· 2 dk okuma

Nergis Hanım

Nergis Hanım

33. İstanbul Film Festivali’nde Seyfi Teoman En İyi İlk Film ödülünü almış olan Nergis Hanım, istenilenin düzgün bir şekilde gerçekleştirildiği, kendi içinde son derece tutarlı bir film. Fakat salt film değerlendirmesi yaptığımızda başarılı bulmamız, ülke sinemamıza olumlu bir katkı sağlıyor mu sorusuna ise evet diyebilmemiz için yeterli olmuyor. Yerli filmlerde kasvetli ve depresif havayı dağıtamadığımız sürece gelişmek daha zaman alacak gibi gözüküyor.

Alzheimer hastası annesi ile ilgilenmek zorunda olan bir adamın çaresizliğinin işlendiği film, minimalist yapısıyla dikkat çekiyor. Tamamı bir evin içinde, yoğunlukla da evin salonunda geçen film durgun yapısına rağmen, sizi içine almayı başarıyor. 1985 doğumlu Görkem Şarkan, sinemayı ne kadar iyi bildiğini daha ilk filminden hissettiriyor. Anlatıyı ışıklarla desteklemesi filmin küçük dünyasında büyük etkiler yaratmayı başarıyor. Özellikle dayılarına ziyarete gelen gençlerin eve giriş çıkış anındaki sarı ışık kullanımı, genelde soğuk renklerin tercih edildiği ev sahneleriyle yakaladığı tezatlıkla bir anlamda mutluluğu rahatlığı ve diğer tarafta da çaresizliği, mutsuzluğu simgeliyor.

Filmin ilk bölümünde evde tek başına gördüğümüz annenin dünyası da, hayatı algılayış tarzı da bir o kadar profesyonelce yansıtılmış. Sessizliği bir destek unsuru olarak kullanan yönetmen, dünyadan tamamen kopuk bir şekilde yaşayan kadının içinde olanları alabildiğine sade ve net şekilde aktarmayı bilmiş. Bu güne kadar baba rollerinde görmeye alıştığımız Settar Tanrıöğen’i evlat rolünde görmek ilginçti açıkçası. Genç yönetmenlerle çalışmaktan hiç bir zaman çekinmeyen ve risk almayı seven Tanrıöğen, her zamanki gibi rolün hakkını sonuna kadar veriyor. Tabi Zerrin Sümer’in de başarısından bahsetmezsek olmaz. Karakterinin hastalığından ötürü yaşadığı anlık duygu değişimlerini mimiklerine o kadar güzel yansıtmış ki; seyirci, seyri çok da kolay olmayan bu filmden kopmamayı başarıyor.Yeşim Ustaoğlu’nun Pandora’nın Kutusu filmine hikaye olarak çok yakın olan Nergis Hanım, o filme göre biraz daha sade fakat aynı zamanda bir o kadar da sert ve rahatsız edici.

Ülkemizde mutluluk cidden pek kolay bulunmuyorken, sinemada bu yönde bir beklentiye girmek ne kadar doğru olur bilinmez fakat, eleştirmen kimliğimi kenara bırakıp düz bir seyirci olarak baktığım zaman artık bu soğuk, karamsar filmlerden yoruldum. Acı çekiyoruz toplum olarak, travmalar yaşıyoruz doğru, fakat bunlar bizleri farklı bir üretime de teşvik edemiyor, aynı malzemeden yeni bir şeyler sunmaya çalışıyoruz ama bu da ağızda yavan bir tat bırakıyor. Görkem Şarkan’ın önümüzdeki projelerinde bu karamsar havadan kurtulduğu takdirde çok daha iyi işlere imza atabileceğine inanıyorum.


Nuri Şimşek

Nuri Şimşek

138 yazı · 1990 yılında İstanbul’da doğdum. 13 yaşına kadar yaşadığım bu büyük şehrin ne kadar büyük olduğunu tam kavrayamadan Çorlu’ya taşındık. 4 sene sonra da Milas’a. Yaşadığım şehirlerin küçülen coğrafyaları, beni daha büyük dünyalar aramaya yönlendirdi. Benim büyük dünyam sinema oldu. 80′lerde nasıl VHS’ler uçuşuyorsa ortalıkta, benim gençliğimin başları da önce VCD ardından da DVD’lerle geçti. Her fırsatta film izliyor, farklı dünyalara yolculuk ediyordum.Bir gazetenin haftasonu verdiği DVD’ler ile başlayan koleksiyonum ilerleyen yıllarda büyük bir arşive dönüştü.

Yazarın diğer yazılarını gör →