Neşeli Günler’i Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!
1978 yılında beyazperdede izleyici ile buluştuğu günden bu yana her sinema izleyicisi için bambaşka bir yerde duran bir filmdir Neşeli Günler. Orhan Aksoy tarafından yönetilmiş olan ve senaryosunun Sadık Şendil tarafından yazılmış olan film komedinin içerisinde bir aile dramını anlatır izleyiciye. Başrollerinde Türkiye Sineması’nın unutulmaz isimleri Münir Özkul, Adile Naşit, Şener Şen, Mürüvvet Sim, İhsan Yüce, Ayşen Gruda, Feridun Şavlı ve Oya Aydoğan’ın yer aldığı film bir ailenin dinamikleri üzerinden zamanın getirdiği hasreti ve kavuşmanın getirdiği mükemmel neşeyi izleyiciye sunuyor. Filmde evli bir çift olan ve Türkiye Sineması içerisinde evliliğin bu kadar yakıştığı az çift olan Münir Özkul ve Adile Naşit yeniden evli bir çift olarak karşımıza çıkıyorlar Neşeli Günler’de. Ancak bu evlilik klasik Türk filminin getirdiği ‘her şey çok iyi, iyi ki evliyiz’ teması dışında ilerliyor ve filmlerdeki bir algıyı yıkıyor. Filmde Kazım efendi ve Saadet hanım turşunun sirkeyle mi yoksa limonla mı yapılması gerektiği üzerine bir kavga sonucu boşanıyorlar. Sinemada her daim dayatılmış olan evlilik, evliliğin güzelliği ve ulaşılması gereken ‘nirvana noktası’ olan evlilik palavraları Neşeli Günler ile muazzam bir şekilde yıkılıyor ve turşu suyu gibi bir konuyla da olsa artık dinamikleri birbirine uymayan ve birbirini yoran iki insan evlilik denilen kuruma daha fazla itaat etmiyor ve evliliklerini bitiriyor. Kazım efendi yanına üç çocuğunu alarak evi terk ediyor ve Saadet hanım üç çocuğuyla beraber eski kocası gibi yalnız bir hayata başlıyor.
Filmin toplumsal normları kırdığı bir başka nokta daha var ki bu da filmi sinema tarihimiz içerisinde başka bir noktada konumlandırmamızı sağlıyor. Münir Özkul’un canlandırdığı Kazım efendi ile Adile Naşit’in canlandırdığı Saadet hanım yollarını ayırınca çocuklarına bakma sorumluluklarını da üstlerine alıyorlar. Ancak bu sorumluluklarda toplumsal cinsiyet yargılarını yıkıyorlar. Saadet hanım biriyle evlenmek ve evinin kadını olmak yerine kendi turşu dükkanını açıyor, bununla beraber Kazım efendi de çocuklarının söküklerini dikiyor. İlk başta bu eylemlerin toplumsal cinsiyetler ve anne ile baba figürü üzerine yüklemiş olan topluma aslında bir bakıma bir darbe niteliğinde ilerliyor bu sahneler. Bu asi kısmı yanına filmin hepimizin gözünde yaşlar akıtan sahneleri de mevcut elbette. Altı kardeşin bir gün yollarının kesişmesiyle beraber anne ve babalarını birleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar, hatta biber gazı ve toma olmadan Taksim’de eylem yapıyorlar. Tüm direnmeleri sonucunda anne ve babalarını bir araya getiren altı kardeş Türkiye Sineması’nın mutlu son döngüsünde izleyiciyi bunaltmayan bir son ile perdeyi kapatıyorlar. Neşeli Günler, Bizim Aile, Gülen Gözler gibi unutulmaz aile filmlerinin hepsi Türkiye Sineması içerisinde ayrı bir yer tutuyor ve izleyicide ayrı ayrı muazzam tesirler yaratıyor. Neşeli Günler Özellikle Şener Şen tarafından canlandırılan Ziya karakteri ile oyunculuğun muazzamlığı bir kez daha izleyiciye sunulurken asla akıllardan çıkmayacak diyaloglarda beyazperdede yerini alıyor. Eğer sizin de bir aile klasiği izlemek istediğinizde açtığınız film Neşeli Günler’se size başka ailelerin evrenlerini gösterecek, Neşeli Günler gibi belki sizi mutlu etmese de bir ailenin farklı yüzleri olduğunu gösterecek 10 filmi derledik.
Neşeli Günler’i Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!
What’s Eating Gilbert Grape (1993)

What’s Eating Gilbert Grape, Lasse Hallström tarafından çekilmiş iki kardeş arasındaki dinamikler ile beraber hayatın her günün farklı bir gün olduğunu ve geleceğin ne kadar çizilirse çizilsin veya tahmin edilirse edilsin öyle olmadığını anlatan bir filmdir. Filmin başrolünde Gilbert Grape karakterini canlandıran Johnny Depp yer alırken, Gilbert’ın küçük zihinsel engelli kardeşi Arnie’yi canlandıran Leonardo DiCaprio yardımcı rolde yar alır. Ve aynı zamanda Leonardo DiCaprio canlandırdığı Arnie karakteri ile beraber Akademi Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Erkek Oscar Ödülü’ne aday olmuştur ve bu adaylığı alan en genç isimlerden biridir. Filmde Gilbert ve Arnie isimli iki kardeşin babalarını kaybetmeleriyle beraber dünyalarının şekillenmeleri konu edinir. Artık babaları olmadığı için Gilbert bir adım öne çıkmıştır ve zihinsel engelli kardeşi Arnie’ye ve obez annesine bakmaya başlar. Ancak ailenin bu dramı şehre ‘aşk’ın gelmesiyle beraber yeni bir dinamik kazanır.
A Little Princess (1995)

‘Bütün kızlar birer prensestir.’ Bir kızın babasından duyduğu cümle içerisinde kendi hayal gücünü ve dünyanın karanlık realitesini harmanladığı bir yaşam serüvenin filmi A Little Princess. Oyuncakların canlı olduğuna inanılan bir yaşın getirmiş olduğu sihirsel inanç ve aynı zamanda karşı konulmaz bir gerçeklik arayışı filmin içerisindeki karanlık içerisindeki aydınlık anların tamamen dile dökülmüş hali. Zamanın toplumsal kılıflarına ve kısıtlamalarına karşı çocukların o inanılmayan gelişmiş duygu dünyalarından bir eleştiri geliyor ve uzanan bir el ile ve aynı zamanda bir hayal ile çocukların dünyası yetişkin gölgesine kapatılıyor. A Little Princess’de annesi ölmüş olan bir kızın babası tarafından ‘terk edilmesini’ izliyoruz. Bu terk ediliş ile beraber küçük kız yeni bir dünyanın kapısından geçiyor ve yeniden kendisine bir aile inşa etmeye çabalıyor. Filmde kaybedilenler, kaybedildiği sanılanlar, biraz mucize ve sihir ve geri kazanılanlarla ailenin yeniden yaratılabilineceğini izleyiciye gösteriyor.
Bacheha-Ye aseman – Children of Heaven (1997)

Majid Majidi’nin senaryosunu yazdığı ve yönetmen koltuğunda yer aldığı film Children of Heaven, iki kardeşin sırlarından doğan büyük bir macerayı konu ediniyor ve filmin tanıtım sloganında yer alan cümle gibi iki kardeşin bu küçük sırrı artık en büyük serüvenleri haline dönüşüyor. Bu küçük sır ise iki kardeşin evrenlerindeki en büyük sorun ve hayat meselesi haline dönüşüyor. Ali bir gün kız kardeşi Zehra’nın ayakkabılarını ayakkabı tamircisinden alırken kaybeder. Zehra’nın ayakkabılarının kaybolduğunu iki kardeş babaları ile paylaşamaz çünkü babalarının şiddetinden korkarlar. Büyüdükleri aile yapısında babanın yeri korku ve öfkedir çünkü. Ayrıca bir de aile dinamikleri vardır. Zehra’ya söyleseler bile babaları yeni bir ayakkabı alamaz çünkü maddi olarak bunu karşılayamaz. Bunların sonucunda Ali ve Zehra artık Ali’nin bir çift ayakkabısını paylaşmaya başlar .Bu paylaşma ile beraber iki kardeş tek bir çift ayakkabının etrafında hem dünyayı öğrenirler hem de izleyiciye çocuğun dünyaya bakışını gösterirler.
The Royal Tenenbaums (2001)

Wes Anderson imzalı The Royal Tenenbaums filmi bir ailenin bir noktadan sonra bütün planların ve hayallerin anlamsızlaştığı noktasında izleyiciyi yakalar ve ironi ile absürtlüğün iç içe geçtiği bir dünyada komedi ile dramın birleşmesiyle beraber Tenenbaums ailesinin hikayesini beyazperdeye yansıtır. Filmin başarı oyuncu kadrosunda Anjelica Huston, Luke Wilson, Ben Stiller, Gwyneth Paltrow, Gene Hackman, Bill Murray, Danny Glover ve Owen Wilson yer alır. Aynı zamanda ailenin dinamiklerini ve yaşadıklarını anlatan dış sesin sahibi Alec Baldwin’dir. Filmin hikayesi üç çocuklu bir ailenin toplumsal olarak normlara uygun geçmişi ile başlar. Bu geçmişte üç çocuk da farklı alanlarda kendilerini bulmuş ve yeteneklerini sergilemektedirler. Ancak bir gün Tenenbaums ailesinde bir kırılma yaşanır ve bir gün, çocukların tam büyüme evrelerine ve hayatı görme anlarına denk gelen bir zamanda babaları evi terk eder. Bu terk ediş ile beraber hayal kırıklıkları ve mücadeleler baş göstermeye başlar ailenin içerisinde.
Arven – The Inheritance (2003)

Per Fly tarafından yönetilen ve başrolünde Ulrich Thomsen’i izlediğimiz film Arven bir adamın hayatı ve geçmişi ile yollarını ayırdığı bir noktadan çıkıp tekrar bu ikilinin kesiştiği noktaya gitmesini anlatan bir filmi. Thomsen’ın canlandırdığı karakter Christoffer karısı ile beraber modernitenin getirmiş olduğu büyük bir mululuk ve haz içerisinde kendi hayatı ve kendi düzeni içerisinde yaşayan, yaşamını kendi arzuları ve hazları çerçevesinde kurgulamış ve kurmuş olan bir adamdır. Fakat bir gün babasının ölüm haberi ile hayatının kırılma seslerini duyar ve o güne kadar kurmuş olduğu birçok düzen bu kırılma anıyla beraber toz bulutuna dönüşür. Annesi babasının bırakmış olduğu aile işini devralması için Christoffer’a baskı yapar ve bu baskıyı oğluna geçmişi getirerek yapar. Christoffer tekrar kurduğu hayat ile geçmişi arasındaki kesişim noktasında kendini bulur ve bu noktada iş, kapitalizm, hırs onu beklerken geçmişi ve ailesi ona kucak açmaktadır!
Big Fish (2003)

Daniel Wallace’ın romanından uyarlanan, senaryosunu John August’un yazdığı yönetmenliğini ise Tim Burton’ın yaptığı Big Fish, bir adamın yolculuğunun fantastik ve dram ögeleriyle dolu filmidir. Filmin başrollerinde karşımıza çıkan isimler ise Ewan McGregor, Albert Finney, Billy Crudup, Jessica Lange, Alison Lohman, Steve Buscemi, Helena Bonham Carter ve Danny DeVito’dur. Filmin ana karakteri Will düğününden beri yani yaklaşık üç yıldır babasıyla konuşmamaktadır. Babası Edward her seferinde aynı hikayeyi anlatıp durmaktadır, bir büyük balık ve nişan yüzüğü. Will’in tüm hayatı bu fantastik ve abartılı hikayeyi dinlemek ile geçer. Will’in düğününde de babası bu hikayeyi anlatınca Will için iplerin koparılmasının zamanı gelir. Üç yıllık konuşmamanın sonunda Edward’ın öleceği haberi Will’e gelir ve Will babasını ziyarete gider. Bu ziyarete Will babasının anlatmadığı hikayeleri dinlemeye başlar ve Edward’ın fantastiklerle dolu hikayesi, bir ailenin başlangıcının hikayesi izleyici ile buluşur.
The Squid and the Whale (2005)

2005 yapımı Noah Baumbach tarafından çekilmiş film The Squid and the Whale yönetmenin kendi hikayesinden esinlenerek uyarlanmış bir aile komedi-trajedi filmidir. Filmde kıskançlık ile gelen bir ailenin parçalanması hakimdir. Bu kıskançlığın başlattığı aile parçalanması sonucu karı ve koca direkt boşanma kararı alır. Bu boşanma sonucu Joan tenis hocasıyla beraber bir ilişki yaşamaya başlar. Bernard ise oğlunun ilgi duyduğu genç bir kıza ilgi duymaya başlar. Bu orta yaşlı adamın genç kıza duyduğu ilgiyle beraber ailenin içerisinde bireyler birbirini eleştirel bir potaya koymaya başlarlar. Aile denildiğinde ortaya zihin tarafından atılmış olan iki kişinin beraberliği düşüncesi özellikle heteroseksist düzen içerisinde bu film ile yıkılan bir zemine oturtuluyor. Çünkü aile denilen kurumun içerisine doğmuş olan çocuklar aslında ailenin bütün yükünü sırtlarında taşıyan özneler oluyorlar. The Squid and the Whale ile de ailenin çocuklar ile dönüşümünü izliyor izleyici.
Running with Scissors (2006)

Augusten Burroughs’un yazmış olduğu kendi hayat hikayesinin romanından uyarlanmış olan film Running with Scissors’ın yönetmen ve senarist koltuğunda Ryan Murphy yer alıyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise karşımıza Annette Bening, Brian Cox, Joseph Fiennes, Evan Rachel Wood, Alec Baldwin, Gwyneth Paltrow ve Joseph Cross çıkıyor. Filmin ana karakteri olan Augusten alkolik bir babanın ve ruhsal olarak dengesiz bir annenin çocuğu olarak dünyaya geliyor. Ailenin yüklerinin çocuklarda olmasının kanıtı olarak Augusten hayatında bir yere konumlanamıyor ve bu git geller içerisinde bir şekilde kendi yolunu çizmeye çabalıyor. Bu karmaşa içerisinde Augusten’in annesi bir psikoloğa gitmeye başlıyor ve bu psikolog ile anne kendi yolunu çizmeye başlıyor, Augusten olmadan. Augusten’in de yapması gereken bir şey kalıyor annesinin psikoloğu Dr. Finch’in evine taşınmak. Augusten Dr. Finch’in ve ‘garip’ ailesinin evine taşınıyor ve bu taşınma ile kendi ailesini yaratıp kendi hayallerini gerçekleştirebileceğini öğreniyor.
Away We Go (2009)

Away We Go, senaryosunun Dave Eggers ve Vendela Vida tarafından yazılmış yönetmeniliğinin Sam Mendes tarafından yapılmış dramanın ve romantizmin komedi ile beraber ilerlediği bir yolculuk filmdiri. Filmi başrollerinde John Krasinski ve Maya Rudolph yer alıyor. Filmde izleyici Burt ve Verona ile karşılaşır. Burt ve Verona genç bir çifttir ancak bu genç çift içinde bulundukları hayatın getirdiklerinden memnun değildirler. Sahip olduklarını yeterli ve düzenli bulmayan çift özellikle çocuk beklemelerinin getirmiş olduğu aile kurma hesapları ile hayattan istediklerini almak için bir yolculuğa çıkarlar. Bu yolculuğun amacı Burt ve Verona için hayata yerleşmektir aslında. Ailenin öğretilenler üzerinden sabitleştiği teorileri gerçekleştirmek ve bu ‘düzgün’ temeller üzerinde çocuklarını büyütmek isteyen çift Amerika’da bir yolculuğa başlarlar ve ailelerini kurmak için mükemmel olan o evi aramaya başlarlar. Akrabaların ve arkadaşların da dahil olduğu bu arayış ailenin arayışına dönüşür zamanla.
August: Osage County (2013)

Tracy Letts’in aynı isimli oyunundan beyazperdeye uyarlanan ve yine Tracy Letts’in senaryosunu yazdığı film August: Osage County’nin yönetmenliğini John Wells üstleniyor. Filmde bir ailenin yeniden bir araya gelmesini izliyor izleyici. Yalnız bu bir araya gelmenin sebebi mutluluk veya istek değil zoraki bir dürtü. Beverly ve Violet Weston artık yaşlı bir çifttir ve üç tane kızları da kendi yollarını çizdikleri hayatlarını yaşamaktadır. Ancak bir gün Beverly ortadan kaybolur ve bu kayboluş ile üç kız kardeş ağustos sıcağının hiçbir şeyi gizli kapaklı bırakmayacağı bir zamanda aile evlerine dönerler. Babalarının bulunmasının yanında evin içerisinde de kaybolan dinamikler yeniden yüz üstüne çıkmaya başlar. Filmin oyuncu kadrosunda Meryl Streep, Julia Roberts, Chris Cooper, Ewan McGregor, Margo Martindale, Julianne Nicholson, Juliette Lewis, Benedict Cumberbatch ve Sam Shepard yer alıyor. Filmde bir ailenin bir araya gelmesiyle sırların da ortaya çıkmasını ve ailenin neden aile olmayı seçtiğini görüyoruz.
Osman Karakülah
290 yazı · Osman çocuğun ölüm ile imtihanı 92 yılının mayıs ayında Antalya'da başladı. Sonuçta doğduğu anda ölümle son bulacak bir geri sayım saatinin düğmesine basılmıştı. Fakat altı yaşında bir gün ablası sevgilisi ile yalnız kalmak için onu tek başına sinema salonunda bırakınca bu çocuğun hayatı değişti. O an ölümden nasıl kaçacağını öğrendi ve sinemaya olan aşkı başladı. O şu an akademik kariyeriyle cebelleşirken ve hala ölümden korkarken ölümsüzlüğü, aşkı ve huzuru sinemada buluyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →