik bir arka plan kurmayı başaran Na Hong-jin, Kuzey Kore – Çin – Rusya üçgenindeki Yanji şehrinde taksi şoförlüğü yapan Gu-nam’ın, para kazanmak için Güney Kore’ye giden karısından 6 aydır haber alamamasıyla harekete geçmesini konu alıyor. Aksiyon sahnelerinde yetkinliğini iyice arttıran Na Hong-jin, Gu-nam’ın kanlı intikam arayışını izleyiciye soluksuz izletiyor.
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →