Nobel Ödüllü Yazarların Romanlarından Beyazperdeye Uyarlanan 10 Başarılı Film!
İsveçli kimyager ve mühendis Alfred Nobel’in vasiyetiyle İsveç Akademisi tarafından her yıl birçok dalda verilen Nobel Ödüllerinin bugün ilk kez verilişinin 114. yılı. Biz de bu vesileyle Edebiyat dalında Nobel kazanmış yazarların eserlerinden uyarlanan 10 başarılı filmi listeledik.
Nobel Ödüllü Yazarların Romanlarından Beyazperdeye Uyarlanan 10 Başarılı Film!
The Grapes of Wrath (1940)

1962’de Nobel Ödülünü kazanan Amerikalı yazar John Steinbeck’in 1939 yılında yayımlanan Pulitzer Ödüllü romanı The Grapes of Wrath, 1940 yılında John Ford tarafından beyazperdeye uyarlandı. Kendisi de bir çiftçi çocuğu olan ve çiftçilik de yapmış olan Steinbeck; Amerika’nın çalışma sistemini, işçilerin çalışma koşullarını ve yaşamlarını eserlerine gerçekçi bir dille yansıtmıştır. Yine bunları ustalıkla kaleme aldığı ve Büyük Bunalım zamanlarında geçen kitabı The Grapes of Wrath; kuraklık, ekonomik zorluklar ve tarım endüstrisinin değişimi gibi sebeplerle Oklahoma’dan sürülen fakir bir aile olan Joad’ları ve ailenin sürüldükten sonra yaşamlarını idame ettirebilmek için yaşadığı olayları konu alır. 1989 yılında Birleşik Devletler Kongre Kütüphanesi tarafından korunması gereken filmler arasına alınan bu başarılı uyarlamanın başrollerinde ise Henry Fonda ve Jane Darwell yer alır. Ancak filmin özellikle ikinci kısmından sonrası ve sonu orijinal kaynaktan önemli ölçüde farklıdır
Doctor Zhivago (1965)

Rus şair ve çevirmen Boris Pasternak, 1957 yılında yayımlanan ünlü eseri Doctor Zhivago’dan bir yıl sonra Nobel Ödülünü kazandı. Sovyetlerde basılmasına izin verilmeyen bu kitap, İtalya’ya gizlice kaçırılarak aynı anda hem İtalyanca hem de Rusça basıldı. Ancak Rusya’ya gelmesi 80’lerin ortalarına kadar sürdü. Rus Devrimini arka planına alarak iki kadın ile romantik ilişkisi olan Yuri Zhivago adındaki bir adamın hikâyesini konu alan kitap, 1966 yılında David Lean tarafından beyazperdeye taşındı. Oyuncu kadrosunda Ömer Şerif, Julie Christie, Geraldine Chaplin, Rod Steiger, Alec Guinness ve Tom Courtenay gibi isimlerin yer aldığı film beş dalda Oscar Ödülü kazandı
Hunger (1966)

1920 yılında Nobel Ödülünü sahiplenen Norveçli yazar Knut Hamsun’un Dostoyevsky karakterlerinden Raskolnikov ya da Ivanovich olarak betimlenen anti-kahramanı Pontus’u yazdığı eseri Hunger (Açlık) ilk kez 1890 yılında basıldı. 20. yüzyılın en önemli eserlerinden biri olarak görülen Hunger, bireyin kendi delüzyonları içerisindeki kimlik arayışını ve kendini tanımayı konu alıyor. Roman, Danimarkalı yönetmen Henning Carlsen tarafından 1966 yılında beyazperdeye uyarlandı. Mümkün olduğunca kitaba ve ana karaktere sadık kalan filmin başrolünü Per Oscarsson üstlendi. Pontus rolü aynı yıl Oscarsson’a Cannes Film Festivalinde En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü de kazandırdı
Death in Venice (1971)

1929 yılında Nobel Ödülü ile kucaklaşan Alman yazar Thomas Mann’ın 1912 yılında yayımlanan novellası Death in Venice (Venedik’te Ölüm), yazarın derin, karmaşık ve düşünce odaklı anlatısına çok iyi bir örnek olarak gösterilebilirken bir taraftan da bu sebeplerle beyazperdeye aktarılması en zor yapıtlardan biridir. Buna rağmen İtalyan sinemasının önemli yönetmenlerinden Luchino Visconti, 1971 yılında Death in Venice’i beyazperdeye uyarladı ve hem güçlü görsellikleri hem de kitabın ruhuna bağlı kalmasıyla başarılı bir yapıma imza attı. Venedik’e seyahate gelen ve burada müthiş bir güzelliğe sahip olan Polonyalı genç bir adama tutulan orta yaşlı bir adamın hikâyesini konu alan filmde, orijinal hikâyeden farklı küçük detaylar bulmanız da olasıdır
The Tin Drum (1978)

Bu yıl yitirdiğimiz ve son yüzyılın önemli isimlerinden olan Alman yazar Günter Grass’ın 1959 yılında kaleme aldığı büyük ilgi uyandıran alegorik romanı The Tin Drum (Teneke Trampet) şimdi Polonya’da bulunan Gdańsk diye bilinen bir bölgede savaşlararası dönemi ve savaş zamanını konu alan Danzig Üçlemesinin ilk kitabıdır. 1999 yılında Nobel Ödülünü kazanan Grass’ın edebiyat tarihindeki en önemli yapıtların biri olan The Tin Drum’ı, 1978 yılında Volker Schlöndorff tarafından beyazperdeye uyarlanmıştır. Arkaplanında şekillenen Alman tarihiyle büyümek istemeyen ve büyümemeye karar veren üç yaşındaki Oskar’ın hikâyesini konu alan uyarlama, Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile Akademi’den de Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı ile döndü. Oskar’a hayat veren başarılı oyuncu David Bennent’ın da filmin başarısında çok büyük payı olduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır.
The Piano Teacher (2001)

2004 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazanan Avusturyalı yazar Elfriede Jelinek; edebiyat alanında olduğu kadar sinema, müzik ve tiyatro gibi alanlarda da pek çok eser vermiş, aynı zamanda şiirler de yazmıştır. Politik kimliği ile de bilinen Jelinek, feminizm ve kadın çalışmaları gibi toplumsal konular üzerinde de eylemlerde bulunmuştur. Sosyal fobisi nedeniyle törenlere katılamayan ve pek çok kişi tarafından eleştiriye maruz kalan yazarın yazım biçimleri ve temaları da çokça eleştirilmiştir. Eserleri kimileri tarafından “sanatsal yapıdan yoksun” ve “bir sanat olarak edebiyata verilen kalıcı zarar” olarak sınıflandırılmıştır. 1983 yılında yayımlanan ve İngilizce’ye çevrilen ilk kitabı olan Die Klavierspielerin (The Piano Teacher) de bunlardan biridir. Roman, Erika Kohut adındaki bir piyano öğretmenini konu alır. Cinselliği bastırılmış olan Erika 36 yaşında olmasına rağmen hâlâ annesini yatağında uyumaktadır. Öğrencilerinden birinin kendisine aşık olduğunu öğrendiğinde aralarında tuhaf bir ilişki başlar. Eser, 2001 yılında Avusturyalı usta yönetmen Michael Haneke tarafından beyazperdeye uyarlanmıştır. İronik bir eleştiriyle işlenen ve pek çok polemiğe de neden olan film, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye aday olmuş, Haneke’ye Jüri Büyük Ödülünü getirmiştir
Fateless (2005)

2002 Nobel Edebiyat Ödülünün sahibi Macar yazar Imre Kertész’in 1975 yılında yayımlanan ilk eseri olan Fateless (orijinal adıyla Sorstalanság), yazarın Nobeli kucaklamasının ana etkeni olarak gösterilebilir. Yazarın Auschwitz ve Buchenwald’daki deneyimlerinin belli bir kısmını anlatan yarı otobiyografik yapıtı Fateless, başkahramanı 14 yaşında bir Macar olan György Köves etrafında şekillenir. Franz Kafka’nın etkilerinin de rahatlıkla görülebildiği Fateless, aynı zamanda Fiasco ve Kaddish for an Unborn Child adlı iki kitabın da içinde olduğu bir üçlemenin ilk halkasıdır. Soykırımın anlatıldığı en önemli eserlerden biri olarak bilinen Fateless (Kadersizlik) 2005 yılında Macar yönetmen Lajos Koltai tarafından beyazperdeye uyarlandı. Filmin romana sadık kalınmasını sağlayan en büyük etken ise filmin senaryosunu yapıtın yazarı Kertész’in kaleme almış olmasıydı. Sinematografik olarak da oldukça takdir gören yapım dünya çapında büyük ses getirdi
Away from Her (2006)

2013 yılında Haruki Murakami’yi ardında bırakarak Nobel Edebiyat Ödülünü kazanan Kanadalı yazar Alice Munro; Chekhov ve Melville’den etkilenip kendine has üslubunu aktardığı kısa hikâyeleriyle alanında önemli bir yer edinmiştir. Alzheimer hastalığıyla ve ilişkilerindeki sadakatsizliklerle baş etmek zorunda kalan bir çiftin yaşamına odaklandığı kısa hikâyesi The Bear Came Over the Mountain, ilk olarak 1999 yılında yayımlanmış; sonrasında ise 2001 yılında yayımlanan Hateship, Friendship, Courtship, Loveship, Marriage adlı öykü kitabında yer almıştır. Hikâye, 2006 yılında da Away from Her adıyla Kanadalı oyuncu Sarah Polley tarafından beyazperdeye uyarlandı. Away from Her ile ilk yönetmenlik deneyimine adım atan Polley, Toronto Film Festivali’nde prömiyerini yaptığı bu filmle pek çok ödül töreninden ve festivalden ödüllerle döndü. Aynı zamanda Akademi Ödüllerinden de iki adaylık elde eden film, başrol oyuncusu Julie Christie’ye Altın Küre Ödülünü getirdi
Disgrace (2008)

Keskin ve sert anlatımıyla tanınan Güney Afrikalı yazar J. M. Coetzee, 1999 yılında yayımlanan Booker Ödüllü romanı Disgrace’ten dört yıl sonra Nobel Edebiyat Ödülünü kazandı. Utanç ve kayıplar hakkında kaleme aldığı hikâyesi Disgrace, bir üniversite profesörü olan David Lurie’nin öğrencisiyle yaşadığı ilişkisinin ardından okuldan atılmasını ve kızının evine taşınmasını; bu süreçte başlayan sorunlarını ve hayatta kalma mücadelesini konu alır. Bu sarsıcı hikâye, 2008 yılında Steve Jacobs tarafından beyazperdeye uyarlanmış ve Toronto Film Festivalinden FIPRESCI Ödülü ile dönmüştür. John Malkovich’in başrolünde yer aldığı ve derdi bir ahlak dersi vermek olmayan bu film, kitabın ruhunu seyirciye aktarmayı başarmış ve dünya çapında takdir edilen bir film olarak sinema tarihine adını yazdırmıştır.
Enemy (2013)

1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazanan Portekizli yazar José Saramago dünya çapındaki bilinirliğine rağmen kendi ülkesinde pek de sevilmez. Hatta Nobel sahibi tek Portekizli yazar olmasına karşın Portekiz’de persona non grata (istenmeyen kimse) olarak bilinir. Nobel kazanması ülkesinde büyük şok etkisi yaratan yazarın yıllarca pek çok yapıtı sansürlenmiştir. Gerek dini inançları gerekse politik görüşleri sebebiyle vatanıyla yıldızı bir türlü barışmayan yazar Saramago, İspanya’ya yerleşerek ölümüne kadar burada yaşamıştır. Yazar, 2002 yılında yayımlanan The Double (orijinal adıyla O Homem Duplicado) adlı romanında bir televizyon filminde kendisine benzeyen biriyle karşılaşan bıkmış ve yorgun bir adamı anlatır. Daha önce The Stone Raft, Blindness ve Embargo adlı kitapları beyazperdeye uyarlanan Saramago’nun dördüncü kez film olan kitabı The Double, Kanadalı usta yönetmen Dennis Villeneuve tarafından 2013 yılında Enemy adıyla beyazperdeye uyarlanmıştır. Başrolünde başarılı oyuncu Jake Gyllenhaal’u izlediğimiz Enemy, yönetmenin ustalık filmi olarak adlandırılan, pek çok festival ve törenden ödüllerle dönen bir yapım olarak sinema tarihinde yer edinmiştir.
Kaynak: Taste of Cinema
Melike Ölker
219 yazı · 1993 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı’nda ise lisans öğrencisi.
Yazarın diğer yazılarını gör →