Öğrenci – The Student
Rus yönetmen Kirill Serebrennikov’un Cannes Film Festivali’nde “Belirli Bir Bakış” bölümünde yarışan ve festivalden “François Chalais” ödülüyle dönen son filmi The Student, bir lise öğrencisi üzerinden din ve bilimi karşı karşıya getiren, yan karakterler üzerinden de muhafazakar toplumun portresini ortaya çıkaran çarpıcı bir din eleştirisi.
Lise öğrencisi Venya’nın elinde İncil’le durmadan bir vaiz gibi ayetler üzerinden konuşarak etrafında herkesi teker teker yanına çekmesini izlediğimiz filmde sırasıyla üç şeye karşıtlığını izliyoruz. Okulda kızların ve erkeklerin beraber mayoyla yüzmesi, cinsel eğitim dersleri ve müfredata eklenen evrim teorisi. Öğrencilerden öğretmenlere, hatta Venya’nın annesine kadar onun bu haliyle başta dalga geçen herkes adım adım değişmeye başlıyor. Okul yönetimi, aile kurumu, eğitim sistemi, kilise güldürürken düşündüren bir mizah anlayışıyla eleştirilerden nasibini alırken öğrencinin dogmacı kafa yapısıyla biyoloji öğretmeni Elena’nın şüpheci yaklaşımından bir karşıtlıklar silsilesi yaratıyor.
Venya’nın kutsal kitaba dayanarak önüne çıkan herkesi dize getiren bir provokatöre dönüşme sürecinin konuşmalarında sürekli dini kullanarak toplumun damarını yakalayan bir politik liderden hiç farkı yok. Bu noktada muhalefet konumunda bulunan Elena’nın karakter motivasyonunda ikna edicilik problemleri olduğu söylenebilir. Okulda yapılması mümkün olmayan her türlü akıl almaz davranışı sergileyen Venya’ya karşı büyük bir sabır gösteren (dersten kovmayan ya da şiddet uygulamayan) ve Tanrı inancı olmayan Elena’nın onu yenmek için İncil’den aykırı pasajlar bulmaya çalışması, gece gündüz Hristiyanlıkla kafayı yemesi filmin teatral yapısında yer yer zorlama gözükebiliyor.
The Student: Teatral Metni Çarpıcı Mizansenlerle Sinemaya Uygulayan Cesur Bir Din Eleştirisi
Serebrennikov, Marius von Mayenburg’un 2012’de yazdığı Martyrer (Şehit) adlı tiyatro oyunundan uyarlanan yapıyı sinemaya öyle acayip mizansenlerle uyguluyor ki, bir noktadan sonra akıllardan çıkması imkansız hale geliyor. Filmin cesur bir şekilde ele aldığı din eleştirisini uzun planların, aykırı kadrajların, huzursuz edici görsel dilin, gerilimle mizahın harmanlandığı tartışmaların, karakterlerin birbirine meydan okurcasına pozisyon aldığı sekansların ve İncil’den ayetlerin belirdiği bir kurgu düzeneğinde izliyoruz. Dinin bireyleri nasıl etkisi altına aldığını, çıkara göre değişkenlik gösteren sömürülerini ve çıldırmanın eşiğine getiren psikolojik durumlarını çarpıcı bir anlatımla okuma yaparken günümüz Türkiye’siyle de benzerlikler kurmak mümkün. Öyle ki, finale doğru Kabataş yalanının bir benzeri bile söyleniyor! Bir kişinin ortaya attığı bir yalanın siyaseten nasıl bir radikalizme ve sömürüye sebebiyet verebileceğine, toplumu korkutucu boyutlarda etkisi altına alabileceğine ürkütücü bir şekilde filmlerde de gerçek hayatta da şahit oluyoruz. Kişinin kendisiyle aynı inanca ya da ideolojiye sahip olmayan bireylere karşı duyduğu düşmanlığın ve uyguladığı ötekileştirmenin en çok uygulandığı ülkelerden birinde yaşadığımız için acı gerçekler yüzümüze daha bir sert vuruyor. 22 yaşındaki genç aktör Pyotr Skvortsov’un (Venya) bu başarıda payının en az senaryo ve yönetim kadar büyük olduğunu belirtmek gerek. Öyle ki, Skvortsov’un yüksek perdeden oynadığı yabancılaştırıcı ve duygusuz performans izleyicinin film boyunca sinirlenmesinde, gerilmesinde ya da gülmesinde çok büyük öneme sahip.
Halil İbrahim Sağlam
67 yazı · 20 Temmuz 1989 yılında İstanbul'da doğdu. Sinemayla 16 yaşında ilgilenmeye başladı ve usta Yeşilçam yönetmenlerinden ders alarak kendini geliştirdi. Kısa metraj filmler yönetti ve senaryolarını yazdı. İstanbul Arel Üniversitesi’nin ve Erciyes Üniversitesi’nin “Sinema ve Televizyon” bölümlerinden mezun oldu. 2011’den bu yana sinema yazarlığı yapıyor. Güney Kore sinemasına ve polisiye romanlara özel bir ilgisi var. İlk uzun metrajlı filmini çekebilmek ve polisiye türündeki ilk romanını yayımlatabilmek için çalışmalarını sürdürüyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →