Nietzsche Felsefesinin Derinliklerinde Anlam Arayan 10 Başarılı Film!
Eğlence sektörü adı altında geçen kocaman toplumsal üretim mekanizması -sinemada bu sektörün neredeyse tam ortasında yer alıyor-, Nietzsche çerçevesinde yine kendini meşrulaştıran olgulara sahip görünüyor. Nietzche’ye göre “İyi Avrupalı” bütün yeryüzünün kültür ve denetimi misyonunu da sırtlamıştır. Anlaşılacağı üzere, “İyi Avrupalı” kavramı üst-insana tekabül etmektedir zaten. Nietzsche için bu görev, özgür düşünme yetileri sayesinde onlarındır ve ilerlemeyi onlar sağlayacaktır. Fakat Nietzsche, Avrupa’nın her yerinde özgür düşüncenin istismar edilip, belli normlara sokulmaya çalıştığını da düşünür ve yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için ısrarla vurgular. Bu noktada örneğin Nietzsche’nin en çok bilinen ve sıklıkla kullanılan; bengi dönüş, üst insan, güç istenci, tanrının ölümü, nihilizm, varoluşçuluk gibi kavramlarına karşılık düşünürün felsefesinin esas olarak temeli de bunların ötesine dayanır. Bu sebeple, sıklıkla yanlış anlaşılma problemiyle karşı karşıya kalan Nietzsche felsefesinin derinliklerinde anlam arayan 10 başarılı filmi sizler için derledik!
Nietzsche Felsefesinin Derinliklerinde Anlam Arayan 10 Başarılı Film!
Fight Club

Fight Club, 1999’da izleyiciyle buluşmasının ardından 2000’li yıllara birçok yönden damgasını vurmuş bir kült film. Chuck Palahniuk’un aynı adlı romanından uyarlanan Fight Club, David Fincher’ın yetenekli ellerinden çıkarak Edward Norton, Brad Pitt ve Helena Bonham Carter’la vücut buldu. Filmin şüphesiz felsefi, politik, feminist olmak üzere birçok farklı okumasını yapmak mümkün. Ancak Fight Club’ta Tyler ve isimsiz anlatıcı arasında Nietzsche’den esinlenen bir üst insan fikrinin yer aldığı göz ardı edilemeyecek bir gerçek.
Citizen Kane

Citizen Kane, Orson Welles’in genç yaşlarda ortaya çıkardığı bir başyapıt olarak “Rosebud” kelimesinin peşine düşen bir hikayeye sahip. Dönemi içerisinde değerlendirildiğinde oldukça farklı montaj ve çekim tekniklerinin yanı sıra güçlü de bir senaryoya sahip olan Citizen Kane’de, Charles Foster Kane’nin geçirdiği fakir çocukluğun ardından git gide edindiği gücü ve parayı odağımıza aldığımızda Charles Foster Kane ve Nietzsche’nin güç istenci tanımlaması arasında bir bağ olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Dogville

Lars von Trier’in izlemesi yer yer rahatsız edici ancak muhteşem olan filmlerinden biri de Dogville. Dogville Brechtyen bir anlatıya sahip olması sebebiyle bir tiyatro sahnesinde geçen oldukça minimal fakat derinlikli bir film. Lars von Trier, Dogville’de odaklanmak istediği temel konuyu açıklarken kötülüğün şartlar uygun olduğunda her yerde ortaya çıkabileceğinden bahsetmiştir. Bu anlamda Dogville, Nietzsche’nin Ahlak’ın Soykütüğü Üzerine adlı kitabına incelikli atıflarda bulunur ve ahlak sorgulamasını en ikircikli noktalarından yakalamayı başarır.
The Sacrifice

1986 yapımı Andrei Tarkovsky filmi olan The Sacrifice, daha çok bir mekan filmi olarak tanımlayabileceğimiz ve Tarkovsky’nin izleyeni varoluşsal sorgulamalara ittiği bir başka yapım olarak değerlendirilebilir.
The Turin Horse

Kariyerine Damnation, Werckmeister Harmonies ve Satantango gibi başyapıtlar sığdıran efsane Macar yöneten Bela Tarr bir süreliğine emekliye ayrılacağına dair açıklamalar yapsa da son bir film da çekmeye karar verip The Turin Horse’u yaratmıştı. Yönetmenin filmografisindeki en minimalist yapımlardan biri olmasına karşın bu kez kasabanın o lanetli kalabalığından uzakta, bir baba kızın taşradaki yalnız yaşamlarına değinen yönetmen bu filmiyle bugüne kadarki en evrensel söylemlerinden birini de ortaya koymuştur.
Devil’s Advocate

İçerisinde yer alan isimler sebebiyle gişede başarı yakalayan sinemaseverler tarafından ise biraz karmaşık bir sevme-sevmeme tepkisiyle karşılaşan Devil’s Advocate, John Milton’ın Kayıp Cennet’ine oldukça net atıflarda bulunur.
Hitler, the Rise of Evil

Nazizm söz konusu olduğunda Nazilerin bir bakıma üstlendiği üst insan kavramını değerlendirmeye almak gerekiyor. Hitlerin yükselişini konu alan Hitler, the Rise of Evil kitlelerin faşist bir diktatörün peşinden nasıl gidebildiğine yönelik güzel bir taşlama olarak değerlendirilebilir.
Groundhog Day

Groundhog Day, Nietzsche’nin bengi dönüş kavramıyla bağlantılı bir film olarak değerlendirilebilir. Harold Hamis tarafından yönetilen ve Bill Murray’nin başrolde oynadığı bir komedi filmi olan Groundhog Day, tekrar ve tekrar aynı günü yaşayan Phil karakterinin içine düştüğü durumu konu alır. Bengi Dönüş de sonsuz dönüş, ebedi dönüş ya da ebedi tekerrür olarak tanımlanabilir.
Rope

Patrick Hamilton’ın oyunundan uyarlanan Rope, Hitchcock’un Psycho’su kadar ön plana çıkmasa da filmografisinin başarılı filmlerinden biri. Tek mekanda geçen filmde gerilim ve merak unsuru üst düzeylerde kullanılır. Filmde Nietzsche’nin üst insan kavramı tartışılır.
The Dark Knight

The Dark Knight, bir süper kahraman filminden çok adeta bir suç epiği olarak değerlendirilebilir. Nolan da zaten 90’lı yılların suç filmi klasiği olan Heat gibi bir film yapmak istediğini dile getirmişti. Batman Begins’e göre büyük düşünen, çok karakterli ve zengin bir olay akışına sahip bir film The Dark Knight. Nolan, Joker’in yükselişini, onun Gotham’da yarattığı kaosu öyle zekice anlatır ki, Heath Ledger’ın efsaneleşen Joker yorumuyla film günümüzün klasiklerinden birine dönüşmekte pek zorlanmıyor.
Ecem Şen
675 yazı
Yazarın diğer yazılarını gör →